25 Temmuz 2026 Cumartesi

Çöp Evler, Gay Turizmi, Turistik ibneler, Okunmayan Kitaplar, Kaderini yeniden yazmak

Az önce, iki ay evvel taşındığım bu 60 yıllık 1+1 daireye bakınca, sade bir hayat yaşamaktan gittikçe ucuz bi şekilde uzaklaştığımı düşünmeye başladım. Eve tıkıştırdığım, tıkıştırmaya çalıştığım ıvır zıvırlar, aldığım onca ikinci el kitaplar, her yeri kapladığım halılar, pencereleri sıkı sıkı kapadığım perdeler, mutfaktaki eşyalar ve diğer şeyler. Eskiden sadece ihtiyacım olduğunda yaptığım alışverişler bitti gibi. Bir şeye ihtiyacım yoksa almıyordum ve gerçek anlamda ihtiyacımı karşılamayan şeyden uzak duruyordum. Ama şimdi bu eve ve içine doldurmaya başladığım şeylere bakınca, alışverişe karşı duruşumdan biraz uzaklaştığımı ve böyle devam edersem arayı daha da açacağımı düşünmeye başladım. Çöpe evler böyle oluşuyor demekki. Bu yeni huyumu kontrol altına almam lazım. Eşya biriktirmek ve bi gün lazım olur diye kenara kaldırmaya son vermem lazım. Aynı zamanda, sırf ucuz diye de bir şeyler almayı bırakmam lazım. İkinci el pazarlarını da sadece gidip gezmek için ziyaret etmeye başlamam lazım. Aldığım onca şeyin, sırf parasal değeri sıfıra yakın diye almanın gereği yok. Gerekli olmayan şeyi almamalıyım.
Bu davranışlarım, yıllardır kaçtığım o aç gözlü "tüketici"ye dönüşmeme davranışımın tersi. Ucuz ama yine de eski halimin tam tersi olan bu halim, terk etmem lazım.
ve aldığım onca kitabı da raflara dizmekten başka bi bok yapmadım. Kitap almayı da bırakmam lazım sanki. Ya da en azından kitap almayı değil de diğer şeyleri almayı kesinlikle bırakmalıyım. Zaten toplamda 7-8 liraya aldığım bu kitaplardan bi zarar geleceğini sanmıyorum. Buldukça da alayım. Nasılsa bi gün, tabletten sıkılıp kağıtlardan okumaya başlayacağım.

""""""""""""""
Dün gece, haftasonumu değerlendirmek ve rutinimi değiştirmiş olmak için Konya'ya gidecektim ama treni kaçırdığım için, dönüp geldiğim evimde oturuyorum. Ankara'nın en güzel yanı her yere yakınlığı ve bunu değerlendirmeye karar vermiştim. Güya Konya başlangıç oalcaktı. Fakat sadece kafada değerlendirdiğim için planı iyi yapamadım ve treni kaçırdım.
Ama yine de kafamda oturttum gibi; ay da iki defa Ankara dışına bi yerlere kaçmaya çalışacağım. Böylece zihinsel ve sinirsel olarak daha çok hafifleyeceğimi düşünüyorum. Bakalım gerçekten hafifleyecek miyim?
Dün akşam, neden bunu sık sık yapmadığımı düşünürken, aklıma gay yaşamımı bıraktığımdan bu yana fazlaca içe kapandığım fikrine kapıldım. Nedenleri üzerine kafa yorup kendimi deştiğimde, eskiden rahatlıkla bi yere gitmelerimin beni motive eden yanının, aslında gideceğim yerde gay app'lerinden birini açıp oralı bi sevgili bulma ümidimin olduğunu, sevgili bulamasam bile oralı bi ibneyle tanışıp hoş vakit geçirebileceğim beklentisinin olduğunu gördüm.
Evet, gaylerin böyle bir tatil, gezi vs beklentisi var. Çoğu aslında gezmeye gitmez, yeni bi yeri keşfe çıkmaz. Gideceği yerli yeni bir partner arayışları vardır. Bu arayış hiç bitmez. Çünkü çoğu bu döngünün içinde hapsolup kalmış ve gerçeği göremeyecek kadar sarhoştur artık. Evet bu böyledik ve kendimden bilerek bunun kesinlikle böyle olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Üstelik gidilen yerdeki bu yeni tanışmalar dostça tanışmalar değil. Çoğu ilk anda dostça olsa bile bi kaç dakika sonra cinselliğe bulaşan bir tanışmaya evriliyor. Ama her halükârda gidilecek yerde yeni bir gay'le tanışma olasılığı, gerçek motivasyondur. Gay'ler bu yüzden yerlerinde duramazlar. 

