28.05.2026
bayram değil, seyran değil, nedir öyleyse
bayram yaklaşırken izin alıp, yanlarında büyüdüğüm yengem ve abimin memleketine geldim. izni erken aldım çünkü önceki güne kadar burnu aktığına silmeyi bilmeyen yeğenimin dün nişanını yaptık.
çocuk büyüdü, aşık oldu ve temmuz gibi de evleniyor.
dün yapılan nişan sonrası eve döndüğümüzde, mutfakta ev ahalisi arasındaki muhabbet esnasında, kadınlardan birinin yengeme sorduğu "nasıl razı oldunuz" sözüne yengem "aşk kazandı" dedikten sonra kahkahalarla güldükten sonra bende jeton düştüğü için "aaa sen, kızı istemiyor muydun" diye sordum ve etraftan "öyle bir şey yok, öyle bir şey yok" cevapları aldığım için sustum.
geçen yılda, doğuştan hafif zihinsel ve bedensel engelli olan en büyük oğlunu evlendirmiştik. onu ise, benim, yengemi, ilk önce bu engelli oğlunu bilimsel ve ahlaki açıklamlarımla evlenmesi gerektiğine ikna etmem sonrası evlendirmişti. onun evlendirilişi ise, yengemin farklı zamanlardaki herhangi bir sohbet esnasında sözlerin dönüp dolaşıp evlilik veya çoluk çocukların büyümesi konusuna geldiğinde "ya bunlar evlenmiyor, ben ne yapacam" (engelli oğlu dışındaki diğer 3 sağlam çocuğunu kastediyordu) serzenişlerinden birinde ona, dayanamadım ve hafif azarlarcasına şöyle haşlamaya başladım:
-sakatı evlendirmeden olmaz
-ya bunu kim alır, keşke biri alsa
-sen de ona yakıştırmıyorsun değil mi
-e vallahhh kimse almaz, nasıl alacak biri bunu. keşke alsa
-amcanın kızı HİLSE varya, o da hafif zeka sorunlu. ben onu bayramda gördüm, insanların onu hafife aldığı kadar gerizekâlı değil. evi çekip çeviren oymuş. babasına o bakıyormuş. alışverişi o yapıyor, sağı solu toplayan da hep oymuş. daha ne olsun. senin sakatı da toparlar, sahip çıkar. yaşar giderler.
-hakkat ha, valla sen doğru söylüyorsun. ben hiç düşünmedim. keşke alsa, vallah olur
-sen kızı zaten hiç düşünmedin ama aslında düşünmediğin kız değildi, sakat oğluna evliliği hiç yakıştıramadım. onu evli düşünmedin. evlendirmen gerektiğini hiç düşünmedin.
-ee ben nasıl düşüneyim, kim alırki
-kim alır malır değil de, sen öldüğünde kim bakacak bu çocuğa. kardeşleri bakar mı sanıyorsun. yaşlandığınızda size bile bakmazlar. bakmayacaklar. buna da siz öldükten sonra en fazla 3-5 ay bi sorar ederler, sonra kendi dertlerinde boğulup gider bunu da siktir ederler.
-öyle olur diyorsun?
-ee başka nasıl olacak. baksana bana, ben sağlamım, kendime yetiyorum, ufak bi sağlık sorunu yaşadım benimkiler sen dahi beni bu sağlam halimle sokağa attılar da kendimi babamdan kalma gecekonduya atabildim. siz öldükten sonra diğer çocuklar senin sakatı sokağa atarlarsa, sokakta kalır. günahı da boynunuza kalır.
-vallah haklısın ama ne bileyim, durumundan dolayı hiç düşünmedik
-bak şöyle yap. sen İLSE'ye gözlemle biraz. bi bak gerçekten kafana yatarsa, evlendirir, beraber bi kaç yıl yaşar düzenlerini oturduktan sonra onları kendi evlerine çıkarırsınız. siz ölünceye kadar da onları kontrol ederek yaşarsınız. onları çekip çevirir, sahip çıkarsınız. siz ölünceye kadarda zaten onların düzeni tam oturur.
