24 haziran 2026 saat: 07:25
Sabah erken uyandığım için, genelde bi belgesel veya o anki ilgi alanıma giren bir şeyler izlerim. İnstagram reels kaydırmak bana göre değil.
Green Book'u açmış ona göz atarken, bi yandan da bacak aramı kaşıyordum ve 8-9 aydır kesmediğim sakallaşmış taşşak kıllarımın arasında bir tanesinin pes edip beyaza büründüğünü fark ettim.
Evet, artık götümdeki kılların da beyaza döndüğünün göstergesinden başka bir şey değil bu. Yani gerçekten yaşlandım, yaşlanıyorum.
Yaşlanmak, beni korkutan veya ondan kaçtığım bir şey değil. Tam aksine sırası gelmiş olağan bi durum. Farkındayım ve farkında olarak yaşlanıyorum. Hem zaten her şeyi zamanında olması gereken, yaşamam gereken şekilde yaşamışken neden korku yaratsınki. İyiki zaman geçiyor ve götümüzdeki kıllar kadayıfa dönüyor.
Diş macununu daha az kullanmaya başladım. Sadece fırçalamak yeterliymiş aslında. Zaten dişlerimizin temiz olmasını sağlayan şey bi kalıp sabunu onlara sürtüp durmak değil, düzenli olarak dişleri fırçalamakmış. Oysa reklamlarla farklı bi algı yaratmışlar. Hepimiz bi kalıp sabun sayesinde dişlerimizi temizlediğimizi sanıp durmuşuz. Yazık, ne çok aptal var dünyada.
24 haziran 2026 saat: 22:55
az önce eski ev sahibime şu mesajı attım:
daha ilk başta senle konuştuğumuzda, evi tutarken, apartman aidatı dahil 11.000 demiştin diye kabul etmiştim. ama kira zamanı gelince, inkâr ettin ve bende unutkan olduğum için ısrar edemedim. ama şimdi çıkarken "musluk değiştirmedin, bu eski musluk" falan deyip durdun ve ben unutkanlığımdan dolayı o an gün bir şey diyememiştim ama sonra eve gelip yazışmamalarımızı karıştırınca whatsapp yazışmamızı görünce hatırladımki, aslında musluğu değiştirmişim. sana da ekran görüntüsü attım zaten. ve böylece anladımki; aslında sen bana aidat konusunda da yalan söylemişsin. yani önce kiraya dahil, 11.000 demiştin. sonra inkâr edip, değil dedik demiştin. bende unutkan olduğum için ısrar edememiştim. ama şimdi bu son musluk yalanınla da anlıyorumki sen yalancı, dolandırıcı, sözünde durmayan, ilk dediğini sonra inkâr edenin kendisisin. annene de söyledim; toplamda 4700 liramı iç ettin. hakkım haram olsun. boğazında kalsın
24 haziran 2026 saat: 22:58
yeni evimin, yeni mutfağında oturmuş bu satırları yazıyorum. bi kaç sivrisinek içeri girmenin bi yolunu bulmuş. az önce tadıma baktılar ve kolum durmadan kaşınıyor. evin karşısındaki parktan çoluk çocuk sesleri geliyor. bunlar çocuk seslerinin sokakları doldurabildiği son demler.
Artık insanlardan kimse üremek istemiyor. Üremek isteyenler ise hep kısır mısır. Hayat koca bi şakadan ibaret. Komik ama burnundan soluyarak gülünebilen espriler bunlar.
24.06.2026
başlıksızlık
20.06.2026
mayıs ve haziran hasadı
bunu 16 mayıs 11:40'da yazmışım ama 20 haziran 10:01'de eklemeler yaparak paylaşıyorum.
ve hiçbir şey yazmamışım. Daha doğrusu zaten az kullanmaya başladım burayı.
eskisi gibi aslında şu an boş boş bir şeyler yapmaya çalışıyorum. bakalım ne olacak.
trendeyim ve bayram için memlekete, aileden arta kalanlara doğru gidiyorum.
tam da benimle bir bağları kalmadığını açıkça söyledikleri bu zamanlarda, benim bi bağ kurmaya çalıştığım şu anın çakışması garip.
ve açıkçası, onların şimdi söylediklerinin tersine ben her zaman bi bağımız var sanıp onlardan uzak durmaya çalışırdım. çok garip.
yani tüm o zamanlarım boyunca olmayan şeyin var olduğunu düşünüp durmuşum ve bu olmayan şeyin varlık düşüncesi beni ölesiye korkutup onlardan kaçmaya zorlarken, şimdi olması için çabalıyor olmamam durumu çok çok trajikomik garip.
