Dün akşam düğün vardı. Yeğenim evlendi. Gelinin tüm kurtlarını döktüğü düğün alanında, yeğenimin annesi olan yengem ve diğer 2 yengem biraz kıskançlık krizi geçirir gibi oldular ama benden bi büyük olan abimin eşi olan 3. yengem pek bi keyifliydi. Çünkü diğer yengemlerin bir araya gelip kendisi hakkında yıllarca yaptıkları dedikodulardan sonra bu pistte göbek atılmadık bir metrekare bile alan kalmamıştı ve üstelik dedkoltesi de cabasıydı.
Kıskananların artık çatlamaktan iflah olduğu gecenin sonunda, yüzlerde zorla tutulan o tebessümlerin düşmesi an meselesiydi ama çok şükür, kazasız belasız bitti ve herkes evine, gelin ve damat ise gerdeklerine girdiler.
Bense karılı-kızlı erkekli-çocuklu alanda bi kaç kez halay çektiğim için, son gece herkes dağılıp evlerine doğru yol alırken evde istenmediğimi anladım ve daha 15'inde evlendirilen ablama gidip uyudum.
Tek bağımızın, aynı babanın sikinden düşmüşlüğümüz olan bu ablam hâlâ türkçe bilmiyor ama konuşmalarımın yarsını anlıyor. Bende onun konuşmasının yarısını anlıyorum ve böylece iletişimimiz bi yerde bağlanmış oluyor.
Ev ahalisiyle uyuduğum yer yatağında, 27 yaşında olmasına rağmen cahil kalmak için özel çaba sarfeden Kartal adındaki yeğenimle aynı oda da uyuduk, ama uyuyuncaya kadar da aptal sorularıyla da muhatap olmak zorunda kaldım. En son "ya sen niye böyle aptal sorular soruyorsun. artık düşünerek konuş. sırf konuşmuş olmak için bir şey sorma. önce düşün, sonra konuş" dediğimde "ya dayı, sende hiçbir şeyimi beğenmiyosun" diye karşılık verdi.
Doğru söylüyordu. hiçbir şeyini beğenmiyordum. sanki ikizim gibiydi. erken yaşlarımdaki benden farksız olan davranışlarına o kadar gıcık oluyordumki, bi ara ona acıdığımı düşündüm ve fark ettimki; ona acırken kendime acıyordum. üstelik bana kimse acımamıştı. ama çok şükürki, şimdi ona acıyan biri vardı.
yukarıdaki satırları sabah yazmıştım ve sonrasında da kalkıp sınava gitmiştim. AUZEF sosyoloji bütünleme sınav yerimi, düğünden dolayı buraya aldırmıştım. dün her fırsatta çlıştığım için sınav iyi geçti. şimdi ise saat 17:41 ve salonda oturmuş bu satırları ekrana dökerken, balkonda oturmuş dün gecenin kritiğini yapan ev ahalisini dinliyorum.
kime düğününde ne takılmıştı ve şimdi gelip bizim düğünde ne taktılar
davet edilmesine rağmen gelmeyen orospular ve çocukları
gecenin akışı ve plan dışı gelişmeler nelerdi, ne bekleniyordu da ne oldu
kiralanan düğün salonun azizlikleri, kazıkları (çay dağıtıp, çay parası olarak 7bin tl daha almaları) vs vs diye uzayıp gidiyor konular.
13-14 yaşından 18 yaşımdaki o evlerinden kaçışıma kadar yanlarında büyüdüğüm bu abim ve yengem için, evlerinde kaldığım şu günlerde şunu fark ettim; meğer onlardan, evlerinden kaçışım, salt çocuksu sevilmemiş olmamaktan kaynaklı bi düşüncenin beni ele geçirip uzaklara gitmeye zorlaması değilmiş. hatta, bi kaç gündür kaldıkça anlıyorum-anlamaya başlıyorumki; kaçışımın sevilmemekle alakası yokmuş. oysa ben hep sevilmediğim için kaçtığımı düşünmüşümdür :)
meğer sebebi; hiç verilmeyen o huzur, daima verilen rahatsızlık hissi, sürekli kenara itilip durulma durumu vb imiş.
Oysa, yetişkinliğiminde dahil olduğu yıllar boyunca, onlardan tarafından sevilmediğim için kaçtığımı sanırdım. sanıyordum. ama şimdi düğünden dolayı gelip kaldığım şu 4-5 günde anlıyorumki; sevilmediğim için kaçtığımı düşünmem, masumiyetimdenmiş. Ya da aptallığımdan.
5.07.2026
dönence
1.07.2026
davetiyesiz misafir
Zaten bencilliğin, iki yüzlülüğün, sevilmemişliğin ve birikmiş kıskançlığın ortasına doğmuş bir çocuk nasıl farkına varabilecekki. Varmaz ve tam da bu yüzden, sevilmiyor olmasını kendisine bağlayarak yaşamaya başlar.
İlgi sosuna bulanmış, yaşından büyük kafa karıştıran iğrenç sıcak ilk temasların iç gıdıklayan ikna ediciliğine teslim olmak zor olmaz. Benden kendini ona bırakır. Dozun, giderek arttırıldığının farkına da varmaz. Zaten 1'den sonra her zaman 2 gelmek zorundadır. Sonra 3, sonra 4, sonra 5, 6, 7, 8, 9.........
Eller yukarıda değildir ama çoktaaaaaan teslim olunmuştur.
Zaman geçtikçe kişi tarafından istenilenin, bu yaşanılmakta olan olduğu düşüncesi sahiplenilir. Çünkü bedensel arzu ve ruhsal çatışma arasında kalmış küçük bir dünyanın yıkılmasına hazır değildir ergen ve onun için zaten her şey henüz çok erken.
(bu satırları, haftasonu gireceğim sınava çalışmak için az önce oturduğum cafede, karşıma oturan ve ara ara beni kestiğini düşündürten genç adamın etkisiyle yazdım. nerede miyim; ergenliğimi geçirdiğim şehirdeyim. yeğenim evleniyor. davetiyesiz geldim. evdekiler benden oda oda kaçıyorlar. davetsiz misafirliğin acıtan ama güldüren tarafı da var. güldüren tarafıyla daha çok ilgiliyim fakat gece, tek kişilik yatağa girdiğimde acıtan taraftan kaçamıyorum. yatak küçük, acı büyük. kaçış yok.)
28.06.2026
alışveriş ve sikiş
aşk adı altında beni sevecek herhangi birini ararken cinsellik tarafından ele geçirilen o sert yıllarımın sonunda anladığım kadarıyla; al ver ilişkisini gözetmediğin müddetçe kadın veya erkek fark etmeksizin hiç kimse tarafından sevilmeyeceksin.
"bi ihtimal belki beni sever" diye düşünerek, sevilmek için sevgili adı altında kendini siktirdiğin o hayatının aşkı sandığın gizli götveren tarafından da sevilmeyeceksin. çünkü sen alışverişte değilsin. sadece veriştesin ve almaya alıştırdığının normali "sadece almaktır". yanisi canım; kendin zaten bilmiyordun ama ona da alışverişte olduğunu unutturdun ve sayende gerçeklikle bağı koptu. o artık sadece al'maya alışmış bi götveren oldu. seni, somut olmayan bir şey karşılığında siktiğinin, ona kendini siktirmenin, yani senden aldığının değerinden habersizleşti kaldı. o artık bunu, onun en doğal hakkı olduğuna inandırmıştır. buna sen inandırmışsındır. sen inandırdın.
hep gözetmelisin bu al-ver'i. görünmez bi tartıyla gezmeli, iyice ölçüp biçmeli ve sonuç olarak, elindekinin değerinden fazlasına göz koyarak, el atarak ilişki kurmalısın ve asla, daha azına razı olmamalı, tamamen zararda olduğun o en kötü anında sadece dengeyi sağlamalısın.
böyle yapmazsan eğer, böyle yaşamazsan eğer hiç sevilmeyeceksin.
hiç sevilmeyeceksin.
hiç sevilmeyeceksin.
bu al ver ilişkisini kurmayı ise daha en başında ailedeyken öğrenmelisin. öğrenmelisinki; aldığından fazlasını eve getirmiyorsan, sen ailedeki değersiz olansın. gözden ilk çıkarılacak olan sensin.
eğer al-ver'i öğrenmezsen ve öyle davranmazsan, annen tarafından bile ve benimki erken öldüğü için al ver ilişkimiz nasıl olurdu bilemeyeceğim ama belki baban tarafındanda hiç sevilmeyeceksin.
kardeşler zaten al veri hep gözetler ve çoğunlukla al'maya odaklıdırlar. kardeşliğin verdiği o rahatlıkla hep almaya odaklanmış olarak kan bağı ilişkinizi güçlü tutarak kanının son damlasına kadar senden hep alacaklar, hep alacaklar, hep alacaklar.
sen öğrenmemiş olabilirsin ve doğrusunu şimdi söylemek gerekirse; öğrenmediğin için suçlusun. tek suçlu sensin. çünkü al-ver'i öğrenmedin. bu yüzden sakın ola unutma sen hep vereceklisin. hep vereceksin. çünkü elinden tutulduğu gibi çekiştirilerek getirilip ortasına terkedildiğin dünya denilen bu pazar yerinde, bi alışverişte olduğunu bi öğrenemedin gitti amınakoyim.
burada her şeyin satılık olduğunu bilmiyorsun. öğrenmiyorsun.
her şeyin belirlenmiş bi değerinin olduğunu, o değerin bi rakam olduğunu bilmiyorsun. öğrenmek için çabalamıyorsun ve anlamıyorsun. anlamak istemiyorsun ve anlama-mak için çabalıyorsun. çaban, anlamamak üzerine kurulu. çünkü sen bi zavallısın.
oysa anlamalısın. tüm ilişkilerde verebileceğinden daha fazlasını vaat ederek ilişkinizi sürdürmüyorsan kimse seni sevmeyecek.
