12 Eylül 2026
ablam, oğlum ve annesi, kahvaltı, terörist sol örgütler ve çay sigara ikilisi
Geçen gün memlekete geldim. Buralardayım bi kaç gündür. Oysa bensiz yıkılır, viraneye döner sanmıştım ama tık yok, hayat devam ediyor. Demekki yaşamın merkezinde ben yokum.
Dün akşam oğlumla kellepaçacıya gittik. Benim kadar onunda kellepaça seviyor olması hoşuma gitti. Zaten o arayıp akşam kellepaça yiyelim demişti. Oysa benim önerim, yeni açılan kocaman ucuz dönerciydi. Adamlar içeride 300 TL'ye 2-3 tabak yeşillik ağırlıklı bi şeyler, bol ekmek ve bol döner tabağı getiriyor masaya, o kadar doyuyorsunki kalkarken masaya göbeğin sıkışıyor.
Kellepaçacıdan çıkışta "hadi sende çay ısmarla" dedim ve şehri esir alan çay evlerinden birine oturduk. Çay gelmeden önce "yemekten sonra sigara iyi gidiyor, hadi çıkar yak bi tane istersen" dedi bana, onu "ben içmiyorumki. ama sende var, çıkar içelim" diye yanıtlayınca nazlanmadan çıkardı uzattı, birer tane çektik, benimkini de yaktı, çaylar gelirken tüttürmeye başlamıştık.
Geçen yıl parlament içiyordu, bu yıl winston'a geçmiş. Fiyatından mı, fiyakasından, fiyaskodan mı bilmiyorum. Zıkkım olasıca.
Sigaraları yaktığımızda, tanıdıklardan bi kaç kişinin gelip tüttürüşümüzü görmesini çok istedim ama lanet olasıca tanıdıklar yoktu etrafta. Oysa sigara içen baba oğul birlikteliğinin kibrini, gururunu kalabalıklar üzerinden doya doya yaşamak istedim. yaşayamadım.
Ona çocukluğumdaki sigara anılarımdan şunları anlattım;
-ben çocukken, arkadaşlarım sokaklardaki izmaritleri toplayıp içerlerdi.
-ben de öyle başladım zaten.
-hı
-bende öyle başladım" dedi. kısa bi "ıyy" dışında tepki vermedim. iğrenç miğrenç ama geçmişte kalmış bir konu hakkında tepki vermeyi anlamsız bulup tepkisiz kaldım. sonra da şunu anlattım;
-sigara içen bi arkadaşımız olduğunda, ona "iç ama içine çekme. eğer içine çekersen seni babana söylerim" diye tehdit ederdik." dedim. Güldü. İroniyi, çocuksu aptallığı anladı, yüzüne huzurlu bi masumiyet yayıldı. Bu "içine çekmeden içilen sigara" olayına bağlı bi kaç espri daha yaptık, kpss'ye girecek bu yıl, geçen hafta başvurusunu yapıp ücretini vs yatırmışım, onun hakkında konuştuk. "ee şimdi ne yapmam lazım" dedi "artık bundan sonrası sende, sen takip edip, öğrenecen ne yapacağını" diye yanıtlayarak topu ona attım. armut piş ağzıma düş'e alışmış bu iyice.
Çay ve sigaradan sonra kalktık. Arkadaşıyla buluşacakmış. Araştılar, gitmeden önce ikimizin hayal meyal denilebilecek bi fotoğrafını çekebildim. Şerefsiz hâlâ birlikte fotoğraf çekilmemizden hoşlanmıyor. Kendi telefonuyla da çektirmedi. Üstelik "çıkar fotoğrafımızı çekte, artık mikrop kapsın" esprime rağmen.
Arkadaşı, benim ermeni kökenli çocukluk arkadaşımın çocuğu. Efendi bi çocuk. Geçen yıldan bu yana daha da bi büyümüş. Traş olmuş, yüzü gözü iyice şişmiş. Yüzündeki çocukluk ifadesi, ergenlik sonrası erkekliğe doğru geçiş yapmış.
Bizim buralarda, ermeniler genelde çirkin oluyorlar. Ama bu arkadaşım türk biriyle evlendiği için olsa gerek, çocuğu babasından çok anne tarafına çekmiş. 3-4 yıl sonra, şehrin ileri gelen yakışıklılarından biri olacak gibi.
