05 Eylül 2026

ama sen onu gel anlat kalbe

    "kendimi, rüzgâra teslim olmuş bir çöp poşeti gibi oradan oraya savurduğum yıllar boyunca, amacım ve kaçtığım şey neydi" diye düşünüyorum. tabiki net bi cevap yok. "belki boş bi özgüven" ise, şiddetli bi olasılıkf 

    peki sevilmek için girdiğim yataklar, bitmek bilmeyen kalıcı sevme arzumu, en azından o anlık bile olsa dindirmek için sarıldığım beş para etmez çıplak bedenler ve küçük bir iltifat için katlandığım kocaman küçümsenmelerin toplamında elime geçen bugün ne oldu?
hiç ve bazen de çokça pişmanlık.

    hayatımı, çoğunlukla farkımda olarak yaşamış olmaya özen göstersemde, şimdi dönüp geriye bakıyorumda, gerçekleşmesini arzuladığım gerçekleşmeyecek beklentilerle tükettiğim bi ömür yaşamışım gibi hissediyorum. oysa beklentisiz bi hayat yaşamaya yemin etmiş gibi dikkatliydim de ama bak ne oldu? 
anlıyorumki, beklentisiz bi hayat yok. yarına yetişmek için her hâlükârda bi beklentiye kapılıyorsun, beklentiye sokuyorlar seni. giriyorsun o beklentiye usulca. hiçbir bok olmayacağını bile bile ve bi ihtimal yanıldığını umarak.
çünkü yarının daha güzel olacağı umudu varken, bu hep böyledir, böyle olur.
hiçbir zaman gerçekleşmeyecek beklentilerin ardından sike sike kabulleniyorsun beklentisiz yaşaman gerektiğini. beraberinde getirdiği şiddetli yalnızlığına rağmen, beklentisizliğin verdiği özgürlük hiçbir şeyde yok. yaşarken verdiği o huzurun tadı bambaşka ve kendine özel. büyük harflerle sürekli tekrarlamak gerek; beklentisizlik, seni özgür kılar.
allah'tan başkasına olan tüm beklentileri sıfırla. çünkü seni yarı yolda bırakacaklar. 
bu yüzden siktir et herkesi. sana bi şey veren, verecek olan insan, seni en kısa zamanda senden esir alacaktır. özgürlüğün için; esir olma ve sakın kimseyi de esir de alma kendine. siktir et esir olmayı ve esir almayı.

    çiftimi bulmak için yırtındığım yıllar boyunca yemediğim bok, girmediğim yatak kalmadı. ama bak, buna rağmen bugün yalnızım.
şimdi yapayalnızım ama allah'ın "her şeyi çift yarattım" sözünden dolayı, çiftim olmadığına da inanmıyorum bi türlü. daha doğrusu inanamıyorum. allah çift yarattım diyor :) mutlaka çiftim vardır. imanım bundan başkasına değil.
hem  belki de, şu bilmem kaç milyon metrekarelik dünyada, belki çiftimde benim gibi çiftini, yani beni ararken yataktan yatağa girmekten yorgun düşmüş ve kalkıp arayacak takatini toplamaya çalışıyordur şimdilerde. doğrusunu kim bilebilir ki; allah'tan başka?
belki o da benim gibi "hayatımın aşkını arıyorum" diye diye orospuya dönmüştür. 

    orospuya dönmüşlüğüme değil de, yıllar boyunca çiftimi yanlış bi cinsiyette aramış olduğuma hayıflanıyorum şimdilerde. belki kendi cinsimden birilerini ayartmanın rahatlık ile kolaycılığına kapılmasam ve emek sarf ederek, özenerek ve ısrarla sabrederek karşı cinsimden birilerini peşinden koşsaydım, ya da hayatımdakinin tüm cahilliğine, bencilliğine, kumarbazlığına rağmen ona dört elle yapışsaydım, bugün çiftim olmuş olacaktı. ama nazından, oyunundan, tuzundan bıkıp çiftleşmenin en kolay olanına kaçtım ve işte şimdi, yani günün sonunda ise elimde osbirden yorgun düşümüş sikimden başka bir şey kalmadı. 
ki osbir çekmeyi bile bıraktım. osbirsiz geçen günler, haftalar, aylar, yıllar var artık hayatımda. ımmmm missss gibi tertemizim.