çünkü herkes alışverişte ve kendi ellerindekinin, senin elindekinin daha değerli olduğuna dair kesin inançları var. onlara, ellerindekinden daha değerlisini vermeli, ya da vaat etmelisin.
tek gerçek bu; al ver, al ver, al ver.
hayat işte bundan başkası değil. hayat, bi ticaretten ibaret.
Bu basit gerçeği anlamak 40 yılımı aldı.
yani 40 yılda anca bi arpa boyu yol alabildim. çok şükür, nihayet al'dım.
24.06.2026
başlıksızlık
24 haziran 2026 saat: 07:25
Sabah erken uyandığım için, genelde bi belgesel veya o anki ilgi alanıma giren bir şeyler izlerim. İnstagram reels kaydırmak bana göre değil.
Green Book'u açmış ona göz atarken, bi yandan da bacak aramı kaşıyordum ve 8-9 aydır kesmediğim sakallaşmış taşşak kıllarımın arasında bir tanesinin pes edip beyaza büründüğünü fark ettim.
Evet, artık götümdeki kılların da beyaza döndüğünün göstergesinden başka bir şey değil bu. Yani gerçekten yaşlandım, yaşlanıyorum.
Yaşlanmak, beni korkutan veya ondan kaçtığım bir şey değil. Tam aksine sırası gelmiş olağan bi durum. Farkındayım ve farkında olarak yaşlanıyorum. Hem zaten her şeyi zamanında olması gereken, yaşamam gereken şekilde yaşamışken neden korku yaratsınki. İyiki zaman geçiyor ve götümüzdeki kıllar kadayıfa dönüyor.
Diş macununu daha az kullanmaya başladım. Sadece fırçalamak yeterliymiş aslında. Zaten dişlerimizin temiz olmasını sağlayan şey bi kalıp sabunu onlara sürtüp durmak değil, düzenli olarak dişleri fırçalamakmış. Oysa reklamlarla farklı bi algı yaratmışlar. Hepimiz bi kalıp sabun sayesinde dişlerimizi temizlediğimizi sanıp durmuşuz. Yazık, ne çok aptal var dünyada.
24 haziran 2026 saat: 22:55
az önce eski ev sahibime şu mesajı attım:
daha ilk başta senle konuştuğumuzda, evi tutarken, apartman aidatı dahil 11.000 demiştin diye kabul etmiştim. ama kira zamanı gelince, inkâr ettin ve bende unutkan olduğum için ısrar edemedim. ama şimdi çıkarken "musluk değiştirmedin, bu eski musluk" falan deyip durdun ve ben unutkanlığımdan dolayı o an gün bir şey diyememiştim ama sonra eve gelip yazışmamalarımızı karıştırınca whatsapp yazışmamızı görünce hatırladımki, aslında musluğu değiştirmişim. sana da ekran görüntüsü attım zaten. ve böylece anladımki; aslında sen bana aidat konusunda da yalan söylemişsin. yani önce kiraya dahil, 11.000 demiştin. sonra inkâr edip, değil dedik demiştin. bende unutkan olduğum için ısrar edememiştim. ama şimdi bu son musluk yalanınla da anlıyorumki sen yalancı, dolandırıcı, sözünde durmayan, ilk dediğini sonra inkâr edenin kendisisin. annene de söyledim; toplamda 4700 liramı iç ettin. hakkım haram olsun. boğazında kalsın
24 haziran 2026 saat: 22:58
yeni evimin, yeni mutfağında oturmuş bu satırları yazıyorum. bi kaç sivrisinek içeri girmenin bi yolunu bulmuş. az önce tadıma baktılar ve kolum durmadan kaşınıyor. evin karşısındaki parktan çoluk çocuk sesleri geliyor. bunlar çocuk seslerinin sokakları doldurabildiği son demler.
Artık insanlardan kimse üremek istemiyor. Üremek isteyenler ise hep kısır mısır. Hayat koca bi şakadan ibaret. Komik ama burnundan soluyarak gülünebilen espriler bunlar.
20.06.2026
mayıs ve haziran hasadı
bunu 16 mayıs 11:40'da yazmışım ama 20 haziran 10:01'de eklemeler yaparak paylaşıyorum.
ve hiçbir şey yazmamışım. Daha doğrusu zaten az kullanmaya başladım burayı.
eskisi gibi aslında şu an boş boş bir şeyler yapmaya çalışıyorum. bakalım ne olacak.
trendeyim ve bayram için memlekete, aileden arta kalanlara doğru gidiyorum.
tam da benimle bir bağları kalmadığını açıkça söyledikleri bu zamanlarda, benim bi bağ kurmaya çalıştığım şu anın çakışması garip.
ve açıkçası, onların şimdi söylediklerinin tersine ben her zaman bi bağımız var sanıp onlardan uzak durmaya çalışırdım. çok garip.
yani tüm o zamanlarım boyunca olmayan şeyin var olduğunu düşünüp durmuşum ve bu olmayan şeyin varlık düşüncesi beni ölesiye korkutup onlardan kaçmaya zorlarken, şimdi olması için çabalıyor olmamam durumu çok çok trajikomik garip.
çünkü ben hep kaçmışım ve durmadan kaçmışım. oysa şimdi geldiğimiz duruma bak; meğer zaten bi bağımız yokmuş. olmayan şeyle beni korkutup beni kendilerinden ve kendimden sürekli kaçırırlarken hayat ne kadarda özgür ve aynı zamanda kafa karıştırıcıydı.
şimdi olması gerekmesine rağmen tüm olmayışları görüp bağ kurmaya çalışıyorum. garip.
tüm bunları topladığım zaman anlıyorumki aslında ben kaçmıyordum. sadece hakkım olan sevgiyi almadığım için, vermediklerini anlasınlar diye kaçıyordum ve aslında bu durumum, içten içe onları cezalandırma arzumdan geliyordu. madem bana sevgi duymuyor ve aramızda bi sevgi bağı kurmadınız o zaman ben sizinle bağımı keseyimde görün gününüzü diyerek kendimce onları cezalandırıyordum.
fakat şimdi anlıyorumki; aslında kendi kendime ölçüp biçmelerimden vardığım sonuçlarla bir şeyler yapmaya çalışıyordum ve onların sikinde değildi tüm bu ölçüp biçmelerimin sonundaki kaçışlarım.
ara ara dönüp geldiğimde ufaktan ufaktan anlamadım değil anladım. anladım aynı amdan doğduğum insanlar için bi bok olmadığımı. ama kabullenmek, kendimin çabasını boş ve tüm kibrimi haksız çıkarmak olurdu. kıyamadım o içimdeki gizli narsist yanıma. zaten bi hiç olduğumu ve hatta herhangi biri için bi hiç bile olamadığımı kendime nasıl itiraf edebilirdimki. edemezdim, etmedim. kendime bunu yapamazdım. narsistik yanımı, küçük dünyamdaki anlam arayışlarıyla süsledim ve yola devam ettim.
hem ne yani, ben ben ben, biricik ve muhteşem ben, doğduğu anda buraya kazıkla çakılıymış gibi yaşayıp giden şu kimseler için bi hiç bile değil miydim?
olmazdı. olamazdı, bir şey olmalıydım. bi küçük bağ. örümcek ağının tek ipliği kadar bile olsa yeterliydi. ama o bile olmadı.
gidip gördüğüm, tanıştığım sevdiğimi sandığım, hayatımdan gelip geçen o yolcular için mutlaka bir şeyler olmalıydım diye düşündüm ve koyverdim kendimi. olmadı. kimse için bir şey olmadan, olamadan yıllar su gibi akıp gitti.
dönüp geldiğim bu yerde, en azından sizin için bir şeyler olmalıydım, ama ŞOK dışından bir şey olamadım.
ama nasıl olurdu, ben sizin için bir şey olduğumu sanırdım, sanıyordum. olmalıydım.
siz buraya çakılı halde yaşayan zavallılar için nasıl bi hiç bile olmuyordumki.
işte anlamıştım ve aslında şimdi yine tüm bunların toplamında alıyorumki, bu son durumla yaşadığım, ortaya çıkıp duran şimdiki kızgınlığım onlara değil, kendimeydi. yanlış anlamış olduğumaydı. her şeyi yanlış anlayıp yanlış yaptığımaydı. yanlış kere yanlışlarla geçen ömrümeydi.
hep yanlış yapıp durmalarımaydı.
kendimden başkasına olmayan bu kızgınlıklarımın kendime olduğunu anlamış olduğum için şimdilerde memnunum. memnunum ve zaten yapacak bir şey yok. yok yok yok.
ne güzel. aslında tüm o yıllar boyunca içte içe kendime kızıp durmuşum ve şimdilerde de bu yüzden kimseye nefret duyamıyorum. bu tek kazancım olsa gerek. nefret duymadan yaşayabiliyor olmak.
ama bi yandan da ufak bi "keşke nefret edebilseydim" düşüncesi de beni ara ara yoklamıyor değil.
nefret demişken; uzun zaman bu nefret konusu üzerine de düşünmüşümdür.
neden birilerinden, bir şeylerden nefret etmiyordum diye düşünürdüm.
hayatımda olanlar, gelip geçenler ve ara ara gelip gidenler tarafından bu kadar kenara itilmişliğime rağmen neden nefret etmiyordum?
"nefret etmeliyim" diye düşünüyordum ve olmuyordu. nefret edemiyordum.
kendimi zorlamama rağmen nefret edemiyordum. olmuyordu. sonra edemediğim için de kendimi "hayat böyle zaten" deyip geçiştirerek kandırıp sustuyordum.
şimdi anlıyorum neden nefret etmediğimi, edemediğimi. çünkü onlara veya birilerine kızgın değildim.
kendime kızgınken birilerinden neden nefret edecektim ki, edemezdim ve işte bunu anlayamıyordum.
