"kendimi, rüzgâra teslim olmuş bir çöp poşeti gibi oradan oraya savurduğum yıllar boyunca, amacım ve kaçtığım şey neydi" diye düşünüyorum. tabiki net bi cevap yok. "belki boş bi özgüven" ise, şiddetli bi olasılıkf
peki sevilmek için girdiğim yataklar, bitmek bilmeyen kalıcı sevme arzumu, en azından o anlık bile olsa dindirmek için sarıldığım beş para etmez çıplak bedenler ve küçük bir iltifat için katlandığım kocaman küçümsenmelerin toplamında elime geçen bugün ne oldu?
hiç ve bazen de çokça pişmanlık.
hayatımı, çoğunlukla farkımda olarak yaşamış olmaya özen göstersemde, şimdi dönüp geriye bakıyorumda, gerçekleşmesini arzuladığım gerçekleşmeyecek beklentilerle tükettiğim bi ömür yaşamışım gibi hissediyorum. oysa beklentisiz bi hayat yaşamaya yemin etmiş gibi dikkatliydim de ama bak ne oldu?
anlıyorumki, beklentisiz bi hayat yok. yarına yetişmek için her hâlükârda bi beklentiye kapılıyorsun, beklentiye sokuyorlar seni. giriyorsun o beklentiye usulca. hiçbir bok olmayacağını bile bile ve bi ihtimal yanıldığını umarak.
çünkü yarının daha güzel olacağı umudu varken, bu hep böyledir, böyle olur.
hiçbir zaman gerçekleşmeyecek beklentilerin ardından sike sike kabulleniyorsun beklentisiz yaşaman gerektiğini. beraberinde getirdiği şiddetli yalnızlığına rağmen, beklentisizliğin verdiği özgürlük hiçbir şeyde yok. yaşarken verdiği o huzurun tadı bambaşka ve kendine özel. büyük harflerle sürekli tekrarlamak gerek; beklentisizlik, seni özgür kılar.
allah'tan başkasına olan tüm beklentileri sıfırla. çünkü seni yarı yolda bırakacaklar.
bu yüzden siktir et herkesi. sana bi şey veren, verecek olan insan, seni en kısa zamanda senden esir alacaktır. özgürlüğün için; esir olma ve sakın kimseyi de esir de alma kendine. siktir et esir olmayı ve esir almayı.
çiftimi bulmak için yırtındığım yıllar boyunca yemediğim bok, girmediğim yatak kalmadı. ama bak, buna rağmen bugün yalnızım.
şimdi yapayalnızım ama allah'ın "her şeyi çift yarattım" sözünden dolayı, çiftim olmadığına da inanmıyorum bi türlü. daha doğrusu inanamıyorum. allah çift yarattım diyor :) mutlaka çiftim vardır. imanım bundan başkasına değil.
hem belki de, şu bilmem kaç milyon metrekarelik dünyada, belki çiftimde benim gibi çiftini, yani beni ararken yataktan yatağa girmekten yorgun düşmüş ve kalkıp arayacak takatini toplamaya çalışıyordur şimdilerde. doğrusunu kim bilebilir ki; allah'tan başka?
belki o da benim gibi "hayatımın aşkını arıyorum" diye diye orospuya dönmüştür.
orospuya dönmüşlüğüme değil de, yıllar boyunca çiftimi yanlış bi cinsiyette aramış olduğuma hayıflanıyorum şimdilerde. belki kendi cinsimden birilerini ayartmanın rahatlık ile kolaycılığına kapılmasam ve emek sarf ederek, özenerek ve ısrarla sabrederek karşı cinsimden birilerini peşinden koşsaydım, ya da hayatımdakinin tüm cahilliğine, bencilliğine, kumarbazlığına rağmen ona dört elle yapışsaydım, bugün çiftim olmuş olacaktı. ama nazından, oyunundan, tuzundan bıkıp çiftleşmenin en kolay olanına kaçtım ve işte şimdi, yani günün sonunda ise elimde osbirden yorgun düşümüş sikimden başka bir şey kalmadı.
