12.05.2026

kadınsız kalmış ürkek

durgun, çok durgun.
hüzünsüz bi durgunluk var tenimde.
kendim dahil kimseye anlatamadığım ve doğru kelimelerden inşa edilmiş cümleler kuramadığım zamanlardayım. bir şey var, ne olduğunu geç anladığım.

sahte erkek sevgileriyle tıka basa geçirilen yıllardan sonraki zamanlardayım
ve şimdi, susuz kalmışcasına gerçek bi öpüşmeye muhtaç
arzulayan bi kadın tarafından sımsıkı kucaklanmaya çok aç.
uzun uzun bi kadına dokunmaya ve bi kadın tarafından dokunulmaya duyulan bi özlemin var olduğu zamanlardayım. 

sahi bi kadın tarafından sevgili olarak sevilmek nasıldır kim bilir.
kim bilir nasıldır bi kadın tarafından özlenilen o erkek olmak.
ve herhangi bi kadın tarafından evlat gibi sevilmek nasıldır kim bilir.
nasıldır kim bilir, bi erkek kardeş olarak bi kadın tarafından sevilmek.


1.05.2026

Gay Erkek

Gay Erkek veya gay erkekler üzerine sanırım çok şey söylenebilir.
Ama şunu söyleyebilirim ki; aslında google aramalarındaki o propagandavari materyaller tarafından ele geçirilme diye, yanılgıya kapılmaman için yazdım bu yazıyı. daha doğrusu yazmaya çalışıyorum.
gidip saçma sapan seks konulu şeylere kapılma diye yazıyorum.
lafı uzatmadan giriş yapıp, geliştirmeye çalışayım; 

Gay may yok.
Peki ne var dersen, şöyleki;
tüm bu gay tanımları falan, sen bi hemcinsinle yattığında, yaşadığın huzursuzluğu yok etmek için uydurulmuş kelimelerden ibaret. çünkü "tanım"lamak özünde, onu okuyan ve okuduktan sonra da artık mecburen onu öğrenmiş olan tarafından, o şeyi sahiplenme veya onun tarafından sahiplenilme hissi uyandırır. 
çünkü; tanımlanmamış olan biraz korku, çokça da soru işaretleri verir.
zaten ne olduğunu bilmiyorsan, ne olduğunu bilmezsin.
evet, bilmezsin ama dünya da durmaz. sen birinin oyuncağı olmaya hazırlan diye döner durur, döneeer durur ve bu yüzden, sana ne olduğunu söylemeye hazırlanır dünyanın kötüleri.
 işte tam da bu yüzden bir kaç kelime uydurulur ve o kelimelerle sana dolaylı yoldan "hayır yanlış yapmadın, doğru yaptın ve bak bu da sensin" denilmiş olur.
ilk duyduğunda veya öğrendiğinde ufak bi merak salınır içine. döndürür durursun kafamın içinde ve o kendine bi yer bulamasada sen yer verirsin ona mutlaka. 
yerleşir yavaşça, usul usul yer yapar kendine. yani sana.
ve işte bi yerden sonra kendini o kelimeyle tanımladığın an, bi şey olmuş olursun. az önce bi bok bile değilken, şimdi bir şeysindir ve bu yüzden sımsıkı sarılırsın o tanım'a.
artık sen o'sun. sen o kelimeden ibaretsin. o kelime kadar sığ, sağılmaya hazır bi sığırsın artık.
oysa gerek yok tüm bu sikik tanımlara. gay erkek, gay kadın, gay gay gay
yani herhangi bir şey olarak tanımlanmayı kabul etmemelisin.
huzursuzluğunla barışmalısın. kendine çokça zaman tanımalısın.
bırak huzursuz olsun için. kabullen huzursuzluğunu. sana ait bir şeyi yok etmelerine izin verme.
seni yok etmelerine izin verme.
tüm kafa karışıklığınla yaşamalısın ve evet, tüm cümlelerinin sonuna nokta koymana gerek yok. sonsuza kadar uzatabilirsin


7.04.2026

hayat erkeği ve hayatının kadını

bismillah. çünkü; hayat erkeği, hayatının kadınını buldu. inşallah yanılmaz.
13 nisan edit: yanıldı. 



28 mart
dünkü mesajlarımla beni kırmadı ve bugün sözleştiğimiz gibi dost kitabevi'nin önünde buluştuk.

onu beklerken, yüzyüze ilk intibam güzel olsun diye düşünürken, son anda saçlarımı yapmadığımı akledip elimdeki termos'dan elime çok az su dökerek ıslattım ve tam saçlarımı sağa doğru tarayacakken "selam" dedi ve ben ıslak elimle doğru dürüst tokalaşamadım bile. 
"saçlarımı yapmamışım galiba. unuttum. sen gelmeden düzelteyim diye elime su döktüm,düzeltecektim" demiştimki uzun uzun, o "yok iyi böyle, düzgün" dedi tüm içtenliğiyle ve bastırdığım tüm gerginliğimi alıp kenardaki izmarit dolu çöp kutusuna atıverdi. 
yüzünde yerleşik hayata geçmiş mini mini gülümsemesi, göz çukurlarında fıldır fıldır dönen iki zeytin tanesi ve insanı sakinleştiren o kırılmaya hazır narin sesiyle ben bi anda gevşedimki anlatamam. 
"ne yapalım, nerede oturalım" sözcüklerinden ibaret iki cümlecik eşliğinde sağa sola bakınarak gittik bi yere oturduk. oturmadan önce "senin çayın var, almışsın. bende bi çay alayım. sen bak istersen, bi masaya geç" dedi "hayır, çay değil. termosda su var" diyecektim ama negatif bi cümle kurmuş olacağım için sustum. o da gitti kasada siparişini vermeye. 
artık kasalar hem sipariş alıyor, hem kahve veriyor, hem gülümseniliyor. sahte sahte. çünkü patronlar bunu ister. ama neyse şimdi kapitalizmi eleştirecek sıra değil. dur ben bugünkü mutluluk sebebimi yazayım;
o kasada kahve almakla uğraşırken, ben de içerde az sonra onunla sohbet ederken sesini rahat duyabileceğim bi masa arandım. bi kaç saniyelik mekân turlaması sonrasında oturdum bi masaya. hayır tabiki masaya değil, sandalyeye oturdum o yeeee.