şimdi anladım çok şükür. kendime kızgınlığım da kalmadı. zaten her şey anlayıncaya kadar ya.
anlayınca bitiyor. iyi kötü fark etmiyor, onu en ufak parçalarına kadar ayırınca anlıyorsun ne bok olduğunu ve anlayınca, yüklediğin o ilk anlamlardan geriye bir şey kalmıyor.
çünkü bütünü başka anlamalara gelen parçalara ayırdığında, bütünün kendisi o ilk anlamdan ve onu oluşturan anlamlardan uzak düşüyor. en ufak bi ilgisi kalmıyor.
sırf bu yüzden parçalamak lazım her şeyi. yok edercesine. başlangıcına dair hiçbir bağı kalmayıncaya kadar...
17.06.2026
yeni bir eve taşındım, zekat verdim, torbacı mülayim hapiste
geçen yıl tutup, ömrümü tamamlarım diye düşündüğüm ev, ev sahibinin emekli eski bankacı bi paragöz olmasından dolayı beni sıkmaya başladı. adam 11.000 tl olan varoş semtteki evini, bu yıl 18.000 yapmak istiyordu ve bir de geçen yıl "kiraya apartman aidatı dahil" demesine rağmen, ilk ay sonunda aidatı ayrı vermem gerektiğini söyleyip, ben dahil olduğunu söylediğini hatırlattığımda da gözümün içine baka baka hiç utanmadan "hayır öyle bir şey demedim" diyerek yalan söyleyince soğumuştum. bu yüzden yılımın dolmasına 2 ay kala "dayı, kira 11.000 TL olarak kalsın, oturmaya devam edeyim. yükselteceksen çıkacağım" cümlesini yalnız kurarak ultimatom çektim, o da "buralar hep 18.000 oldu. bende yükselteceğim" dedi. bende uzatmadım ve "tamam. çıkacağım" dedim ve konuyu kapadık.
Konuşmamız sonrası hemen ev aramaya başlamış ve yılım dolduğunda da aynı sokakta, 400 metre ilerde giriş katında 1+1 odalı, mutfağı, banyosu, tuvaleti ayrı olan küçük balkonlu bi evi 8.000 TL'ye tuttum.
şu an internetini de bağlatmış halde oturmuş bu satırları yazıyorum ve tüm bunları daha önce yaşamışım hissini yaşıyorum. (dejavu)
Ev arkadaşı olarak tuttuğum beleşçilere ise geçen aylarda başka yer bulmalarını söylemiştim ve bulup gittiler.
Asker olan bi ara gelip kalmak istedi ama kiranın yarı yarıya değil, eşyaların bana ait olması, tüm taşıma vs gibi her şeyle bizzat kendimin ilgilenmesinden dolayı eğer kalacaksa, bana 11.000 tl vererek kalabileceğini söyledim ve dumur olup "ama sen 8.000'e tuttuğunu söyledin. neden bana 11.000 düşsünki" dedi, bende "çünkü evi ben tuttum. bedava da tutup, istersem ev arkadaşı olarak alacağım kişiden 100.000 tl isteyebilirim. bu bana kalmış bi şey" dedim de susup, bi iki boş muhabbet sonra çekti gitti. gidiş o gidiş.
Dalyarak işte, evin tüm sorunlarıyla ben ilgileniyorum, eşyalı ev paylaşıyorum, çamaşır makinesi, buz dolabı cart curt bozulduğunda yenisini ben alıyorum ama kiraya gelince, çok istiyormuşum :)
neyse, bu varoştan da böyle kurtuldum.
bi kaç hafta sonra tekrar ilan verip, yeni bi ev arkadaşı almayı düşünüyorum. bakalım hele bi kaç hafta geçsinde.
Dejavularım eskisi gibi yine artmaya, sıklaşmaya başladı. Geçen gün sokağın ortasında "aa ben buraya gelmişim" oldum ve bi kaç saniye süren donma sonrası, içimden çektiğim "allahu ekber"ler ve "euzubillahimineşeytanirracim"ler eşliğinde toparlanıp yol devam ettim.
oluyor öyle ara ara ama yapacak bir şey yok. Şubat ayındaki kontrollerimde onkolog doktor her şeyin yolunda olduğunu, ekim'de görüşeceğimizi söylemişti. öyle olur umarım.
Geçen ay memlekete bayram iznine gittim geldim. en büyük abimin, bir zamanlar sümüklü olan çocuğu, beni çok seven, bi zamanlar ibne olduğumu ona rahatlıkla söylediğim yeğenim nişanlandı. Temmuz'da da düğünü var. Düğüne de gideceğim. bakalım nasıl geçecek.
erkeklerden iyice uzaklaşmış olmama rağmen, bazen şeytan dürtmüyor değil içimdeki nar'ı. ama tutuyorum kendimi, hemen dönüyorum başka taraflara, başka cinsiyetlere. kadınlarla ufak flört denemelerim oluyor ama kadınların erkekleşmiş olmasına alışamadım. cicili bicili kızları sevdiğimi, ama hafif maskülen kadınların bana göre olduğunu da düşünüyorum tabiiki. beni çekip çevirecek bi karı'ya ihtiyacım var yani. bence tüm erkeklerin bi kadın tarafından çekip çevrilmesi lazım.
şu an bu satırları, mutfaktaki küçük masada oturmuş yazarken, yatsı ezanı okunuyor.
5 vakit namaza başladım başlayalı daha sakin biri oldum sanki.
namaz kılmak insana bi düzen getiriyor.
günü, olayları, hareketi namaza göre ayarlıyorsun.
yani daha doğrusu; allah'a secde etmeye göre ayarlamaya başlıyorsun kendini.
çok güzel ya, allah'a inanmak. ona secde etmek. sadece ondan istemek. her şeyin sahibinin o olduğunu bilerek yaşamak. elhamdülllah.
düzenli çalıştığım için, maaşımdan biriktirdiğim paramla, zekât verebilecek kıvama geldim ve bu yıl zekâtımı dağıttım. bi kısmını, çocukluk arkadaşım olan torbacı mülayim'in (hhttps://hayaterkegi.blogspot.com/2017/02/torbac-mulayim.html) karısına verdim. çünkü 4 çocuğu var ve torbacı olan kocası mülayim'de uyuşturucu satıcılığı yaparken yakalanıp hapse atılmış.
memlekete gittiğimde öğrendiğim için, kadının kapısına gidip parayı verirken, ona "allah senden razı olsun. sıkma canını, bu adam böyle. sen kendine bakmaya devam et. çocukların var." gibi bir sürü şey söyledim, konuştuk biraz. benden 5 yaş küçük ve trabzonlu olmasına rağmen bu piçe sahip çıkması çok değerliydi. çocukları da maşallah, tertemiz ve pek efendilerdi.
büyümüşler, mahallede top peşinde koşturuyorlardı.
başka bi ihtiyaç sahibi kadına daha zekât vermiştim ama sonraki gün evinde büyük ekran led tv görüp, çocuklarının da sağa sola taksiyle gidişlerine şahit olunca, vermiş olduğuma pişman oldum. keşke o parayı da torbacı mülayim'in karısına verseydim. çünkü onlar hem kirada, hemde torbacının hapisten çıkacağı yok.zaten bu kaçıncı, yakalanıp içeri atılışı sayan yok.
bende bi ara karısına "inşallah çıkmaz bi daha, orda geberir gider, sende kurtulursun bu piçten" demekten kendimi alamadım ve karısı "abi öyle deme ya" dedi, büyük ve gerçek bi karılık içtenliğiyle.
bu piçe de bu kadın denk gelip, hayatını beş para etti ya, elbette her işte bi hayr yaratır allah. yaratmıştır.
28.05.2026
bayram değil, seyran değil, nedir öyleyse
bayram yaklaşırken izin alıp, yanlarında büyüdüğüm yengem ve abimin memleketine geldim. izni erken aldım çünkü önceki güne kadar burnu aktığında silmeyi bilmeyen yeğenimin dün nişanını yaptık.
çocuk büyüdü, aşık oldu ve temmuz gibi de evleniyor.
dün yapılan nişan sonrası eve döndüğümüzde, mutfakta ev ahalisi arasındaki muhabbet esnasında, kadınlardan birinin yengeme sorduğu "nasıl razı oldunuz" sözüne yengem "aşk kazandı" dedikten sonra kahkahalarla güldükten sonra bende jeton düştüğü için "aaa sen, kızı istemiyor muydun" diye sordum ve etraftan "öyle bir şey yok, öyle bir şey yok" cevapları aldığım için sustum.
geçen yılda, doğuştan hafif zihinsel ve bedensel engelli olan en büyük oğlunu evlendirmiştik. onu ise, benim, yengemi, ilk önce bu engelli oğlunu bilimsel ve ahlaki açıklamlarımla evlenmesi gerektiğine ikna etmem sonrası evlendirmişti. onun evlendirilişi ise, yengemin farklı zamanlardaki herhangi bir sohbet esnasında sözlerin dönüp dolaşıp evlilik veya çoluk çocukların büyümesi konusuna geldiğinde "ya bunlar evlenmiyor, ben ne yapacam" (engelli oğlu dışındaki diğer 3 sağlam çocuğunu kastediyordu) serzenişlerinden birinde ona, dayanamadım ve hafif azarlarcasına şöyle haşlamaya başladım:
-sakatı evlendirmeden olmaz
-ya bunu kim alır, keşke biri alsa
-sen de ona yakıştırmıyorsun değil mi
-e vallahhh kimse almaz, nasıl alacak biri bunu. keşke alsa
-amcanın kızı HİLSE varya, o da hafif zeka sorunlu. ben onu bayramda gördüm, insanların onu hafife aldığı kadar gerizekâlı değil. evi çekip çeviren oymuş. babasına o bakıyormuş. alışverişi o yapıyor, sağı solu toplayan da hep oymuş. daha ne olsun. senin sakatı da toparlar, sahip çıkar. yaşar giderler.