-doğru. tamam ben bakayım" demişti ve bu kou kapanmıştı. ama şans eseri benim bu fikrimle bizim zekâ özürlü Hilse'ye o ayın sonunda görücü geldi, bi kaç hafta sonra nişanı yapıldı, aylar sonra ise evlendi gitti. Yengem bana "sen öyle dedin diye onun bile kısmeti açıldı" demişti ve bende "tamam, oğlunun dengi olan başkaları da vardır, onlara bak" demiştim de işi ciddiye aldırmaya devam etmiştim ve işte sonrasında denk birini bulup, üstelik ayrı bir yuva kurarak evlendirmişlerdi. şimdi bu sıra bu sümüklü yeğenimdeydi.
hayat işte bi şekilde geçiyor.
yukarıdaki satırları 2 hafta önce yazmıştım. şimdi ise kurban bayramının 2.günündeyiz ve devam edeyim derken, ne yazacağımı da bilmeden oturdum ama dün, 3. abimin karısı bize bayrama geldiğinde, sümüklü yeğenimin nişanı konusu açılınca, annesinin "ya ben ordayken, yengem aşk kazandı gibi bi cümle söyledi. galiba yengem bu gelini istemiyor" dedim ve hemen bu konu hakında konuşulmaya başlandı.
meğer yengem ve abim, bu kendilerine yeni gelin gelecek kızı, gündelik dış hayatında başı açık, kot pantolonlu ve bazende göğüs dekolteli giyimli olduğundan dolayı istemiyorlarmış. çünkü yengem mantolu bi kadın ve abimde, hacı güya.
bunu öğrenince, şap diye ağzımdan "ama hep başka gelinleri açık diye eleştirirsen olacağı buydu" cümlesi çıktı, çıkmasıyla da herkes sustu, konu kapandı gitti.
öyle işte. namus, görünen iki meme ucunda değilki.
ve insan, yıllarca gelen-giden gelinleri eleştirirken, bi gün kendisine de geleceklerini hep bilmeli, hep aklında tutmalı.
********************************************
hayatımdan 31 ve seksi çıkardığımdan bu yana, yaşamımda çok boş zaman oluştu. meğer cinsellik çok yer kaplamış. beni tamamen ele geçirmiş. çok şükür kurtuldum.
şimdilerde ise cinsellik hakkında "üreme amacı dışında seksin olmaması gerektiğini" düşünüyorum. ve anlıyorumki; özellikle yaşadığımız bu yüzyıldaki medya tarafından cinsel propagandaya o kadar maruz kalmışızki, yaşama amacımızının her an her yerde bir daha, bir daha, bir daha seks yapmak olduğu fikrine aksini düşünmeden saplanıp kalmışız.
dediğim gibi, oysa seks; tüm canlılara üreyecekleri zaman hayata geçirilmeleri gereken bi eylem olarak verilmiş olmasına rağmen, insan denen akıllı canlının bunu tutup hayatının merkezine koyması, tüm amacı bir daha, bir daha, bir daha ve bir daha yapmak olarak yaşamaya başlamasıyla gerçek anlamını-amacını kaybeden şey. eylemden ibaret. bence çocuk yapmayacaksanız hayatınızı sekse-cinselliğe göre şekillendirmenize, seks üzerine kurmanıza gerek yok. hayatınızı seks olmadan da sürdürebilirsiniz. medya tarafından sürekli cinsel propaganda-saldırıya uğradığınız için, seksin gerçek işlevini amacını unutmuş veya üzerine düşünmemiş olabilirsiniz ama gerçek bu. seks olmadan ilişki sürdürebilir, yaşayabilirsiniz. buraya kadar okuduğunu anlamayanlar için özet geçeyim;
fındık kadar amınızı karşınızdakini manipüle etmek için her an, öne sürmek zorunda değilsiniz.
bi boka yaramamışlığınızın acısını, balta sapı kadar sikinizi elinize alıp her gördüğünüz deliğe sokarak veya vücut deliklerinize o sapları sokturarak yok edemezsiniz. emin olun hayat, seks yapmaktan çok daha fazlası ve kesinlikle aklını kullanarak yaşanması gerekir.
(nerden nereye geldim. bu da böyle kalsın.)
bayramın 4. günü Ankara'ya dönüyorum.
dün eski mahallemde bayramlaşma vardı. oraya gittim. o sığlık, o kendini dış dünyaya yarı yamalamış olmaklık çok can sıkıcıydı.
eskiden bu topluluğu orijinal buluyordum ama şimdi orijinallikten çok, yapay geliyor.
belki de tamamen koptum bunlardan, ya da tamamen ayıldım gerçeğe. bilemiyorum.
