28 Mayıs 2026 saat: 15:38
ben: ne zaman elimi öpecen de bayramlaşacaz
(cevap yok. sadece görüldü attı şerefsiz.)
29 Mayıs 2026 saat: 22:01
ben: yarın sabah gidiyorum. ankara'ya dönüyorum. bilgine
oğlum: tamam yolun açık olsun Allah'a emanetsin
ben: bu kadar mı, el öpüp uğurlamak yok mu
oğlum: İşim var daha erken söyleseydin gelirdim
ben: Ulan bayramlaşmaya bile benim çağırmamla geldin, bunu erken söylesem ne fark ederdi hiç sanmıyorum. Üçkağıtçılar gibi konuşuyorsun. yazık sana
oğlum: Senin çağırmanla gelmedim zaten gelecektim bayramda her bayram olduğu gibi bir gece kalmaya
ben: tabii tabii. Bayramın ilk gününden göremedim. Gözlerim aradı hep seni yavrum. Sende hiç aramadın, ben yazınca geldin
oğlum ses kayı attı: offff bayramın ilk günü caminin oraya geldim, caminin orda yoktun ve geleceğim için aramama sormama gerek yoktu. bayram yarınla beraber 4 gün. yani yarında bayram. sadece ilk gün bayram olmuyor.
ben: telefon var, insan arar ilk günden. Telefonu sadece oyun oynamak için kullanmaya gerek yok. Arada bazen fotoğrafımı çekip, beni aramak içinde kullanabilirsin (bu son cümleyi kurma nedenim, telefonla fotoğrafımı veya fotoğafımızı çekmiyor. çünkü fotoğrafımı çekerse "telefonum mikrop kapar" diye cevaplıyor her defasında beni)
oğlum: tamam haklısın. Allah'a emanetsin yolun açık olsun. (bu mesajına kalp emojisi attım ve 15 saniye kadar sonra şöyle yazdı) Seviyorum seni.
ben: "seni seviyorum" mesajı geldiği anda bende şunu göndermiş oldum: hep haklılığımla kalıyorum
oğlum: "Arada bazen fotoğrafımı çekip, beni aramak içinde kullanabilirsin " mesajımı alıntılayarrak HAYIR
ben: "seni seviyorum" mesajını alıntılayarak "YEMİN ET" yazdım ama başparmaklı "okey" emojisi attı :(
sabah, onun HAYIR mesajını alıntılayarak "şerefsiz" yazdım.
8.07.2026
oğlum bana "seni seviyorum" dedi
5.07.2026
dönence
Dün akşam düğün vardı. Yeğenim evlendi. Gelinin tüm kurtlarını döktüğü düğün alanında, yeğenimin annesi olan yengem ve diğer 2 yengem biraz kıskançlık krizi geçirir gibi oldular ama benden bi büyük olan abimin eşi olan 3. yengem pek bi keyifliydi. Çünkü diğer yengemlerin bir araya gelip kendisi hakkında yıllarca yaptıkları dedikodulardan sonra bu pistte göbek atılmadık bir metrekare bile alan kalmamıştı ve üstelik dedkoltesi de cabasıydı.
Kıskananların artık çatlamaktan iflah olduğu gecenin sonunda, yüzlerde zorla tutulan o tebessümlerin düşmesi an meselesiydi ama çok şükür, kazasız belasız bitti ve herkes evine, gelin ve damat ise gerdeklerine girdiler.
Bense karılı-kızlı erkekli-çocuklu alanda bi kaç kez halay çektiğim için, son gece herkes dağılıp evlerine doğru yol alırken evde istenmediğimi anladım ve daha 15'inde evlendirilen ablama gidip uyudum.
Tek bağımızın, aynı babanın sikinden düşmüşlüğümüz olan bu ablam hâlâ türkçe bilmiyor ama konuşmalarımın yarsını anlıyor. Bende onun konuşmasının yarısını anlıyorum ve böylece iletişimimiz bi yerde bağlanmış oluyor.
Ev ahalisiyle uyuduğum yer yatağında, 27 yaşında olmasına rağmen cahil kalmak için özel çaba sarfeden Kartal adındaki yeğenimle aynı oda da uyuduk, ama uyuyuncaya kadar da aptal sorularıyla da muhatap olmak zorunda kaldım. En son "ya sen niye böyle aptal sorular soruyorsun. artık düşünerek konuş. sırf konuşmuş olmak için bir şey sorma. önce düşün, sonra konuş" dediğimde "ya dayı, sende hiçbir şeyimi beğenmiyosun" diye karşılık verdi.