-hakkat ha, valla sen doğru söylüyorsun. ben hiç düşünmedim. keşke alsa, vallah olur
-sen kızı zaten hiç düşünmedin ama aslında düşünmediğin kız değildi, sakat oğluna evliliği hiç yakıştıramadım. onu evli düşünmedin. evlendirmen gerektiğini hiç düşünmedin.
-ee ben nasıl düşüneyim, kim alırki
-kim alır malır değil de, sen öldüğünde kim bakacak bu çocuğa. kardeşleri bakar mı sanıyorsun. yaşlandığınızda size bile bakmazlar. bakmayacaklar. buna da siz öldükten sonra en fazla 3-5 ay bi sorar ederler, sonra kendi dertlerinde boğulup gider bunu da siktir ederler.
-öyle olur diyorsun?
-ee başka nasıl olacak. baksana bana, ben sağlamım, kendime yetiyorum, ufak bi sağlık sorunu yaşadım benimkiler sen dahi beni bu sağlam halimle sokağa attılar da kendimi babamdan kalma gecekonduya atabildim. siz öldükten sonra diğer çocuklar senin sakatı sokağa atarlarsa, sokakta kalır. günahı da boynunuza kalır.
-vallah haklısın ama ne bileyim, durumundan dolayı hiç düşünmedik
-bak şöyle yap. sen İLSE'ye gözlemle biraz. bi bak gerçekten kafana yatarsa, evlendirir, beraber bi kaç yıl yaşar düzenlerini oturduktan sonra onları kendi evlerine çıkarırsınız. siz ölünceye kadar da onları kontrol ederek yaşarsınız. onları çekip çevirir, sahip çıkarsınız. siz ölünceye kadarda zaten onların düzeni tam oturur.
-doğru. tamam ben bakayım" demişti ve bu kou kapanmıştı. ama şans eseri benim bu fikrimle bizim zekâ özürlü Hilse'ye o ayın sonunda görücü geldi, bi kaç hafta sonra nişanı yapıldı, aylar sonra ise evlendi gitti. Yengem bana "sen öyle dedin diye onun bile kısmeti açıldı" demişti ve bende "tamam, oğlunun dengi olan başkaları da vardır, onlara bak" demiştim de işi ciddiye aldırmaya devam etmiştim ve işte sonrasında denk birini bulup, üstelik ayrı bir yuva kurarak evlendirmişlerdi. şimdi bu sıra bu sümüklü yeğenimdeydi.
hayat işte bi şekilde geçiyor.
yukarıdaki satırları 2 hafta önce yazmıştım. şimdi ise kurban bayramının 2.günündeyiz ve devam edeyim derken, ne yazacağımı da bilmeden oturdum ama dün, 3. abimin karısı bize bayrama geldiğinde, sümüklü yeğenimin nişanı konusu açılınca, annesinin "ya ben ordayken, yengem aşk kazandı gibi bi cümle söyledi. galiba yengem bu gelini istemiyor" dedim ve hemen bu konu hakında konuşulmaya başlandı.
meğer yengem ve abim, bu kendilerine yeni gelin gelecek kızı, gündelik dış hayatında başı açık, kot pantolonlu ve bazende göğüs dekolteli giyimli olduğundan dolayı istemiyorlarmış. çünkü yengem mantolu bi kadın ve abimde, hacı güya.
bunu öğrenince, şap diye ağzımdan "ama hep başka gelinleri açık diye eleştirirsen olacağı buydu" cümlesi çıktı, çıkmasıyla da herkes sustu, konu kapandı gitti.
öyle işte. namus, görünen iki meme ucunda değilki.
ve insan, yıllarca gelen-giden gelinleri eleştirirken, bi gün kendisine de geleceklerini hep bilmeli, hep aklında tutmalı.
********************************************
hayatımdan 31 ve seksi çıkardığımdan bu yana, yaşamımda çok boş zaman oluştu. meğer cinsellik çok yer kaplamış. beni tamamen ele geçirmiş. çok şükür kurtuldum.
şimdilerde ise cinsellik hakkında "üreme amacı dışında seksin olmaması gerektiğini" düşünüyorum. ve anlıyorumki; özellikle yaşadığımız bu yüzyıldaki medya tarafından cinsel propagandaya o kadar maruz kalmışızki, yaşama amacımızının her an her yerde bir daha, bir daha, bir daha seks yapmak olduğu fikrine aksini düşünmeden saplanıp kalmışız.
dediğim gibi, oysa seks; tüm canlılara üreyecekleri zaman hayata geçirilmeleri gereken bi eylem olarak verilmiş olmasına rağmen, insan denen akıllı canlının bunu tutup hayatının merkezine koyması, tüm amacı bir daha, bir daha, bir daha ve bir daha yapmak olarak yaşamaya başlamasıyla gerçek anlamını-amacını kaybeden şey. eylemden ibaret. bence çocuk yapmayacaksanız hayatınızı sekse-cinselliğe göre şekillendirmenize, seks üzerine kurmanıza gerek yok. hayatınızı seks olmadan da sürdürebilirsiniz. medya tarafından sürekli cinsel propaganda-saldırıya uğradığınız için, seksin gerçek işlevini amacını unutmuş veya üzerine düşünmemiş olabilirsiniz ama gerçek bu. seks olmadan ilişki sürdürebilir, yaşayabilirsiniz. buraya kadar okuduğunu anlamayanlar için özet geçeyim;
fındık kadar amınızı karşınızdakini manipüle etmek için her an, öne sürmek zorunda değilsiniz.
bi boka yaramamışlığınızın acısını, balta sapı kadar sikinizi elinize alıp her gördüğünüz deliğe sokarak veya vücut deliklerinize o sapları sokturarak yok edemezsiniz. emin olun hayat, seks yapmaktan çok daha fazlası ve kesinlikle aklını kullanarak yaşanması gerekir.
(nerden nereye geldim. bu da böyle kalsın.)
bayramın 4. günü Ankara'ya dönüyorum.
dün eski mahallemde bayramlaşma vardı. oraya gittim. o sığlık, o kendini dış dünyaya yarı yamalamış olmaklık çok can sıkıcıydı.
eskiden bu topluluğu orijinal buluyordum ama şimdi orijinallikten çok, yapay geliyor.
belki de tamamen koptum bunlardan, ya da tamamen ayıldım gerçeğe. bilemiyorum.
12.05.2026
kadınsız kalmış ürkek
durgun, çok durgun.
hüzünsüz bi durgunluk var tenimde.
kendim dahil kimseye anlatamadığım ve doğru kelimelerden inşa edilmiş cümleler kuramadığım zamanlardayım. bir şey var, ne olduğunu geç anladığım.
sahte erkek sevgileriyle tıka basa geçirilen yıllardan sonraki zamanlardayım
ve şimdi, susuz kalmışcasına gerçek bi öpüşmeye muhtaç
arzulayan bi kadın tarafından sımsıkı kucaklanmaya çok aç.
uzun uzun bi kadına dokunmaya ve bi kadın tarafından dokunulmaya duyulan bi özlemin var olduğu zamanlardayım.
sahi bi kadın tarafından sevgili olarak sevilmek nasıldır kim bilir.
kim bilir nasıldır bi kadın tarafından özlenilen o erkek olmak.
ve herhangi bi kadın tarafından evlat gibi sevilmek nasıldır kim bilir.
nasıldır kim bilir, bi erkek kardeş olarak bi kadın tarafından sevilmek.
1.05.2026
Gay Erkek
Gay Erkek veya gay erkekler üzerine sanırım çok şey söylenebilir.
Ama şunu söyleyebilirim ki; aslında google aramalarındaki o propagandavari materyaller tarafından ele geçirilme diye, yanılgıya kapılmaman için yazdım bu yazıyı. daha doğrusu yazmaya çalışıyorum.
gidip saçma sapan seks konulu şeylere kapılma diye yazıyorum.
lafı uzatmadan giriş yapıp, geliştirmeye çalışayım;
Gay may yok.
Peki ne var dersen, şöyleki;
tüm bu gay tanımları falan, sen bi hemcinsinle yattığında, yaşadığın huzursuzluğu yok etmek için uydurulmuş kelimelerden ibaret. çünkü "tanım"lamak özünde, onu okuyan ve okuduktan sonra da artık mecburen onu öğrenmiş olan tarafından, o şeyi sahiplenme veya onun tarafından sahiplenilme hissi uyandırır.
çünkü; tanımlanmamış olan biraz korku, çokça da soru işaretleri verir.
zaten ne olduğunu bilmiyorsan, ne olduğunu bilmezsin.
evet, bilmezsin ama dünya da durmaz. sen birinin oyuncağı olmaya hazırlan diye döner durur, döneeer durur ve bu yüzden, sana ne olduğunu söylemeye hazırlanır dünyanın kötüleri.
işte tam da bu yüzden bir kaç kelime uydurulur ve o kelimelerle sana dolaylı yoldan "hayır yanlış yapmadın, doğru yaptın ve bak bu da sensin" denilmiş olur.
ilk duyduğunda veya öğrendiğinde ufak bi merak salınır içine. döndürür durursun kafamın içinde ve o kendine bi yer bulamasada sen yer verirsin ona mutlaka.
yerleşir yavaşça, usul usul yer yapar kendine. yani sana.
ve işte bi yerden sonra kendini o kelimeyle tanımladığın an, bi şey olmuş olursun. az önce bi bok bile değilken, şimdi bir şeysindir ve bu yüzden sımsıkı sarılırsın o tanım'a.
artık sen o'sun. sen o kelimeden ibaretsin. o kelime kadar sığ, sağılmaya hazır bi sığırsın artık.
oysa gerek yok tüm bu sikik tanımlara. gay erkek, gay kadın, gay gay gay
yani herhangi bir şey olarak tanımlanmayı kabul etmemelisin.
huzursuzluğunla barışmalısın. kendine çokça zaman tanımalısın.
bırak huzursuz olsun için. kabullen huzursuzluğunu. sana ait bir şeyi yok etmelerine izin verme.
seni yok etmelerine izin verme.
tüm kafa karışıklığınla yaşamalısın ve evet, tüm cümlelerinin sonuna nokta koymana gerek yok. sonsuza kadar uzatabilirsin
7.04.2026
hayat erkeği ve hayatının kadını
bismillah. çünkü; hayat erkeği, hayatının kadınını buldu. inşallah yanılmaz.
