5.07.2011

Millet tezek gibi kremlerle dünya güzeli oluyor, ben hala "krem ne yaaee" kafasında yaşıyorum

Bu yazı, şu yazıdan devam edip geliyor: Şu yazı için tırtıkla


...Keşke bakışmasa mıydık? yada ne bileyim işte türk falan ol. Ama bi dakka lan türkçe konuşuyoruz biz. Sonra bunu anlayınca, daha doğrusu jeton anca düşünce "türk değilsen nerelisin" diyorum çattadana, o da "azerbeycanlıyam" diyor. Aklıma hemen yahşi kelimesi geliyor ve gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Ama bunuda beceremiyorum ve ahahahaha diye gülüyorum, kızlar dönüp bize bakıyor, bende dönüp "anan ammı" der gibi, kaşlarımı hafif çatıp kızlara bakıyorum ve hemen önlerine dönüyorlar. Bu arada bizim hala yürüyen merdivende olduğumuzu söylemişmiydim. İşte böyle yürüyen merdiven, samanyolu gibi olmuş ve hiiç bitmek bilmiyor.

Sonra bi şeyler konuşmaya falan başlıyoruz, bu sırada merdiven de bitiyor ve metroya binmek için toplanan kalabalığa doğru gidiyoruz. O hala konuşuyor bir şeyler diyor, bende konuşuyorum ama ne konuştuğumun farkında bile değilim. Allah bilir o an neler saçmalıyorumdur. Gözleri, kilosu, uzun burnu, sakalı, ten rengi ben o ayrıntılarda kaybolup gitmişim. Ayy allahım, benim bu mecnun halim bayaa sürüyor ve "nereye gidiyoruz" derken metro geliyor ve benim götüm tutuşmuş olduğu için olsa gerek "metroya binmeyelim burda duralım, biraz konuşalım" diyorum, o ise "ama benim cevahir zara'ya gidip hediyelik birşeyler almam lazım, çünkü 2gün sonra uçağım kalkıyor ve öncesinde almam gereken şeyler var. Hem burda durmak yerine, bence beraber gidelim" diyor. Ben "hööö" diye şaşırırken az kalsın "anan ammına molotof kokteyli atıyım" diyecek gibi oluyorum ki, kendimi tutup "daha yeni tanışmaya çalışıyoruz hemen de gidiyor musun? nereye gidiyorsunki, kal işte burda bak istanbul ne güzeli, martılar falan var" diyorum ve o anda küfür etmemiş olsamda, başka türlü saçmalamaya başladığımı farkedince susup, çevreye bakınıyorum.

"Keşke o an biri gelip kafama; ağzına susturucu takılı bi silahla bi kaç el ateş etse ve ben artık hiç saçmalayamasam" diye düşünüyorum ve etrafa bakınmaya bdevam ediyorum "heyyy biri beni susturabilir mi lütfen, hey sen kenarda durup bizi izleyen izbandut, rica etsem gelip ağzımı kapatır mısın, çünkü daha fazla konuşmak istemiyorum. Ya lütfen öyle bakmayın bana, biriniz gelip beni sustursun. Daha fazla saçmalama hakkımı kullanmak istemiyorum."
Hey bi dakka ama, saçmalıyor olmam onun hoşuna gidiyor olsa gerekki gülüyor lan. O arada metroya biniyoruz. Metroda fazla konuşmuyoruz, genelde birbirimizi süzüp salak salak gülümsüyoruz. Benim ayaklarım yerden kesilmiş. Millet tuhaf tuhaf bakmasa, metronun başından sonuna kadar ayaklarımı götüme vura vura bi kaç tur koşturup gelirim valla. Ama milletin ammına koyim, asık suratlı, etiketçi ibnetorlar yüzünden sevincimi saklamak zorundayım. Bu arada metro anonsu "osmanbeye geldik" diyor ve biz hala konuşmuyoruz. Sonra dilimiz yavaş yavaş çözülüyor ve ben onun konuşmasına bile fırsat vermeden vır vır vır konuşmaya başlıyorum. Sonra gevezeliğim yapılan anonsla yarıda kalıyor ve inip cevahir zara'ya giriyoruz. Heyy biz ne zaman bu kadar samimi olduk, ne zaman sanki aylardır tanışıyormuşuz gibiyiz de, ben "hayır hayır şunun rengi iyi değil, zaten ciyak durur, ayyy şunun beline bak çok geniş, bunu insan mı giyecek at mı?" diyorum ve o an kendimi yine tutuyorum.