ki osbir çekmeyi bile bıraktım. osbirsiz geçen günler, haftalar, aylar, yıllar var artık hayatımda. ımmmm missss gibi tertemizim.
kulaklığımda "teoman-istanbul'da sonbahar"ı söylüyor. şarkıda "her zaman kolay değil, sevmeden sevişmek" diyor. amınakoduğumun çocuğu, sen gel bi de onu bana sor. nasılda kolaydı; sevmeden sevişmek ve seviştikçe seveceğine inanmak. hiç sevilmeyecek olanı inatla sevmeye çalışmak. ah bi bilsen nasıl kolaydı. kolay gelirdi.
ama sormaz bana. soramaz. öyle bi imkânı yok teoman'ın.
zaten, neredeyse ücretsiz seks işçisine dönüşmüş birinin, sevmesinin ne kadar kolay olduğunu teoman nerden bilecek. bilmezki. asla bilemezki.
şimdi de papatya şarkısını açtım. diyorki "oh papatya, yüzümün haline bak, seninle kim kalacak ışıklar kapanınca, benden çok uzaktaaaaa" sözler güzel ama müzikleri hep ondan bundan arak.
göt herif kimsenin bilmediği yabancı şarkıları alıp, bi kaç güzel duvar yazısındaki cümlelerle karıştırıp şarkı sözü yazmış ve beklentiyle yaşayan kalabalıklara satarak paraya dönüştürmüş.
tüm bu üçkâğıtçılığına rağmen, nasihat gibi geliyor kulağa teoman şarkısı.
dün 18:00'de başladığım tren yolculuğum bitmedi. sanırım 2-3 saat kadar önce sivas'tan geçtik. Kars, Anakara'ya çok uzakmış. varmak 26 saat sürüyor trenle. Dün geceden bu yana onlarca dağ, ova, orman, kimsesiz kaldığı için viraneye dönmüş köy ve oto yollarla çevrelenmiş şehir geçtik. kuş uçmaz kervan geçmez yer yok ama yine de sakinlerinin terk ettiği dağ başlarındaki tek tük evler, insanı derin düşüncelere daldırmıyor değil. ne vardı yani gelip bu dağ başında 2 katlı bi ev yaptınız. neydi amacınız. çok mu sıkıldınız modern şehrin çok kibar vahşi kalabalıklarından?
ne oldu şimdi yani gelerek ve evlerin halinden belli oluyor neyi başardınız tekrar geldiğiniz yere dönerek.
ardınızda bıraktığınız bahçe duvarları, tel çitler, kurumaya yüz tutmuş meyve ağaçları, komşu köyün mezarlığındaki ölülerinize kim gelip fatiha okuyacak?
unutulacak herkes. unutacaksınız gömdüklerinizi. biliyorum, öyle olacak. babam derdi; düğünde, cenaze de 3 gün sürer. sonra hayat yine eskisi gibi devam eder.
babam mı söylerdi pek emin değilim aslında. ama onun ağzına yakıştırdım. çok yakışırdı aslında. büyük ihtimalle o söylemedi. bana böyle şeyler söyleyecek kadar vakit geçirmedik çünkü.
dereler, dağların yamacına yaptıkları kıvrımlı yollardan, çalı çırpı eşliğinde usul usul yol alıyor. toprak rengine dönmüş suyun tüm pisliğine rağmen hiç durmadan yol almaya devam etmesi ilham verici.
sor gündüzlerden sor.
sor kime istersen sor, öğrenemezsin." ben onun bu sor'larını yazıncaya kadar diğer şarkısına geçti.
şimdi de "ayyy ayyy ayyyyy ayyyyyy yanıyorum, ayyy ayyy ayyyy ayyyyy çok fenaaaaaah" diyor ve sikimi kaldırıyor.
ah bu şarklıların gözü kör olsun.