13 nisan edit: yanıldı.
28 mart
1 nisan
7 nisan
günler sonra, hangi tarih olduğunu bilmiyorum ama şöyle bi yazışmamız olmuş:
Hayat Kadını: Dün duygusal olarak bana karşı hiçbir şey hissetmediğini söyledin. Bence sen mantığına göre insan seçiyorsun:) iyi kalpli olabileceğini düşündüğün insanları seçiyorsun ama akıl bu konularda yanılabilir🙃 Hayat Erkeği: sen bana duygusal olarak bi şey hissetmeye başladın mı? ve ben akıl ve kalple beraber seçiyorum. inşallah yanılmam Hayat Kadını: Şöyle; mantığımla baktığımda anlaşamayacağımızı düşünüyorum, birkaç kez söyledim hatta. Ama seninle sohbet etmekten keyif alıyorum, buluşmaya gelirken isteyerek geliyorum öylesine ya da vakit geçsin diye değil, kendimi iyi hissediyorum, ayrıldıktan sonra bunalmış veya mutsuz hissetmiyorum iyi hissetmeye devam ediyorum. Yani duygusal açıdan olumsuz bir hissim olmadığı hatta iyi hissettiğim için iletişimi kesemiyorum, kesmek istemiyorum. Sanırım sen de; ben kendi halinde, beklentisiz, mütevazi birisi olduğum için benimle iyi anlaşabileceğini düşünüyorsun ve benimle bir aradayken iyi hissettiğin için değil, mantıken aklına yatan birisi olduğum için benimle iletişimini kesemiyorsun. Hayat Erkeği: kendi düşüncelerini söylediğin için teşekkür ederim. ama benim adıma düşünmemelisin. kendi düşüncelerini söylediğin için teşekkür ederim. ama benim adıma düşünmemelisin. niyet okumayı bırakmalısın. kızacaksın ama yine de söyleyeyim; tanıdığım kadarıyla iyi birisin. iyi olduğun için de iletişimi kesmek istemiyorum. iyi bir insan olman bana yeter. ve amacımız zaten iyi biriyle denk gelmek değil mi? işte ben sana denk geldim, daha ne yapayım. aradığım gibi, yada inandığım gibi iyi kalplisin. çok iyisin ama ne yazıkki bunu benden duyunca, seninle ilk olarak iyi bir insan olduğun için kaçırmak istemediğimden dolayı kendini aşağılanmış hissediyorsun. oysa gururlanman lazımdı. götün-memen-kaşın-saçın fiziğin için değil, iyi kalplisin diye senle olmak, sana sahip çıkmak istiyorum. bundan niye rahatsızlık duyuyorsun. diğer insanların, ilişki arama kıstasları umrumda değil. herkesin amacı ve aracı farklı. benimki bu. kendinde söylüyorsun; benimle iyi hissediyorsun. amacımız iyi hissederek yaşamaksa, iyi hissetmekse daha ne olsun. Hayat Kadını: Kızmıyorum teşekkür ediyorum🌸 amacımız iyi biriyle denk gelmek. İyi insanları kaçırmayı ben de istemem. Sen mantıklı bir insansın, iyi bir insanla mantıklı bir ilişki kurmak istiyorsun. Ben de bunu isterim ama karşımdaki insanın beni sevmesini de isterim. Sen beni iyi bir insan olduğum için seviyorsun veya öyle seveceksin. Bu arkadaşlık ilişkisidir, net olduğun için teşekkür ederim. Benim de soru işaretlerim kalmamış oldu. Hayat Erkeği :) sevmek, filmlerdeki gibi bi anda olan bi şey değil. yavaşça, güven duyarak, kendini karşındakine bırakarak inşa edilir. ihtirasla sevmenin içinde, arkadaşça-dostça-arzuyla-güvenle istekler var. bazen arkadaşça vakit geçirirsin, bazen dostça birbiriniz anlamaya sorunları çözmeye çalışırsın, bazen sadece cinsel olarak arzularsın, bazen ondan başkasına güvenmeden yaşarsın. bunları hepsini bir kişide yaşayabilirsin. ben öyle yaşamak istiyorum ama sen benim, sana "iyi birisin" cümleme takıldın kaldın. benim seni sadece arkadaşça gördüğümü sanıyorsun. iyi biriyle de yatmak isteyebiliriz, sırf iyi diye arzulayabiliriz. bunu anlamıyorsun biriyle ilişki kurduğumuzda, sadece tek bi amaçla ilişki kurmayız. hayatımızda eksik olan neyse onu bulduğumuzu düşündüğümüz için ilişki kurarız. benim hayatımda iyi insan yok. iyi biri olsun ve hayatımı ona vermiş olmak istiyorum. belki de senin hayatında herkes iyi ve tamda bu yüzden senin ilişki kurmak istediğin kişinin özellikleri arasında iyi biri olması yok. ama benim hayatımda kendimden başka kimse yok artık. madden, manen, insanen tamamen sıfırlandım ve şu son 1-2 yıldır hayata sıfırdan başladım. biri olacaksa, öncelikle iyi biri olmalı. diğer özellikleri sonra gelir. Hayat Kadını: Hayır ben seni çok iyi anladım. Sen benimle dış görüntüm için ilgilenmediğini söylüyorsun, bu iyi bir şey. Ama bir insanı sevmek onun dışını sevmek değildir ki. Sevmek çok başka bir şey, zaten sevince dışını da çok beğenirsin her şeyi güzel gelir. Sen mümkün olduğunca sorun çıkarmayan, kendi halinde, iyi bir kadın arıyorsun, evet ben bu profile uyuyorum ama ben hayatımda birisi olsun da ne olursa olsun, beni sevmese de olur diyemem. Ben hep yalnızım, yalnızlığa alıştım bunu ancak sevdiğim sevildiğim bir ilişkiyle bozarım. Ben günlük hayatta bile sevmediğim veya beni sevmediğini düşündüğüm insanlarla görüşmüyorum mecbur değilsem. Ben duygularına göre yaşayan birisiyim. Senin mantığına uygun görünebilirim ama sevilmediğim, sadece şartlara uygun görüldüğüm için kabul edildiğim yerde, sandığın kadar iyi değilim, hiç iyi değilim. Umarım sevdiğin, seveceğin ve iyi bir insana denk gelirsin. Arkadaş olabiliriz dedim ama artık bu konuşmalardan sonra o da zor. Aramızda hak geçmesini istemiyorum, lütfen bana ibanını gönder yemeğin yarı ücretini sana ödemek ve bir daha yüz yüze görüşmemek istiyorum. Mektup arkadaşı olabiliriz belki, bu konuşmanın etkisini atlatabilirsek
Hayat Erkeği: ne diyeyim. seni yormayayım. allah karşına, kalbinden geçen birini denk getirsin. iban konusunda ise çok kabasın. içtiğim çaylara say lütfen.
Hayat Kadını: Bu kabalık değil, hak geçmesin istiyorum, ne zaman müsait olduğunda iletirsin. Allah senin de karşına dilediğin gibi birisini çıkarsın
Hayat Erkeği: lütfen bana daha fazla hakaret etme. hakkım varsa helal olsun. amin
Hayat Kadını: Ben sana hakaret edecek hiçbir şey yaptığımı düşünmüyorum. Çok teşekkür ederim, aynı şekilde Her şey için çok teşekkür ederim
Hayat Erkeği: ben çok mu yakışıklıyım? iyi biri değil de yakışıklı mıyım?
Hayat Kadını: Neden bunu soruyorsun?
Hayat Erkeği: sen benimle neden ilgilendin, ilgileniyorsun. bunu öğrenmek istiyorum
Hayat Kadını: Seninle ilgilenmemin bir sebebi yok, sen mantıklı birisi olarak bir insana ilgi duymadan önce bir gerekçe buluyorsundur. Mesela iyi biri olduğunu, onunla kolay geçinebileceğini düşünüyorsundur ama ben öyle değilim. Zaten bilerek, kasıtlı bir davranış değil bu ilgi. Kendiliğinden zamanla gelişiyor. Ama güzel özelliklerini saymam gerekirse bir sürü sayarım seni az tanımama rağmen. Çok güzel yazı yazıyorsun, mantıklısın, eğlencelisin, düşüncelisin, insanların özel alanıyla ilgili pat diye soru sormayacak kadar naziksin, genel olarak naziksin, insanlar hakkında hayat hakkında gözlem yapabiliyor, bunu çarpıcı biçimde aktarabiliyorsun, hayatta pek çok zorluğu atlatmış ama bu güzel özelliklerinden taviz vermemişsin, ilkel olmayan bir gücün var, değiştirmen gerektiğini düşündüğüm pek çok insanın seni eleştirebileceği özelliklerinden utanmak bir yana zırh gibi giyiyorsun tuhaf bir meydan okuman var, daha bir sürü sayarım, fiziksel olarak da söyle dersen gözlerin çok güzel. Ama bunların hiçbiri yüzünden sana ilgi duymadım. Düşünüp de ben bu insana ilgi duyayım demedim. Düşününce olumsuz şeyler geldi aklıma ama iyi şeyler hissettim hep. Sen "ben çok mu yakışıklıyım" diye sorarken, "ben yakışıklı değilim, sen beni iyi olduğum için beğendin" gibi bir mesaj vermek istedin. Aslında bu sözünle, yukarıda tüm söylediklerinin üstüne bir de beni çirkin bulduğunu ama iyi biri olduğum için bunu görmezden geldiğini de belirtmiş oldun:) alınmıyorum, şanslısın ki benim gibi birine denk geldin. Yerimde başkası olsa o da seni kırmak isterdi ama yapmayacağım.
