kulağımda Göksel "Hiç Yok" diyor. Klişe sözleri toplayıp şarkı yapmış. Ama müziği ve söyleyişi kendine has olduğu için şarkı da çok güzel olmuş ve bi kaç yıldır dinleyip duruyorum.
Bu klişe sözleri toplayıp şarkı yaptığı albüm genel olarak güzel. Bi ara tüm albümü, ücretsiz uygulamalardan indirmiştim telefona. Klişelere para ödenmez Göksel. Üzgün değilim.
Ama söyleyiş tarzını, albümdeki tüm şarkıları seni taklit ederek söyleyebilecek kadar iyi, ezberlemiş olduğumu da bil yani.
Şimdi ise ACIYOR'u söylüyorsun. Bu şarkıyı bi ara dinlerken gözlerim doluyordu. Nedenini unuttum. Şimdi ise güzel ve dinlenesi bi şarkı olarak dinliyorum.
Dün trenle Tatvan'a gelmiştim. Van'a, Akdamar'a ve o bölgeye gidip gezecektim ama Tatvan'da tüm hevesimi kaybettim. Nedensiz ve sadece tatsız bulmaya başladım bu gezmelerimi. O yüzden bi gece kaldım ve işte tekrar memlekete dönüyorum. Cuma günü de Ankara'ya dönüyorum. Dönüp evimde boş boş oturasım var.
Göksel Acıyor'u bitirdi, şimdi de Aşkın Yalanmış diyor. Bende yükseks sesle eşlik ediyorum. Göksel'den daha iyi söylediğimi yazmama gerek yok.
Kompartımanda ben ve kadının birinin kendisi ile tavuğun civcivi yanına çekip durduğu gibi çekiştirdiği erkek çocuğu var. Bindiğimizden bu yana kadın telefonda, komşularıyla sırasıyla konuşuyor. Bazılarıyla kameralı görüşme, bazılarıyla sadece sesli. Ama hepsini dinlemek zorunda bırakıyor beni. 20 dakikalık, boş muhabbetlerini dinledikten sonra sıkılıp müzik açtım ve yüksek sesle eşlik ediyorum. Belki bana sus falan der veya demeye teşebbüs edecekken kendisinin de yüksek sesle konuştuğuna dair bi jeton kafasına düşer de susar diye bekliyorum. Eskiden olsa "size kulaklık versem konuşsanız" veya "rica etsem bağırmadan konuşsanız, çok gürültü etmeseniz" gibi cümlelerle uyarırdım ama son bi kaç aydır az konuşmaya ve bu tür iletişimlere karşılık tepki vermek yerine, sabretmeye çalışıyorum. Böylece genel olarak yaşamımın tümünde, karşılaştığım kabalıklara ve insandışı davranışlara karşı sabrımı artırmayı hedefliyorum. İnşallah başarırım. Yoksa bu uyarıların birinde dayak yiyeceğimi de düşünmüyor değilim. Belki de beni sabırlı olmaya karşı motive eden şey, bu dayak yeme olasılığının yüksek oranıdır. Bilemiyorum altan.
Dün tatvan sahilde turlarken, yabancı biriyle gözgöze geldim ve dayanamayıp laf attığım için tanıştık. Adı matias'mış. Berlin doğumlu bi alman vatandaşı. neden geldin, ne yapıyorsun muhabbetlerimizi, öğrendiği yarı türkçesiyle çok güzel açıkladı. şaşırdım. bi saat sonra iş, aile, ilişkiler, hayat üzerine konuşurken "kız kardeşine söylesene, benimle evlensin" dedim "bir ay sonra falan gittiğimde söylerim" dedi. O da, kızkardeşi de ilişkiler konusunda çok beceriksizlermiş. Sürekli denemelerine rağmen, elle tutulur bi ilişki yaşayamamışlar. Devamı gelmeyen, yemek kahve, sohbetle sınırlı kalan aylık ilişkiler yaşamaktan bıkmışlar. Benim durumumun, onlarınkine nazaran daha iyi olduğunu, çünkü "en azından bi oğlun var" diyerek belirtti.
Daldan dala atlayan sohbetimizin bi yerinde fotoğraflarımızı çekiyorduk ve konu instagram'a geldi. Kürtçeye olan ilgisinin şiddetini, profiline eklediği sarı kırmızı yeşil kaplerle PKK'ya gönderme yapmasından ne derece olduğunu anlamış oldum. Tipine bi daha bi daha bi daha bakınca ise dağa çıkmak için geldiğini veya bu bölgedeki PKK sempatizanlarıyla tanışmak için oyalandığını anladım.
