17.06.2026

yeni bir eve taşındım, zekat verdim, torbacı mülayim hapiste

2 hafta önce yeni bi ev tuttum ve geçen hafta itibariylede taşınma işlemlerimi tamamladım. taşınırken, bi kaç eşyayı atmak zorunda kaldım. içim kan ağladı. 
geçen yıl tutup, ömrümü tamamlarım diye düşündüğüm ev, ev sahibinin emekli eski bankacı bi paragöz olmasından dolayı beni sıkmaya başladı. adam 11.000 tl olan varoş semtteki evini,  bu yıl 18.000 yapmak istiyordu ve bir de geçen yıl "kiraya apartman aidatı dahil" demesine rağmen, ilk ay sonunda aidatı ayrı vermem gerektiğini söyleyip, ben dahil olduğunu söylediğini hatırlattığımda da gözümün içine baka baka hiç utanmadan "hayır öyle bir şey demedim" diyerek yalan söyleyince soğumuştum. bu yüzden yılımın dolmasına 2 ay kala "dayı, kira 11.000 TL olarak kalsın, oturmaya devam edeyim. yükselteceksen çıkacağım" cümlesini yalnız kurarak ultimatom çektim, o da "buralar hep 18.000 oldu. bende yükselteceğim" dedi. bende uzatmadım ve "tamam. çıkacağım" dedim ve konuyu kapadık.
Konuşmamız sonrası hemen ev aramaya başlamış ve yılım dolduğunda da aynı sokakta, 400 metre ilerde giriş katında 1+1 odalı, mutfağı, banyosu, tuvaleti ayrı olan küçük balkonlu bi evi 8.000 TL'ye tuttum.
şu an internetini de bağlatmış halde oturmuş bu satırları yazıyorum ve tüm bunları daha önce yaşamışım hissini yaşıyorum. (dejavu)
Ev arkadaşı olarak tuttuğum beleşçilere ise geçen aylarda başka yer bulmalarını söylemiştim ve bulup gittiler. 
Asker olan bi ara gelip kalmak istedi ama kiranın yarı yarıya değil, eşyaların bana ait olması, tüm taşıma vs gibi her şeyle bizzat kendimin ilgilenmesinden dolayı eğer kalacaksa, bana 11.000 tl vererek kalabileceğini söyledim ve dumur olup "ama sen 8.000'e tuttuğunu söyledin. neden bana 11.000 düşsünki" dedi, bende "çünkü evi ben tuttum. bedava da tutup, istersem ev arkadaşı olarak alacağım kişiden 100.000 tl isteyebilirim. bu bana kalmış bi şey" dedim de susup, bi iki boş muhabbet sonra çekti gitti. gidiş o gidiş.
Dalyarak işte, evin tüm sorunlarıyla ben ilgileniyorum, eşyalı ev paylaşıyorum, çamaşır makinesi, buz dolabı cart curt bozulduğunda yenisini ben alıyorum ama kiraya gelince, çok istiyormuşum :)
neyse, bu varoştan da böyle kurtuldum.
bi kaç hafta sonra tekrar ilan verip, yeni bi ev arkadaşı almayı düşünüyorum. bakalım hele bi kaç hafta geçsinde.

Dejavularım eskisi gibi yine artmaya, sıklaşmaya başladı. Geçen gün sokağın ortasında "aa ben buraya gelmişim" oldum ve bi kaç saniye süren donma sonrası, içimden çektiğim "allahu ekber"ler ve "euzubillahimineşeytanirracim"ler eşliğinde toparlanıp yol devam ettim.
oluyor öyle ara ara ama yapacak bir şey yok. Şubat ayındaki kontrollerimde onkolog doktor her şeyin yolunda olduğunu, ekim'de görüşeceğimizi  söylemişti. öyle olur umarım.

Geçen ay memlekete bayram iznine gittim geldim. en büyük abimin, bir zamanlar sümüklü olan çocuğu, beni çok seven, bi zamanlar ibne olduğumu ona rahatlıkla söylediğim yeğenim nişanlandı. Temmuz'da da düğünü var. Düğüne de gideceğim. bakalım nasıl geçecek.

erkeklerden iyice uzaklaşmış olmama rağmen, bazen şeytan dürtmüyor değil içimdeki nar'ı. ama tutuyorum kendimi, hemen dönüyorum başka taraflara, başka cinsiyetlere. kadınlarla ufak flört denemelerim oluyor ama kadınların erkekleşmiş olmasına alışamadım. cicili bicili kızları sevdiğimi, ama hafif maskülen kadınların bana göre olduğunu da düşünüyorum tabiiki. beni çekip çevirecek bi karı'ya ihtiyacım var yani. bence tüm erkeklerin bi kadın tarafından çekip çevrilmesi lazım. 

