9.07.2026

zihne düşüşmeler

Yeğenimin düğünü nedeniyle memlekete gitmiştim ve 12 günlük düğün bahanesinden sonra şu an sike sike trenle tekrar Ankara'ya dönüyorum. Her gidişimden sonraki dönüşte, ailemle aramızdaki mesafenin daha da büyük olduğunu düşünmeye başladığımı söylemeliyim. Ya da zaten büyüktü ama ben henüz şimdilerde görmeye başladım diyelim.
Oğlumla aramızdaki mesafenin de gittikçe açıldığını söylemeliyim. Ya da 17 yaşının verdiği o özgüven sonrası siki kalkmaya başladığı için kafası gittikçe daha da karışan bir ergenlik yaşıyor.
Ben onunla vakit geçirmek istedikçe, ona zaman ayırdıkça benden uzak duruyor. Sadece para lazım olduğunda iletişime geçiyor. Bu davranışı, onunla ipleri kesip atmamı düşündürtmüyor değil bazen ama işte olmuyor. Kesip atmak olmuyor. Etrafta bu kadar pislik varken, olmaz. Olmaz, onu şimdi bırakamam. İstediği zaman benimle iletişime geçmeye devam etsin. Hiç olmamasından çok daha iyi olan bu durumu devam ettireceğim ama yapay bi ilişki kurmuş olarak değil de yine kendim ve doğru sandığım ama şimdi belki de farkında olmadığım saçmalıklarımla. 

Erkeklere olan aşk adı altındaki düşkünlüğümü, ya da daha açık haliyle seks bağımlılığımı bıraktığımdan bu yana daha sakin birine dönüştüm ve bazen, seveceğim bi erkek bulma umuduyla heba ettiğim en verimli zamanlarımı düşünüyorum da; neydi o öyle ya. ne yaşadım ben öyle. kendime hiç acımadan atılmaya rıza gösterdiğim yataklara düşüşlerim, düşüşlerim, düşüşlerim. "sonsuza kadar böyle devam edecek" sanarak daha da sertleşen düşüşlerim ve zamanla da kaybolan bilincim, her olacağa ve "artık yolum bu, bundan başka yol yok bana" adlı inşa edilmesine izin verdiğim o çok süslü ama yoğun sisli bilinçle, çaresiz bi rıza göstermeye dönüşmeye başlamam falan...
Şimdi dönüp bakıyorumda; insani olmasına özen göstererek yaşamama rağmen aslında çoğu şey iğrençti ve iyiki geçti, gitti.
Geçti diyorum ama doğrusu şu ki geçmedi. Açıkçası, o kolay bulduğum sekslerin tamamen gelip geçeceğini de sanmıyorum. Çünkü yıllar boyunca, önüme gelen her erkeğin altına, üstüne, yanına yattıktan sonra şimdi kalkıp "geçti gitti, bitti hepsi. şimdi önüme gelen kadınla yatma zamanı" demek doğru olmaz. Gerçekçi olmaz. Gerçekleşmesi olasılığına yalan katmak olurki, bu bana yakışmaz. Ben herkesi siktir et, kendisine yalan söylemekten kaçan adam olmaya yeminliyim.
Tabii, böyle diyorum ama eline geçtiğim ve yıllarımı çöp eden o sahte duygusallığın içimden tamamen akıp geçmesini de bi an önce istemiyor değilim. Fakat dediğim gibi; tekrarlaya tekrarlaya ruhumda kemikleşmesine izin verdiğim o hissin beni kolayca terk edeceğini de sanmıyorum. Hatta hayatımın kadınını bulup onun için ölüp bitecek kadar büyük bi sevgi duyarak onunla yaşamaya başlasam bile, yıllarca erkek peşinde koşan o leş tarafımın içimde bi yerlerde hep tetikte kalacağını da biliyorum. Biliyorum, ilk fırsatta ateş etmek için hep tetikte olacak ve duygusal çöküntü yaşadığım o ilk anı, en yalnız anımı kollayıp duracak. 
Biliyorum böyle olacak. Hep böyle olur. Dinlediğim onca erkek hikayesinde durum hep böyleydi.. Tövbe edenler, evlenip çoluk çocuğa karışanlar, tek evin olduğu o dağ başına taşınanlar, şehirde etrafını dostlarıyla saranlar, ailesine sımsıkı yapışanlar lar lar lar.
Hepsi günün birinde, şeytanına kulak verip eskisi gibi sikinin dikine yaşamaya başlar. başladığını söylediler bana. Onlara bunun bi bağımlılık olduğunu söylemiştim. şaşırmışlardı. 
Olayın aşk arama yalanıyla süslenmiş zihinsel bi oyun olduğunu kabul ettiremedim kimseye. Açıkçası kimse bunu kabul etmez. Etmezdi. Zaten bağımlılar, bağımlı olduğunu kabul etmezler. Bu hiç şaşmaz.
Ama ben kendime söz verdim. Bu erkek bağımlılığından kurtulacağım :)
Siktir et herkesi, kendime verdiğim sözü tutacağım Allah'ım. Beni bırakma.

