13.07.2026

Kirazın Tadı ve Yaşlı Çıplak Müslüman Niyazi Kes Amk

Otobüse bindim. Havaların sıcak olması ve kibarlığımla el ele vermiş ince düşünceli karakterimden dolayı, otobüsün girişini ve orta yolu kapatmama düşüncesiyle en arkalara doğru yol alıp, orada da motora dayanmaktan geri kalmadım. Duraklar boyu emcüklediğim ılık kahvemle, elimdeki ipad'den okumaya çalıştığım Niyazi Berkes'in Asya Mektupları'ndan bi bok anlamaya çalışıyordum. Ama yok, bi bok anlaşılmıyor. Okudukça gördümki, meğer Niyazi'nin içinde bir islamofobik varmış. Adam her iki satırından birinde mutlaka "müslümanlar üçkağıtçı, müslümanlar yobaz, dünyayı kötü yapan müslümanlar, müslümanlar dünyayı kan gölüne çevirecek" minvalinde saçmalıyordu. Ama inadım inat, götüm iki kanattı ve ben okumaya devam ediyordum. Havanın sıcaklığı, kitabın sıkıcılığı, Niyazi'nin orospuçocukluğu derken eve kendimi zor atmıştım ve işte çıplaktım. Eve geldiğimde üstüm başım ter içindeydi ve bu yüzden soyunup öyle kalmıştım.

İlk bi kaç dakika çıplak olduğumu anlamadım. Bi ara açık bıraktığım pencereden gelen sokağın curcunası sonrası tüm müslümanlığımla "millete ayıp olmasın" diye düşünerek tül perdeyi çektim. Malum ağaçların arasından biri görebilirdi. Gerçi ev giriş katta olmasına rağmen yüksek ama yinede ne olur ne olmazdı. Kimseyi maymun götüm ve fil burnu sikimle yüzgöz etme hakkına sahip değildim. 
Perdeyi çekince, soyunmuşum gibi rahatladım ve çıplak olduğumu yine unuttum. 
Mutfağa girip bir şeyler hazırladım, bi bardak süt ısıttım, laptopla beraber masaya koydum hepsini ve yemeğe başlarken, Kirazın Tadı filmini açıp, zıkkımlanırken izlemeye başladım.
Az önce yemeği bitirdiğimde, çıplak olduğumu fark ettim. Çıplaktım ve bu çıplaklığım, eskisi gibi kendi kendimi şehvetlendiren bi çıplaklık değildi. Çıplaklığımdan şehvet duymuyordum. Şehvetlendirmiyordu çıplaklık beni. Saçlarımdan uzun bacak aramdaki kılların içinde sallanan etli sikim, ufak taşşaklarım falan hepsi şimdilerde elim kolum gibi sıradan uzuvlarım olmuşlar. Hiç farkında değilim. Ya da farkında olarak böyle hissetmek için uğraşa uğraşa, yeni normalim bu olmuş. çok da iyi ve güzel olmuş.
Bu arada yaşlılığımın kalıcı göstergelerinden biriyle daha karşılaşıyorum bacak aramda; kıllardan biri beyazlamış. Sabah traş olurken de, bıyıklarımdaki tellerden ikisinin beyazlamış olduğunu fark etmiştim ve cımbızla almamak içim kendimi zor tutmuştum. evet tuttum. canım yanmasın diye :) tatlı canım. yaşlandıkça canım tatlanıyor galiba :))