çünkü ben hep kaçmışım ve durmadan kaçmışım. oysa şimdi geldiğimiz duruma bak; meğer zaten bi bağımız yokmuş. olmayan şeyle beni korkutup beni kendilerinden ve kendimden sürekli kaçırırlarken hayat ne kadarda özgür ve aynı zamanda kafa karıştırıcıydı.
şimdi olması gerekmesine rağmen tüm olmayışları görüp bağ kurmaya çalışıyorum. garip.
tüm bunları topladığım zaman anlıyorumki aslında ben kaçmıyordum. sadece hakkım olan sevgiyi almadığım için, vermediklerini anlasınlar diye kaçıyordum ve aslında bu durumum, içten içe onları cezalandırma arzumdan geliyordu. madem bana sevgi duymuyor ve aramızda bi sevgi bağı kurmadınız o zaman ben sizinle bağımı keseyimde görün gününüzü diyerek kendimce onları cezalandırıyordum.
fakat şimdi anlıyorumki; aslında kendi kendime ölçüp biçmelerimden vardığım sonuçlarla bir şeyler yapmaya çalışıyordum ve onların sikinde değildi tüm bu ölçüp biçmelerimin sonundaki kaçışlarım.
ara ara dönüp geldiğimde ufaktan ufaktan anlamadım değil anladım. anladım aynı amdan doğduğum insanlar için bi bok olmadığımı. ama kabullenmek, kendimin çabasını boş ve tüm kibrimi haksız çıkarmak olurdu. kıyamadım o içimdeki gizli narsist yanıma. zaten bi hiç olduğumu ve hatta herhangi biri için bi hiç bile olamadığımı kendime nasıl itiraf edebilirdimki. edemezdim, etmedim. kendime bunu yapamazdım. narsistik yanımı, küçük dünyamdaki anlam arayışlarıyla süsledim ve yola devam ettim.
hem ne yani, ben ben ben, biricik ve muhteşem ben, doğduğu anda buraya kazıkla çakılıymış gibi yaşayıp giden şu kimseler için bi hiç bile değil miydim?
olmazdı. olamazdı, bir şey olmalıydım. bi küçük bağ. örümcek ağının tek ipliği kadar bile olsa yeterliydi. ama o bile olmadı.
gidip gördüğüm, tanıştığım sevdiğimi sandığım, hayatımdan gelip geçen o yolcular için mutlaka bir şeyler olmalıydım diye düşündüm ve koyverdim kendimi. olmadı. kimse için bir şey olmadan, olamadan yıllar su gibi akıp gitti.
dönüp geldiğim bu yerde, en azından sizin için bir şeyler olmalıydım, ama ŞOK dışından bir şey olamadım.
ama nasıl olurdu, ben sizin için bir şey olduğumu sanırdım, sanıyordum. olmalıydım.
siz buraya çakılı halde yaşayan zavallılar için nasıl bi hiç bile olmuyordumki.
işte anlamıştım ve aslında şimdi yine tüm bunların toplamında alıyorumki, bu son durumla yaşadığım, ortaya çıkıp duran şimdiki kızgınlığım onlara değil, kendimeydi. yanlış anlamış olduğumaydı. her şeyi yanlış anlayıp yanlış yaptığımaydı. yanlış kere yanlışlarla geçen ömrümeydi.
hep yanlış yapıp durmalarımaydı.
kendimden başkasına olmayan bu kızgınlıklarımın kendime olduğunu anlamış olduğum için şimdilerde memnunum. memnunum ve zaten yapacak bir şey yok. yok yok yok.