(ileri gelen yakışıklı esprisi şimdi aklıma geldi. içinde hem buradaki geleneksel yapıya gönderme var, hem cinsel bi çağrışım, hem erkeksi bi ataerkillik ya da bunun gibi bir şey. kelimelerin, kafamızdaki anlamlardan daha sığ olması konusu çok can sıkıcı. anladıklarımızın, anlatmak istediklerimizle bazen alakası kalmıyor, ya da anca yaklaştırabiliyoruz. acaba diller yokken, insanlar daha mı iyi anlaşıyordu? )
Oğlumla ayrıldıktan sonra ben eve geçtim. O ise geç saatte gelip, salondaki çekyatta uyudu. Sabah da erken kalkıp, annesine kahvaltı yapmaya gidip, ordan işe geçti. (daha önce çalıştığı elektrikçiden çıkıp başka bi elektrikçide işe girmiş. çünkü önceki usta hiç de iş öğretmiyormuş. o ise işi öğrenmek istiyormuş.)
Evde 3numaralı ablam yalnız var. Annem ölüp, 4numaralı ablamda evlenip başka şehre gidip çocuklu bi kadına dönüşünce, bu ablam iyice tek mavzer'e döndü kaldı burada. (mavzer esprimi acaba anlayan olur mu? anlamayanlar için espriyi açayım;
mavzer, bizim buralara farsçadan geçme ve sık kullanılan bi kadın ismidir. ve yazılışı MAHİZER'dir ama okurken mawzerr diye seslendirilir.
diğer bi mavzer ise; güya ülkeyi, insanı ve insani değerleri korumak için yola çıkmış sol ağırlıklı olduklarını söyleyen ama aslında hiçbi ağırlıkları olmadığı için kolayca yönlendirilip binlerce insanı öldüren, insani değerleri sıfırlayıp ülkeyi huzursuzluk çıkaran bölme aparatından başka bi boka yaramayan boş kalabalıkların eline tutuşturulan alman silah üreticisi olan mauser'dir ve okunuşu da, yerel dilde biraz daha kabaca söylenen "mavzer"dir. mavzer sürgülü tüfek türüdür. wikipedia öyle dedi. ben onun kopyala yapıştırıcısıyım.
Şimdi esprimi açmaya devam ediyorum;
Yukarıda "Evde 3numaralı ablam yalnız var. Annem ölüp, 4numaralı ablamda evlenip başka şehre gidip çocuklu bi kadına dönüşünce, bu ablam iyice tek mavzer'e döndü kaldı burada" dedim ya, cümledeki "tek mavzer" tanımlaması "yalnızlaşan erkek"ler için kullanılan "tek tabanca" deyimine bi gönderme aslında ama ablam bi kadın olduğu için "tek mavzer" tanımını uygun gördüm :)))
espriler açıklanınca, komikliği kalmıyor çünkü içindeki ciddiyet ve göndermeler, gülünüp geçilmekten çok durup düşünülmeye neden oluyor ve kadim bilgiye sahip herkes bilirki; düşünen gülmez, gülmek bi kaçıştır. dünyadan, insandan, kendinden kaçmaktır. falan filannnnn
Uzayan parantezlerden dolayı yukarıda anlatamadım, ama şimdi bağlamak lazım; ablam, oğlum, oğlumun annesi ve kahvaltı konusuna dönecek olursak;
oğlum, ablamın kendisine yemek vermeyeceğini erken çözmüş ve bu yüzden, benim için geldiğinde dahi ya dışarıda yemiş olarak geliyor eve, ya da sırf bir şeyler atıştırmak için bi şeyler atıyor ağzına. oysa benim, ablamın bana yemek vermeyeceğini-vermek istemediğini anlamam 2 yıl sürmüştü, kabullenmem ise 4 yıl. Ablamın, bu kendine has hastalıklı haline çözüm olarak kendi yemeğimi yapıp yemeye başlamıştım. Oğlum da benim gibi davranıyor. Sorunu anlayıp, sorumluluğu tamamen üstlenerek kendisi üzerinden çözüyor. Bu güzel. Sanırım adam olacak bu çocuk, çok şükür. çok şükür. çok şükür.
Aynı zamanda elektrikçinin onu dükkanda tutararak iş öğretmemesi yüzünden işten çıkıp, onu inşaat alanlarında çalıştırarak iş öğreten birinin yanında çalışması da, adam olacağının diğer bi göstergesi.
İnşallah gerçekten durum böyledir. Çünkü bana "durum böyle" dedi.
08 Eylül 2026
işçiler patronlar, harabeler, arkadaşlar ve 3 haftalık izin
Kars'a gidip Ani Harabeleri'ni gördüm ve yapacak bir şey kalmayınca, dönmeye karar verdim. Şimdi trenle Erzurum'a gidiyorum. Ondan sonra ne yapacağım hakkında bi fikrim yok. Belki bi iki günlüğüne şehri gezip sonra memlekete giderim. Belki Antalya taraflarına akarım. 3 haftalık izin aldım ve bunu plansız ama içime bi düzen kurmuş olarak değerlendirmek istiyorum.