""""""""""""""""""""

Gaylik vs vs diyorum ama benimde tam uzaklaştığım söylenemez. Yani fiziksel tanışmaları yakınlaşmaları tamamen bırakmış olsamda, rüyalar bitmiyor. 
Bu gece rüyamda, dün eve dönerken otobüsde gördüğüm an tacizkâr bakışlarımı kaçırdığım ama yol boyunca beni süzdüğünü hep hissettiğim kıvanç tatlıtuğ tiplinin biriyle yakınlaştım. Gün içinde, şehrin koşuşturmacasıyla sarmalanmış halde yaşarken kendimi; ibne değilim, köşedeki o yakışıklıya bakmayacağım, şu tarık akan tipliden uzak duracağım vsvs bilinciyle, erkeklere bakıp bakmama, onlardan etkilenip etkilenmeme kararı tamamen bana ait diyerek kendimi koşullandırıp o yakışıklıları kesmekten kendimi alsamda işte böyle rüyalarda buluşmaya devam ediyoruz.
Eee tabi sonuçta 30 yıldır, her önüme çıkana dayayıp durdum ve dayandım durdum. Ne yani şimdi bi anda "hayır ibne değilim" dediğimde olay gerçekten bi anda hal olacak mıydı? Hayır olmaz :)
30 yıldır, zihnimi erkek sevmeye, erkekler tarafından sevilmeye koşullandırarak yaşamışken, davranmışken bunu bi anda değiştirmek olmaz. Değişmez. 
İnsanlar para verip aldıkları 3 kuruşluk sigarayı bile bırakamıyorken, bıraktıktan 3-5 ay sonra ve hatta 10 yıl sonra bile bi anda tekrar günde 2 paket içecek kadar şiddetli bi şekilde başlayabiliyorken, bu basit alışkanlıklarını davranışlarını asla terk edemiyorken, ben hayatımın 3'te 2'si boyunca tüm duygusal beklentilerimi yönlendirdiğim ve bedensel doyumumu bu şekilde yaşadığım erkekleri bi anda mı bırakacaktım?  :))))
Olmaz, bi anda olmaz. Zaten buna "evet, bi anda bırakacağım" demek komik olur. Ama imkânsız  demek trajikomik olur. Erkeklerden uzaklaşıp doğamla yaşamak zor ama imkânsız değil ve ben hep imkânsız olana ilgi duyarım. Hep onun peşinden koşarım. Tıpkı erkek olarak, erkek bi hayat arkadaşı peşinde yıllarımı çöp ettiğim gibi. Şimdi de hayatımı, yani en azından geri kalmış olan yıllarımı, hayatımın kadınını bulmak için çöp etmeye kararlıyım. Çünkü bu hayat benim. Onu istediğim gibi yaşama hakkına sadece ben sahibim. Allah onu bana verdi. Sadece bana. "Al bu hayatı nasıl yaşarsan yaşa" dedi. "Ama kendi kararınla olsun. Kendi hatalarınla yaşamaya özen göster."
ve bu yüzden öyle yapıyorum, hep yaptığım gibi. 

19 Temmuz 2026 Pazar

Yeni Bir Ben

Hayatımda, eski alışkanlıklarımı ve dahasını geride bıraktığım yeni bir başlangıç yapmışken, blog tasarımında da benden hep istenildiği gibi "beyaz üzerine siyah metin" değişikliği yaptım. Yakında şarloyu da değiştirmeyi düşünmüyor değilim...
İnsan değişiyor. Değişmek zorunda çünkü gün doğuyor, gün batıyor ve her şey az öncede kalmış olarak bu döngü sonsuza kadar deva edip gidiyor. Durum böyleyken, ben niye blog taşa işlenmiş gibi aynı tasarımda kalayımki. Üstelik zihinsel büyük bi değişim yaşamışken ve bunu tüm hayatıma aktarıp devam ettirmeye dair kendime söz vermişken, tasarımı da kendi değişmişliğimin bir göstergesi olarak değiştirmek iyi olacak.
Yanlış anlaşılmasın, eski yaşanmışlıklarımı red etmiyorum. Hayır iyiki de yaşadım tüm o çalkantıyı. İyisiyle kötüsüyle her şeyi yaşamama izin veren allahıma şükürler olsun.
ve zaten red etmediğim için hâlâ aynı bloga devam ediyorum ya. Çünkü iyi veya kötü hepsi benim yaşantımdı. Sadece yaşadım ve işte hepsi arkada bi yerde kaldı. Bugünkü ben, dünkü ben değilim ve biliyorum, yarınki ben de bugünkü ben olmayacak. Çünkü ben böyleyim. Canlı, kanlı ve hep aklıyla yaşayan, hep yaşamaya devam eden.