12.05.2026
kadınsız kalmış ürkek
durgun, çok durgun.
hüzünsüz bi durgunluk var tenimde.
kendim dahil kimseye anlatamadığım ve doğru kelimelerden inşa edilmiş cümleler kuramadığım zamanlardayım. bir şey var, ne olduğunu geç anladığım.
sahte erkek sevgileriyle tıka basa geçirilen yıllardan sonraki zamanlardayım
ve şimdi, susuz kalmışcasına gerçek bi öpüşmeye muhtaç
arzulayan bi kadın tarafından sımsıkı kucaklanmaya çok aç.
uzun uzun bi kadına dokunmaya ve bi kadın tarafından dokunulmaya duyulan bi özlemin var olduğu zamanlardayım.
sahi bi kadın tarafından sevgili olarak sevilmek nasıldır kim bilir.
kim bilir nasıldır bi kadın tarafından özlenilen o erkek olmak.
ve herhangi bi kadın tarafından evlat gibi sevilmek nasıldır kim bilir.
nasıldır kim bilir, bi erkek kardeş olarak bi kadın tarafından sevilmek.
1.05.2026
Gay Erkek
Gay Erkek veya gay erkekler üzerine sanırım çok şey söylenebilir.
Ama şunu söyleyebilirim ki; aslında google aramalarındaki o propagandavari materyaller tarafından ele geçirilme diye, yanılgıya kapılmaman için yazdım bu yazıyı. daha doğrusu yazmaya çalışıyorum.
gidip saçma sapan seks konulu şeylere kapılma diye yazıyorum.
lafı uzatmadan giriş yapıp, geliştirmeye çalışayım;
Gay may yok.
Peki ne var dersen, şöyleki;
tüm bu gay tanımları falan, sen bi hemcinsinle yattığında, yaşadığın huzursuzluğu yok etmek için uydurulmuş kelimelerden ibaret. çünkü "tanım"lamak özünde, onu okuyan ve okuduktan sonra da artık mecburen onu öğrenmiş olan tarafından, o şeyi sahiplenme veya onun tarafından sahiplenilme hissi uyandırır.
çünkü; tanımlanmamış olan biraz korku, çokça da soru işaretleri verir.
zaten ne olduğunu bilmiyorsan, ne olduğunu bilmezsin.
evet, bilmezsin ama dünya da durmaz. sen birinin oyuncağı olmaya hazırlan diye döner durur, döneeer durur ve bu yüzden, sana ne olduğunu söylemeye hazırlanır dünyanın kötüleri.
işte tam da bu yüzden bir kaç kelime uydurulur ve o kelimelerle sana dolaylı yoldan "hayır yanlış yapmadın, doğru yaptın ve bak bu da sensin" denilmiş olur.
ilk duyduğunda veya öğrendiğinde ufak bi merak salınır içine. döndürür durursun kafamın içinde ve o kendine bi yer bulamasada sen yer verirsin ona mutlaka.
yerleşir yavaşça, usul usul yer yapar kendine. yani sana.
ve işte bi yerden sonra kendini o kelimeyle tanımladığın an, bi şey olmuş olursun. az önce bi bok bile değilken, şimdi bir şeysindir ve bu yüzden sımsıkı sarılırsın o tanım'a.
artık sen o'sun. sen o kelimeden ibaretsin. o kelime kadar sığ, sağılmaya hazır bi sığırsın artık.
oysa gerek yok tüm bu sikik tanımlara. gay erkek, gay kadın, gay gay gay
yani herhangi bir şey olarak tanımlanmayı kabul etmemelisin.
huzursuzluğunla barışmalısın. kendine çokça zaman tanımalısın.
bırak huzursuz olsun için. kabullen huzursuzluğunu. sana ait bir şeyi yok etmelerine izin verme.
seni yok etmelerine izin verme.
tüm kafa karışıklığınla yaşamalısın ve evet, tüm cümlelerinin sonuna nokta koymana gerek yok. sonsuza kadar uzatabilirsin