Şu an trenin yemekli vagonunda oturmuş, bu satırları yazıyorum. Vagonda benim dışında 6 müşteri daha var. Kağıt bardaklarla sunulan çaylarını yudumluyorlar. Çaprazımda oturan kel ama yaşından çok erken gelip bedenini ele geçiren yaşlılığa teslim olmak dışında yapacak bi şeyi olmayan orta yaşlardaki adam, çayının yanında çizi ve çubuk kraker de almış. Çizileri çaya bandırıp yiyişinden, hayatını bi boka yaramadan geçtiğini düşündürtüyor. Çubuk krakerleri yemek yerine, 3'erli 4'erli tıkındı.
Tren şu an Süngütaşı Tren Durağı'ndan geçiyor. Önümdeki masada oturan 40'lı yaşlardaki mantolu kadınlar, cep telefonlarıyla rüzgârın yer yer sivri, yer yer sağını solunu alarak balkon gibi şekillendirdiği kayaları videoya çekip, birbirlerine gösteriyorlar. Bu daha çok, telefonlarının olmasından dolayı, yapmak zorunda olduklarını düşünerek yaptıkları bir meşgaleden ibaret. Yoksa amaçlarının, yeni anılar biriktirmek olduğunu sanmıyorum. Yazık, bi kaç inçlik ekranlarla herkes içerik üreticisine döndü, kimsenin hayvan yetiştirmek, mısır patates veya tütün ekip biçerek gerçek bir üreticiye dönmekle alakası kalmadı. Ama sorsan, geçim çok zor. Ay sonunu zor getiriyorlardır. Eve et girmiyor, market poşetini doldurmak imkânsız falannnnnn
Bu maddi geçimsizlikten şikayet etme durumu sadece buralarda geçerli değil. ModernLEŞmiş büyük şehirlerde bunun farklı bi varyasyonu var. Şöyleki; sabahın ilk ışıklarında antilop avına çıkan afrikalılar gibi ağır makyaj yaparak sokağa adım atan kadınlar, o güne özel kıyafetleriyle kalabalıklara karışıp akşama kadar avm avm gezip akşamda evine yorgun argın dönüyorlar. Afrikalı avcıdan tek farkı elinde antilop yerine alışveriş poşetleri bulunmakta. Kredi kartları patlamış, ihtiyacı olmayan ne varsa almıştır. 
Çaprazımdaki kel adam aldıklarını tıkındı ve tüm suratsızlığıyla kalkıp gitti. Onun iki arkasında 27 yaşında olduğunu tahmin ettiğim ve hafif bi gay havası aldığım saçlarının yarısı dökülmüş, 3 haftalık sakalı, beyaz kablolu kulaklığıyla bir şeyler dinleyip arada bi telefonun ekranına dokunan asık suratlı gençten bi adam var. Arada gözgöze geliyor ve aynı hızda kaçırıyoruz bakma organlarımızı. Sanki organlarımızı kaçırmasak, uzun uzun baksak birbirimize, kalkıp vagonların geçiş noktalarındaki boşlukta sürtünmeye kalkışırız korkusu hakim havamıza. Ya da ben şu an böyle kurguluyorum. İçim çok fesat.
Şu ibnelikten kurtulmak kolay değil. Onca yıl, tüm enerjinle erkek peşinde koşup şimdi bi anda bırakmak kolay olmazdı zaten. Ama bende inatçıyım. Alışkanlıkların beni ele geçirme
Yanımda cam fincan taşıdığım için az önce aldığım demli çay bitti. Şu herkesin elinde, geleceği aydınlatan meşale gibi taşıdığı kâğıt bardaklara alışamadım gitti. Mecbur kalmadıkça kullanmıyorum. Kendimi de mecbur bırakmıyorum. Sonuçta çay-kahve içme mecburiyetimiz yok. 1 saat, 2 saat içmezsek ölmüyoruz.
kulaklığımda şu an PenabeatTRP - Yalan-(feat LARA) çalıyor.
Şarkıyı dehşet güzel buluyorum.
Tren kendisine çizilen yolda ilerliyor. Ray ray rayyy
Sürülmüş tarlalar, kurumuş topraklar. Başıboşmuşlar gibi otlanan inekler, danalar, keçiler koyun koyuna. Tarlalarda bi o yana, bi bu yana yana yana gezinen traktörlerden anladığım kadarıyla seneye hazırlıklar, içinde olduğumuz bu Eylül'den başlamış. Gerçek üreticilerin bu emekleri çok bereketli olsun inşallah. Seneye am barları dolsun taşsın, mallarını koyacak yer bulamasınlar inşallah. Ektikleri 1, 1000 olsun.
kulağımda Funda Arar var. "Yak Gel Ne Varsa" diyor.
