1.07.2026
davetiyesiz misafir
Zaten bencilliğin, iki yüzlülüğün, sevilmemişliğin ve birikmiş kıskançlığın ortasına doğmuş bir çocuk nasıl farkına varabilecekki. Varmaz ve tam da bu yüzden, sevilmiyor olmasını kendisine bağlayarak yaşamaya başlar.
İlgi sosuna bulanmış, yaşından büyük kafa karıştıran iğrenç sıcak ilk temasların iç gıdıklayan ikna ediciliğine teslim olmak zor olmaz. Benden kendini ona bırakır. Dozun, giderek arttırıldığının farkına da varmaz. Zaten 1'den sonra her zaman 2 gelmek zorundadır. Sonra 3, sonra 4, sonra 5, 6, 7, 8, 9.........
Eller yukarıda değildir ama çoktaaaaaan teslim olunmuştur.
Zaman geçtikçe kişi tarafından istenilenin, bu yaşanılmakta olan olduğu düşüncesi sahiplenilir. Çünkü bedensel arzu ve ruhsal çatışma arasında kalmış küçük bir dünyanın yıkılmasına hazır değildir ergen ve onun için zaten her şey henüz çok erken.
(bu satırları, haftasonu gireceğim sınava çalışmak için az önce oturduğum cafede, karşıma oturan ve ara ara beni kestiğini düşündürten genç adamın etkisiyle yazdım. nerede miyim; ergenliğimi geçirdiğim şehirdeyim. yeğenim evleniyor. davetiyesiz geldim. evdekiler benden oda oda kaçıyorlar. davetsiz misafirliğin acıtan ama güldüren tarafı da var. güldüren tarafıyla daha çok ilgiliyim fakat gece, tek kişilik yatağa girdiğimde acıtan taraftan kaçamıyorum. yatak küçük, acı büyük. kaçış yok.)
28.06.2026
alışveriş ve sikiş
aşk adı altında beni sevecek herhangi birini ararken cinsellik tarafından ele geçirilen o sert yıllarımın sonunda anladığım kadarıyla; al ver ilişkisini gözetmediğin müddetçe kadın veya erkek fark etmeksizin hiç kimse tarafından sevilmeyeceksin.
"bi ihtimal belki beni sever" diye düşünerek, sevilmek için sevgili adı altında kendini siktirdiğin o hayatının aşkı sandığın gizli götveren tarafından da sevilmeyeceksin. çünkü sen alışverişte değilsin. sadece veriştesin ve almaya alıştırdığının normali "sadece almaktır". yanisi canım; kendin zaten bilmiyordun ama ona da alışverişte olduğunu unutturdun ve sayende gerçeklikle bağı koptu. o artık sadece al'maya alışmış bi götveren oldu. seni, somut olmayan bir şey karşılığında siktiğinin, ona kendini siktirmenin, yani senden aldığının değerinden habersizleşti kaldı. o artık bunu, onun en doğal hakkı olduğuna inandırmıştır. buna sen inandırmışsındır. sen inandırdın.
hep gözetmelisin bu al-ver'i. görünmez bi tartıyla gezmeli, iyice ölçüp biçmeli ve sonuç olarak, elindekinin değerinden fazlasına göz koyarak, el atarak ilişki kurmalısın ve asla, daha azına razı olmamalı, tamamen zararda olduğun o en kötü anında sadece dengeyi sağlamalısın.
böyle yapmazsan eğer, böyle yaşamazsan eğer hiç sevilmeyeceksin.
hiç sevilmeyeceksin.
hiç sevilmeyeceksin.
bu al ver ilişkisini kurmayı ise daha en başında ailedeyken öğrenmelisin. öğrenmelisinki; aldığından fazlasını eve getirmiyorsan, sen ailedeki değersiz olansın. gözden ilk çıkarılacak olan sensin.
eğer al-ver'i öğrenmezsen ve öyle davranmazsan, annen tarafından bile ve benimki erken öldüğü için al ver ilişkimiz nasıl olurdu bilemeyeceğim ama belki baban tarafındanda hiç sevilmeyeceksin.
kardeşler zaten al veri hep gözetler ve çoğunlukla al'maya odaklıdırlar. kardeşliğin verdiği o rahatlıkla hep almaya odaklanmış olarak kan bağı ilişkinizi güçlü tutarak kanının son damlasına kadar senden hep alacaklar, hep alacaklar, hep alacaklar.
sen öğrenmemiş olabilirsin ve doğrusunu şimdi söylemek gerekirse; öğrenmediğin için suçlusun. tek suçlu sensin. çünkü al-ver'i öğrenmedin. bu yüzden sakın ola unutma sen hep vereceklisin. hep vereceksin. çünkü elinden tutulduğu gibi çekiştirilerek getirilip ortasına terkedildiğin dünya denilen bu pazar yerinde, bi alışverişte olduğunu bi öğrenemedin gitti amınakoyim.
