Dün akşam düğün vardı. Yeğenim evlendi. Gelinin tüm kurtlarını döktüğü düğün alanında, yeğenimin annesi olan yengem ve diğer 2 yengem biraz kıskançlık krizi geçirir gibi oldular ama benden bi büyük olan abimin eşi olan 3. yengem pek bi keyifliydi. Çünkü diğer yengemlerin bir araya gelip kendisi hakkında yıllarca yaptıkları dedikodulardan sonra bu pistte göbek atılmadık bir metrekare bile alan kalmamıştı ve üstelik dedkoltesi de cabasıydı.
Kıskananların artık çatlamaktan iflah olduğu gecenin sonunda, yüzlerde zorla tutulan o tebessümlerin düşmesi an meselesiydi ama çok şükür, kazasız belasız bitti ve herkes evine, gelin ve damat ise gerdeklerine girdiler.
Bense karılı-kızlı erkekli-çocuklu alanda bi kaç kez halay çektiğim için, son gece herkes dağılıp evlerine doğru yol alırken evde istenmediğimi anladım ve daha 15'inde evlendirilen ablama gidip uyudum.
Tek bağımızın, aynı babanın sikinden düşmüşlüğümüz olan bu ablam hâlâ türkçe bilmiyor ama konuşmalarımın yarsını anlıyor. Bende onun konuşmasının yarısını anlıyorum ve böylece iletişimimiz bi yerde bağlanmış oluyor.
Ev ahalisiyle uyuduğum yer yatağında, 27 yaşında olmasına rağmen cahil kalmak için özel çaba sarfeden Kartal adındaki yeğenimle aynı oda da uyuduk, ama uyuyuncaya kadar da aptal sorularıyla da muhatap olmak zorunda kaldım. En son "ya sen niye böyle aptal sorular soruyorsun. artık düşünerek konuş. sırf konuşmuş olmak için bir şey sorma. önce düşün, sonra konuş" dediğimde "ya dayı, sende hiçbir şeyimi beğenmiyosun" diye karşılık verdi.
Doğru söylüyordu. hiçbir şeyini beğenmiyordum. sanki ikizim gibiydi. erken yaşlarımdaki benden farksız olan davranışlarına o kadar gıcık oluyordumki, bi ara ona acıdığımı düşündüm ve fark ettimki; ona acırken kendime acıyordum. üstelik bana kimse acımamıştı. ama çok şükürki, şimdi ona acıyan biri vardı.
yukarıdaki satırları sabah yazmıştım ve sonrasında da kalkıp sınava gitmiştim. AUZEF sosyoloji bütünleme sınav yerimi, düğünden dolayı buraya aldırmıştım. dün her fırsatta çlıştığım için sınav iyi geçti. şimdi ise saat 17:41 ve salonda oturmuş bu satırları ekrana dökerken, balkonda oturmuş dün gecenin kritiğini yapan ev ahalisini dinliyorum.
kime düğününde ne takılmıştı ve şimdi gelip bizim düğünde ne taktılar
davet edilmesine rağmen gelmeyen orospular ve çocukları
gecenin akışı ve plan dışı gelişmeler nelerdi, ne bekleniyordu da ne oldu
kiralanan düğün salonun azizlikleri, kazıkları (çay dağıtıp, çay parası olarak 7bin tl daha almaları) vs vs diye uzayıp gidiyor konular.
13-14 yaşından 18 yaşımdaki o evlerinden kaçışıma kadar yanlarında büyüdüğüm bu abim ve yengem için, evlerinde kaldığım şu günlerde şunu fark ettim; meğer onlardan, evlerinden kaçışım, salt çocuksu sevilmemiş olmamaktan kaynaklı bi düşüncenin beni ele geçirip uzaklara gitmeye zorlaması değilmiş. hatta, bi kaç gündür kaldıkça anlıyorum-anlamaya başlıyorumki; kaçışımın sevilmemekle alakası yokmuş. oysa ben hep sevilmediğim için kaçtığımı düşünmüşümdür :)
meğer sebebi; hiç verilmeyen o huzur, daima verilen rahatsızlık hissi, sürekli kenara itilip durulma durumu vb imiş.
Oysa, yetişkinliğiminde dahil olduğu yıllar boyunca, onlardan tarafından sevilmediğim için kaçtığımı sanırdım. sanıyordum. ama şimdi düğünden dolayı gelip kaldığım şu 4-5 günde anlıyorumki; sevilmediğim için kaçtığımı düşünmem, masumiyetimdenmiş. Ya da aptallığımdan.
5.07.2026
dönence
1.07.2026
davetiyesiz misafir
Zaten bencilliğin, iki yüzlülüğün, sevilmemişliğin ve birikmiş kıskançlığın ortasına doğmuş bir çocuk nasıl farkına varabilecekki. Varmaz ve tam da bu yüzden, sevilmiyor olmasını kendisine bağlayarak yaşamaya başlar.
İlgi sosuna bulanmış, yaşından büyük kafa karıştıran iğrenç sıcak ilk temasların iç gıdıklayan ikna ediciliğine teslim olmak zor olmaz. Benden kendini ona bırakır. Dozun, giderek arttırıldığının farkına da varmaz. Zaten 1'den sonra her zaman 2 gelmek zorundadır. Sonra 3, sonra 4, sonra 5, 6, 7, 8, 9.........