    kulaklığımda "teoman-istanbul'da sonbahar"ı söylüyor. şarkıda "her zaman kolay değil, sevmeden sevişmek" diyor. amınakoduğumun çocuğu, sen gel bi de onu bana sor. nasılda kolaydı; sevmeden sevişmek ve seviştikçe seveceğine inanmak. hiç sevilmeyecek olanı inatla sevmeye çalışmak. ah bi bilsen nasıl kolaydı. kolay gelirdi.
ama sormaz bana. soramaz. öyle bi imkânı yok teoman'ın.
zaten, neredeyse ücretsiz seks işçisine dönüşmüş birinin, sevmesinin ne kadar kolay olduğunu teoman nerden bilecek. bilmezki. asla bilemezki. 
şimdi de papatya şarkısını açtım. diyorki "oh papatya, yüzümün haline bak, seninle kim kalacak ışıklar kapanınca, benden çok uzaktaaaaa" sözler güzel ama müzikleri hep ondan bundan arak.
göt herif kimsenin bilmediği yabancı şarkıları alıp, bi kaç güzel duvar yazısındaki cümlelerle karıştırıp şarkı sözü yazmış ve beklentiyle yaşayan kalabalıklara satarak paraya dönüştürmüş. 
tüm bu üçkâğıtçılığına rağmen, nasihat gibi geliyor kulağa teoman şarkısı.

    dün 18:00'de başladığım tren yolculuğum bitmedi. sanırım 2-3 saat kadar önce sivas'tan geçtik. Kars, Anakara'ya çok uzakmış. varmak 26 saat sürüyor trenle. Dün geceden bu yana onlarca dağ, ova, orman, kimsesiz kaldığı için viraneye dönmüş köy ve oto yollarla çevrelenmiş şehir geçtik. kuş uçmaz kervan geçmez yer yok ama yine de sakinlerinin terk ettiği dağ başlarındaki tek tük evler, insanı derin düşüncelere daldırmıyor değil. ne vardı yani gelip bu dağ başında 2 katlı bi ev yaptınız. neydi amacınız. çok mu sıkıldınız modern şehrin çok kibar vahşi kalabalıklarından?
ne oldu şimdi yani gelerek ve evlerin halinden belli oluyor neyi başardınız tekrar geldiğiniz yere dönerek. 
ardınızda bıraktığınız bahçe duvarları, tel çitler, kurumaya yüz tutmuş meyve ağaçları, komşu köyün  mezarlığındaki ölülerinize kim gelip fatiha okuyacak? 
unutulacak herkes. unutacaksınız gömdüklerinizi. biliyorum, öyle olacak. babam derdi; düğünde, cenaze de 3 gün sürer. sonra hayat yine eskisi gibi devam eder.
babam mı söylerdi pek emin değilim aslında. ama onun ağzına yakıştırdım. çok yakışırdı aslında. büyük ihtimalle o söylemedi. bana böyle şeyler söyleyecek kadar vakit geçirmedik çünkü. 

    dereler, dağların yamacına yaptıkları kıvrımlı yollardan, çalı çırpı eşliğinde usul usul yol alıyor. toprak rengine dönmüş suyun tüm pisliğine rağmen hiç durmadan yol almaya devam etmesi ilham verici. 

sikimi kaldıran zeynep bastık şarkısımüzik listem de dönmeye devam ediyor. az önce aleyna tilki, barış manço vardı, şimdi ise kulağımda Zeynep Bastık "mutlu ya da mutsuz boşver, hayat böyle geçer gider" deyip, ekliyor
"sor gecelerden sor,
sor gündüzlerden sor.
sor kime istersen sor, öğrenemezsin." ben onun bu sor'larını yazıncaya kadar diğer şarkısına geçti.
şimdi de "ayyy ayyy ayyyyy ayyyyyy yanıyorum, ayyy ayyy ayyyy ayyyyy çok fenaaaaaah" diyor ve sikimi kaldırıyor. 
ah bu şarklıların gözü kör olsun.