Tüm bunları derken, laf olsun diye söylemiyorum. Yani o tetikte bekleyen erkek hastası yanımın beni öyle kolay kolay terk edeceğini sanmıyorum. Çünkü allah'a kafa tutmuş bi şeytanla yıllardır yürümüş biri olarak bunun kolay olmayacağını biliyorum, kabullendim. Zaten bazen sokakta yakışıklı birini, ya da tamamen saf erkekliğiyle öylece yürüyen bi adam gördüğümde veya sosyal bi ortamda, davranışlarımdaki o ince feminen havayı sezdiği için beni kesmeye başlayan 30'una doğru hızla koşturan ve koştururkende her önüne gelene yavşayan 20'li yaşlarındaki gençlerden birinin çekim alanına girmediğim olmuyor değil. Bi andan daha kısa süren o ağır metalik zaman dilimi içerisinde kendimi koyvermiş olmasamda, tek bi bakışımın her şeye yeteceğini bilerek kendimi tutmaya devam ediyorum. ama Allah'da biliyorya, bazen eskisi gibi koyveresim gelmiyor değil.
Hayır, koyvermeyeceğim. kendime söz geçirmeye devam edeceğim. Çağımızın sloganı olan "anı yaşa"mak yalanına uyup, kendimi tekrar seks bağımlısı kalabalık içindeki herhangi birine dönüştürmeyeceğim inşallah.
inşallah.
ve kendime verdiğim bu erkeksiz yaşama sözümü tutmaya devam etsemde, aylardır ilk defa geçen hafta rüyamda bi erkekle sürtünerek yaklaştık :)
Rüyalarımda, genelde rüya gördüğümün farkına varıp kendimi durdururdum ama bu kez öyle olmadı. Fark edemedim ve hatta, rüya çok gerçekçi olduğu için kendime şaşırdığımı hatırlıyorum. Şaşkınlığım, uyandığımda da devam ediyordu ve çok geçmeden siyah pijamamdan dışarı taşan spermlerle kıvrılmaya devam edip uyuya kaldım. Fakat hatırlıyorumda, sanki sözümü tutmamışım gibiydi.


8.07.2026

oğlum bana "seni seviyorum" dedi

28 Mayıs 2026 saat: 15:38
ben: ne zaman elimi öpecen de bayramlaşacaz
(cevap yok. sadece görüldü attı şerefsiz.)

29 Mayıs 2026 saat: 22:01
ben: yarın sabah gidiyorum. ankara'ya dönüyorum. bilgine
oğlum: tamam yolun açık olsun Allah'a emanetsin
ben: bu kadar mı, el öpüp uğurlamak yok mu
oğlum: İşim var daha erken söyleseydin gelirdim
ben: Ulan bayramlaşmaya bile benim çağırmamla geldin, bunu erken söylesem ne fark ederdi hiç sanmıyorum. Üçkağıtçılar gibi konuşuyorsun. yazık sana
oğlum: Senin çağırmanla gelmedim zaten gelecektim bayramda her bayram olduğu gibi bir gece kalmaya
ben: tabii tabii. Bayramın ilk gününden göremedim. Gözlerim aradı hep seni yavrum. Sende hiç aramadın, ben yazınca geldin
oğlum ses kayı attı: offff bayramın ilk günü caminin oraya geldim, caminin orda yoktun ve geleceğim için aramama sormama gerek yoktu. bayram yarınla beraber 4 gün. yani yarında bayram. sadece ilk gün bayram olmuyor.
ben: telefon var, insan arar ilk günden. Telefonu sadece oyun oynamak için kullanmaya gerek yok. Arada bazen fotoğrafımı çekip, beni aramak içinde kullanabilirsin (bu son cümleyi kurma nedenim, telefonla fotoğrafımı veya fotoğafımızı çekmiyor. çünkü fotoğrafımı çekerse "telefonum mikrop kapar" diye cevaplıyor her defasında beni)
oğlum: tamam haklısın. Allah'a emanetsin yolun açık olsun. (bu mesajına kalp emojisi attım ve 15 saniye kadar sonra şöyle yazdı) Seviyorum seni.
ben: "seni seviyorum" mesajı geldiği anda bende şunu göndermiş oldum: hep haklılığımla kalıyorum
oğlum: "Arada bazen fotoğrafımı çekip, beni aramak içinde kullanabilirsin " mesajımı alıntılayarrak HAYIR
ben: "seni seviyorum" mesajını alıntılayarak "YEMİN ET" yazdım ama başparmaklı "okey" emojisi attı :(
sabah, onun HAYIR mesajını alıntılayarak "şerefsiz" yazdım.