şu an bu satırları, mutfaktaki küçük masada oturmuş yazarken, yatsı ezanı okunuyor. 
5 vakit namaza başladım başlayalı daha sakin biri oldum sanki. 
namaz kılmak insana bi düzen getiriyor.
günü, olayları, hareketi namaza göre ayarlıyorsun.
yani daha doğrusu; allah'a secde etmeye göre ayarlamaya başlıyorsun kendini.
çok güzel ya, allah'a inanmak. ona secde etmek. sadece ondan istemek. her şeyin sahibinin o olduğunu bilerek yaşamak. elhamdülllah.

düzenli çalıştığım için, maaşımdan biriktirdiğim paramla, zekât verebilecek kıvama geldim ve bu yıl zekâtımı dağıttım. bi kısmını, çocukluk arkadaşım olan torbacı mülayim'in (h
https://hayaterkegi.blogspot.com/2017/02/torbac-mulayim.html) karısına verdim. çünkü 4 çocuğu var ve torbacı olan kocası mülayim'de uyuşturucu satıcılığı yaparken yakalanıp hapse atılmış. 
memlekete gittiğimde öğrendiğim için, kadının kapısına gidip parayı verirken, ona "allah senden razı olsun. sıkma canını, bu adam böyle. sen kendine bakmaya devam et. çocukların var." gibi bir sürü şey söyledim, konuştuk biraz. benden 5 yaş küçük ve trabzonlu olmasına rağmen bu piçe sahip çıkması çok değerliydi. çocukları da maşallah, tertemiz ve pek efendilerdi.
büyümüşler, mahallede top peşinde koşturuyorlardı. 

başka bi ihtiyaç sahibi kadına daha zekât vermiştim ama sonraki gün evinde büyük ekran led tv görüp, çocuklarının da sağa sola taksiyle gidişlerine şahit olunca, vermiş olduğuma pişman oldum. keşke o parayı da torbacı mülayim'in karısına verseydim. çünkü onlar hem kirada, hemde torbacının hapisten çıkacağı yok.zaten bu kaçıncı, yakalanıp içeri atılışı sayan yok.
bende bi ara karısına "inşallah çıkmaz bi daha, orda geberir gider, sende kurtulursun bu piçten" demekten kendimi alamadım ve karısı "abi öyle deme ya" dedi, büyük ve gerçek bi karılık içtenliğiyle.
bu piçe de bu kadın denk gelip, hayatını beş para etti ya, elbette her işte bi hayr yaratır allah. yaratmıştır. 

28.05.2026

bayram değil, seyran değil, nedir öyleyse

  
 