heyecanımı bastırmak için elimdeki su dolu termos'da çay varmış gibi yavaşça bi kaç yudum aldım ve evet artık bu su değil, çay olmuştu bile. çünkü ona "çay ol" denmişti ve o artık bi çaydı :)
sonra zeytingözlü'de geldi, oturdu kağıt bardaktaki kahvesiyle karşıma. bi de tüm içtenliğiyle bi gülümsediki sorma. 
heyecan meyecan kalmadı vallah.
zaten bu ilk buluşmalarda ne konuşulur, nasıl davranılır falan bilmediğim için heyecanımı kaybetmesi iyi olmuştu. iyi oldu ve bende kendimi koyverdim. 
bi ara ordan burdan konuşurken gözlerimle gözlerini yakalamaya çalıştığımı hatırlıyorum ama utandı sanki ve o yüzden bi daha yapmadım. yapmamaya çalıştım. 
yarım saat sonra tekrar yakalamaya çalışırken yakaladım kendimi. bu sefer ben utandım. ayıptı ama olacak şey miydi canım. panikledim.
paniklediğim zaman çok konuştuğumu kimse bilmez ben dışında. o da bilmezdi. nerden bilsindiki. çok konuştum. hiç susmadım. o kadar konuştumki, dün akşam onunla burada bi yerde otururken olurda konuşmamız tıkanırsa diye konuşma konuları not aldığım kağıdı bile otobüse binmeden önce ego kartını cebimde ararken görünceye kadar hatırlıyamadım. nalet olası ego.
demekki insan iyi hissettiğinde zaman gerçekten çabuk geçiyor. ben hiç anlamadım 1,5 saatin nasıl geçtiğini. bana sorsalar, 10 dakka önce oturmuştuk ama şimdi kim inanırdı ki bana. üstelik tüm saatler birer akrep gibi bana karşıyken ve o kalkalım demişti bile.
negatif bir şey dememek için "olur" dedim. 
nalet olası bu negatif bir şey söylememe huyum. 
oysa söylemeliydim sanki ama şimdi ne bileyim yaaaa söyleyemedim işte. o an tutulmuşum demekki.
ama güzeldi yani. 
çok iyi hissettim. 
işte bugün böyle mutlu ettin beni.


1 nisan
yine dost kitabevinin orda buluşmaya karar vermiştik ve sözleştiğimiz saatte ordaydım. "acaba tanıyacak mıyım, ya tanıyamazsam nasıl olacak, ayıp olmaz mı, çok ayıp olur, yüzkörlüğüm olduğunu söylemiş miydim acaba" adlı sorular zihnimi meşgul etmeye başladığında, hayata pozitif bakan yanımın sesini açıp "merak etme, o bu soruları takmayacak kadar iyi biri" dedim kendi kendime ve bi rahatladımki anlatamam.
çok geçmeden geldi, o gelinceye kadar da ben bi kaç kişiyi o mu değil mi diye kesmedim değil ama kalabalığın arasında gördüğümde "vallahi bu o" demiştimki içimden, o da yüzüne, tanıdık birini görmenin verdiği o sıcak bakışları takındı ve beni emin kıldı.
evet oydu. 
içim kıpır kıpır oldu, böyle bi koşuvercektimki son anda kendimi hafif tutarak, sakin sakin ama büyük bi hevesle yürüdüm ona doğru. adımlarım bi ara birbirine karışacaktı, ama sağ olsunlar öyle yapmayıp, düzgünce yürüttüler beni ona ve kocaman gülümsememi takınmış halde ona vardığımda "tanıdın mı beni" dedi "evet evet tanıdım, ama zaten kendime bi kısa yol atadım. birini tanıdım mı tanımadım mı ikilemi yaşarken, o kişinin yüzüne yayılan ifadeye odaklanıp, tanışıp tanışmadığımızı anlıyorum" dedim. 
cevabımla ikna oldu. hiç üstelemedi. hemen anladı. anlaması beni de rahatlattı. 

akan kalabalığa karışıp bi yerde oturduk.
oturduğumuz anda da saatleri unuttum ben.
kalkalım mı dediğinde "hayır oturalım" diyemedim, çünkü onu çok tutmuşum gibi hissetmiştim. sahi saat kaç olmuştu?
bu sefer işlerimiz dışında konuşalım demiştik ama buna pek bağlı kaldığımı söyleyemem. ara ara fark ettikçe daldan dala atlar gibi başka konu açmaya çalıştım. hiç bozmadı beni. sanki zaten bu konuyu konuşuyormuşuz gibi devam etti. öyle de anlayışlıdır. 
"iyi biri"yle çıkmak konusundaki yazışmalarımız aklıma geldiği için "ya biriyle sadece güzel veya yakışıklı diye çıkmak, insanın hem kendisine hem karşısındakine yapabileceği en büyük hakarettir" dedim, "evet, öyle" dedi ve bu konuyu önümüzdeki masaya yatırdık. orasını burasını iyice konuştuktan sonra, yanlış anlaşılmamış olduğum için içime su serpilmiş oldu. aynı fikirdeydik ve çok rahatlamıştım. çünkü en çok korktuğum şey, yanlış anlaşılmaktır benim. doğru anlaşılmıştım.

bazen konuşurken, çaktırmadan yüzüne bakmaya çalışıyordum. hem zihnime kazımak için, hem o pırıl pırıl cildini daha da güzelleştiren sakin bakışlarını yakalamak için. yakalayamadım ama bi kaç saliselik kesişmeler de yaşanmadı değil. 
hayvan gibi içine düşmemek için bu avlanmalarımı tekrarlayamıyordum ve sakinleşmek için de az önce bana ısmarladığı orta boy sıcak sütü kafaya dikiyordum.
evet, hesabı o ödemişti. 
çünkü geçen sefer, elimdeki termosda su değil çay var sanıp "senin çayın var" demişti diye bende çaktırmamıştım ve sonra gelip burda yazdığım cümlelerden öğrenince "bunu söylemeliydin" demişti :) bende hemen atlayıp "o zaman bi dahakine ısmarlasın" diyerek bu buluşmayı garantilemiştim.
peki, sonraki buluşmayı nasıl garantileyeceğim?
o fıldır fıldır dönen zeytin gözlerdeki sıcak bakışları bi daha yakalamak için hangi bahaneyi uyduracağım?