Geçen yıl, eski bacanağım ve çocukluk arkadaşım W'ye 2 tam 1 yarım altın vermiştim. Memlekette züccaciye dükkanı var. Maaşımdan biriktirip aldığım altınları kenarda tutmak yerine, en azından ticaret yaptığı için onun işine yarayacağını düşünmüştüm ve bu yüzden benden istediğinde vermiştim. O günden bu yana ses seda yok. Geçen yıldan bu yana bi kaç sefer de tl olarak borç para vermiş ve yine almıştım ama bu altınlar konusunu o açıncaya kadar istememeye karar verdiğim için sessiz kaldım geldim bugüne.
Fakat dün, Kars'ı gezinirken çektiğim fotoğraflardan bi kaçını whatsapp hikâyeme attıktan sonra bana "10bin tl'n var mı" yazdı, bende "yok" yazdım ve yanıt olarak "niye" sorusu ve ardından kahkaha efektli emoji attı. Hava da kalmasın diye :) gülücük emojisi attım, yanıt olarak "bütün hayallerim suya düştü" diye yazdı, bende "as, kurusunlar" diye yazdım, bana "hava kapalı, biraz zor kurur" dedi, bende karşılık olarak "hayrlısı" yazınca muhabbetimiz öylece kapanmış oldu.
Şimdi memlekete gitmeyi düşünüyorken, o açıncaya kadar-verinceye kadar istemeyi düşünmüyordum ama bu sessizliği canımı sıktı. Bu yüzden gittiğimde istemeyi düşünüyorum.
İstediğimde büyük ihtimalle bana "ihtiyacın mı var, ne yapacaksın" sorularını soracak ama fazla ileri gitmemesi için "yoo ihtiyacım yok, param biraz da bende kalsın" demeyi düşünüyoum. Hem aramızda bi sınır olduğunu, hemde aslında bu konuda fazlasıyla beklemiş olduğumu hatırlatmış olurum. Bakalım kazasız belasız atlatacakmıyım bu durumu.
Sonunda onu kaybetmekte var, ama olsun, bu yüzden kaybedersem, ederini öğrenmiş olurum.
Geçen ay karşı ofiste, büyük bi çalışma vardı ve orası ustalarla dolmuştu. Şurada konuya değinmiştim: https://hayaterkegi.blogspot.com/2026/08/escinsellige-dogru-itilmek-mi.html
Ustalarla, işçilerle kaynaşmıştık ve bu yüzden onlar sürekli çay kahve su vs götürüp getiriyorum. Bu getir götürler arasında, fırsatını bulsalar beni sikeceklerini anlamış olsamda, kendim kalmaya devam etmiştim. 2-3 hafta süren işleri sonrası gittiler ve geçen hafta patronları gelip benimle hal hatır muhabbeti yaptıktan sonra onlara su, çay vs getirip götürdüğüm için bana içtenlikle teşekkür edip bi anda elime para olduğu anlaşılan dürülmüş kağıt sıkıştırdı. önce bi geri vermeye çalışarak "abi ne yapıyorsun. lütfen böyle bi şey yok, ben herhangi bi beklentiyle yapmadım. zaten çayım kahvem var, elime yapışmazdı. ne olmuş yani getirdim götürdüm" diye kekeledim, fakat adam ısrarla elimi sıkıp "hakkındır, çok iyiliğin dokundu" dedi. Bi yandan da çok ama çok şaşırmıştım çünkü beklemiyordum. 1 dakika kadar süren bu mevzu sonrası "tamam, eyvallah teşekkür ederim" deyip almış oldum ve aldığım gibi de açıp 200 dolar olduğunu görünce "alamam abi çok az bu" dedim ve adamla bastık kahkahayı. Neyseki soğuk şakalardan analayan, seven ve anladığı gibi de kaldıran biriymişki karşılıklı kahkahalar atarak rahatlamıştım.
Tüm bu gelişen olay sonrası, demem o ki; işçiler, onlara olan merhametimden dolayı getir götür yaptığım çay-kahve faslı arasında beni sikmek istediler ama patronları benim işçilerine saygı duyup büyük bi emek, işimmiş gibi özveri gösterdiğimi takdir etmek için ufak bi ücret verdi.
Çoğu işçi neden işçi ve neden hep işçi kalacak şimdi daha iyi anlıyorum.
Ve bazı patronlar neden patronluğu hak ediyorlar, bunu da yaşadığım örnekle anlamış bulunuyorum.