Hayat Erkeği: yanılıyorsun; uğruna ölünecek kadar olmasa da yakışıklıyım tabiiki. kendimi çirkin bulmuyorum. sadece senin ilgi duyma nedenini öğrenmek istedim ama söylemiyorsun. ya da çok laf kalabalığı yaptın, ben anlayamıyorum. sadece senin ilgi duyma nedenini öğrenmek istedim ama söylemiyorsun. ya da çok laf kalabalığı yaptın, ben anlayamıyorum
Hayat Kadını: Bunun bir sebebinin olmadığını, olamayacağını söyledim. Bu sebebe dayalı bir şey değil diyorum, kendiliğinden olur
Hayat Erkeği: yanılıyorsun, hiçbir şey sebepsiz değil. sebepsiz olmaz.
Hayat Kadını: İnsanları sevmek, onlardan hoşlanmak sebepsizdir. Bunun sebebi olmaz. Sebebi varsa gerçek sevgi değildir. Hatta işyerinde bir kadın var, onu neden sevdiğimi anlayamıyordum, oda arkadaşıma da söyledim hatta.o kadınla çok vakit geçirmedim, çok paylaşımım olmadı hatta eskiden itici bulurdum. Ama zamanla, kendiliğinden, durup dururken sevmeye başladım. Sebebi yok. Onun da beni sevdiğini biliyorum, hissediyorum. Sevmek böyledir, durup dururken seversin:) Bu arada senden beni sevmeni beklemiyorum
Hayat Erkeği: ama ben seni sevmek istiyorum
Hayat Kadını: Biz birbirini tanımayan, tanımaya çalışan insanlarız. Bana benden hoşlandığını bile söylesen şüphe ederdim. Ben sana duygusal yaklaşırken, iyi şeyler hissettiğimi söylerken senin konuya böyle yaklaşmaman, mantığınla hareket ediyor ve şartlarına uyacak birisini arıyor olman sebebiyle konu buraya geldi.
Hayat Erkeği: kendin durup dururken zamanla sevmişken, sevebilirken, ben seni manen uygun bulmama rağmen, benim seni sevmem için böyle bi ihtimal vermiyor, düşünmüyorsun bile.
Hayat Kadını: Sen beni sevebileceğin kategoriye koymuyorsun. Mantığına uygunum, o kadar. Ben duygusal yaklaşıyorum sen mantığınla yaklaşıyorsun. Beni bu aşamada sevemezsin, ben de seni sevemem ama sen bu konuyu açıklarken "seni fiziksel özelliklerin yüzünden değil iyi biri olduğun için görmek istiyorum" diyerek, beni begenmediğini de ifade etmiş oluyorsun. Ben bunlara kızmıyorum, alınmıyorum. Kalın kafalı demen gibi, gerçekten ne hissettiğini ne düşündüğünü anladığım için seviniyorum. Bu arada beni fiziksel özelliklerim sebebiyle görmek isteseydin rahatsız olur, bu durumdan dolayı üzülürdüm. Ama "iyi bir insan olduğum için" flört edilmek istenmek diğerinden daha kötüymüş. Keşke konu buralara hiç gelmeseydi, bence iyi arkadaş olurduk. Hem beni hiç kaçırmamış olurdun:) ben de seni kaçırmamış olurdum, sohbet filan ederdik.
Hayat Erkeği: o kadını zamanla sevmişken
Hayat Kadını: Zamanla sevmek değil anlatmak istediğim. Sevmenin sebebe dayanmadığı. Sen zaman geçerse birbirimizi sevmek için sebep buluruz diyorsun. Ben diyorum ki birini seveceksen zaten sebep aramıyorsun
Hayat Erkeği: belkide bu konuda iyi biri değilim. neyin nasıl olması gerektiği vs ikimiz içinde hayrlısı olsun. ve yazdıklarına bakıyorum da, aslında sen benden daha mantıklı düşünüyorsun. kafanı şişirmeyeyim.
Hayat Kadını: Hayır kafam şişmiyor tabiki. Ben daha duygusal baktığımı ama mantıklı şekilde ifade ettiğimi düşünüyorum. Sen hngi konuda daha mantıklı olduğımu düşünüyorsun
Hayat Erkeği: bende mantıksal bakıyorum ama duygusal yaklaşamıyorum değil mi? birbirimizin tersi olduğumuz için anlaşabiliriz, güzel bi hayatımız olabilir. romantik filmlerdeki gibi olmaz, ama yine de çok güzel olur
Hayat Kadını: Sevmediğin, sadece iyi bir insan olduğu için hayat ortalığı yaptığın biriyle romantik filmlerdeki gibi bir ilişkin olmaz tabii:)
Beni sevemezsin henüz, bunda sorun yok. Ama sen bana sırf ben iyi biriyim diye iletişimi sürdürmek istediğini söyledin. Ben de senin iyi biri olduğunu düşünüyorum ama seninle sohbet etmeyi, vakit geçirmeyi sevdiğimi, iyi hissettiğimi söyledim. Bana benim gibi cevap versen yeterliydi. Sen hiçbir şey hissetmiyorsun. Kaç kez buluştuk, bunun üzerine "iyi bir insan olduğun için seninle görüşmeye devam etmek istiyorum" demek, ben senden hiç hoşlanmadım, hiçbir duygum yok ama aradığım kriterlere uygun olduğun için seninle görüşüyorum demektir. Sen beni yemeğe davet edince o kadar mutlu oldum, o kadar heyecanlandım ki. İyi bir insan olduğum için davet etmişsin, peki teşekkür ederim. Ama keşke konuyu flörte getirmeseydin, o kadar iltifat etmeseydin. Arkadaş olsaydık. Bana benden hoşlanıyor gibi yapıp sonra da "sen iyi bir insansın" demek biraz acımasızca olmuyor mu?
Neyse, uyku saati. Muhtemelen son konuşmalarımız. Sen de kafanı topla ben de toplayım. Şimdi her şeyi silmek istemiyorum, yarın konuşuruz. İyi geceler.
Hayat Erkeği: iyi geceler, allahım rahatlık versin.
Hayat Kadını: Merhaba, sakin kafayla düşündüm. İkimizin de isteklerinin, beklentilerinin ve kafa yapısının ne kadar farklı olduğunu görmüş olduk. Daha fazla üzülmemek için ne kadar erken iletişimi bitirirsek o kadar iyi olur diye düşünüyorum. Tanıştığıma çok memnun oldum. Sen herkesin denk gelemeyeceği, farklı, özel bir insansın. Her şey gönlünce olsun, tüm samimiyetimle diliyorum bunu. Mutlu bir ömür dilerim.
Hayat Erkeği: hakaret gibi veya anlamadığım bi şekilde kötücül bir cümle gibi algılıyorsun ama kendi iyi niyetimle yine de söyleyeyim; iyi birisin ve inşallah senin gibi iyi insanlarla karşılaşıp huzurlu mutlu sağlıklı ve güzel bi ömür yaşarsın. çok sevgiler, saygılar.
14 nisan'da bloga gelip- buraya şöyle yazmışım:
olmuyor.
farklı yönlere bakıp aynı şeyi görmek isteyen iki kişiyle hiçbir şey olmuyor.
birimizden biri, diğerinin tarafına dönmeliydi ama dönemedik. oysa benim tarafım daha makuldü lakin ısrarla dönmek istemedi. her şeyi, hayattan tamamen soyutlanarak romantize edilmiş filmlerden, ideal ilişkilerin kurgulandığı kitaplardan, her bölüm adeta ayrı bir yanardağ patlamasıyla öpüşülerek biten dizilerden, ilk görüşte aşkı anlatarak göbek atılan hoppidi hoppidi şarkılardan, buram buram erotizm kokan şiirlerden, öykülerden, romanlardan dan dan dan öğrenmiş birine kendi gördüğümü anlatamazdım zaten. ama olsun denedim. denedim allahım sen hep şahittin.
belki de herkes haklıdır. tüm o milyonlar, milyarlar lar lar lar haklıdırlar.
kimse iyi biri olduğu için sevilmek istemiyor.
ve anladım, onlar için sırf iyi biri olarak sevilmek küfür gibi.
sadece arzulanmak, sikilmek sikilmek sikilmek, sonsuza kadar sikilmek için sevilmek istiyorlar.
21 Nisan'da ise ona şöyle ekşi'den mesajla yazmışım:
selam iyi biri, durduk yere aklıma geliyorsun :) yüzünü düşünüyorum, nasıl bi yüzün vardı diye ama hayal meyal aklıma geliyor. görsem anında tanırım ama polise gidip robot resmini çizdiremem. ama iyi biri olduğun hep aklımda :) neden iyisin; çünkü uyum çabası gösterecek kadar nahifsin, doğru olanı yapmak konusunda düşüncelisin naifsin, zekisin ve bu şeytani bi zekâ değil ve bir de; rol yapmıyorsun. olduğun gibisin. bunlar güzel şeyler, sende hoşuma gidenler bunlar ve seni kazanmak istiyorum :) amin.
selam karşıt biri, bazen sen de benim aklıma geliyorsun, başka şeyler düşünmeye çalışıyorum.
