Ramazan Bayram için bayramdan 10 gün önce memlekete gitmiştim. Geldim.
Baba evimizde kimse yoktu. 3numaralıablam, yengemlerin "onu ramazan ayında yalnız kalmasın, bayramı da beraber geçirelim" adlı çağrılarıyla davet etmişlerdi ve sanırım hatta zorlamışlardır, bu yüzden başka bir ile yani onlara gitmişti.
2 hafta boyunca evde tek kaldım. Bayramı tek geçirdim. Annem ölmüş olduğu için, bayram namazı sonrası gelen giden olmadı. Yaşlıların kendi ailelerinde insan yerine konulmayıp konu komşu tarafından sayılması garip, buna alışamıyorum.
Bayram günü hoşgeldinler, hobuldumlar eşliğinde doğup büyüdüğüm eski mahallemizi gezdim. Aynı gecekondular, aynı insanlar, bi kaç yaşlı insanın ölümlerinden dolayı duyulan eksiklikleri dışında aynı kalmaya yemin etmiş gibi aynı yerlerindeydiler.
Mahalleye sinen o fakirlik, o "yapacak bir şey yok, biz burda doğduk burada öleceğiz" havası kalıcılaşmış gibiydi. Ucuz kiralık evler olmasa, mahalle çoktan yok olurdu ya neyse..
Ramazan boyunca şehirde arzı endam ettim. Açıkça "neden geldiğimi" soran tanıdıklara, açıkça "yıkılmadım ayaktayım görün diye" dedim, güldük :)
Bi kaç zoraki iftar davetine gittim, bi kaçından kaçtım.
Çoğunlukla oğlumla vakit geçiriririz diye düşünüyordum ama geçiremedik. Malum her fırsatı osbir çekmek için kullandığı yaşlarda artık.
Kendisine, kuzenlerinden arkadaş çevresi edinmiş. Sürekli onlarla vakit geçiriyor. Ağzından sigarayı düşürmüyor. Daha önce çalıştığı elektrikçiden çıkıp, ondan birazcık fazla maaş veren birinin yanına işe girmiş. Daha çok şey öğrendiğini söyledi. Memnun gibiydi.
Bu yıl 18 yaşına gireceği için bi kaç ay sonra ehliyet sınavına girecekmiş, 19 yaşına gelince de ona araba almam gerekecekmiş. Üstelik audi a7
-olur ama bi şartla
-yaaa öff valla şart mart yok
-şartsız olmaz
-ya öf ne şartı
-sen mezun olunca ortaöğretim mezunu oluyorsun. ortaöğretim kpss diye bir şey var, ona gir, memur olarak atandığında, işe giderken arabanı alırım. arabayla yeni işine gidersin
-o ne
-işte memurluk sınavı. ortaöğretimlerinki daha kolaymış
-ama ben hiç bilmiyorumki
-tamam öğrenirsin. zaten zaman var, bakarız hele ne zaman nedir diye
-ya öfff babaaaaa ben memur olmak istemiyorum. elektrikçi olacam
-oğlum, elektrikçi memur olursun. memurlarda da elektrikçi var. yine sevdiğin işi memur olarak yaparsın
-ha nasıl oluyor. ne yapıyorlar
-ya işte devletin, binaların bi yerde işi oluyor, sen elektrikçi olduğun için seni görevlendiriyorlar sen gidip bakıyorsun.
-tamam ama nasıl yapacam hiç bilmiyorum bu şeyleri
-öğrenirsin ya, bakalım ele şu tarihlere falan, oturup güzel bi çalışırsan kazanırsın
-tamam ama audi a7 alacak paran var mı
-tofaş alırım. neyine yetmiyo
-ya öff
bu konuşmamızı, sonraki günlerde de bi kaç sefer onu sıkıştırıp konuyu netleştirelim istedim ama sürekli kaçtı. bende şartımın değişmeyeceğini ve araba olasılığının sadece memur olmasına bağlı olduğuna dair söylenip durdum. konuşmalarımızdan anladığım kadarıyla, kpss gibi konulardan hiç bilgisi yok. Çevresindeki herkes babasının işinde çalıştığı için böyle bi gündemleri yok. Ama en azından konuyu onun gündemine sokmayı başardım ve şunu fark ettimki; oğlum artık bana inanıyor.
Çünkü daha önce, her hangi bi şey konuşurken, o konuda bir şey istediğinde ve ben olumlu yaklaşıp yapacağımı söylediğimde, hemen bana yeminler ettirir, ne olursa olsun mutlaka yapacağıma dair sözler verdirtirdi ama şimdi "yeminler, sözler" verdirtmedi.
Çünkü her defasında "söz ver. yemin et" dediğinde, ona "oğlum zaten 'tamam' dedim. bu söz oluyor. yemin etmem, çünkü yapmayacağım şeyleri zaten yapmam ve ne olursa olsun, yapabileceğim şeylere tamam diyorum. yapıyorum. yapamayacaksam baştan kabul etmem. beni başka insanlarla karıştırma. ben tutmayacağım, yapamayacağım sözler vermem" konuşmaları yapardım. bu sefer bu konuşmayı yapmadık ve biliyorki, eğer kendisine düşen sorumluluğu yerine getirirse, ona gerçekten araba alacağım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
BU KONUDA SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?