Bu gibi anlarda dilimi dişlerimin arasına alıp karşımdakine farkettirmeden koparmak istediğimi söylemişmiydim?
Evet evet dilim çok gereksiz bir organ. "yok ebesinin götü, bu ayakkabıya o kadar para verilir mi? höh baksana şuna iki dikişli ayakkabıya 200 tl yazmışlar. lan ben 200 tlye 3-4 çift ayakkabı alırım" diyorum. "ahaha" diye gülüyor. "Ya biz çıkıp collezione'a gidelim, senin burda aldığın bi elbiseyle biz orda mağazayı boşatırız." diyorum ama o yine gülüyor. Sonra içimden "ya lütfen çıkalım burdan, sana daha fazla rezil olmak istemiyorum" diyorum ve o beni başka bi reyonun önüne götürüyor. Elbiselerin etiketlerine gözüm gidiyorki, nerdeyse kalbim duracak gibi oluyor. "Anam böyle elbisemi olur, bunun neresine 60 tl verceksin? Bildiğin sofra bezine iki düğme dikmişler o kadar. Valla bu elbiseye 6 tl den fazla verirsen ülkedeki tüm yetimlerin günahı boynuna kalır" diyorum ve o yine "ahahaha" diye gülüyor.

Sonra öyle böyle derken iki parça şeye benim bi aylık erzak ve kira paramı verip alıyor ve biz çıkıp, alt katlarda dolanmaya başlıyoruz. O bi mağaza görüyor ve burdan bir şeyler almam lazım diyor. Ama içeri karı kız dolu. Kişiselbakım bilmem ne falan filanla dolu içerisi ve zaten başka bi bok yok. Hulk reyonlara dadanırken bende fazla saçmalamamak için sanki bir şeyler arıyormuşum gibi diğer raflara dadanıyorum.

Hımm burda fiyatlar biraz daha iyi, kuş boku kadar kreme 83 lira yazmışlar, uu iyimiş. Tezek renginde yüz maskeleri de iyi görünüyor. Millet yüzüne bok sürüp güzelleşme umudu taşıyorya hayret ediyorum. Sonra dayanamayıp saçmalamak üzere onun yanına gidiyorum. Elinde herşeyden ikişer tane var. "Ne bunlar, bi tane alsan yetmez mi?" diye söylenecek oluyorum. O da "yok biri ellerim, biri ayaklarım" için diyor. Sonra poşet içinde yarak gibi bi şey görüyorum ve kendimi tutamayıp "bu ne" diyorum "tırnak parlatıcı" diyor bundan da 2 tane almış. Yine biri el tırnakları için, biri ayak tırnakları içinmiş. Ellerini gösteriyor bu arada, ben de  dayanamayıp hafifçe eğilip öpüyorum ve etrafa çaktırmamak içinde öptükten sonra da başıma koyuyorum. O ise benim bu hareketime karşılık "hahahahaha" diye kahkaha atıyor ve ben içimden "tamam en iyisi ben kaçıyım" diye içimden geçirip uzaklaşıyorum yanından ve sonra bi ara o alışverişini tamamlayınca mağazadan çıkıyoruz...

Devamı için tırtıkla

4.07.2011

Sevgili turistler ülkenizde durur musunuz? Rica ediyorum, lütfen bi kıpraşmayın ammınıza koyim

Bu yazı şu yazının devamıdır. Çok uzun oldu diye parça pinçik edip paylaşıyım dedim. 

..Tamam, ama dur lan emin değilim. Çünkü o beni beklemedi ve metroya giriyor. Belkide pis bir heterodur ve benlen dalga geçiyordur. ııh zaten hiç ibne havası yokki bunda. Sadece ben ibne olduğum için onun bana içten bi ibne gibi baktığını ve hatta gözlerimi çaldığını düşündüm. Kafamda bunları düşünürken, bu arada yürüyen merdivenin aksine yürüme savaşını, herkesin "mal mısın olum" bakışıları altında kemal kılıçdaroğlu'ndan aşağı kalmayarak ben de kazanıyorum ve bu arada ellerim cebimde istanbul kartı arıyor. Cebimdeki tüm kartları çıkarmışken, istanbul karttan eser yok. Allah belamı versin niye bu kadar çok kart taşıyorumki cebimde. Ne var bu kartlarda, bana lazım olan sadece istanbul kart. heyy nerdeysen çıkar mısın ortaya.
Ama istanbul kart yok oluyor. Ammına koduğumun istanbul kartı arka cebimde bulup gişeden geçtiğimde o yürümeye devam ediyor ve hiç bana bakmayıp gişeden geçip metroya giriyor. Bende hızlıca yürüyüp gişede kartı basıp geçiyorum.