04 Eylül 2026

ani harabeleri, adios, geleceğe giden trenden merhaba

geçen yıl iki mememin tam ortasında ara ara çıkıp kaybolan kaşıntıyı fark ettim ve doktora gittim. doktor memelerime bakarken ona "bazen kaşınıyor ve ben istemsizce kaşırken, sanki bi yara kabuğu düşüyor" çok sık değil, ama sanki ara ara çıkıyor, sonra gidiyor" dedim ve doktor hanım "egzama bu, mevsim geçişlerine falan çıkar. bi krem yazacağım, onu kullan" dedi.
çıkışta gittim aldım, sürdüm. değişen bir şey yok. hâlâ mevsim geçişlerinde çıkmaya devam ediyor. hatta iki tane daha çıktı.
Geçen yılki doktor ziyaretimden bir kaç ay sonra ise, başka bi doktora gittim ve sağ kulak arkamdaki kaşıntıdan bahsettim. bakıp egzama dedi, krem yazdı. saçlarıma baktığı için, bi şampuan önerdi. gittim aldım. ara ara kullanıyorum. artık egzama diye bir şeyle tanışmış oldum.

zihinsel gelgitlerim arttı, bugün bi kaç defa üst üste yaşadığım gelgitler korkutmadı değil. kendi kendime dualar okuyup, derin derin nefes alıp vererek sakinleşmeye çalışırken "ya hep böyle devam ederse ve hatta gittikçe kötüleşirsem ne yapacağım" diye düşünmeden edemedim. O an dışarıya bir şey yansıtmamaya çalışıyorum ve başarıyorumda, ama kalabalığın veya o an yapmakta olduğum uğraşın tam ortasında bi anda gelip bastıran garip olduğu kadar da tarifsiz bu ruh hali-hissin beni tamamen ele geçirmesinden ve öylece kalmaktan korkuyorum.
geçen bunu chatgpt'ye yazdım, bana "epilepsi nöbetleri tariflerine benziyor. hemen doktora git" dedi. gitmedim. çünkü önümüzdeki ay rutin kontrolüm var. o zamana kadar kendimi idare edeceğim. 
Şimdi ise Doğu Ekspresi'yle Kars'a gidiyorum. Kars ve o tarafları görmemiştim. Hazır 3 haftalık izin almışken, iznimin 1 haftasını oralarda geçirmek istiyorum. Üstelik bi gay olarak değil, sıradan bir heteroseksüel olarak gidiyorum. Uzun zamandır, gideceğim yerdeki gaylerle tanışma odaklı bi plan yapmadan çıktığım ilk tatillerden biri bu. Farklı, çok farklı bi zihinsel kafadayım şu an.

İbneliği hayatımın merkezinden çıkardığımdan bu yana, hayatın seks olmayan yönlerini daha fazla fark etmeye başladım sanki. bi yere ibne olarak gitmiyor olmak, ibnelerle bağlantı kurmadan bi yeri gezebiliyor olmak, bambaşka bi deneyim.
fermuarımın inmediği, pantolonumun hâlâ göbeğinin üzerine kemerle tutuklu bi şekilde olduğu haliyle yeni bir yeri daha görmek, sadece gezmek, gezebilmek. demekki, şu 3 günlük sikik hayatta her şey mümkün. ve tüm mümkünler, biz nasıl düşünürsek, hayata nasıl bakarsak baktığımız haliyle mümkünleştiriyoruz.yaşasın mümkünler.