Eller yukarıda değildir ama çoktaaaaaan teslim olunmuştur.
Zaman geçtikçe kişi tarafından istenilenin, bu yaşanılmakta olan olduğu düşüncesi sahiplenilir. Çünkü bedensel arzu ve ruhsal çatışma arasında kalmış küçük bir dünyanın yıkılmasına hazır değildir ergen ve onun için zaten her şey henüz çok erken.
(bu satırları, haftasonu gireceğim sınava çalışmak için az önce oturduğum cafede, karşıma oturan ve ara ara beni kestiğini düşündürten genç adamın etkisiyle yazdım. nerede miyim; ergenliğimi geçirdiğim şehirdeyim. yeğenim evleniyor. davetiyesiz geldim. evdekiler benden oda oda kaçıyorlar. davetsiz misafirliğin acıtan ama güldüren tarafı da var. güldüren tarafıyla daha çok ilgiliyim fakat gece, tek kişilik yatağa girdiğimde acıtan taraftan kaçamıyorum. yatak küçük, acı büyük. kaçış yok.)
28.06.2026
alışveriş ve sikiş
aşk adı altında beni sevecek herhangi birini ararken cinsellik tarafından ele geçirilen o sert yıllarımın sonunda anladığım kadarıyla; al ver ilişkisini gözetmediğin müddetçe kadın veya erkek fark etmeksizin hiç kimse tarafından sevilmeyeceksin.
"bi ihtimal belki beni sever" diye düşünerek, sevilmek için sevgili adı altında kendini siktirdiğin o hayatının aşkı sandığın gizli götveren tarafından da sevilmeyeceksin. çünkü sen alışverişte değilsin. sadece veriştesin ve almaya alıştırdığının normali "sadece almaktır". yanisi canım; kendin zaten bilmiyordun ama ona da alışverişte olduğunu unutturdun ve sayende gerçeklikle bağı koptu. o artık sadece al'maya alışmış bi götveren oldu. seni, somut olmayan bir şey karşılığında siktiğinin, ona kendini siktirmenin, yani senden aldığının değerinden habersizleşti kaldı. o artık bunu, onun en doğal hakkı olduğuna inandırmıştır. buna sen inandırmışsındır. sen inandırdın.
hep gözetmelisin bu al-ver'i. görünmez bi tartıyla gezmeli, iyice ölçüp biçmeli ve sonuç olarak, elindekinin değerinden fazlasına göz koyarak, el atarak ilişki kurmalısın ve asla, daha azına razı olmamalı, tamamen zararda olduğun o en kötü anında sadece dengeyi sağlamalısın.
böyle yapmazsan eğer, böyle yaşamazsan eğer hiç sevilmeyeceksin.
hiç sevilmeyeceksin.
hiç sevilmeyeceksin.
bu al ver ilişkisini kurmayı ise daha en başında ailedeyken öğrenmelisin. öğrenmelisinki; aldığından fazlasını eve getirmiyorsan, sen ailedeki değersiz olansın. gözden ilk çıkarılacak olan sensin.
eğer al-ver'i öğrenmezsen ve öyle davranmazsan, annen tarafından bile ve benimki erken öldüğü için al ver ilişkimiz nasıl olurdu bilemeyeceğim ama belki baban tarafındanda hiç sevilmeyeceksin.
kardeşler zaten al veri hep gözetler ve çoğunlukla al'maya odaklıdırlar. kardeşliğin verdiği o rahatlıkla hep almaya odaklanmış olarak kan bağı ilişkinizi güçlü tutarak kanının son damlasına kadar senden hep alacaklar, hep alacaklar, hep alacaklar.
sen öğrenmemiş olabilirsin ve doğrusunu şimdi söylemek gerekirse; öğrenmediğin için suçlusun. tek suçlu sensin. çünkü al-ver'i öğrenmedin. bu yüzden sakın ola unutma sen hep vereceklisin. hep vereceksin. çünkü elinden tutulduğu gibi çekiştirilerek getirilip ortasına terkedildiğin dünya denilen bu pazar yerinde, bi alışverişte olduğunu bi öğrenemedin gitti amınakoyim.
burada her şeyin satılık olduğunu bilmiyorsun. öğrenmiyorsun.
her şeyin belirlenmiş bi değerinin olduğunu, o değerin bi rakam olduğunu bilmiyorsun. öğrenmek için çabalamıyorsun ve anlamıyorsun. anlamak istemiyorsun ve anlama-mak için çabalıyorsun. çaban, anlamamak üzerine kurulu. çünkü sen bi zavallısın.
oysa anlamalısın. tüm ilişkilerde verebileceğinden daha fazlasını vaat ederek ilişkinizi sürdürmüyorsan kimse seni sevmeyecek.
çünkü herkes alışverişte ve kendi ellerindekinin, senin elindekinin daha değerli olduğuna dair kesin inançları var. onlara, ellerindekinden daha değerlisini vermeli, ya da vaat etmelisin.
tek gerçek bu; al ver, al ver, al ver.
hayat işte bundan başkası değil. hayat, bi ticaretten ibaret.
Bu basit gerçeği anlamak 40 yılımı aldı.
yani 40 yılda anca bi arpa boyu yol alabildim. çok şükür, nihayet al'dım.