Hey sen, evet evet orospuçocuğu, durur musun!!! gözlerimi senden almam lazım. Nereye gidiyorsun, lütfen dur! Gözlerim. dur lan canım yanıyor. Sen beni siklemeyip uzaklaştıkça bi yerim eksiliyor. İçimden "tamam bu ibne kesin heterodur ve benlen dalga geçiyor" diyorum ve bi yandan da adımlarımı hızlandırıyorum. Şimdi ben yürüyen merdivende hızımı kesmeden onu geçip gidiyorum. Umarım bu sefer ben ondan uzaklaştıkça, onun bi yerleri acır. Ama yok lan onun sikinde bile değil gibi. Yürüyen merdiven bitip, yürüyüş bandına gelmemize rağmen o hala arkalarda. Hem baksana hızını düşürdü, yüzünde de herhangi bir duygu ibaresinden eser bile yok.

"Lan ben niye bunun peşinden geldimki" diye içimden geçirip "yazık oldu 2 lira'ma" diyorum. Ne yapsam hazır gelmişken metroya binip son durağa kadar gitsem mi? Yada olmadı geri döneyim lan. Yok lan metro parası verdim bari en son durağa kadar gideyim. Zaten hiç gitmedim en son durağa. Hem taksim metrosunun en son durağı neresiki? Metroyla en uzak gayrettepe ve kanyon'a giden ben böylece metronun son durağını da görürüm, sonra döner gelirim. Böyle böyle kendi kendime konuşurarak yürüyorum. Hımm "iyi bari öyle yapıyım" diyorum ve o anda arkamda nefes nefese kalmış birinin olduğunu azcık farkediveriyorum. Duvarlara monteli aynalara bakıp, onun koca götünü görüyorum.

Kalabalık siz lütfen bizi görmezlikten gelir misiniz. Rica ediyorum bakmayın bize, özellikle bana bakmayın çünkü yürüyen merdiven benzeri bu şey bitmiş ve ben onun aynada görünen koca götüne dalıp gittiğim için ayağım takılıp düşecek gibi oluyorum. Göz ucuyla sadece bana bakan kalabalık sizlere söylüyorum bakmayın bana. Hey sen kenarda durup müzik yaptığını sanarak milletin kafasını şişiren dilenci müsikyen, evet sen; lütfen aletinle ilgilenir misin. Sanane ayağımın takılmasından, sana ne düşecek gibi olup sonra kendimi toparlamamdan.

Sen nefes nefese kalan hulk beni neden geçip gittin. Oysa ne güzeldi nefes nefese kalman, oysa ne güzeldi yanımda seni hissetmem, ne güzeldi yanımda bi an durduğun için heyecanlanmalarım, hey dur nereye gidiyorsun, yoksa ayağım takılıp düşer gibi olduğum için benim bu salak halimden utanıp uzaklaşıyor musun? Heyyy bak ortalık tenhalaştı belki, herkesi siktir edip "senin bana siktir çekebilme ihtimalini" bile göz ardı edip sana "merhaba" derim. Biraz yavaşlar mısın, nereye gidiyorsun? Ama gitti, dinlemiyor beni, duymuyor beni. Bende peşinden gideyim bari, kendi kendime "belki bok vardır" deyip trip atıyorum. Sonra adımlarım yavaşlıyor ve onun benlen iyice dalga geçtiğine emin oluyorum. O da gidip yürüyen merdivene biniyor ve bana dönüp kocaman bi gülücük atıyor. O anda kocaman gülümsemesinin ardından ortaya çıkan gamzelerini görüyorum, götümün yarığı gibi kocaman olmuşlar ve yüzüne o kadar yakışıyorlarki.