bu satırları yazarken, kulağımda da Göksel - Aşkın Yalanmış çalıyor. Trende olmasam, bağıra bağıra eşlik ederdim. üstelik göksel'den daha güzel söylediğimi düşünerek. ama hareket etmekte olan bi trenin 1. vagonunun 17 koltuğunda oturmuş, bu satırları yazıyor ve göksel'e sessiz bi şekilde içimden eşlik ediyorum. Bu satırlar biterken, Göksel şarkı değiştirdi ve şimdi Açık Yara'yı söylüyor. Bunu da çok güzel söylerim Göksel, senden bile daha güzel söylüyorum.

kars'a yarın akşam 20:30 sularında varacağım.
(sularında kelimesi çok garip değil mi? bi ara bu konuya eğileceğim.
pardon eğilmeye tövbe ettim ben. eğilmek yerine, sularında kelimesinin kökenine detaylı bi şekilde bakacağım)
kars'a vardığımda ne yapacağıma dair kaba taslak dahi olsa bir şey yok. Sadece Ani Harabeleri'ni merak ediyordum ve hemen oraya gitmeye niyetliyim. Şehrin havası beni sararsa, bi kaç gün kalmayı düşünüyorum. Belki 1 hafta kadar. Sonrasında Antalya var aklımda, 1 haftalık güneş kum ve deniz dolu bi tatili hak ettim. çünkü şu geçtiğimiz 2-3 yıl çok iyi çalıştım ve kazandığım paraların bi kısmını dünyaya harcamalıyım. 
Memlekete de gitmeyi düşünüyorum. Beni her 3 ayda bi görmekten sıkıldılar ama olsun, hem çalışıp, hem gezilebileceğine şahit olmalılar. Beni gördükçe, sadece çalışıp aç gözlülükle para biriktirmek zorunda olmadıklarına dair bi fikir zihinlerine ekilir.

erkeklere tövbe ettiğimden bu yana iyice yalnızlaştım. hatta yapayalnız bi sap'a dönüşüp kaldım. kadınlarla zaten aramı yapamıyorum. yani arkadaş olarak tanıştığım ve muhabbet ettiğim yeni kadınlar çıkıyor, ama bu tanışmaları duygusal zemine çekme veya sikiş sokuşa çevirme anlamında tık yok. erkekler varken, ilişki arıyorum ayağına onunla bununla tanışma sonrası arada bi heyecanlar, kaçak göçek öpüşler, ilk müsait köşede ayak üstü sürtüşmeler oluyordu ama şimdi erkeklerden el çekince, bu bi kaç dakikalık ucuz duygusal tatminler de tamamen bitti. iyiki bitti. bitirebildim.
arada bazen canım erkek çekmiyor değil. çekiyor ama kendime verdiğim sözü tutmaya kararlıyım.
sokakta göz göze geldiğimiz ibnelerle o anlık çekimlerden kaçmak için çok çabalıyorum. kaçmayı başarıyorumda. erkek çekiminden kaçmak konusunda gittikçe daha başarılı olduğumu da söylemeliyim. bunu başarmamın ana nedeni, sanırım yıllar içinde sike sike kabullendiğim "gay doğdum" yalanının red etmek ve ne olduğumun veya olmak istediğimin dışardan tanımlanmaya gerek olmadığını kabullenmek olduğu olsa gerek. 
evet, tüm kabul edilmiş topppppplumsal doğruları red etmek beni rahatlattı ve kendimi yeniden ele alıp, sakince bakabildim. ne olduğum veya olmak istediğimi, başkasından duymama gerek yok. hayatımız içine edeceksek, bu kendi kararımızla olmalı, başkasının doğrularıyla vicdanımızı susturmayı başarmış olarak değil. 

yol uzun, şarjım %55 ve kulağımda, hande yener "bakıcaz artık" diyor.
bakıcazzzzz
trendekiler uyuklamaya başladı. 
bi kaç film indirmiştim, sanırım onları izleyeceğim. şimdilik adios diyerek kapatıyorum.
adios.

hayat erkeği ankara'dan kars'a gidiyor