bayram yaklaşırken izin alıp, yanlarında büyüdüğüm yengem ve abimin memleketine geldim. izni erken aldım çünkü önceki güne kadar burnu aktığında silmeyi bilmeyen yeğenimin dün nişanını yaptık.
çocuk büyüdü, aşık oldu ve temmuz gibi de evleniyor.
dün yapılan nişan sonrası eve döndüğümüzde, mutfakta ev ahalisi arasındaki muhabbet esnasında, kadınlardan birinin yengeme sorduğu "nasıl razı oldunuz" sözüne yengem "aşk kazandı" dedikten sonra kahkahalarla güldükten sonra bende jeton düştüğü için "aaa sen, kızı istemiyor muydun" diye sordum ve etraftan "öyle bir şey yok, öyle bir şey yok" cevapları aldığım için sustum.
    geçen yılda, doğuştan hafif zihinsel ve bedensel engelli olan en büyük oğlunu evlendirmiştik. onu ise, benim, yengemi, ilk önce bu engelli oğlunu bilimsel ve ahlaki açıklamlarımla evlenmesi gerektiğine ikna etmem sonrası evlendirmişti. onun evlendirilişi ise, yengemin farklı zamanlardaki herhangi bir sohbet esnasında sözlerin dönüp dolaşıp evlilik veya çoluk çocukların büyümesi konusuna geldiğinde "ya bunlar evlenmiyor, ben ne yapacam" (engelli oğlu dışındaki diğer 3 sağlam çocuğunu kastediyordu) serzenişlerinden birinde ona, dayanamadım ve hafif azarlarcasına şöyle haşlamaya başladım:
-sakatı evlendirmeden olmaz
-ya bunu kim alır, keşke biri alsa
-sen de ona yakıştırmıyorsun değil mi
-e vallahhh kimse almaz, nasıl alacak biri bunu. keşke alsa
-amcanın kızı HİLSE varya, o da hafif zeka sorunlu. ben onu bayramda gördüm, insanların onu hafife aldığı kadar gerizekâlı değil. evi çekip çeviren oymuş. babasına o bakıyormuş. alışverişi o yapıyor, sağı solu toplayan da hep oymuş. daha ne olsun. senin sakatı da toparlar, sahip çıkar. yaşar giderler.
-hakkat ha, valla sen doğru söylüyorsun. ben hiç düşünmedim. keşke alsa, vallah olur
-sen kızı zaten hiç düşünmedin ama aslında düşünmediğin kız değildi, sakat oğluna evliliği hiç yakıştıramadım. onu evli düşünmedin. evlendirmen gerektiğini hiç düşünmedin.
-ee ben nasıl düşüneyim, kim alırki
-kim alır malır değil de, sen öldüğünde kim bakacak bu çocuğa. kardeşleri bakar mı sanıyorsun. yaşlandığınızda size bile bakmazlar. bakmayacaklar. buna da siz öldükten sonra en fazla 3-5 ay bi sorar ederler, sonra kendi dertlerinde boğulup gider bunu da siktir ederler.
-öyle olur diyorsun?
-ee başka nasıl olacak. baksana bana, ben sağlamım, kendime yetiyorum, ufak bi sağlık sorunu yaşadım benimkiler sen dahi beni bu sağlam halimle sokağa attılar da kendimi babamdan kalma gecekonduya atabildim. siz öldükten sonra diğer çocuklar senin sakatı sokağa atarlarsa, sokakta kalır. günahı da boynunuza kalır.
-vallah haklısın ama ne bileyim, durumundan dolayı hiç düşünmedik
-bak şöyle yap. sen İLSE'ye gözlemle biraz. bi bak gerçekten kafana yatarsa, evlendirir, beraber bi kaç yıl yaşar düzenlerini oturduktan sonra onları kendi evlerine çıkarırsınız. siz ölünceye kadar da onları kontrol ederek yaşarsınız. onları çekip çevirir, sahip çıkarsınız. siz ölünceye kadarda zaten onların düzeni tam oturur. 
-doğru. tamam ben bakayım" demişti ve bu kou kapanmıştı. ama şans eseri benim bu fikrimle bizim zekâ özürlü Hilse'ye o ayın sonunda görücü geldi, bi kaç hafta sonra nişanı yapıldı, aylar sonra ise evlendi gitti. Yengem bana "sen öyle dedin diye onun bile kısmeti açıldı" demişti ve bende "tamam, oğlunun dengi olan başkaları da vardır, onlara bak" demiştim de işi ciddiye aldırmaya devam etmiştim ve işte sonrasında denk birini bulup, üstelik ayrı bir yuva kurarak evlendirmişlerdi. şimdi bu sıra bu sümüklü yeğenimdeydi.

    hayat işte bi şekilde geçiyor.
yukarıdaki satırları 2 hafta önce yazmıştım. şimdi ise kurban bayramının 2.günündeyiz ve devam edeyim derken, ne yazacağımı da bilmeden oturdum ama dün, 3. abimin karısı bize bayrama geldiğinde, sümüklü yeğenimin nişanı konusu açılınca, annesinin "ya ben ordayken, yengem aşk kazandı gibi bi cümle söyledi. galiba yengem bu gelini istemiyor" dedim ve hemen bu konu hakında konuşulmaya başlandı.
meğer yengem ve abim, bu kendilerine yeni gelin gelecek kızı, gündelik dış hayatında başı açık, kot pantolonlu ve bazende göğüs dekolteli giyimli olduğundan dolayı istemiyorlarmış. çünkü yengem mantolu bi kadın ve abimde, hacı güya.
bunu öğrenince, şap diye ağzımdan "ama hep başka gelinleri açık diye eleştirirsen olacağı buydu" cümlesi çıktı, çıkmasıyla da herkes sustu, konu kapandı gitti.
öyle işte. namus, görünen iki meme ucunda değilki.
ve insan, yıllarca gelen-giden gelinleri eleştirirken, bi gün kendisine de geleceklerini hep bilmeli, hep aklında tutmalı.