7 nisan
dost kitabevi sponsorumuz değil ama orası bizim "nerede buluşalım" demeden buluştuğumuz yer olmaya doğru gidiyor. bugün resmi olarak öyle oldu. 
demekki "buluşalım" dediğimizde, yer değil sadece saat belirtmek yeterlidir artık.

onu gördüğümde heyecanla yanında bitiverdim ve o küçük elinin sıcaklığını hissetmek için uzun uzun tutmaya niyetliydim ama ayıp olur diye hemen bıraktım.
hatta yürümeye başladığımızda elinden tutacaktım ve tutup sallaya sallaya cadde de yürüyecektim ilkokul'da ayşe'nin saçını çekerek onu sevdiğini belli eden ali gibi ama tutamadım. çünkü adını koymamıştık, bu buluşmaların. tutarsam "hoşt, ne oluyor lan" diyebilirdi. 
demesindi. 
aslında hiçbi zaman öyle demezdi de ama ben yine de tut a madım. 
yüzünde mini mini gülümsemesi, sokağı bile sakinleştiren adımları eşliğinde gittik bi yerde çay içtik. 
allah affetsin değişik bitkilerin karışımı ve değişik isimli diye 140 tl'ye çay mı olur?
oldu vallah. sanırım o verdi benim çayın parasını da.
ne biçim erkektim lan ben? feministlerden taraf oldum iyice. ama nasıl güzel var ya feminist meminist şeyler.
hem ben artık alıştım buna. ve lütfen allahım elimi soğuk sudan sıcak suya sokmayacağım günleri de görmek istiyorum artık onunla.
pardon allahım stop stop stop "sıcak sudan, soğuk suya" olacaktı. 
lütfen allah'ım önceki dua diye kendime ettiğim bed dua'yı duymazlıktan gel.
ama her şeyi gören, duyan, bilen ve bize şahdamarımızdan daha yakın olan güzel allahım, bu nasıl olur ki? 
olmaz değil mi? 
çünkü duydun bi kere.
olsuuuuun, yanlışlıkla edilen duaları kabul etmezsin bilirim ve karşılığını kalpteki niyetlere göre verensin sen. bu yüzden allah'sın ya ve ben sana bu yüzden tapıyorum. senden başkasına taptırma beni güzel allahım. 
ama ne güzel şeylerde yaratmışsın. bak işte karşımda oturuyor. tatlı tatlı konuşuyor. yüzüne çok bakarsam utanır diye bakamıyorum da naaapcaz böyle allahımmmmmmm.
bir şey söyleyeyim mi allahım; 
bu işler nasıl yürüyordu. ben hep unuttum. ya da sen bana unutturdun. ama çok iyi yaptın. çok teşekkür ederim sevgili allahım.
şimdi her şeye yeniden, sıfırdan, en temelden başlıyorum ve ona da "bunun adı olsun, ama herkes gibi yaşamayalım. bize özel olsun. her şeyi bize özel yaşayalım" diyorum, salağa yatmıyor hemen kabul ediyor. hiç ikiletmiyor. adını koyuyoruz bugün ama adı yok. bi şeye söz verdik biliyoruz.
bilmem kaç saat sonra kalktığımızda, onu teeee evine kadar götüresim var ama istemiyor. çok ısrar etsem ister bence ama çok ısrar ettiğim için istemesin, gelmemi istediği için istesin istiyorum. 
ama nalet olası huylarımız, çok kibarız ve kırmaktan korkuyoruz
yormaktan korkuyoruz 
birbirimize zahmet vermekten korkuyoruz
ısrarın bıkkınlığından korkuyoruz da korkuyoruz ve işte, içimizde bi yere tüm heveslerimizi gömmüş gibi bakışarak ama sarılmak da isteyip kendini tutarak, bunun yerine, saka kuşu gibi avucuma sıkışmış o küçük yumuşak elini uzun uzun tutarak avunuyorum. 
ne güzel el vermişsin allahım.
yumuşacık ve yumuşacıklığı gibi de bi sımsıcaklığı var.
sen ne güzel şeyler yaratıyorsun allahım. işte avuçiçimle şahidim.


12 nisan
dün yine buluştuk. ama dost kitabevi'nin önünde değilde ulus'da, güneşin görme açısını kısıtlamaması için sağ elini gözlerine siper ederek etrafı gözetleyen devasa asker heykelinin orda, tüm egomuzu yüklenmiş olarak ego genel müdürlüğünün hemen altında buluştuk. önceki ay birbirini hiç tanımayan, birbirlerinin varlığından bile habersiz olan iki insanın, tanıştıkça ses tonlarının yükseleceğinin işareti gibiydi bu müdürlük.
etrafta azrail'le randevulaşmış yaşlılar, sakatlığını dilencilikle taçlandıran fırsatçılar, selpak-tespih-kereta-su-ucuz plastik kalem satan emekliler, ışıklarda yeşili bekleyen tıka basa dolu otobüsler otobüsler otobüsler.
karşıdan karşıya geçen kalabalık arasında onu gördüm. her ayrılışımızdan sonra yüzünü unutsamda, artık gördüğüm an tanıyabiliyorum. yani; tanışıklığın iyi yanları da var. birini gördüğünde, tanıdığını bilmek-emin olmak gibi.
o da beni görmüş ve yüzüne, tanıdık birini görmenin verdiği o rahatlık yayılmıştı. flulaşmış kalabalık içinde onun karşıya geçmesini beklerken, yüzündeki ifadenin çekimser küçük bi gülümsemeye döndüğünü çok net görebiliyordum. 
normaldi. yani şimdi az mı gülümsesin, yoksa tüm dişleri görünecek kadar mı? nedir bunun ölçüsü ve neydi? kim belirlemişti, belirleyecekti?
bu hava eşliğinde geldiğinde, o küçük elleriyle tokalaşırken gülümsemesinin de yüzünü tamamen ele geçirmesini engellemek için elinden geleni yapıyordu ama elleri küçüktü ve gülümsemesi yüzüne yayıldı.
saniyenin onmilyonda biri kadar bi anda, hafif bi sarılma yapacakken tutmuştum kendimi. acaba, gülümsemesinin yüzünü ele geçirmesinin nedeni bunu hissetmesi miydi?

bugün için planımız vardı; aşağıda yiba bisiklet çarşısına bakacak, ordan da hemen arkasındaki bit pazarına gidecek, daha sonra denizciler caddesi üzerindeki uludağ kebap salonu'nda yemek yiyecektik birlikte ilk defa. sonra da ben namaz kılacaktım, ordan da mehmet okuyan'ın konferansına bakacaktık ama tüm bunlara henüz bi kaç saat vardı.
 