ne güzel. aslında tüm o yıllar boyunca içte içe kendime kızıp durmuşum ve şimdilerde de bu yüzden kimseye nefret duyamıyorum. bu tek kazancım olsa gerek. nefret duymadan yaşayabiliyor olmak.
ama bi yandan da ufak bi "keşke nefret edebilseydim" düşüncesi de beni ara ara yoklamıyor değil.
nefret demişken; uzun zaman bu nefret konusu üzerine de düşünmüşümdür.
neden birilerinden, bir şeylerden nefret etmiyordum diye düşünürdüm.
hayatımda olanlar, gelip geçenler ve ara ara gelip gidenler tarafından bu kadar kenara itilmişliğime rağmen neden nefret etmiyordum?
"nefret etmeliyim" diye düşünüyordum ve olmuyordu. nefret edemiyordum.
kendimi zorlamama rağmen nefret edemiyordum. olmuyordu. sonra edemediğim için de kendimi "hayat böyle zaten" deyip geçiştirerek kandırıp sustuyordum.
şimdi anlıyorum neden nefret etmediğimi, edemediğimi. çünkü onlara veya birilerine kızgın değildim.
kendime kızgınken birilerinden neden nefret edecektim ki, edemezdim ve işte bunu anlayamıyordum.
şimdi anladım çok şükür. kendime kızgınlığım da kalmadı. zaten her şey anlayıncaya kadar ya.
anlayınca bitiyor. iyi kötü fark etmiyor, onu en ufak parçalarına kadar ayırınca anlıyorsun ne bok olduğunu ve anlayınca, yüklediğin o ilk anlamlardan geriye bir şey kalmıyor.
çünkü bütünü başka anlamalara gelen parçalara ayırdığında, bütünün kendisi o ilk anlamdan ve onu oluşturan anlamlardan uzak düşüyor. en ufak bi ilgisi kalmıyor.
sırf bu yüzden parçalamak lazım her şeyi. yok edercesine. başlangıcına dair hiçbir bağı kalmayıncaya kadar...
17.06.2026
yeni bir eve taşındım, zekat verdim, torbacı mülayim hapiste
2 hafta önce yeni bi ev tuttum ve geçen hafta itibariylede taşınma işlemlerimi tamamladım. taşınırken, bi kaç eşyayı atmak zorunda kaldım. içim kan ağladı.
geçen yıl tutup, ömrümü tamamlarım diye düşündüğüm ev, ev sahibinin emekli eski bankacı bi paragöz olmasından dolayı beni sıkmaya başladı. adam 11.000 tl olan varoş semtteki evini, bu yıl 18.000 yapmak istiyordu ve bir de geçen yıl "kiraya apartman aidatı dahil" demesine rağmen, ilk ay sonunda aidatı ayrı vermem gerektiğini söyleyip, ben dahil olduğunu söylediğini hatırlattığımda da gözümün içine baka baka hiç utanmadan "hayır öyle bir şey demedim" diyerek yalan söyleyince soğumuştum. bu yüzden yılımın dolmasına 2 ay kala "dayı, kira 11.000 TL olarak kalsın, oturmaya devam edeyim. yükselteceksen çıkacağım" cümlesini yalnız kurarak ultimatom çektim, o da "buralar hep 18.000 oldu. bende yükselteceğim" dedi. bende uzatmadım ve "tamam. çıkacağım" dedim ve konuyu kapadık.
Konuşmamız sonrası hemen ev aramaya başlamış ve yılım dolduğunda da aynı sokakta, 400 metre ilerde giriş katında 1+1 odalı, mutfağı, banyosu, tuvaleti ayrı olan küçük balkonlu bi evi 8.000 TL'ye tuttum.
şu an internetini de bağlatmış halde oturmuş bu satırları yazıyorum ve tüm bunları daha önce yaşamışım hissini yaşıyorum. (dejavu)
Ev arkadaşı olarak tuttuğum beleşçilere ise geçen aylarda başka yer bulmalarını söylemiştim ve bulup gittiler.