Filmi izlerken, başroldeki Homayoun Ershadi'nin o dingin yüzü, öldükten sonra üzerine toprak atacak birini ararkenki gerçekçiliği insanın içindeki tüm fırtınaları dindiriyor ve akla "sahi ben tek mi ölücem, kim gömecek beni. beni kim gömecek amk" diyesi geliyor. geldiği içinde, dedim.
Yıllar önce, yıllar sonrayı gördüğüm için yalnız kalmamak amacıyla evlenmiştim ama zamanla artan ve arttıkça da beni esir alan erkek düşkünlüğüm, kadın sevgisinden mahrum beş para etmez birlikteliğimin baskısıyla ayrıldım. Belki erkek düşkünlüğü değil, gerçekten bi erkekle yaşamalıyım adlı yalana sımsıkı yapışıp, sapıma kadar inanarak erkek peşinde koşmama rağmen yüzlercesinden de bi bok olmadı ve işte bak yine yalnızım. Şimdilerde güncellenmiş aile durumumu da göz önüne alınca, hayatı hep bu yalnızlığımla yaşayacak olursam; kim gömecek beni. hiç kimse.
Geçen hafta alt sokakta, eskiden uzman doktor olan bi teyze öldü. Kaç gün sonra fark etmişler de öyle götürüp gömmüşler. Benim haberim, hafta sonu mahallede turlarken akrabalarından en uzak olanının gelip eşyalarını çöpe atması sonrası oldu. Çöpün yanında yığılmış torbalar, torbalar, torbalarca kıyafet, ayakkabı, eşya vs vs
Mahalleliden yaşlıca olan yüzsüz kadınlar, yani yaşarken cesede dönmüşler ve Azrail'le randevusu kesinleşenler eşyaların içinden işe yarar şeyleri yanlarında getirdikleri poşetlere koyuyorlardı.  Onları böyle görünce, bende rahat rahat girip karıştırmaya başladım, giyilmemiş patikler, kırlent örtüleri, 35 numara çift çift deri ayakkabılar neler neler vardı ya offff
Kadının uzman doktor olduğunu, kırdığım valizlerden birindeki belgelerin arasından çıkan kaşesinden okudum. Gülten XXX Uzman vs yazıyordu. Attım cebime. 
Koyu yeşil yarı boyumda nostaljik bi valizi de vardı. İçine çift çift botlarını doldurdum. Biraz daha karıştırıp, valizle kenara çekildim. Diğer teyzeler, çiftehasları, yorganları, havluları, örtüleri paylaşıyorlardı. O ara Ölü Uzman Doktor'un akrabası, kucağı dolu yeni torbalarla gelince "biliyorum ayıp olacak ama içerde kitap varsa, siz çöpe atmadan ben gelip alsam olur mu" dedim, genco hafif şaşkınlıkla "abi inan yok, zaten bitti. sabahtan beri atıyordum. sen anca yetişmişsin" dedi. 

İşte ölünce böyle olacak.
Köpek gibi çalışıp kazandığımız o beş paralarla aldığımız ve almamıza rağmen ise giymeye kıyamadığımız o son moda ayakkabılar, botlar, süslü etekler, cicili bicili kıyafetler biz ölünce işte böyle çöpü boylayacak. 


12.07.2026

görme biçimleri

bugün farkettimki sanırım artık, erkeklere salt beğenmek-beğenmemek-arzulamak anlamında bakmıyorum. sadece insan olarak görüyorum. sıradan bir canlı olarak. bugün ilk defa böyle hissettim. sevişme arzusu duymadan, potansiyel bi sevgili olarak görmeden, sadece erkek bir canlı olarak gördüm. görebildim. bunun nasıl güzel ve benzersiz bi his olduğunu anlatamam. çok insani ve daha önce hiç hissetmediğim kadar iyiydi. başka türlü baktığımı anladığımda şaşırdım. meğer, ne kadar sığ bir insana dönüşmüşüm. çok sığ.


9.07.2026

zihne düşüşmeler

Yeğenimin düğünü nedeniyle memlekete gitmiştim ve 12 günlük düğün bahanesinden sonra şu an sike sike trenle tekrar Ankara'ya dönüyorum. Her gidişimden sonraki dönüşte, ailemle aramızdaki mesafenin daha da büyük olduğunu düşünmeye başladığımı söylemeliyim. Ya da zaten büyüktü ama ben henüz şimdilerde görmeye başladım diyelim.
Oğlumla aramızdaki mesafenin de gittikçe açıldığını söylemeliyim. Ya da 17 yaşının verdiği o özgüven sonrası siki kalkmaya başladığı için kafası gittikçe daha da karışan bir ergenlik yaşıyor.
Ben onunla vakit geçirmek istedikçe, ona zaman ayırdıkça benden uzak duruyor. Sadece para lazım olduğunda iletişime geçiyor. Bu davranışı, onunla ipleri kesip atmamı düşündürtmüyor değil bazen ama işte olmuyor. Kesip atmak olmuyor. Etrafta bu kadar pislik varken, olmaz. Olmaz, onu şimdi bırakamam. İstediği zaman benimle iletişime geçmeye devam etsin. Hiç olmamasından çok daha iyi olan bu durumu devam ettireceğim ama yapay bi ilişki kurmuş olarak değil de yine kendim ve doğru sandığım ama şimdi belki de farkında olmadığım saçmalıklarımla. 