5.07.2026

dönence

Dün akşam düğün vardı. Yeğenim evlendi. Gelinin tüm kurtlarını döktüğü düğün alanında, yeğenimin annesi olan yengem ve diğer 2 yengem biraz kıskançlık krizi geçirir gibi oldular ama benden bi büyük olan abimin eşi olan 3. yengem pek bi keyifliydi. Çünkü diğer yengemlerin bir araya gelip kendisi hakkında yıllarca yaptıkları dedikodulardan sonra bu pistte göbek atılmadık bir metrekare bile alan kalmamıştı ve üstelik dedkoltesi de cabasıydı. 
Kıskananların artık çatlamaktan iflah olduğu gecenin sonunda, yüzlerde zorla tutulan o tebessümlerin düşmesi an meselesiydi ama çok şükür, kazasız belasız bitti ve herkes evine, gelin ve damat ise gerdeklerine girdiler. 
Bense karılı-kızlı erkekli-çocuklu alanda bi kaç kez halay çektiğim için, son gece herkes dağılıp evlerine doğru yol alırken evde istenmediğimi anladım ve daha 15'inde evlendirilen ablama gidip uyudum.
Tek bağımızın, aynı babanın sikinden düşmüşlüğümüz olan bu ablam hâlâ türkçe bilmiyor ama konuşmalarımın yarsını anlıyor. Bende onun konuşmasının yarısını anlıyorum ve böylece iletişimimiz bi yerde bağlanmış oluyor.
Ev ahalisiyle uyuduğum yer yatağında, 27 yaşında olmasına rağmen cahil kalmak için özel çaba sarfeden Kartal adındaki yeğenimle aynı oda da uyuduk, ama uyuyuncaya kadar da aptal sorularıyla da muhatap olmak zorunda kaldım. En son "ya sen niye böyle aptal sorular soruyorsun. artık düşünerek konuş. sırf konuşmuş olmak için bir şey sorma. önce düşün, sonra konuş" dediğimde "ya dayı, sende hiçbir şeyimi beğenmiyosun" diye karşılık verdi.
Doğru söylüyordu. hiçbir şeyini beğenmiyordum. sanki ikizim gibiydi. erken yaşlarımdaki benden farksız olan davranışlarına o kadar gıcık oluyordumki, bi ara ona acıdığımı düşündüm ve fark ettimki; ona acırken kendime acıyordum. üstelik bana kimse acımamıştı. ama çok şükürki, şimdi ona acıyan biri vardı.

yukarıdaki satırları sabah yazmıştım ve sonrasında da kalkıp sınava gitmiştim. AUZEF sosyoloji bütünleme sınav yerimi, düğünden dolayı buraya aldırmıştım. dün her fırsatta çlıştığım için sınav iyi geçti. şimdi ise saat 17:41 ve salonda oturmuş bu satırları ekrana dökerken, balkonda oturmuş dün gecenin kritiğini yapan ev ahalisini dinliyorum. 
kime düğününde ne takılmıştı ve şimdi gelip bizim düğünde ne taktılar
davet edilmesine rağmen gelmeyen orospular ve çocukları
gecenin akışı ve plan dışı gelişmeler nelerdi, ne bekleniyordu da ne oldu
kiralanan düğün salonun azizlikleri, kazıkları (çay dağıtıp, çay parası olarak 7bin tl daha almaları) vs vs  diye uzayıp gidiyor konular. 

13-14 yaşından 18 yaşımdaki o evlerinden kaçışıma kadar yanlarında büyüdüğüm bu abim ve yengem için, evlerinde kaldığım şu günlerde şunu fark ettim; meğer onlardan, evlerinden kaçışım, salt çocuksu sevilmemiş olmamaktan kaynaklı bi düşüncenin beni ele geçirip uzaklara gitmeye zorlaması değilmiş. hatta, bi kaç gündür kaldıkça anlıyorum-anlamaya başlıyorumki; kaçışımın sevilmemekle alakası yokmuş. oysa ben hep sevilmediğim için kaçtığımı düşünmüşümdür :) 
meğer sebebi; hiç verilmeyen o huzur, daima verilen rahatsızlık hissi, sürekli kenara itilip durulma durumu vb imiş.
Oysa, yetişkinliğiminde dahil olduğu yıllar boyunca, onlardan tarafından sevilmediğim için kaçtığımı sanırdım. sanıyordum. ama şimdi düğünden dolayı gelip kaldığım şu 4-5 günde anlıyorumki; sevilmediğim için kaçtığımı düşünmem, masumiyetimdenmiş. Ya da aptallığımdan.