Bu beni biraz irrite ettiği için uzaklaşmaya karar verdim ama o esnada ilerleyen sohbetimizin konusu nasıl olduysa müziğe gelmişti ve işte o da ses bombası çıkarıp telefonundaki kürtçe müziklerden birini açmış, benimle halay çekmek istiyordu. Oysa ben halay çekmeyeli yüzyıllar oldu.
Ama yine de terslemedim ve bi kaç deneme yaptık. Bende halaylı bi umut olmadığını görünce, bıraktı, yoldan geçen bi iki kişiye laf atarak halaya çekmek istedi ama onun ve yeni katılımcıların halayı da birbirine uymayınca konu kapandı çok şükür, bende saatin geç olduğunu ve artık otele dönmem gerektiğini söyleyerek ondan ve ordan kaçıverdim.
Otele geldiğimde "allahım iyiki de polis gelip ne bok yiyorsunuz" deyip onun ve benim üstbaş aramamızı yapmadı. Eminim üstünde ve hatta, yanındaki koca valizde bir şeyler çıkacaktı ve ben saçı sakalı birbirine girmiş sarışın bi almanla neden halay çekmekte olduğumu kimseye anlatamazdım.
(şimdi gidip kadını uyardım. sesi iyice yükselmişti ve bu yüzden kulaklığımı uzatıp "bununla konuşun" dedim ve kadın "teşekkür ederim, gerek yok" dediğinde, karşılık olarak "ama abla çok sesiniz geliyor" dedim, sağ olsun terslemedi ve "tamam, kapatıyorum" deyip gerçekten kapadı. çok şükür bugün biraz daha sabredebildim ama yine de dayanamamış olarak uyarmış bulundum. inşallah daha fazla sabretmeyi öğreneceğim.)
Otel'de sıcak bi duş aldım, duş esnasında osbir çekesim geldi ama tuttum kendimi. Osbir çekmeyeli kaç yıl oldu? 2 belki 3 unuttum. Çıkmadan önce soğuk suyla bi durulandım. Sıcak suyla sarkmış olan cildim kendine çeki düzen verip hemen sertleşti.
Çıktığımda belime havluyu sarıp üstüm çıplak akşam namazı kıldım. Allah'tan beni bırakmamasını istedim. Bırakma beni allahım. bırakma beni allahım. çöp olup gitmeyeyim. kendime zulmetmeyeyim. bırakma beni allahım. amin.
Namazdan sonra Matias'ın instagram fotoğraflarına baktım. Her yer kürtçe sözler, sarı kırmızı yeşil üçlemeli renkler, halay videolarıyla doluydu. sıkılıp hesabından çıktığım gibi Hasancan Kaya Konuşanlar videolarına attım kendimi. Sanırım 2-3 saat kadar komikli kurgu videoları izlemiştimki, acıktığımı düşünüp dışarı çıktım. Büryancının birinde büryan yedim. Çok güzeldi, vıcık vıcık hayvan yağlı etlerin ekmek arasında mideme yolculuğu çok güzeldi. Avşor diye bir şey gördüm, et suyu çorbası gibi bir şey dediler. Sabah da onu denedim. Avşor'u sevmedim ama büryan kesinlikle, kredi kartımdan çektiği 500 TL'yi hak ediyordu. enfesti. şu an bile ağzım sulandı. Bakalım bi daha ne zaman Tatvan'a gelip büryan tadıcam.
14 Eylül 2026
PKK'lı Alman, Göksel'in klişe şarkı sözleri, tatvan büryan,
13 Eylül 2026
şiirsel olmayan hayatın
aradığını bulamayacaksın, yok.
aramayı bırakacaksın, pes.
anlaşılamayacaksın, hiç hiç hiç.
ölümüne yaklaşmak için sürekli ve çok oyalanacaksın, boş.
intihar korkakların işi, sen cesursun.
bildiğini anlayacak kimsen yok, şşşşşş sus sus sus.
kendinle geçirdiğin vakit çoğaldığında
zaman, demirmişcesine ağırlaştığında
ve bir kaplumbağa kadar yavaşladığında geçmişin gelip yakana yapışacak.
koş koş koş ama kaçamazsın
çünkü geçmiş bugünü inşa etti, kaçıramazsın artık kendini kendinden.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