çok naziksin yine, genelde olduğun gibi, güzel sözlerin için teşekkür ederim🌸
beni kazanmak çok kolay ama seni kazanmak kolay değil. ben bu konuda çok şey söyledim, artık başka ne diyebilirim. bence sen iyi bir arkadaş arıyorsun, konu başka bir yere gitmeseydi arkadaş olurduk.
sen iyi bir arkadaşım olsun, adı sevgili olsun istiyorsun. ben de arkadaşlığa çok önem veriyorum, bence duygusal ilişkilerde de insanlar ilk olarak arkadaş olmalı. ama sende duygu tarafı tamamen kapalı ve mantığınla hareket ediyorsun diye düşünüyorum. duygusal konularda da mantık gerekir, olması gerekeni yapıyorsun ama duygu da gerekir bence. sende duygu yok ve sence olmasına gerek yok, öyle düşünüyorsun
onu şöyle yanıtladım: peki. cevabın için teşekkür ederim. iyi günler.
bana şöyle döndü:
duygusuz ilişki istemediğim için trip yiyeceğimi düşünmemiştim. sen iyi birisin, sana karşı iyi şeyler hissediyorum, birlikte vakit geçirmekten mutlu oluyorum, seni daha çok tanımak istiyorum, kalbim çarpıyor demiyorsun. mantığına yattığım için isteyip ben hayır deyince kızıyorsun. beni kazanmak çok kolaydı ama zahmet etmedin. ben yalnız kalamayan, hayatında ille birisi olsun isteyen biri değilim. sevdiğim sevildiğim bir ilişkim olursa olur, olmazsa ben yalnız bir hayatı çoktan kabul ettim, bana ne diye trip atıyorsun acaba? duygusallık isteyerek çok şey istiyorum herhalde. sen; sırf memursun, işin gücün var, kültürlü birisin diye seni isteyecek birisiyle mantık ilişkisi kur. ben beni sevebilecek birini istiyorum. sana da iyi günler dilerim.
biraz laf sokarcasına şöyle yanıtladım: kendine bi kedi alıp hayatına devam etmelisin.
şöyle dedi: neden böyle söylüyorsun anlamıyorum. geçimsizsin, ömrünün sonuna kadar yalnız kalacaksın anlamındaysa peki, öyle olsun. kimseyi beğenmeyen, burnu havada biri olsam haklısın diyeceğim, benim standartlarım çok yüksek diyeceğim. minimumun minimumu, en olması gereken şeyi istedim diye yalnız kalmaya mahkumsam yalnız kalayım. beni sevmeyen, başkasını bulamadığı için ve benim sorun çıkarmayacağımı düşündüğü için benimle zaman geçiren birisi yerine kediyi her zaman tercih ederim.
akşam şöyle yanıtladım: haklı çıktın, gerçekten anlaşamazmışız. beni hiç anlamadın.
dediki: ben seni anlamaya çalıştım, belki sen beni anlamıyorsundur. o gün bana benden miniminnacık da olsa hoşlandığını söyleseydin ayaklarım yerden kesilecekti. sen bana sadece iyi biri olduğumu söyledin, bu beni tabiki çok mutlu eder. ama romantik ilişkiler böyle olmaz diye düşünüyorum. arkadaşlık ilişkisi olur, o da olamadı.
dedimki: sevme nedenlerimiz, şekillerimiz farklı olabilir. çünkü iki farklı cinsiyette, farklı kültürde, bedende, bakış açılarında yaşamakta olan iki basit insanız. bunu anlamıyorsun. anlaman gereken şey bu. buluştuğumuz yer ise ortak bi hayat kurmak. ama kafanda kurguladığın bir davranışı gerçekleştirmemiş veya cümleyi dile getirmemiş olduğum için benim sevme, hoşlanma şeklimi yanlış buluyorsun. sana, kendi düşüncemi veya bakış açımı zorla kabul ettirerek haksızlık yapacak değilim. sende bana haksızlık etmemelisin. romantik veya adlandırılmış başka bi ilişki. adı her ne olursa olsun. sen kendin için gördüğün, sana öğretilmiş bi ilişki arıyorsun. ben ise kendim için zamanla belirlediğim, seninkilerden farklı kıstaslara sahip bi ilişki arıyorum. anlaman gerek şey bu. bir sürü şey yazdım sildim. oysa süslü cümlelere vs gerek yok. sen busun, böylesin ve ben senin bu haline razıyım. bende buyum, böyleyim ve sende benim bu halime razı olmalısınki yürüyelim. dediki: ben seni anlamıyorum ki razı olayım. neye razı olacağımı bilmiyorum. "kendin için belirlediğin, benimkilerden farklı kıstaslara sahip ilişki" nedir? dedimki: canım benim, şöyle yapabiliriz; sen iyi birisin, ben iyi biriyim. (senden duymadım ama en azından, ben kendim için iyi biri olduğuma inanıyorum ve iyi biri olmak konusunda çabam da var gerçekten, çabalıyorum) bu iyi olma halimizle, güven içinde birbirimizin hayat arkadaşı olabiliriz. ilk olarak bununla başlayarak yetinebiliriz. ben yetinebilirim. doğru olanın bu olduğunu bildiğim için, bu bana ilk aşamada yetiyor. ve inan bana, sevmek zaman alan bir şey. bi anda oluşan ve olacak değil. her şey öyledir. zaman gerekir. hayat arkadaşlığımız esnasında birbirimizi sevmeyi öğretiriz birbirimize. birbirimizi insanca, merhametle, dostlukla, aşkla sevmeyi öğrenir, öyle severiz. nasıl seveceğimizi şimdiden öğrenmiş olarak değil, birbirimize öğreterek severiz. dediki: hızlıca bir cevap verip sonrasında pişman olmak istemedim. ben sana iyi biri olduğunu söylemiştim. akıllı, kültürlü, hoşsohbet olduğunu da söyledim. normalde çoktaaan engellerdim ama beyefendi biri oldugun için ve aramızdaki iletişim saygısızca bitmediği için engelleyemedim. elim gitmedi. bahsettiğin şeyi biraz anladım, sen güvenilir biri olsun, birbirimize destek olalım vs istiyorsun. nasıl bir cevap vermem gerektiğini bilemedim en başta. bahsettiklerin çok güzel şeyler, olması gereken şeyler. ama ben başlangıç noktasının burası olmaması gerektiğini düşünüyorum. bu bir tercih, herkesin farklı düşüncesi olabilir bu konuda. ben ev, araba, statü, çiçek, hediye vs hiçbir şey istemedim, büyük beklentim filan olmadı. sadece minik de olsa duygu istedim. beni çok sev, bana aşık ol da demedim, tabiki bu olmaz en başta. minik bir hoşlantının bile olmadığını, belki zamanla olabileceğini söylüyorsun. ben bir ihtimale tutunmak istemiyorum. bunun sonucunda yalnız kalmaktan korkmuyorum, ben hep yalnızım zaten ve bundan şikayetim yok, kabullendim desem yeridir. senin bahsettiğin şeyler iyi dostluklarda, arkadaşlıklarda da olur. keşke aramızdaki konu başka bir yere gitmeseydi arkadaş olsaydık ama artık olan oldu. karşına seni mutlu edecek, anlaşabileceğin birinin çıkmasını diliyorum. dedimki: amin.
4.04.2026
bi ihtimal daha: lezbiyenler neden lezbiyen olur
kendi hemcinslerimize yönelme nedenlerimizden biri daha.
29.03.2026
onun arabası var, güzel mi güzel
Ramazan Bayram için bayramdan 10 gün önce memlekete gitmiştim. Geldim.
Baba evimizde kimse yoktu. 3numaralıablam, yengemlerin "onu ramazan ayında yalnız kalmasın, bayramı da beraber geçirelim" adlı çağrılarıyla davet etmişlerdi ve sanırım hatta zorlamışlardır, bu yüzden başka bir ile yani onlara gitmişti.
2 hafta boyunca evde tek kaldım. Bayramı tek geçirdim. Annem ölmüş olduğu için, bayram namazı sonrası gelen giden olmadı. Yaşlıların kendi ailelerinde insan yerine konulmayıp konu komşu tarafından sayılması garip, buna alışamıyorum.
Bayram günü hoşgeldinler, hobuldumlar eşliğinde doğup büyüdüğüm eski mahallemizi gezdim. Aynı gecekondular, aynı insanlar, bi kaç yaşlı insanın ölümlerinden dolayı duyulan eksiklikleri dışında aynı kalmaya yemin etmiş gibi aynı yerlerindeydiler.
Mahalleye sinen o fakirlik, o "yapacak bir şey yok, biz burda doğduk burada öleceğiz" havası kalıcılaşmış gibiydi. Ucuz kiralık evler olmasa, mahalle çoktan yok olurdu ya neyse..
Ramazan boyunca şehirde arzı endam ettim. Açıkça "neden geldiğimi" soran tanıdıklara, açıkça "yıkılmadım ayaktayım görün diye" dedim, güldük :)
Bi kaç zoraki iftar davetine gittim, bi kaçından kaçtım.
Çoğunlukla oğlumla vakit geçiriririz diye düşünüyordum ama geçiremedik. Malum her fırsatı osbir çekmek için kullandığı yaşlarda artık.
Kendisine, kuzenlerinden arkadaş çevresi edinmiş. Sürekli onlarla vakit geçiriyor. Ağzından sigarayı düşürmüyor. Daha önce çalıştığı elektrikçiden çıkıp, ondan birazcık fazla maaş veren birinin yanına işe girmiş. Daha çok şey öğrendiğini söyledi. Memnun gibiydi.
Bu yıl 18 yaşına gireceği için bi kaç ay sonra ehliyet sınavına girecekmiş, 19 yaşına gelince de ona araba almam gerekecekmiş. Üstelik audi a7
-olur ama bi şartla
-yaaa öff valla şart mart yok
-şartsız olmaz
-ya öf ne şartı
-sen mezun olunca ortaöğretim mezunu oluyorsun. ortaöğretim kpss diye bir şey var, ona gir, memur olarak atandığında, işe giderken arabanı alırım. arabayla yeni işine gidersin
-o ne
-işte memurluk sınavı. ortaöğretimlerinki daha kolaymış
-ama ben hiç bilmiyorumki
-tamam öğrenirsin. zaten zaman var, bakarız hele ne zaman nedir diye
-ya öfff babaaaaa ben memur olmak istemiyorum. elektrikçi olacam
-oğlum, elektrikçi memur olursun. memurlarda da elektrikçi var. yine sevdiğin işi memur olarak yaparsın
-ha nasıl oluyor. ne yapıyorlar
-ya işte devletin, binaların bi yerde işi oluyor, sen elektrikçi olduğun için seni görevlendiriyorlar sen gidip bakıyorsun.