Asker olan bi ara gelip kalmak istedi ama kiranın yarı yarıya değil, eşyaların bana ait olması, tüm taşıma vs gibi her şeyle bizzat kendimin ilgilenmesinden dolayı eğer kalacaksa, bana 11.000 tl vererek kalabileceğini söyledim ve dumur olup "ama sen 8.000'e tuttuğunu söyledin. neden bana 11.000 düşsünki" dedi, bende "çünkü evi ben tuttum. bedava da tutup, istersem ev arkadaşı olarak alacağım kişiden 100.000 tl isteyebilirim. bu bana kalmış bi şey" dedim de susup, bi iki boş muhabbet sonra çekti gitti. gidiş o gidiş.
Dalyarak işte, evin tüm sorunlarıyla ben ilgileniyorum, eşyalı ev paylaşıyorum, çamaşır makinesi, buz dolabı cart curt bozulduğunda yenisini ben alıyorum ama kiraya gelince, çok istiyormuşum :)
neyse, bu varoştan da böyle kurtuldum.
bi kaç hafta sonra tekrar ilan verip, yeni bi ev arkadaşı almayı düşünüyorum. bakalım hele bi kaç hafta geçsinde.
Dejavularım eskisi gibi yine artmaya, sıklaşmaya başladı. Geçen gün sokağın ortasında "aa ben buraya gelmişim" oldum ve bi kaç saniye süren donma sonrası, içimden çektiğim "allahu ekber"ler ve "euzubillahimineşeytanirracim"ler eşliğinde toparlanıp yol devam ettim.
oluyor öyle ara ara ama yapacak bir şey yok. Şubat ayındaki kontrollerimde onkolog doktor her şeyin yolunda olduğunu, ekim'de görüşeceğimizi söylemişti. öyle olur umarım.
Geçen ay memlekete bayram iznine gittim geldim. en büyük abimin, bir zamanlar sümüklü olan çocuğu, beni çok seven, bi zamanlar ibne olduğumu ona rahatlıkla söylediğim yeğenim nişanlandı. Temmuz'da da düğünü var. Düğüne de gideceğim. bakalım nasıl geçecek.
erkeklerden iyice uzaklaşmış olmama rağmen, bazen şeytan dürtmüyor değil içimdeki nar'ı. ama tutuyorum kendimi, hemen dönüyorum başka taraflara, başka cinsiyetlere. kadınlarla ufak flört denemelerim oluyor ama kadınların erkekleşmiş olmasına alışamadım. cicili bicili kızları sevdiğimi, ama hafif maskülen kadınların bana göre olduğunu da düşünüyorum tabiiki. beni çekip çevirecek bi karı'ya ihtiyacım var yani. bence tüm erkeklerin bi kadın tarafından çekip çevrilmesi lazım.
şu an bu satırları, mutfaktaki küçük masada oturmuş yazarken, yatsı ezanı okunuyor.
5 vakit namaza başladım başlayalı daha sakin biri oldum sanki.
namaz kılmak insana bi düzen getiriyor.
günü, olayları, hareketi namaza göre ayarlıyorsun.
yani daha doğrusu; allah'a secde etmeye göre ayarlamaya başlıyorsun kendini.
çok güzel ya, allah'a inanmak. ona secde etmek. sadece ondan istemek. her şeyin sahibinin o olduğunu bilerek yaşamak. elhamdülllah.
düzenli çalıştığım için, maaşımdan biriktirdiğim paramla, zekât verebilecek kıvama geldim ve bu yıl zekâtımı dağıttım. bi kısmını, çocukluk arkadaşım olan torbacı mülayim'in (hhttps://hayaterkegi.blogspot.com/2017/02/torbac-mulayim.html) karısına verdim. çünkü 4 çocuğu var ve torbacı olan kocası mülayim'de uyuşturucu satıcılığı yaparken yakalanıp hapse atılmış.