cadde boyu yürümeye başladık. eğlence mekânı olarak adlandırılan fakat aslında eskiden neredeyse genelev işlevi gördüğü için halk arasında kerhane olarak bilenen tüm o pavyonların önünden, en namuslu halimizle usul usul yürüyüp geçtik. bakacak bi şey olmadığı için bisiklet çarşısının önünde biraz yavaşlamış halde sessizce yürümeye başladık. bisikletçiler estetik yoksunluklarını olabildiğince belli edecek şekilde dağ gibi yığdıkları bisikletleri, esnaflıkla alakasız bi şekilde satmak için yemin etmişler gibi, yoldan geçerken yavaşlayanları çöpleşmiş bisikletlerine bakılması için davet ediyorlardı. poşetlerinden bile çıkarılmamış bi eşyayı satmak istemeleri trajikomikti ama bunu şimdi kime anlatıcan. hiiiiiiiç.
bu yüzden onları geçip bit parazarına gittik.
ama gerçekten bit pazarı. her şey çöpten az önce çıkarılmış, temizlenmeden de yerdeki branda veya çaputların üzerine serilmişti. siyah beyaz fotoğraflar, abajurlar, makaslar, bıçaklar, araba parçaları, kıyafetler, mutfak eşyaları ve hatta kemal kılıçdaroğlu'nun karısı selvi kılıçdaroğlu'na aldığı airfryer'ı bile.

pazarı şöyle bi üstünkörü turlayıp çıktık. her şeye biraz midesi bulanarak bakmıştı. o yüzden geçen ay buradan pantolon aldığımı söylemedim. şimdi benden de midesi bulanmasındı.
buraya sık geldiğimi ve bu yüzden burada pazarcılık yapan iki kişiyi artık nerdeyse tanıdığımı söyledim. yakıştıramadı. hatta; zaman geçirdiğimiz, vakit ayırdığımız insanların bizim hayatımızı etkilediklerini, bi şekilde daha ileri veya geri gitmemizi belirlediklerini söyledi. bu konu hakkında çok şey anlattı aslında ama ben unutkanım. fakat sanki, insanları bi aparat gibi gördüğünü düşündürttü o an. 
pazardan bitlenmeden çıkmış, gerisin geri 1927 yılında yapılan devasa zafer anıtı'na doğru yürümeye başlamıştık. bit pazarından bir şey almanın amaç olmadığını, orada gerçekten ihtiyaç sahipleri ve aslında bi değer yaratmış olarak eve 3-5 ekmek götürme telaşındakilerden bir şeyler alınabilir, alıyorum minvalinde cümleler kurarak kendimi açıklamaya, bakış açımı anlatmaya çalışıyordum. fakat boş verdim. yürüdük gittik, uludağ restoran'a kebaplarımızı söyledik. geldi yedik oh missss
bu restoranı bi arkadaşımla geldiğimizde öğrendiğimi söyledim ve arkadaşımdan bahsettim. geçen aylarda timeleft uygulaması'ndaki buluşmalardan birinde tanıştığımızı, evli bi çocuklu olduğunu, hatta sonraki buluşmalarımıza kocasını da getirdiğini ve tanıştığımızı, sonra bizim ara ara birbirimizi sorduğumuzu ve işte buluşup dostça yemek yediğimizi, evlerine beni yemeğe davet ettiklerini de anlattım ve orda koptu.
bunun çok yanlış olduğunu.
evli bi kadının başka bi erkekle buluşmasının, bi kocanın karısının başka erkeklerle veya olmadığı bi yemeğe katılmasının hoş olmadığını, normal olmadığını anlatmaya çalıştığı düşüncelerini ard arda sıraladı. 
bende "evet, zaten kadın manik biri. ama yine de kocası veya kendisi için doğru neyse öyle yaşıyorlar. ve bence hasta olmasına rağmen, evliliklerini bitirmemiş olmaları, buna rağmen kocasının bu evliliği devam ettirmek için onun bu tür etkinliklere katılmasını, yeni arkadaşlıklar kurmasını desteklediği, mani dönemlerinde onu çok güzel idare ettiğini ve bunun aslında çok güzel olduğunu söyledim. adam kadının tüm deliliklerine rağmen bırakmıyor ve çocuklarını büyütmeye devam ediyorlar. zaten onlara, hayatlarını nasıl yaşamaları gerektiğini söyleyemeyecğimi ve beni ilgilendirmediğini söyledim" ama kime söylüyordum. hiiiç.

sonra çaylarımız geldi. içtik. hesabı istediğim garsona "hesaplarımız ayrı olsun" dedi. oysa onu ben getirmiştim ve önceki buluşmalarımızda çay paralarını vermek istemesini samimi bulduğum için ödemesini de hoş karşılamıştım, bu yüzden ısrar etmemiştim ama şimdi o bi kaç kez daha ısrar ediyor, garsona söylüyordu. garson "onun dediği gibi ayrı ayrı" hesaplayarak posu uzattığında, bahşiş koparabilme umuduyla güya "pos cihazı karttan ücreti çekmedi" sahtekârlığını sergilemişti ama bende bahşiş verecek göz yoktu. bu numarasına rağmen benden bahşiş koparamayacağını anladığında artık çok geçti ve bu yüzden feri sönen gözbebeklerine bakarak, gidebilirsin anlamındaki "teşekkür ederim, çok teşekkür ederim. ellerinize sağlık" cümlelerini seslendirdim ve o pos cihazıyla çekti gitti, biz toparlanıp çıktık. 
alt sokak aralarından geçerken buralara ilk defa geldiğini söyledi. ben çok geldim diye yanıt verdim. melike hatun camii'sine doğru giderken, öğlen namazını kılmamış olduğum aklıma geldi. camiiye vardığımızda o bahçede oturdu, ben de bi koşu alt kata gidip abdest aldım, gittim namaz kıldım ve bahçeye ona döndüm.
kadının biriyle konuşuyordu. o da konferans'a gelmişti ama şimdi 1 saat kadar vakit varken, oturup beklemek yerine gençlik parkı'na yürüdük. park'ta çay içecek hiçbir yer açık değildi. bi kaç tur atıp çıktı. zaten konferans'da başlardı birazdan.
salona gittiğimizde içerisi tıklım tıklımdı. oturacak yer zaten kalmamıştı, ama tüm o ara koridorlar vs de domuştu. çıktık, sıhhiye'ye doğru yürüdük.
sürekli nerden bindiğimi sorduğu için durağıma geldiğimde "buradan bineceğim" dedim. vedalaştık, gitti.
otobüsüm geldi. bindim. kulaklığımı taktım, rihanna dinleyerek eve geldim.