burada her şeyin satılık olduğunu bilmiyorsun. öğrenmiyorsun.
her şeyin belirlenmiş bi değerinin olduğunu, o değerin bi rakam olduğunu bilmiyorsun. öğrenmek için çabalamıyorsun ve anlamıyorsun. anlamak istemiyorsun ve anlama-mak için çabalıyorsun. çaban, anlamamak üzerine kurulu. çünkü sen bi zavallısın.
oysa anlamalısın. tüm ilişkilerde verebileceğinden daha fazlasını vaat ederek ilişkinizi sürdürmüyorsan kimse seni sevmeyecek.
çünkü herkes alışverişte ve kendi ellerindekinin, senin elindekinin daha değerli olduğuna dair kesin inançları var. onlara, ellerindekinden daha değerlisini vermeli, ya da vaat etmelisin.
tek gerçek bu; al ver, al ver, al ver.
hayat işte bundan başkası değil. hayat, bi ticaretten ibaret.
Bu basit gerçeği anlamak 40 yılımı aldı.
yani 40 yılda anca bi arpa boyu yol alabildim. çok şükür, nihayet al'dım.
24.06.2026
başlıksızlık
24 haziran 2026 saat: 07:25
Sabah erken uyandığım için, genelde bi belgesel veya o anki ilgi alanıma giren bir şeyler izlerim. İnstagram reels kaydırmak bana göre değil.
Green Book'u açmış ona göz atarken, bi yandan da bacak aramı kaşıyordum ve 8-9 aydır kesmediğim sakallaşmış taşşak kıllarımın arasında bir tanesinin pes edip beyaza büründüğünü fark ettim.
Evet, artık götümdeki kılların da beyaza döndüğünün göstergesinden başka bir şey değil bu. Yani gerçekten yaşlandım, yaşlanıyorum.
Yaşlanmak, beni korkutan veya ondan kaçtığım bir şey değil. Tam aksine sırası gelmiş olağan bi durum. Farkındayım ve farkında olarak yaşlanıyorum. Hem zaten her şeyi zamanında olması gereken, yaşamam gereken şekilde yaşamışken neden korku yaratsınki. İyiki zaman geçiyor ve götümüzdeki kıllar kadayıfa dönüyor.
Diş macununu daha az kullanmaya başladım. Sadece fırçalamak yeterliymiş aslında. Zaten dişlerimizin temiz olmasını sağlayan şey bi kalıp sabunu onlara sürtüp durmak değil, düzenli olarak dişleri fırçalamakmış. Oysa reklamlarla farklı bi algı yaratmışlar. Hepimiz bi kalıp sabun sayesinde dişlerimizi temizlediğimizi sanıp durmuşuz. Yazık, ne çok aptal var dünyada.
24 haziran 2026 saat: 22:55
az önce eski ev sahibime şu mesajı attım:
daha ilk başta senle konuştuğumuzda, evi tutarken, apartman aidatı dahil 11.000 demiştin diye kabul etmiştim. ama kira zamanı gelince, inkâr ettin ve bende unutkan olduğum için ısrar edemedim. ama şimdi çıkarken "musluk değiştirmedin, bu eski musluk" falan deyip durdun ve ben unutkanlığımdan dolayı o an gün bir şey diyememiştim ama sonra eve gelip yazışmamalarımızı karıştırınca whatsapp yazışmamızı görünce hatırladımki, aslında musluğu değiştirmişim. sana da ekran görüntüsü attım zaten. ve böylece anladımki; aslında sen bana aidat konusunda da yalan söylemişsin. yani önce kiraya dahil, 11.000 demiştin. sonra inkâr edip, değil dedik demiştin. bende unutkan olduğum için ısrar edememiştim. ama şimdi bu son musluk yalanınla da anlıyorumki sen yalancı, dolandırıcı, sözünde durmayan, ilk dediğini sonra inkâr edenin kendisisin. annene de söyledim; toplamda 4700 liramı iç ettin. hakkım haram olsun. boğazında kalsın
24 haziran 2026 saat: 22:58
yeni evimin, yeni mutfağında oturmuş bu satırları yazıyorum. bi kaç sivrisinek içeri girmenin bi yolunu bulmuş. az önce tadıma baktılar ve kolum durmadan kaşınıyor. evin karşısındaki parktan çoluk çocuk sesleri geliyor. bunlar çocuk seslerinin sokakları doldurabildiği son demler.
Artık insanlardan kimse üremek istemiyor. Üremek isteyenler ise hep kısır mısır. Hayat koca bi şakadan ibaret. Komik ama burnundan soluyarak gülünebilen espriler bunlar.