Bide güldüğü zaman  gözlerinin ortadan kaybolduğunu, yanakları ve alnının bir olduğunu söylemişmiydim. Burnu var bide onun, biraz uzun ama olsun. Gamzesinin güzelliği burnun uzunluğunu kapatıyor. bide yürürken panda gibi yürüyor. Allahım ne tatlı şey bu falan diyorum ve merdivenlere iki adımda geliyorum. Benim yürüyen merdivenlere binişimle o bana doğru bi kaç basamak yukarı çıkıyor ve "merhaba" diyor. Ama ben başka dünyalardayım "allahım şu aşağıdaki kızlar neden bize bakıp gülüyorlar, dur lan siktir et kızları "adama merhaba" de, ay kızlar bize ibneymişiz gibi bakıyorlar, ya kızları boşver "adama merhaba" de, kızlar bize bakarak kendi aralarında ne konuşuyorlar acaba, ya bak adam merhaba dedi ve gamzeleri hala yüzünde kaybolmadı, "kızları siktir et, kızları siktiret, kızları siktir et" diyorum içimden ve uzun gelen bu bi kaç saniye sonrasında "merhaba" deyip titreyerek elimi uzatıyorum.

O da elini uzatınca konuşmuyoruz ve ikimizde 32 dişimizin tamamını gösterecek kadar gülüp bunu bi kaç saniye uzatıyoruz ve bu an sanki sonsuza kadar sürecek gibime geliyor. Zaten kızlarda amcıklarını yengeç ısırmış gibi kikirdeyerek önlerini döndüler. Bizde bi şeyler konuşmaya başlamışız. Sahi ne konuşuyoruz "evet evet" diyorum, "ben sana baktım" diyor, "sende bana baktın" diyor, "sonra niye yaklaşmadın neden korktun" diye soruyor, bende "korkmadım" diyorum, "sadece senin ibne olup olmadığından emin olamadım" diyorum ve kırdığım potun büyüklüğü kadar şaşırıp, içimden "ayy allah kahretmesin, böyle bi adama böyle bi laf kullanılır mı? dur sakin ol, derin bi nefes al, yoksa batırıcaksın, biraz kibar ol hayvanlaşma" falan diyorum içimden ve o, o anda konuyu değiştirmek, rezilliğimi duymazlıktan gelmek için olsa gerek alakasızca "ben türk değilim" diyor.

"heh işte bu güzel haber" diyecek gibi oluyorum ve yine laf daha dilimden kopup dudaklarımı aşıp çıkacakken tutuyorum kendimi. Hay senin ammına koyım istanbul'da türkler yaşamıyor mu? nerdesiniz ammına koyım, bi türkle şöyle ağız dolusu bi rahat rahat flörtleşemeyecekmiyiz, şöyle güzel güzel bi dalaşamayacak mıyız? hey turistler sizin ammınıza koyım, gidin memleketlerinizde yaşayın. Ammına koduklarım paranızı gençken çar çur edip sonrada yaşlanınca kağıt toplayıp, bira şişelerini koklayarak hayata gözlerinizi kapatıyosunuz. Bi yerinizde durun ammınıza koyım, kalbimi çalıp çalıp kaçmayın. Çünkü siz uzaklardayken, ben burda çok yalnız kaldığımda sizi özleyip canımı yakıyorum. Siz şu genç yaşlarınızda uzaklarda birilerini bulup çatır çatır sikişirken, ben her gün gözlerimi kapatıp sizi düşleyerek osbir çekiyorum. Hey dur gülme öyle, sakla o gamzelerini, gözlerini de kapat, bakma bana ve sende siktir git ammına koduğum, nasılsa yarın öbürgün gidersin.

Yazının devamı için tırtıkla

3.07.2011

Taksim finüküler, her gün "kendi kendine gelin güvey olan" kaç aşık taşıyor kim bilebilirki?

Önceki gün kabataştan finükülere bindim ve o bindiğimiz zımbırtı Taksim'e doğru yol almaya başladığı an, bende her zamanki gibi gözlerimi dört açıp etrafta eli yüzü düzgün, hafif göbekli kimse var mı diye bakındım. Ama ııh hiç öyle beni tutan kimse göremedim. Kimseyi göremeyince de son durağa kadar idare eder babında, yanımda ayakta durup arkadaşıyla car car konuşan yakışıklı gibi duran, ama aslında sadece yoklukta gideri olan adama bakmaya başladım. Yani aslında hiç yakışıklı değildi ama işte yakınlarda da yakışıklı kimse olmadığı için ve zaten 2 dakkalık olan yolculuk daha çabuk geçsin diye ona bakınmaya başladım.