*****************************************************************************

günler sonra, hangi tarih olduğunu bilmiyorum ama şöyle bi yazışmamız olmuş:

Hayat Kadını: Dün duygusal olarak bana karşı hiçbir şey hissetmediğini söyledin. Bence sen mantığına göre insan seçiyorsun:) iyi kalpli olabileceğini düşündüğün insanları seçiyorsun ama akıl bu konularda yanılabilir🙃 Hayat Erkeği: sen bana duygusal olarak bi şey hissetmeye başladın mı? ve ben akıl ve kalple beraber seçiyorum. inşallah yanılmam Hayat Kadını: Şöyle; mantığımla baktığımda anlaşamayacağımızı düşünüyorum, birkaç kez söyledim hatta. Ama seninle sohbet etmekten keyif alıyorum, buluşmaya gelirken isteyerek geliyorum öylesine ya da vakit geçsin diye değil, kendimi iyi hissediyorum, ayrıldıktan sonra bunalmış veya mutsuz hissetmiyorum iyi hissetmeye devam ediyorum. Yani duygusal açıdan olumsuz bir hissim olmadığı hatta iyi hissettiğim için iletişimi kesemiyorum, kesmek istemiyorum. Sanırım sen de; ben kendi halinde, beklentisiz, mütevazi birisi olduğum için benimle iyi anlaşabileceğini düşünüyorsun ve benimle bir aradayken iyi hissettiğin için değil, mantıken aklına yatan birisi olduğum için benimle iletişimini kesemiyorsun. Hayat Erkeği: kendi düşüncelerini söylediğin için teşekkür ederim. ama benim adıma düşünmemelisin. kendi düşüncelerini söylediğin için teşekkür ederim. ama benim adıma düşünmemelisin. niyet okumayı bırakmalısın. kızacaksın ama yine de söyleyeyim; tanıdığım kadarıyla iyi birisin. iyi olduğun için de iletişimi kesmek istemiyorum. iyi bir insan olman bana yeter. ve amacımız zaten iyi biriyle denk gelmek değil mi? işte ben sana denk geldim, daha ne yapayım. aradığım gibi, yada inandığım gibi iyi kalplisin. çok iyisin ama ne yazıkki bunu benden duyunca, seninle ilk olarak iyi bir insan olduğun için kaçırmak istemediğimden dolayı kendini aşağılanmış hissediyorsun. oysa gururlanman lazımdı. götün-memen-kaşın-saçın fiziğin için değil, iyi kalplisin diye senle olmak, sana sahip çıkmak istiyorum. bundan niye rahatsızlık duyuyorsun. diğer insanların, ilişki arama kıstasları umrumda değil. herkesin amacı ve aracı farklı. benimki bu. kendinde söylüyorsun; benimle iyi hissediyorsun. amacımız iyi hissederek yaşamaksa, iyi hissetmekse daha ne olsun. Hayat Kadını: Kızmıyorum teşekkür ediyorum🌸 amacımız iyi biriyle denk gelmek. İyi insanları kaçırmayı ben de istemem. Sen mantıklı bir insansın, iyi bir insanla mantıklı bir ilişki kurmak istiyorsun. Ben de bunu isterim ama karşımdaki insanın beni sevmesini de isterim. Sen beni iyi bir insan olduğum için seviyorsun veya öyle seveceksin. Bu arkadaşlık ilişkisidir, net olduğun için teşekkür ederim. Benim de soru işaretlerim kalmamış oldu. Hayat Erkeği :) sevmek, filmlerdeki gibi bi anda olan bi şey değil. yavaşça, güven duyarak, kendini karşındakine bırakarak inşa edilir. ihtirasla sevmenin içinde, arkadaşça-dostça-arzuyla-güvenle istekler var. bazen arkadaşça vakit geçirirsin, bazen dostça birbiriniz anlamaya sorunları çözmeye çalışırsın, bazen sadece cinsel olarak arzularsın, bazen ondan başkasına güvenmeden yaşarsın. bunları hepsini bir kişide yaşayabilirsin. ben öyle yaşamak istiyorum ama sen benim, sana "iyi birisin" cümleme takıldın kaldın. benim seni sadece arkadaşça gördüğümü sanıyorsun. iyi biriyle de yatmak isteyebiliriz, sırf iyi diye arzulayabiliriz. bunu anlamıyorsun biriyle ilişki kurduğumuzda, sadece tek bi amaçla ilişki kurmayız. hayatımızda eksik olan neyse onu bulduğumuzu düşündüğümüz için ilişki kurarız. benim hayatımda iyi insan yok. iyi biri olsun ve hayatımı ona vermiş olmak istiyorum. belki de senin hayatında herkes iyi ve tamda bu yüzden senin ilişki kurmak istediğin kişinin özellikleri arasında iyi biri olması yok. ama benim hayatımda kendimden başka kimse yok artık. madden, manen, insanen tamamen sıfırlandım ve şu son 1-2 yıldır hayata sıfırdan başladım. biri olacaksa, öncelikle iyi biri olmalı. diğer özellikleri sonra gelir. Hayat Kadını: Hayır ben seni çok iyi anladım. Sen benimle dış görüntüm için ilgilenmediğini söylüyorsun, bu iyi bir şey. Ama bir insanı sevmek onun dışını sevmek değildir ki. Sevmek çok başka bir şey, zaten sevince dışını da çok beğenirsin her şeyi güzel gelir. Sen mümkün olduğunca sorun çıkarmayan, kendi halinde, iyi bir kadın arıyorsun, evet ben bu profile uyuyorum ama ben hayatımda birisi olsun da ne olursa olsun, beni sevmese de olur diyemem. Ben hep yalnızım, yalnızlığa alıştım bunu ancak sevdiğim sevildiğim bir ilişkiyle bozarım. Ben günlük hayatta bile sevmediğim veya beni sevmediğini düşündüğüm insanlarla görüşmüyorum mecbur değilsem. Ben duygularına göre yaşayan birisiyim. Senin mantığına uygun görünebilirim ama sevilmediğim, sadece şartlara uygun görüldüğüm için kabul edildiğim yerde, sandığın kadar iyi değilim, hiç iyi değilim. Umarım sevdiğin, seveceğin ve iyi bir insana denk gelirsin. Arkadaş olabiliriz dedim ama artık bu konuşmalardan sonra o da zor. Aramızda hak geçmesini istemiyorum, lütfen bana ibanını gönder yemeğin yarı ücretini sana ödemek ve bir daha yüz yüze görüşmemek istiyorum. Mektup arkadaşı olabiliriz belki, bu konuşmanın etkisini atlatabilirsek