-tamam ama nasıl yapacam hiç bilmiyorum bu şeyleri
-öğrenirsin ya, bakalım ele şu tarihlere falan, oturup güzel bi çalışırsan kazanırsın
-tamam ama audi a7 alacak paran var mı
-tofaş alırım. neyine yetmiyo
-ya öff
bu konuşmamızı, sonraki günlerde de bi kaç sefer onu sıkıştırıp konuyu netleştirelim istedim ama sürekli kaçtı. bende şartımın değişmeyeceğini ve araba olasılığının sadece memur olmasına bağlı olduğuna dair söylenip durdum. konuşmalarımızdan anladığım kadarıyla, kpss gibi konulardan hiç bilgisi yok. Çevresindeki herkes babasının işinde çalıştığı için böyle bi gündemleri yok. Ama en azından konuyu onun gündemine sokmayı başardım ve şunu fark ettimki; oğlum artık bana inanıyor.
Çünkü daha önce, her hangi bi şey konuşurken, o konuda bir şey istediğinde ve ben olumlu yaklaşıp yapacağımı söylediğimde, hemen bana yeminler ettirir, ne olursa olsun mutlaka yapacağıma dair sözler verdirtirdi ama şimdi "yeminler, sözler" verdirtmedi.
Çünkü her defasında "söz ver. yemin et" dediğinde, ona "oğlum zaten 'tamam' dedim. bu söz oluyor. yemin etmem, çünkü yapmayacağım şeyleri zaten yapmam ve ne olursa olsun, yapabileceğim şeylere tamam diyorum. yapıyorum. yapamayacaksam baştan kabul etmem. beni başka insanlarla karıştırma. ben tutmayacağım, yapamayacağım sözler vermem" konuşmaları yapardım. bu sefer bu konuşmayı yapmadık ve biliyorki, eğer kendisine düşen sorumluluğu yerine getirirse, ona gerçekten araba alacağım.
28.03.2026
iyi kötü çirkin
bazı insanların kötü olduğunu, kötü olmayı seçtiklerini kabul etmeliyiz. böylece onlar için yapabileceğimiz bir şeyin olmadığı gerçeğiyle huzur bulup yolumuza devam edebiliriz. hayat böyledir, böyle devam eder.
ayağı sakat bi köpeğe sahip çıkıp onu besleyebiliriz ve hatta, hasta birini sırf ilaçlarını zamanında alması için takip ederek iyileştirebiliriz. ama kötü birine yapacak bir şeyimiz yok. yoktur. çünkü kötü olmak, bir tercihtir. tıpkı iyi biri olmayı tercih edip öyle yaşamak gibi.
4.03.2026
BABALAR ve BEBELER
keyfim kaçmış olabilir ama oruç tutmaya devam ediyorum.
keyfimi kaçıran en büyük nedenlerden biri ise; yaşlandıkça artan kalabalık bi sofrada yemek yeme isteğine yenik düşmüş olmam.
yenik düştüm kendime. sofraya tek bi kaşık, tek bi çatal, 2-3 parça ekmek koymaya yenik düştüm.
bu yüzden de sevilmediğimi bilmeme rağmen, ramazan ayının son 10 günü ve bayramını, memlekette geçirmek için pazar günü yola çıkıyorum.
gittiğimde, tüm yüzsüzlüğümle ama sanki çok eskiden beri hiç kopmamışız gibi, sanki can ciğermişiz gibi davranarak kendimi tanıdıklara iftara davet ettirmeye başlayacağım. Hatta kimlere davet ettireceğimle ilgili aklımda bi liste bile var;
çocukluk arkadaşım C
eski bacanağım ve aynı zamanda çocukluk arkadaşım M
kuzenlerden bir kaçı
3numaralı abim
çocukluk arkadaşım K (anne ve ablasıyla yalnız yaşadığı için bunda kararsızım)
(Böyle böyle kafamda kurdum ama bakalım gerçekten o yüzsüzlüğü de başarıyla gösterebilecek miyim? ya da; kendimi davet ettirme konusunda kaçında başarılı olacağım.)
bugün oğlumla konuştuk, şerefsiz ayakkabı ve mont istiyordu. bi kaç mağaza gezip fotoğraflarını çekip atarak istediklerini aldım.
ama aslında istedikleri gerçekte bu değildi, sadece bana para harcatmaya çalışıyordu. bu yüzden almak istediği Nike marka geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılma 5.500 tl'lik bok gibi bi ayakkabıya para vermek bana zor geldi ve bu yüzden son anda ona Kappa marka bi ayakkabının da fotoğrafını attım ve o da siyahının olup olmadığını sorduktan sonra fiyatını da sordu. o an anladım, evet kesinlikle ihtiyacı olduğu için değil, sadece bana para harcatmak için ayakkabı ve mont istiyordu :)))
bu yüzden salağa yatıp, anlamıyormuş gibi yapıp 1300 TL'lik fiyatı yerine 4900 TL olduğunu söyledim ve o da hemen tamamdır bunu al dedi :) aldım.
benim canım saf oğlum :)
ayakkabı sonrası, mont için de aynı konuşmaları ve fotoğraf atıp beğenme işlemlerini gerçekleştirdik. ama istediği montun fiyatını abartmadım. zaten son attığım fotoğrafta etiketi de vardı. dolandırmadan, olduğu gbi aldım :))
Dün de durup dururken beni arayıp sorması ve sonrasında whatsapp'den şu konuşma geçmişti aramızda;
-ne yapıyorsun
-yabancı bi diziye başladım. onu izliyorum. sen ne yapıyorsun
-bende evde otuyorum. ben ayakkabı alacam bana para atar mısın acabaaaa
-iyi oturmalar. lan geçen yıl aldık ayakkabı ( burada yazmıştım) ne yaptın onu?
- o eskidi. bunu bayram için alacam
-müslümanlar için bayram demek, para harcamak demek değil. ramazan ayının uhreviyatını dorukta yaşamak oluyor. bugün küslere barışmak için bahane olur, kimsesi olmayanların sorulmasına vesile olur, sıkıntı sonrası ferahlığın olduğuna işaret etmek için var. yeni elbiseler almak, birbirine caka satmak demek değil. bayramda kıyafetlerinin helal ve temiz olması yeter. eski veya yırtık olması önemli değil. böyle şeylere takılma canım benim. insanların, sana yeni elbiselerin var diye kıymet vermesini bekleme. sana yeni ve marka giysilerle değer verenler, seni daha da değersiz hissettirirler. sen değerlisin zaten.
-Para istedim bana öğüt ver demedim. Böyle yapacaksanda bayramda geldiğin zaman yüzümü göremezsin
-geldiğimde beraber alırız öyleyse
-Seninle hiçbişey yapmayacam. asla
-hayrlısı. zaten benimle hiç vakit geçirmiyorsun. bi çay kahve içmeye bile gitmedik, gelmedin hiç benimle
-Oh etmişim. Hiç pişman değilim
-oğlum sen böyle yaparsan, benden de böyle davranış görmen normal değil mi?
-Ben insan gibi bişey rica ettim bana vaaz veriyorsun neyin ne olduğunu biliyorum 18 yaşıma girecem. Bi daha bana vaaz verirsen engellerim seni
-sana vaaz vermiyorum. yaşamındaki davranışlarına karşılık fikirlerimi paylaşıyorum. istediğin marka, numara ve model varsa bana buradan söyle. ben alayım buradan, haftaya gelince getirirm. inşallah
-Nike marka güzel ayakkabı getirebilirsin 40 41 numara. Nike bayisine git bana foto at. Ankara’da vardı benle sen bide bitane abi gitmiştik
-sitesine bak. hangisini istersin fotoğraf at. istediğin modeli belirle fotoğrafını-ekran görüntüsüü at. alırım -Kesin alacakmısın bende ona göre ayakkabı almayayım -yaw sen yazdığım şeyleri okuyup anlama konusunda bi sıkıntı mı yaşıyorsun. seni nöroloji doktoruna götürelim istersen. ben bir şey yapmak istemediğim zaman yapmayacağım diyorum değil mi? yapacağım zaman da yapıyorum zaten. -tamam. ayağım 41 haberin olsun
26.02.2026
bye bye çilli
İkinci gün yine aynı şekilde gerçekleşen karşılaşma esnasında burnunun ucunda kurumuş yeşil sümüğü görmem, ona karşı geri adım atmama sebep olmadı değil ama otobüsün keşmekeşi içinde uzakta bi yerde durup ona baktığımda, masum duruşu, kimseyle gözgöze gelmemek için otobüs camından uzaklara dalmış gibi uzun uzun bakmaya devam edişi, mahzun yüzüne yerleşmiş o "bıktım artık" adlı yorgunluk hissi ona karşı içimde büyük bi merhamet dalgasına dönüştü.
bi kaç kez beni fark etmesi için durgun kalabalıkta hareket edip dikkatini çekip gözgöze gelmeye çalıştım ama yok. Asık olmayan ama gülümsemeye de korkar hale gelmiş gibi duran donuk suratı öylece önüne bakar vaziyette hiç yukarı kalkmadı.
Yol boyunca ağaçlar, evler, duraklar, arabalar, otobüsler geçtik. Dikkatini çekebileceğime dair olan umudumu toplayıp, elimdeki tabletten Hukuk, Suç ve Toplum kitabını açıp, daha önce kaldığım yerden okumaya başladım.
Ama bugün anladımki, kadın normal sıradan bir insan olarak görmüş beni ve benim onu tetiklememle "evliliği, yaşamı, sıradanlığı" hakkında bi anda dökülüvermiş. Şu lanet olasıca insanları doğal bi şekilde konuşturma yöntemim. Bilmiyorum. Farkında olmadan yaptığımı biliyorum artık.