Erkeklere olan aşk adı altındaki düşkünlüğümü, ya da daha açık haliyle seks bağımlılığımı bıraktığımdan bu yana daha sakin birine dönüştüm ve bazen, seveceğim bi erkek bulma umuduyla heba ettiğim en verimli zamanlarımı düşünüyorum da; neydi o öyle ya. ne yaşadım ben öyle. kendime hiç acımadan atılmaya rıza gösterdiğim yataklara düşüşlerim, düşüşlerim, düşüşlerim. "sonsuza kadar böyle devam edecek" sanarak daha da sertleşen düşüşlerim ve zamanla da kaybolan bilincim, her olacağa ve "artık yolum bu, bundan başka yol yok bana" adlı inşa edilmesine izin verdiğim o çok süslü ama yoğun sisli bilinçle, çaresiz bi rıza göstermeye dönüşmeye başlamam falan...
Şimdi dönüp bakıyorumda; insani olmasına özen göstererek yaşamama rağmen aslında çoğu şey iğrençti ve iyiki geçti, gitti.
Geçti diyorum ama doğrusu şu ki geçmedi. Açıkçası, o kolay bulduğum sekslerin tamamen gelip geçeceğini de sanmıyorum. Çünkü yıllar boyunca, önüme gelen her erkeğin altına, üstüne, yanına yattıktan sonra şimdi kalkıp "geçti gitti, bitti hepsi. şimdi önüme gelen kadınla yatma zamanı" demek doğru olmaz. Gerçekçi olmaz. Gerçekleşmesi olasılığına yalan katmak olurki, bu bana yakışmaz. Ben herkesi siktir et, kendisine yalan söylemekten kaçan adam olmaya yeminliyim.
Tabii, böyle diyorum ama eline geçtiğim ve yıllarımı çöp eden o sahte duygusallığın içimden tamamen akıp geçmesini de bi an önce istemiyor değilim. Fakat dediğim gibi; tekrarlaya tekrarlaya ruhumda kemikleşmesine izin verdiğim o hissin beni kolayca terk edeceğini de sanmıyorum. Hatta hayatımın kadınını bulup onun için ölüp bitecek kadar büyük bi sevgi duyarak onunla yaşamaya başlasam bile, yıllarca erkek peşinde koşan o leş tarafımın içimde bi yerlerde hep tetikte kalacağını da biliyorum. Biliyorum, ilk fırsatta ateş etmek için hep tetikte olacak ve duygusal çöküntü yaşadığım o ilk anı, en yalnız anımı kollayıp duracak. 
Biliyorum böyle olacak. Hep böyle olur. Dinlediğim onca erkek hikayesinde durum hep böyleydi.. Tövbe edenler, evlenip çoluk çocuğa karışanlar, tek evin olduğu o dağ başına taşınanlar, şehirde etrafını dostlarıyla saranlar, ailesine sımsıkı yapışanlar lar lar lar.
Hepsi günün birinde, şeytanına kulak verip eskisi gibi sikinin dikine yaşamaya başlar. başladığını söylediler bana. Onlara bunun bi bağımlılık olduğunu söylemiştim. şaşırmışlardı. 
Olayın aşk arama yalanıyla süslenmiş zihinsel bi oyun olduğunu kabul ettiremedim kimseye. Açıkçası kimse bunu kabul etmez. Etmezdi. Zaten bağımlılar, bağımlı olduğunu kabul etmezler. Bu hiç şaşmaz.
Ama ben kendime söz verdim. Bu erkek bağımlılığından kurtulacağım :)
Siktir et herkesi, kendime verdiğim sözü tutacağım Allah'ım. Beni bırakma.

Tüm bunları derken, laf olsun diye söylemiyorum. Yani o tetikte bekleyen erkek hastası yanımın beni öyle kolay kolay terk edeceğini sanmıyorum. Çünkü allah'a kafa tutmuş bi şeytanla yıllardır yürümüş biri olarak bunun kolay olmayacağını biliyorum, kabullendim. Zaten bazen sokakta yakışıklı birini, ya da tamamen saf erkekliğiyle öylece yürüyen bi adam gördüğümde veya sosyal bi ortamda, davranışlarımdaki o ince feminen havayı sezdiği için beni kesmeye başlayan 30'una doğru hızla koşturan ve koştururkende her önüne gelene yavşayan 20'li yaşlarındaki gençlerden birinin çekim alanına girmediğim olmuyor değil. Bi andan daha kısa süren o ağır metalik zaman dilimi içerisinde kendimi koyvermiş olmasamda, tek bi bakışımın her şeye yeteceğini bilerek kendimi tutmaya devam ediyorum. ama Allah'da biliyorya, bazen eskisi gibi koyveresim gelmiyor değil.
Hayır, koyvermeyeceğim. kendime söz geçirmeye devam edeceğim. Çağımızın sloganı olan "anı yaşa"mak yalanına uyup, kendimi tekrar seks bağımlısı kalabalık içindeki herhangi birine dönüştürmeyeceğim inşallah.
inşallah.
ve kendime verdiğim bu erkeksiz yaşama sözümü tutmaya devam etsemde, aylardır ilk defa geçen hafta rüyamda bi erkekle sürtünerek yaklaştık :)
Rüyalarımda, genelde rüya gördüğümün farkına varıp kendimi durdururdum ama bu kez öyle olmadı. Fark edemedim ve hatta, rüya çok gerçekçi olduğu için kendime şaşırdığımı hatırlıyorum. Şaşkınlığım, uyandığımda da devam ediyordu ve çok geçmeden siyah pijamamdan dışarı taşan spermlerle kıvrılmaya devam edip uyuya kaldım. Fakat hatırlıyorumda, sanki sözümü tutmamışım gibiydi.