Hayat Erkeği: ne diyeyim. seni yormayayım. allah karşına, kalbinden geçen birini denk getirsin. iban konusunda ise çok kabasın. içtiğim çaylara say lütfen. Hayat Kadını: Bu kabalık değil, hak geçmesin istiyorum, ne zaman müsait olduğunda iletirsin. Allah senin de karşına dilediğin gibi birisini çıkarsın Hayat Erkeği: lütfen bana daha fazla hakaret etme. hakkım varsa helal olsun. amin Hayat Kadını: Ben sana hakaret edecek hiçbir şey yaptığımı düşünmüyorum. Çok teşekkür ederim, aynı şekilde Her şey için çok teşekkür ederim Hayat Erkeği: ben çok mu yakışıklıyım? iyi biri değil de yakışıklı mıyım? Hayat Kadını: Neden bunu soruyorsun? Hayat Erkeği: sen benimle neden ilgilendin, ilgileniyorsun. bunu öğrenmek istiyorum Hayat Kadını: Seninle ilgilenmemin bir sebebi yok, sen mantıklı birisi olarak bir insana ilgi duymadan önce bir gerekçe buluyorsundur. Mesela iyi biri olduğunu, onunla kolay geçinebileceğini düşünüyorsundur ama ben öyle değilim. Zaten bilerek, kasıtlı bir davranış değil bu ilgi. Kendiliğinden zamanla gelişiyor. Ama güzel özelliklerini saymam gerekirse bir sürü sayarım seni az tanımama rağmen. Çok güzel yazı yazıyorsun, mantıklısın, eğlencelisin, düşüncelisin, insanların özel alanıyla ilgili pat diye soru sormayacak kadar naziksin, genel olarak naziksin, insanlar hakkında hayat hakkında gözlem yapabiliyor, bunu çarpıcı biçimde aktarabiliyorsun, hayatta pek çok zorluğu atlatmış ama bu güzel özelliklerinden taviz vermemişsin, ilkel olmayan bir gücün var, değiştirmen gerektiğini düşündüğüm pek çok insanın seni eleştirebileceği özelliklerinden utanmak bir yana zırh gibi giyiyorsun tuhaf bir meydan okuman var, daha bir sürü sayarım, fiziksel olarak da söyle dersen gözlerin çok güzel. Ama bunların hiçbiri yüzünden sana ilgi duymadım. Düşünüp de ben bu insana ilgi duyayım demedim. Düşününce olumsuz şeyler geldi aklıma ama iyi şeyler hissettim hep. Sen "ben çok mu yakışıklıyım" diye sorarken, "ben yakışıklı değilim, sen beni iyi olduğum için beğendin" gibi bir mesaj vermek istedin. Aslında bu sözünle, yukarıda tüm söylediklerinin üstüne bir de beni çirkin bulduğunu ama iyi biri olduğum için bunu görmezden geldiğini de belirtmiş oldun:) alınmıyorum, şanslısın ki benim gibi birine denk geldin. Yerimde başkası olsa o da seni kırmak isterdi ama yapmayacağım. Hayat Erkeği: yanılıyorsun; uğruna ölünecek kadar olmasa da yakışıklıyım tabiiki. kendimi çirkin bulmuyorum. sadece senin ilgi duyma nedenini öğrenmek istedim ama söylemiyorsun. ya da çok laf kalabalığı yaptın, ben anlayamıyorum. sadece senin ilgi duyma nedenini öğrenmek istedim ama söylemiyorsun. ya da çok laf kalabalığı yaptın, ben anlayamıyorum Hayat Kadını: Bunun bir sebebinin olmadığını, olamayacağını söyledim. Bu sebebe dayalı bir şey değil diyorum, kendiliğinden olur Hayat Erkeği: yanılıyorsun, hiçbir şey sebepsiz değil. sebepsiz olmaz. Hayat Kadını: İnsanları sevmek, onlardan hoşlanmak sebepsizdir. Bunun sebebi olmaz. Sebebi varsa gerçek sevgi değildir. Hatta işyerinde bir kadın var, onu neden sevdiğimi anlayamıyordum, oda arkadaşıma da söyledim hatta.o kadınla çok vakit geçirmedim, çok paylaşımım olmadı hatta eskiden itici bulurdum. Ama zamanla, kendiliğinden, durup dururken sevmeye başladım. Sebebi yok. Onun da beni sevdiğini biliyorum, hissediyorum. Sevmek böyledir, durup dururken seversin:) Bu arada senden beni sevmeni beklemiyorum Hayat Erkeği: ama ben seni sevmek istiyorum Hayat Kadını: Biz birbirini tanımayan, tanımaya çalışan insanlarız. Bana benden hoşlandığını bile söylesen şüphe ederdim. Ben sana duygusal yaklaşırken, iyi şeyler hissettiğimi söylerken senin konuya böyle yaklaşmaman, mantığınla hareket ediyor ve şartlarına uyacak birisini arıyor olman sebebiyle konu buraya geldi. Hayat Erkeği: kendin durup dururken zamanla sevmişken, sevebilirken, ben seni manen uygun bulmama rağmen, benim seni sevmem için böyle bi ihtimal vermiyor, düşünmüyorsun bile. Hayat Kadını: Sen beni sevebileceğin kategoriye koymuyorsun. Mantığına uygunum, o kadar. Ben duygusal yaklaşıyorum sen mantığınla yaklaşıyorsun. Beni bu aşamada sevemezsin, ben de seni sevemem