Doğru söylüyordu. hiçbir şeyini beğenmiyordum. sanki ikizim gibiydi. erken yaşlarımdaki benden farksız olan davranışlarına o kadar gıcık oluyordumki, bi ara ona acıdığımı düşündüm ve fark ettimki; ona acırken kendime acıyordum. üstelik bana kimse acımamıştı. ama çok şükürki, şimdi ona acıyan biri vardı.
yukarıdaki satırları sabah yazmıştım ve sonrasında da kalkıp sınava gitmiştim. AUZEF sosyoloji bütünleme sınav yerimi, düğünden dolayı buraya aldırmıştım. dün her fırsatta çlıştığım için sınav iyi geçti. şimdi ise saat 17:41 ve salonda oturmuş bu satırları ekrana dökerken, balkonda oturmuş dün gecenin kritiğini yapan ev ahalisini dinliyorum.
kime düğününde ne takılmıştı ve şimdi gelip bizim düğünde ne taktılar
davet edilmesine rağmen gelmeyen orospular ve çocukları
gecenin akışı ve plan dışı gelişmeler nelerdi, ne bekleniyordu da ne oldu
kiralanan düğün salonun azizlikleri, kazıkları (çay dağıtıp, çay parası olarak 7bin tl daha almaları) vs vs diye uzayıp gidiyor konular.
13-14 yaşından 18 yaşımdaki o evlerinden kaçışıma kadar yanlarında büyüdüğüm bu abim ve yengem için, evlerinde kaldığım şu günlerde şunu fark ettim; meğer onlardan, evlerinden kaçışım, salt çocuksu sevilmemiş olmamaktan kaynaklı bi düşüncenin beni ele geçirip uzaklara gitmeye zorlaması değilmiş. hatta, bi kaç gündür kaldıkça anlıyorum-anlamaya başlıyorumki; kaçışımın sevilmemekle alakası yokmuş. oysa ben hep sevilmediğim için kaçtığımı düşünmüşümdür :)
meğer sebebi; hiç verilmeyen o huzur, daima verilen rahatsızlık hissi, sürekli kenara itilip durulma durumu vb imiş.
Oysa, yetişkinliğiminde dahil olduğu yıllar boyunca, onlardan tarafından sevilmediğim için kaçtığımı sanırdım. sanıyordum. ama şimdi düğünden dolayı gelip kaldığım şu 4-5 günde anlıyorumki; sevilmediğim için kaçtığımı düşünmem, masumiyetimdenmiş. Ya da aptallığımdan.
1.07.2026
davetiyesiz misafir
Zaten bencilliğin, iki yüzlülüğün, sevilmemişliğin ve birikmiş kıskançlığın ortasına doğmuş bir çocuk nasıl farkına varabilecekki. Varmaz ve tam da bu yüzden, sevilmiyor olmasını kendisine bağlayarak yaşamaya başlar.
İlgi sosuna bulanmış, yaşından büyük kafa karıştıran iğrenç sıcak ilk temasların iç gıdıklayan ikna ediciliğine teslim olmak zor olmaz. Benden kendini ona bırakır. Dozun, giderek arttırıldığının farkına da varmaz. Zaten 1'den sonra her zaman 2 gelmek zorundadır. Sonra 3, sonra 4, sonra 5, 6, 7, 8, 9.........
Eller yukarıda değildir ama çoktaaaaaan teslim olunmuştur.
Zaman geçtikçe kişi tarafından istenilenin, bu yaşanılmakta olan olduğu düşüncesi sahiplenilir. Çünkü bedensel arzu ve ruhsal çatışma arasında kalmış küçük bir dünyanın yıkılmasına hazır değildir ergen ve onun için zaten her şey henüz çok erken.
(bu satırları, haftasonu gireceğim sınava çalışmak için az önce oturduğum cafede, karşıma oturan ve ara ara beni kestiğini düşündürten genç adamın etkisiyle yazdım. nerede miyim; ergenliğimi geçirdiğim şehirdeyim. yeğenim evleniyor. davetiyesiz geldim. evdekiler benden oda oda kaçıyorlar. davetsiz misafirliğin acıtan ama güldüren tarafı da var. güldüren tarafıyla daha çok ilgiliyim fakat gece, tek kişilik yatağa girdiğimde acıtan taraftan kaçamıyorum. yatak küçük, acı büyük. kaçış yok.)