Ama nasıl bakıyorum varya, dersin sanki ilk defa insan içine çıkmış gibiyim. Böyle gözlerim yuvalarından çıkacak gibi bakıyorum. Benim bu tuhaf bakışlarımdan sonra o da bana baktı ve hafif kaşlarını çatarak bi daha, bi daha, bi daha baktı ve bende o anda kaşlarımı çatıp ona baktım ve o benim bu hareketim karşısında yüzünü diğer arkadaşına tamamen döndü. İşte tam o sırada arkasında ayakta duran, hulk gibi kafası olan biri hafif döndü ve biz onlan bi an göz göze geldik. Sonra göz göze gelince bende içimden "nesin ulan sen" dedim. Ben böyle derken o bana baktı, ben ona baktım, o bana baktı, ben ona baktım derken böyle böyle arada başka yönlere bakmaya başladık. Sonra heyecanımız geçmiş olmalıki, biz arada yine böyle bakışmaya başladık ve ben sıkılıp bakışmakla bi bok olmaz deyip camdan dışarıya dalıp gittim.

Ben dışarıya dalıp giderken hulk yanımdaki yakışıklı gibi duran adamı iter gibi biraz daha öne doğru çıktı ve yönünü de bana tam döndü. Bende onun bu hareketine şaşırdım ve gözümü camdan alıp onun üstüne diktim. Böyle bir iki bakıştık baktım yok, gözünü çekmiyor. Tırstım ve içimden kızgın kediler gibi miyawwww deyip bi daha baktım. Ama yok o gözünü hala çekmemişti. Bende hafiften ona yaklaştım ve yanımdaki yakışıklı gibi duran, ama aslında sadece yoklukta gideri olan adamı iyice arkalara doğru itip sanki hiç bir şey olmamış gibi de pöfürdedim ve sonra hulk'a baktım. Aramızda kimse kalmadı, sadece ben ve o karşılıklı kalakaldık.

O yüzündeki tebessüm eder gibi bi surat ifadesiyle başka yöne baktı ve ben biraz şımarır gibi oldum. Bu şımarır gibi anlarımda farkında olmadan başımı kaşıdığımı ve hatta saçlarımı çekiştirdiğimi söylemişmiydim. Neyse işte sonra bende başka yöne bakmak yerine onun ayaklarına baktım. Aman allahım parmak arası terlik giymişti. Ama tuhaf yani adama yakışıyordu. Hani genelde parmak arası terliği, sanki babamı parmak arası terlikle dövmüşlerde aramızda bu yüzden kan davası çıkmış gibi sevmem, ama yok bu terlik bayaa bayaa adama yakışıyordu. Ayakları ve hatta ayak parmaklarıda o kadar güzeldiki, böyle başım iyice önüme eğik vaziyette onun ayaklarına daldım gittim ve sonra bi ara başımı hafif kaldırıp bacaklarından itibaren yavaş yavaş hatta iyice slow moşşşşşınn bi şekilde yukarlarına doğru bakmaya başladım. Aman allahım baldırları ne kadaar kalın ve güzel, taşşak kısmı ne kadar şişik ve iştah açıcı, taşşak kısmı ne kadar şişik ve iştah açıcı. Hımm buraya bi kaç defa daha bakındım ve sonra gözlerimle yukarlara doğru tırmanmaya başladım;

Göbeği ne kadar tatlı ve ısırılasıca, memişleri ne kadar böyük ve kalkık, omzu ne kadaar geniş ve arkanı dönüp yaslanılasıca, çember yaptığı sakalı yüzünü ay parçası gibi yapmış, buğday renginde olan teni ne kadar tatlı, gözleri ve gözleri?? Ayy allahım göz göze bakıyoruz. "Dur lan sen bakma ben bakıyorum" diye bağırcam ama olmaz içerisi çok kalabalık, etrafımız sarılı ve küçük bi hareketimde herkes bi bok varmış gibi dönüp bakıyor. Ama hulk'un gözleri, gözleri ne kadar derin, hiii güldü mü lan yoksa, ayy allahım gülünce bide gamzesi mi çıkıyor? "allahım evrenin genişlemesini durdur sana geliyorum" diye bağırmak istiyorum. "Gözlerini, çek o gözlerime bakan gözlerini" diyecek gibi oluyorum. Sonra susuyorum. Dur be adam, dur ammına koyim ben bakıyorum yeter sen bakma, yani bak ama sadece ben göreyim seni. Sen beni görme, dur gözlerinde kaybolup gidicem, dur bakma artık.