memlekete gittiğimde öğrendiğim için, kadının kapısına gidip parayı verirken, ona "allah senden razı olsun. sıkma canını, bu adam böyle. sen kendine bakmaya devam et. çocukların var." gibi bir sürü şey söyledim, konuştuk biraz. benden 5 yaş küçük ve trabzonlu olmasına rağmen bu piçe sahip çıkması çok değerliydi. çocukları da maşallah, tertemiz ve pek efendilerdi.
büyümüşler, mahallede top peşinde koşturuyorlardı.
başka bi ihtiyaç sahibi kadına daha zekât vermiştim ama sonraki gün evinde büyük ekran led tv görüp, çocuklarının da sağa sola taksiyle gidişlerine şahit olunca, vermiş olduğuma pişman oldum. keşke o parayı da torbacı mülayim'in karısına verseydim. çünkü onlar hem kirada, hemde torbacının hapisten çıkacağı yok.zaten bu kaçıncı, yakalanıp içeri atılışı sayan yok.
bende bi ara karısına "inşallah çıkmaz bi daha, orda geberir gider, sende kurtulursun bu piçten" demekten kendimi alamadım ve karısı "abi öyle deme ya" dedi, büyük ve gerçek bi karılık içtenliğiyle.
bu piçe de bu kadın denk gelip, hayatını beş para etti ya, elbette her işte bi hayr yaratır allah. yaratmıştır.
geçen yıl tutup, ömrümü tamamlarım diye düşündüğüm ev, ev sahibinin emekli eski bankacı bi paragöz olmasından dolayı beni sıkmaya başladı. adam 11.000 tl olan varoş semtteki evini, bu yıl 18.000 yapmak istiyordu ve bir de geçen yıl "kiraya apartman aidatı dahil" demesine rağmen, ilk ay sonunda aidatı ayrı vermem gerektiğini söyleyip, ben dahil olduğunu söylediğini hatırlattığımda da gözümün içine baka baka hiç utanmadan "hayır öyle bir şey demedim" diyerek yalan söyleyince soğumuştum. bu yüzden yılımın dolmasına 2 ay kala "dayı, kira 11.000 TL olarak kalsın, oturmaya devam edeyim. yükselteceksen çıkacağım" cümlesini yalnız kurarak ultimatom çektim, o da "buralar hep 18.000 oldu. bende yükselteceğim" dedi. bende uzatmadım ve "tamam. çıkacağım" dedim ve konuyu kapadık.
Konuşmamız sonrası hemen ev aramaya başlamış ve yılım dolduğunda da aynı sokakta, 400 metre ilerde giriş katında 1+1 odalı, mutfağı, banyosu, tuvaleti ayrı olan küçük balkonlu bi evi 8.000 TL'ye tuttum.
şu an internetini de bağlatmış halde oturmuş bu satırları yazıyorum ve tüm bunları daha önce yaşamışım hissini yaşıyorum. (dejavu)
Ev arkadaşı olarak tuttuğum beleşçilere ise geçen aylarda başka yer bulmalarını söylemiştim ve bulup gittiler.
Asker olan bi ara gelip kalmak istedi ama kiranın yarı yarıya değil, eşyaların bana ait olması, tüm taşıma vs gibi her şeyle bizzat kendimin ilgilenmesinden dolayı eğer kalacaksa, bana 11.000 tl vererek kalabileceğini söyledim ve dumur olup "ama sen 8.000'e tuttuğunu söyledin. neden bana 11.000 düşsünki" dedi, bende "çünkü evi ben tuttum. bedava da tutup, istersem ev arkadaşı olarak alacağım kişiden 100.000 tl isteyebilirim. bu bana kalmış bi şey" dedim de susup, bi iki boş muhabbet sonra çekti gitti. gidiş o gidiş.
Dalyarak işte, evin tüm sorunlarıyla ben ilgileniyorum, eşyalı ev paylaşıyorum, çamaşır makinesi, buz dolabı cart curt bozulduğunda yenisini ben alıyorum ama kiraya gelince, çok istiyormuşum :)
neyse, bu varoştan da böyle kurtuldum.
bi kaç hafta sonra tekrar ilan verip, yeni bi ev arkadaşı almayı düşünüyorum. bakalım hele bi kaç hafta geçsinde.