ama sen bu konuyu açıklarken "seni fiziksel özelliklerin yüzünden değil iyi biri olduğun için görmek istiyorum" diyerek, beni begenmediğini de ifade etmiş oluyorsun. Ben bunlara kızmıyorum, alınmıyorum. Kalın kafalı demen gibi, gerçekten ne hissettiğini ne düşündüğünü anladığım için seviniyorum. Bu arada beni fiziksel özelliklerim sebebiyle görmek isteseydin rahatsız olur, bu durumdan dolayı üzülürdüm. Ama "iyi bir insan olduğum için" flört edilmek istenmek diğerinden daha kötüymüş. Keşke konu buralara hiç gelmeseydi, bence iyi arkadaş olurduk. Hem beni hiç kaçırmamış olurdun:) ben de seni kaçırmamış olurdum, sohbet filan ederdik. Hayat Erkeği: o kadını zamanla sevmişken Hayat Kadını: Zamanla sevmek değil anlatmak istediğim. Sevmenin sebebe dayanmadığı. Sen zaman geçerse birbirimizi sevmek için sebep buluruz diyorsun. Ben diyorum ki birini seveceksen zaten sebep aramıyorsun Hayat Erkeği: belkide bu konuda iyi biri değilim. neyin nasıl olması gerektiği vs ikimiz içinde hayrlısı olsun. ve yazdıklarına bakıyorum da, aslında sen benden daha mantıklı düşünüyorsun. kafanı şişirmeyeyim. Hayat Kadını: Hayır kafam şişmiyor tabiki. Ben daha duygusal baktığımı ama mantıklı şekilde ifade ettiğimi düşünüyorum. Sen hngi konuda daha mantıklı olduğımu düşünüyorsun Hayat Erkeği: bende mantıksal bakıyorum ama duygusal yaklaşamıyorum değil mi? birbirimizin tersi olduğumuz için anlaşabiliriz, güzel bi hayatımız olabilir. romantik filmlerdeki gibi olmaz, ama yine de çok güzel olur Hayat Kadını: Sevmediğin, sadece iyi bir insan olduğu için hayat ortalığı yaptığın biriyle romantik filmlerdeki gibi bir ilişkin olmaz tabii:) Beni sevemezsin henüz, bunda sorun yok. Ama sen bana sırf ben iyi biriyim diye iletişimi sürdürmek istediğini söyledin. Ben de senin iyi biri olduğunu düşünüyorum ama seninle sohbet etmeyi, vakit geçirmeyi sevdiğimi, iyi hissettiğimi söyledim. Bana benim gibi cevap versen yeterliydi. Sen hiçbir şey hissetmiyorsun. Kaç kez buluştuk, bunun üzerine "iyi bir insan olduğun için seninle görüşmeye devam etmek istiyorum" demek, ben senden hiç hoşlanmadım, hiçbir duygum yok ama aradığım kriterlere uygun olduğun için seninle görüşüyorum demektir. Sen beni yemeğe davet edince o kadar mutlu oldum, o kadar heyecanlandım ki. İyi bir insan olduğum için davet etmişsin, peki teşekkür ederim. Ama keşke konuyu flörte getirmeseydin, o kadar iltifat etmeseydin. Arkadaş olsaydık. Bana benden hoşlanıyor gibi yapıp sonra da "sen iyi bir insansın" demek biraz acımasızca olmuyor mu? Neyse, uyku saati. Muhtemelen son konuşmalarımız. Sen de kafanı topla ben de toplayım. Şimdi her şeyi silmek istemiyorum, yarın konuşuruz. İyi geceler. Hayat Erkeği: iyi geceler, allahım rahatlık versin. Hayat Kadını: Merhaba, sakin kafayla düşündüm. İkimizin de isteklerinin, beklentilerinin ve kafa yapısının ne kadar farklı olduğunu görmüş olduk. Daha fazla üzülmemek için ne kadar erken iletişimi bitirirsek o kadar iyi olur diye düşünüyorum. Tanıştığıma çok memnun oldum. Sen herkesin denk gelemeyeceği, farklı, özel bir insansın. Her şey gönlünce olsun, tüm samimiyetimle diliyorum bunu. Mutlu bir ömür dilerim. Hayat Erkeği: hakaret gibi veya anlamadığım bi şekilde kötücül bir cümle gibi algılıyorsun ama kendi iyi niyetimle yine de söyleyeyim; iyi birisin ve inşallah senin gibi iyi insanlarla karşılaşıp huzurlu mutlu sağlıklı ve güzel bi ömür yaşarsın. çok sevgiler, saygılar.
14 nisan'da bloga gelip- buraya şöyle yazmışım:
olmuyor. 
farklı yönlere bakıp aynı şeyi görmek isteyen iki kişiyle hiçbir şey olmuyor.
birimizden biri, diğerinin tarafına dönmeliydi ama dönemedik. oysa benim tarafım daha makuldü lakin ısrarla dönmek istemedi. her şeyi, hayattan tamamen soyutlanarak romantize edilmiş filmlerden, ideal ilişkilerin kurgulandığı kitaplardan, her bölüm adeta ayrı bir yanardağ patlamasıyla öpüşülerek biten dizilerden, ilk görüşte aşkı anlatarak göbek atılan hoppidi hoppidi şarkılardan, buram buram erotizm kokan şiirlerden, öykülerden, romanlardan dan dan dan öğrenmiş birine kendi gördüğümü anlatamazdım zaten. ama olsun denedim. denedim allahım sen hep şahittin.

