1.07.2026

davetiyesiz misafir

Kendini sevilmeye değer bulmasına rağmen hiç sevilmeyenlerin yaşı ilerledikçe, orospulaşmak dışında bir seçeneği yoktur. kalmaz. Ki gerçekten sevilmeye değerdir de ama işte sevilmez ve bunu dış görünüşüne, kendisinde olması gereken ama olmayan bi özelliğe (yanına-eksikliğine) bağlar. Özellikle de ilk erken yaşlarında bu düşünce tarafından esir alındığını bilmez. Ruhen ve bedenen dört tarafı, çepeçevre sarılıyken ve henüz hayata bakmayı öğrenememişken, esir olduğunu nereden bilecekki.
Zaten bencilliğin, iki yüzlülüğün, sevilmemişliğin ve birikmiş kıskançlığın ortasına doğmuş bir çocuk nasıl farkına varabilecekki. Varmaz ve tam da bu yüzden, sevilmiyor olmasını kendisine bağlayarak yaşamaya başlar.
İlgi sosuna bulanmış, yaşından büyük kafa karıştıran iğrenç sıcak ilk temasların iç gıdıklayan ikna ediciliğine teslim olmak zor olmaz. Benden kendini ona bırakır. Dozun, giderek arttırıldığının farkına da varmaz. Zaten 1'den sonra her zaman 2 gelmek zorundadır. Sonra 3, sonra 4, sonra 5, 6, 7, 8, 9.........
Eller yukarıda değildir ama çoktaaaaaan teslim olunmuştur.
Zaman geçtikçe kişi tarafından istenilenin, bu yaşanılmakta olan olduğu düşüncesi sahiplenilir. Çünkü bedensel arzu ve ruhsal çatışma arasında kalmış küçük bir dünyanın yıkılmasına hazır değildir ergen ve onun için zaten her şey henüz çok erken.

(bu satırları, haftasonu gireceğim sınava çalışmak için az önce oturduğum cafede, karşıma oturan ve ara ara beni kestiğini düşündürten genç adamın etkisiyle yazdım. nerede miyim; ergenliğimi geçirdiğim şehirdeyim. yeğenim evleniyor. davetiyesiz geldim. evdekiler benden oda oda kaçıyorlar. davetsiz misafirliğin acıtan ama güldüren tarafı da var. güldüren tarafıyla daha çok ilgiliyim fakat gece, tek kişilik yatağa girdiğimde acıtan taraftan kaçamıyorum. yatak küçük, acı büyük. kaçış yok.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BU KONUDA SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?