Dejavularım eskisi gibi yine artmaya, sıklaşmaya başladı. Geçen gün sokağın ortasında "aa ben buraya gelmişim" oldum ve bi kaç saniye süren donma sonrası, içimden çektiğim "allahu ekber"ler ve "euzubillahimineşeytanirracim"ler eşliğinde toparlanıp yol devam ettim.
oluyor öyle ara ara ama yapacak bir şey yok. Şubat ayındaki kontrollerimde onkolog doktor her şeyin yolunda olduğunu, ekim'de görüşeceğimizi söylemişti. öyle olur umarım.
Geçen ay memlekete bayram iznine gittim geldim. en büyük abimin, bir zamanlar sümüklü olan çocuğu, beni çok seven, bi zamanlar ibne olduğumu ona rahatlıkla söylediğim yeğenim nişanlandı. Temmuz'da da düğünü var. Düğüne de gideceğim. bakalım nasıl geçecek.
erkeklerden iyice uzaklaşmış olmama rağmen, bazen şeytan dürtmüyor değil içimdeki nar'ı. ama tutuyorum kendimi, hemen dönüyorum başka taraflara, başka cinsiyetlere. kadınlarla ufak flört denemelerim oluyor ama kadınların erkekleşmiş olmasına alışamadım. cicili bicili kızları sevdiğimi, ama hafif maskülen kadınların bana göre olduğunu da düşünüyorum tabiiki. beni çekip çevirecek bi karı'ya ihtiyacım var yani. bence tüm erkeklerin bi kadın tarafından çekip çevrilmesi lazım.
şu an bu satırları, mutfaktaki küçük masada oturmuş yazarken, yatsı ezanı okunuyor.
5 vakit namaza başladım başlayalı daha sakin biri oldum sanki.
namaz kılmak insana bi düzen getiriyor.
günü, olayları, hareketi namaza göre ayarlıyorsun.
yani daha doğrusu; allah'a secde etmeye göre ayarlamaya başlıyorsun kendini.
çok güzel ya, allah'a inanmak. ona secde etmek. sadece ondan istemek. her şeyin sahibinin o olduğunu bilerek yaşamak. elhamdülllah.
düzenli çalıştığım için, maaşımdan biriktirdiğim paramla, zekât verebilecek kıvama geldim ve bu yıl zekâtımı dağıttım. bi kısmını, çocukluk arkadaşım olan torbacı mülayim'in (hhttps://hayaterkegi.blogspot.com/2017/02/torbac-mulayim.html) karısına verdim. çünkü 4 çocuğu var ve torbacı olan kocası mülayim'de uyuşturucu satıcılığı yaparken yakalanıp hapse atılmış.
memlekete gittiğimde öğrendiğim için, kadının kapısına gidip parayı verirken, ona "allah senden razı olsun. sıkma canını, bu adam böyle. sen kendine bakmaya devam et. çocukların var." gibi bir sürü şey söyledim, konuştuk biraz. benden 5 yaş küçük ve trabzonlu olmasına rağmen bu piçe sahip çıkması çok değerliydi. çocukları da maşallah, tertemiz ve pek efendilerdi.
büyümüşler, mahallede top peşinde koşturuyorlardı.
başka bi ihtiyaç sahibi kadına daha zekât vermiştim ama sonraki gün evinde büyük ekran led tv görüp, çocuklarının da sağa sola taksiyle gidişlerine şahit olunca, vermiş olduğuma pişman oldum. keşke o parayı da torbacı mülayim'in karısına verseydim. çünkü onlar hem kirada, hemde torbacının hapisten çıkacağı yok.zaten bu kaçıncı, yakalanıp içeri atılışı sayan yok.
bende bi ara karısına "inşallah çıkmaz bi daha, orda geberir gider, sende kurtulursun bu piçten" demekten kendimi alamadım ve karısı "abi öyle deme ya" dedi, büyük ve gerçek bi karılık içtenliğiyle.
bu piçe de bu kadın denk gelip, hayatını beş para etti ya, elbette her işte bi hayr yaratır allah. yaratmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