İçimden "şu gamzelerini engelle yoksa eriycem, dur ne olur artık yeter başka yönlere dönelim" deyip başka bi yöne bakıyorum ve her zamanki gibi ilk iş başımı kaşımak, saçımı çekiştirmek oluyor. Lan finüküler zımbırtısı sen hala Taksim'e varamadın mı, varsak da ayrılsak. Varsak da insek şurdan. Yada ininceye kadar biri girse aramıza, engellese birbirimize bakışmalarımızı. Lan dur bakma artık yoksa sikim mi kalkıyor. Ayy allahım sikimin baş kaldırmasının sırası değildi ki. "Dur lan onunkine bakıyım" deyip onunkine bi bakıyorumki krem rengi caprisinin önü patlayacak gibi duruyor. Ayy dur gözümü ordan alıp gözlerine dikmeliyim, gözleri nerdeydi ayy ben pantolonun şişikliğinden sonra gözlerinin yerini unuttum. Belkide gözleri yoktu zaten, dur ama başka yöne döneyim, sıkılmış gibi yapayım bir iki öf pöf çekeyim, olmadı bide arkamı dönüp ona az daha yanaşıyım.

Yada dur lan direk başımı kaldırıp, tüm kalabalığa rağmen dudaklarına yapışıyım diye düşünürken yine gözlerine daldım ve uzun uzun birbirimize baktık. Bu sefer oyun bozanlık eden o oldu ve gözlerini önüme dikti. İşte önüm derken sikime dikti.  Gözleri öyle kala kaldı. Gittikçe büyüyen gülümsemesi ve gittikçe daha çok belli olan gamzeleri bir kayık gibi duruyor yüzünde. Binsem kaçsam bakışlarının derinliğine, kaybolsam yanaklarında, kimse beni bulamasa ne güzel olurdu. Derken bi bakıyoruz finüküler zımbırtısı yavaşlıyor.

Evet bir maceranın daha sonuna geldik ve aslında hiç inmek istemiyorum. Millet hareket etmeye başlıyor ben hala inmek istemiyorum. Millet kapılara doğru yanaşıyor ama ben hala inmek istemiyorum. Bi dakka lan, millet hareket edip kapılara yanaşırken o da hiç inmek istemiyor, millet hırıldıyor ama o da inmek istemiyor, gözünü bana dikmiş dik dik bakıyor. Size onun benden uzun olduğunu, tahminen benden en az 15-20 cm uzun olduğunu söylemişmiydim. Ayy heyecandan unuttum. Zaten göz göze dalıp giderken boynum tutulmuş. Ama o hala bana bakıyor. Millet de artık bana bakıyor. "Kapı açıldı, inelim bari" diyecek oluyorum içimden ve o bana arkasını dönüp gidiyor. Ben o anda içimden avaz avaz "heyyy dur gitme, gözlerim sende kaldı. heyy dur benden uzaklaştıkça bi yerim acıyor. heyy dinlemiyor musun beni? bak nasıl da gitme diye avaz avaz bağırıyorum, hey sana diyorum, nereye böyle. dur lan dur gitme" diyorumki, o beni duymuş gibi duruyor. Hıh tamam durdu. hayır durmadı yavaşladı, o önde ben arkada finüküler çıkışına doğru gidiyoruz.

Sahi bizim dışımızda da onlarca insan vardı onlar nerde, hiç biri görünmüyor, heyy herkes nereye gitti., gözlerimi ver lan, ohh durdu şimdi yanyanayız aynı anda yanyana olan gişelerden çıkıyoruz. Ben yürüyen merdivene yöneliyim belki oda gelir ardımdan diye merdivene doğru yürüyorum ve merdiven zaten yürümeye devam ediyor. Ama o yavaşladı ve yolunu metroya çevirdi. Osmanbey metrosunun giriş bölümüne doğru yürüyor. Hey merdivenler biraz zor olur musunuz, gitmek istemiyorum, beni dinler misiniz plisss. gitmek istemiyoum dedim, durun beni götürmeyin lütfen. Tamam sanırım giriş yapmadı, oyalanıyor ve arada bana baktı, sanırım gel gözlerini al diyor. Ben bu bakışını görürümde durur muyum. Onca kalabalığı boşverip yürüyen merdivende geri dönüyorum, herkes bana bakıyor, salakmısın diyorlar yüz ifadeleri ama sikimde olmadığını söylemişmiydim. çünkü ona bakıyorum arada ve geri dönüşüm onun gamzelerini büyütüyor, gözlerinin içini parlatıyor, dişleri görünecek kadar gülümsetiyor.

Devamı için tırtıklayın..