belki de herkes haklıdır. tüm o milyonlar, milyarlar lar lar lar haklıdırlar.
kimse iyi biri olduğu için sevilmek istemiyor.
ve anladım, onlar için sırf iyi biri olarak sevilmek küfür gibi.
sadece arzulanmak, sikilmek sikilmek sikilmek, sonsuza kadar sikilmek için sevilmek istiyorlar.

21 Nisan'da ise ona şöyle ekşi'den mesajla yazmışım:
selam iyi biri, durduk yere aklıma geliyorsun :) yüzünü düşünüyorum, nasıl bi yüzün vardı diye ama hayal meyal aklıma geliyor. görsem anında tanırım ama polise gidip robot resmini çizdiremem. ama iyi biri olduğun hep aklımda :) neden iyisin; çünkü uyum çabası gösterecek kadar nahifsin, doğru olanı yapmak konusunda düşüncelisin naifsin, zekisin ve bu şeytani bi zekâ değil ve bir de; rol yapmıyorsun. olduğun gibisin. bunlar güzel şeyler, sende hoşuma gidenler bunlar ve seni kazanmak istiyorum :) amin.

şöyle yanıtladı:
selam karşıt biri, bazen sen de benim aklıma geliyorsun, başka şeyler düşünmeye çalışıyorum.
çok naziksin yine, genelde olduğun gibi, güzel sözlerin için teşekkür ederim🌸
beni kazanmak çok kolay ama seni kazanmak kolay değil. ben bu konuda çok şey söyledim, artık başka ne diyebilirim. bence sen iyi bir arkadaş arıyorsun, konu başka bir yere gitmeseydi arkadaş olurduk.
sen iyi bir arkadaşım olsun, adı sevgili olsun istiyorsun. ben de arkadaşlığa çok önem veriyorum, bence duygusal ilişkilerde de insanlar ilk olarak arkadaş olmalı. ama sende duygu tarafı tamamen kapalı ve mantığınla hareket ediyorsun diye düşünüyorum. duygusal konularda da mantık gerekir, olması gerekeni yapıyorsun ama duygu da gerekir bence. sende duygu yok ve sence olmasına gerek yok, öyle düşünüyorsun

onu şöyle yanıtladım: peki. cevabın için teşekkür ederim. iyi günler.

bana şöyle döndü: 
duygusuz ilişki istemediğim için trip yiyeceğimi düşünmemiştim. sen iyi birisin, sana karşı iyi şeyler hissediyorum, birlikte vakit geçirmekten mutlu oluyorum, seni daha çok tanımak istiyorum, kalbim çarpıyor demiyorsun. mantığına yattığım için isteyip ben hayır deyince kızıyorsun. beni kazanmak çok kolaydı ama zahmet etmedin. ben yalnız kalamayan, hayatında ille birisi olsun isteyen biri değilim. sevdiğim sevildiğim bir ilişkim olursa olur, olmazsa ben yalnız bir hayatı çoktan kabul ettim, bana ne diye trip atıyorsun acaba? duygusallık isteyerek çok şey istiyorum herhalde. sen; sırf memursun, işin gücün var, kültürlü birisin diye seni isteyecek birisiyle mantık ilişkisi kur. ben beni sevebilecek birini istiyorum. sana da iyi günler dilerim.

biraz laf sokarcasına şöyle yanıtladım: kendine bi kedi alıp hayatına devam etmelisin.

şöyle dedi: neden böyle söylüyorsun anlamıyorum. geçimsizsin, ömrünün sonuna kadar yalnız kalacaksın anlamındaysa peki, öyle olsun. kimseyi beğenmeyen, burnu havada biri olsam haklısın diyeceğim, benim standartlarım çok yüksek diyeceğim. minimumun minimumu, en olması gereken şeyi istedim diye yalnız kalmaya mahkumsam yalnız kalayım. beni sevmeyen, başkasını bulamadığı için ve benim sorun çıkarmayacağımı düşündüğü için benimle zaman geçiren birisi yerine kediyi her zaman tercih ederim.

akşam şöyle yanıtladım: haklı çıktın, gerçekten anlaşamazmışız. beni hiç anlamadın.

dediki: ben seni anlamaya çalıştım, belki sen beni anlamıyorsundur. o gün bana benden miniminnacık da olsa hoşlandığını söyleseydin ayaklarım yerden kesilecekti. sen bana sadece iyi biri olduğumu söyledin, bu beni tabiki çok mutlu eder. ama romantik ilişkiler böyle olmaz diye düşünüyorum. arkadaşlık ilişkisi olur, o da olamadı.

dedimki: sevme nedenlerimiz, şekillerimiz farklı olabilir. çünkü iki farklı cinsiyette, farklı kültürde, bedende, bakış açılarında yaşamakta olan iki basit insanız. bunu anlamıyorsun. anlaman gereken şey bu. buluştuğumuz yer ise ortak bi hayat kurmak. ama kafanda kurguladığın bir davranışı gerçekleştirmemiş veya cümleyi dile getirmemiş olduğum için benim sevme, hoşlanma şeklimi yanlış buluyorsun. sana, kendi düşüncemi veya bakış açımı zorla kabul ettirerek haksızlık yapacak değilim. sende bana haksızlık etmemelisin. romantik veya adlandırılmış başka bi ilişki. adı her ne olursa olsun. sen kendin için gördüğün, sana öğretilmiş bi ilişki arıyorsun. ben ise kendim için zamanla belirlediğim, seninkilerden farklı kıstaslara sahip bi ilişki arıyorum. anlaman gerek şey bu. bir sürü şey yazdım sildim. oysa süslü cümlelere vs gerek yok. sen busun, böylesin ve ben senin bu haline razıyım. bende buyum, böyleyim ve sende benim bu halime razı olmalısınki yürüyelim. dediki: ben seni anlamıyorum ki razı olayım. neye razı olacağımı bilmiyorum. "kendin için belirlediğin, benimkilerden farklı kıstaslara sahip ilişki" nedir? dedimki: canım benim, şöyle yapabiliriz; sen iyi birisin, ben iyi biriyim. (senden duymadım ama en azından, ben kendim için iyi biri olduğuma inanıyorum ve iyi biri olmak konusunda çabam da var gerçekten, çabalıyorum) bu iyi olma halimizle, güven içinde birbirimizin hayat arkadaşı olabiliriz. ilk olarak bununla başlayarak yetinebiliriz. ben yetinebilirim. doğru olanın bu olduğunu bildiğim için, bu bana ilk aşamada yetiyor. ve inan bana, sevmek zaman alan bir şey. bi anda oluşan ve olacak değil. her şey öyledir. zaman gerekir. hayat arkadaşlığımız esnasında birbirimizi sevmeyi öğretiriz birbirimize. birbirimizi insanca, merhametle, dostlukla, aşkla sevmeyi öğrenir, öyle severiz. nasıl seveceğimizi şimdiden öğrenmiş olarak değil, birbirimize öğreterek severiz. dediki: hızlıca bir cevap verip sonrasında pişman olmak istemedim. ben sana iyi biri olduğunu söylemiştim. akıllı, kültürlü, hoşsohbet olduğunu da söyledim. normalde çoktaaan engellerdim ama beyefendi biri oldugun için ve aramızdaki iletişim saygısızca bitmediği için engelleyemedim. elim gitmedi. bahsettiğin şeyi biraz anladım, sen güvenilir biri olsun, birbirimize destek olalım vs istiyorsun. nasıl bir cevap vermem gerektiğini bilemedim en başta. bahsettiklerin çok güzel şeyler, olması gereken şeyler. ama ben başlangıç noktasının burası olmaması gerektiğini düşünüyorum. bu bir tercih, herkesin farklı düşüncesi olabilir bu konuda. ben ev, araba, statü, çiçek, hediye vs hiçbir şey istemedim, büyük beklentim filan olmadı. sadece minik de olsa duygu istedim. beni çok sev, bana aşık ol da demedim, tabiki bu olmaz en başta. minik bir hoşlantının bile olmadığını, belki zamanla olabileceğini söylüyorsun. ben bir ihtimale tutunmak istemiyorum. bunun sonucunda yalnız kalmaktan korkmuyorum, ben hep yalnızım zaten ve bundan şikayetim yok, kabullendim desem yeridir. senin bahsettiğin şeyler iyi dostluklarda, arkadaşlıklarda da olur. keşke aramızdaki konu başka bir yere gitmeseydi arkadaş olsaydık ama artık olan oldu. karşına seni mutlu edecek, anlaşabileceğin birinin çıkmasını diliyorum. dedimki: amin.