********************************************

    hayatımdan 31 ve seksi çıkardığımdan bu yana, yaşamımda çok boş zaman oluştu. meğer cinsellik çok yer kaplamış. beni tamamen ele geçirmiş. çok şükür kurtuldum.
şimdilerde ise cinsellik hakkında "üreme amacı dışında seksin olmaması gerektiğini" düşünüyorum. ve anlıyorumki; özellikle yaşadığımız bu yüzyıldaki medya tarafından cinsel propagandaya o kadar maruz kalmışızki, yaşama amacımızının her an her yerde bir daha, bir daha, bir daha seks yapmak olduğu fikrine aksini düşünmeden saplanıp kalmışız. 

dediğim gibi, oysa seks; tüm canlılara üreyecekleri zaman hayata geçirilmeleri gereken bi eylem olarak verilmiş olmasına rağmen, insan denen akıllı canlının bunu tutup hayatının merkezine koyması, tüm amacı bir daha, bir daha, bir daha ve bir daha yapmak olarak yaşamaya başlamasıyla gerçek anlamını-amacını kaybeden şey. eylemden ibaret. bence çocuk yapmayacaksanız hayatınızı sekse-cinselliğe göre şekillendirmenize, seks üzerine kurmanıza gerek yok. hayatınızı seks olmadan da sürdürebilirsiniz. medya tarafından sürekli cinsel propaganda-saldırıya uğradığınız için, seksin gerçek işlevini amacını unutmuş veya üzerine düşünmemiş olabilirsiniz ama gerçek bu. seks olmadan ilişki sürdürebilir, yaşayabilirsiniz. buraya kadar okuduğunu anlamayanlar için özet geçeyim;
fındık kadar amınızı karşınızdakini manipüle etmek için her an, öne sürmek zorunda değilsiniz.
bi boka yaramamışlığınızın acısını, balta sapı kadar sikinizi elinize alıp her gördüğünüz deliğe sokarak veya vücut deliklerinize o sapları sokturarak yok edemezsiniz. emin olun hayat, seks yapmaktan çok daha fazlası ve kesinlikle aklını kullanarak yaşanması gerekir.
(nerden nereye geldim. bu da böyle kalsın.)

bayramın 4. günü Ankara'ya dönüyorum.
dün eski mahallemde bayramlaşma vardı. oraya gittim. o sığlık, o kendini dış dünyaya yarı yamalamış olmaklık çok can sıkıcıydı.
eskiden bu topluluğu orijinal buluyordum ama şimdi orijinallikten çok, yapay geliyor. 
belki de tamamen koptum bunlardan, ya da tamamen ayıldım gerçeğe. bilemiyorum. 


12.05.2026

kadınsız kalmış ürkek

durgun, çok durgun.
hüzünsüz bi durgunluk var tenimde.
kendim dahil kimseye anlatamadığım ve doğru kelimelerden inşa edilmiş cümleler kuramadığım zamanlardayım. bir şey var, ne olduğunu geç anladığım.

sahte erkek sevgileriyle tıka basa geçirilen yıllardan sonraki zamanlardayım
ve şimdi, susuz kalmışcasına gerçek bi öpüşmeye muhtaç
arzulayan bi kadın tarafından sımsıkı kucaklanmaya çok aç.
uzun uzun bi kadına dokunmaya ve bi kadın tarafından dokunulmaya duyulan bi özlemin var olduğu zamanlardayım. 

sahi bi kadın tarafından sevgili olarak sevilmek nasıldır kim bilir.
kim bilir nasıldır bi kadın tarafından özlenilen o erkek olmak.
ve herhangi bi kadın tarafından evlat gibi sevilmek nasıldır kim bilir.
nasıldır kim bilir, bi erkek kardeş olarak bi kadın tarafından sevilmek.