bunu 16 mayıs 11:40'da yazmışım ama 20 haziran 10:01'de eklemeler yaparak paylaşıyorum.
ve hiçbir şey yazmamışım. Daha doğrusu zaten az kullanmaya başladım burayı.
eskisi gibi aslında şu an boş boş bir şeyler yapmaya çalışıyorum. bakalım ne olacak.
trendeyim ve bayram için memlekete, aileden arta kalanlara doğru gidiyorum.
tam da benimle bir bağları kalmadığını açıkça söyledikleri bu zamanlarda, benim bi bağ kurmaya çalıştığım şu anın çakışması garip.
ve açıkçası, onların şimdi söylediklerinin tersine ben her zaman bi bağımız var sanıp onlardan uzak durmaya çalışırdım. çok garip.
yani tüm o zamanlarım boyunca olmayan şeyin var olduğunu düşünüp durmuşum ve bu olmayan şeyin varlık düşüncesi beni ölesiye korkutup onlardan kaçmaya zorlarken, şimdi olması için çabalıyor olmamam durumu çok çok trajikomik garip.
çünkü ben hep kaçmışım ve durmadan kaçmışım. oysa şimdi geldiğimiz duruma bak; meğer zaten bi bağımız yokmuş. olmayan şeyle beni korkutup beni kendilerinden ve kendimden sürekli kaçırırlarken hayat ne kadarda özgür ve aynı zamanda kafa karıştırıcıydı.
şimdi olması gerekmesine rağmen tüm olmayışları görüp bağ kurmaya çalışıyorum. garip.
tüm bunları topladığım zaman anlıyorumki aslında ben kaçmıyordum. sadece hakkım olan sevgiyi almadığım için, vermediklerini anlasınlar diye kaçıyordum ve aslında bu durumum, içten içe onları cezalandırma arzumdan geliyordu. madem bana sevgi duymuyor ve aramızda bi sevgi bağı kurmadınız o zaman ben sizinle bağımı keseyimde görün gününüzü diyerek kendimce onları cezalandırıyordum.
fakat şimdi anlıyorumki; aslında kendi kendime ölçüp biçmelerimden vardığım sonuçlarla bir şeyler yapmaya çalışıyordum ve onların sikinde değildi tüm bu ölçüp biçmelerimin sonundaki kaçışlarım.
ara ara dönüp geldiğimde ufaktan ufaktan anlamadım değil anladım. anladım aynı amdan doğduğum insanlar için bi bok olmadığımı. ama kabullenmek, kendimin çabasını boş ve tüm kibrimi haksız çıkarmak olurdu. kıyamadım o içimdeki gizli narsist yanıma. zaten bi hiç olduğumu ve hatta herhangi biri için bi hiç bile olamadığımı kendime nasıl itiraf edebilirdimki. edemezdim, etmedim. kendime bunu yapamazdım. narsistik yanımı, küçük dünyamdaki anlam arayışlarıyla süsledim ve yola devam ettim.
hem ne yani, ben ben ben, biricik ve muhteşem ben, doğduğu anda buraya kazıkla çakılıymış gibi yaşayıp giden şu kimseler için bi hiç bile değil miydim?
olmazdı. olamazdı, bir şey olmalıydım. bi küçük bağ. örümcek ağının tek ipliği kadar bile olsa yeterliydi. ama o bile olmadı.
gidip gördüğüm, tanıştığım sevdiğimi sandığım, hayatımdan gelip geçen o yolcular için mutlaka bir şeyler olmalıydım diye düşündüm ve koyverdim kendimi. olmadı. kimse için bir şey olmadan, olamadan yıllar su gibi akıp gitti.
dönüp geldiğim bu yerde, en azından sizin için bir şeyler olmalıydım, ama ŞOK dışından bir şey olamadım.
ama nasıl olurdu, ben sizin için bir şey olduğumu sanırdım, sanıyordum. olmalıydım.
siz buraya çakılı halde yaşayan zavallılar için nasıl bi hiç bile olmuyordumki.
işte anlamıştım ve aslında şimdi yine tüm bunların toplamında alıyorumki, bu son durumla yaşadığım, ortaya çıkıp duran şimdiki kızgınlığım onlara değil, kendimeydi. yanlış anlamış olduğumaydı. her şeyi yanlış anlayıp yanlış yaptığımaydı. yanlış kere yanlışlarla geçen ömrümeydi.
hep yanlış yapıp durmalarımaydı.
kendimden başkasına olmayan bu kızgınlıklarımın kendime olduğunu anlamış olduğum için şimdilerde memnunum. memnunum ve zaten yapacak bir şey yok. yok yok yok.
ne güzel. aslında tüm o yıllar boyunca içte içe kendime kızıp durmuşum ve şimdilerde de bu yüzden kimseye nefret duyamıyorum. bu tek kazancım olsa gerek. nefret duymadan yaşayabiliyor olmak.
ama bi yandan da ufak bi "keşke nefret edebilseydim" düşüncesi de beni ara ara yoklamıyor değil.
nefret demişken; uzun zaman bu nefret konusu üzerine de düşünmüşümdür.
neden birilerinden, bir şeylerden nefret etmiyordum diye düşünürdüm.
hayatımda olanlar, gelip geçenler ve ara ara gelip gidenler tarafından bu kadar kenara itilmişliğime rağmen neden nefret etmiyordum?
"nefret etmeliyim" diye düşünüyordum ve olmuyordu. nefret edemiyordum.
kendimi zorlamama rağmen nefret edemiyordum. olmuyordu. sonra edemediğim için de kendimi "hayat böyle zaten" deyip geçiştirerek kandırıp sustuyordum.
şimdi anlıyorum neden nefret etmediğimi, edemediğimi. çünkü onlara veya birilerine kızgın değildim.
kendime kızgınken birilerinden neden nefret edecektim ki, edemezdim ve işte bunu anlayamıyordum.
şimdi anladım çok şükür. kendime kızgınlığım da kalmadı. zaten her şey anlayıncaya kadar ya.
anlayınca bitiyor. iyi kötü fark etmiyor, onu en ufak parçalarına kadar ayırınca anlıyorsun ne bok olduğunu ve anlayınca, yüklediğin o ilk anlamlardan geriye bir şey kalmıyor.
çünkü bütünü başka anlamalara gelen parçalara ayırdığında, bütünün kendisi o ilk anlamdan ve onu oluşturan anlamlardan uzak düşüyor. en ufak bi ilgisi kalmıyor.
sırf bu yüzden parçalamak lazım her şeyi. yok edercesine. başlangıcına dair hiçbir bağı kalmayıncaya kadar...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
BU KONUDA SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?