Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

5 Temmuz 2011

Millet tezek gibi kremlerle dünya güzeli oluyor, ben hala "krem ne yaaee" kafasında yaşıyorum

Bu yazı, şu yazıdan devam edip geliyor: Şu yazı için tırtıkla


...Keşke bakışmasa mıydık? yada ne bileyim işte türk falan ol. Ama bi dakka lan türkçe konuşuyoruz biz. Sonra bunu anlayınca, daha doğrusu jeton anca düşünce "türk değilsen nerelisin" diyorum çattadana, o da "azerbeycanlıyam" diyor. Aklıma hemen yahşi kelimesi geliyor ve gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Ama bunuda beceremiyorum ve ahahahaha diye gülüyorum, kızlar dönüp bize bakıyor, bende dönüp "anan ammı" der gibi, kaşlarımı hafif çatıp kızlara bakıyorum ve hemen önlerine dönüyorlar. Bu arada bizim hala yürüyen merdivende olduğumuzu söylemişmiydim. İşte böyle yürüyen merdiven, samanyolu gibi olmuş ve hiiç bitmek bilmiyor.

Sonra bi şeyler konuşmaya falan başlıyoruz, bu sırada merdiven de bitiyor ve metroya binmek için toplanan kalabalığa doğru gidiyoruz. O hala konuşuyor bir şeyler diyor, bende konuşuyorum ama ne konuştuğumun farkında bile değilim. Allah bilir o an neler saçmalıyorumdur. Gözleri, kilosu, uzun burnu, sakalı, ten rengi ben o ayrıntılarda kaybolup gitmişim. Ayy allahım, benim bu mecnun halim bayaa sürüyor ve "nereye gidiyoruz" derken metro geliyor ve benim götüm tutuşmuş olduğu için olsa gerek "metroya binmeyelim burda duralım, biraz konuşalım" diyorum, o ise "ama benim cevahir zara'ya gidip hediyelik birşeyler almam lazım, çünkü 2gün sonra uçağım kalkıyor ve öncesinde almam gereken şeyler var. Hem burda durmak yerine, bence beraber gidelim" diyor. Ben "hööö" diye şaşırırken az kalsın "anan ammına molotof kokteyli atıyım" diyecek gibi oluyorum ki, kendimi tutup "daha yeni tanışmaya çalışıyoruz hemen de gidiyor musun? nereye gidiyorsunki, kal işte burda bak istanbul ne güzeli, martılar falan var" diyorum ve o anda küfür etmemiş olsamda, başka türlü saçmalamaya başladığımı farkedince susup, çevreye bakınıyorum.

"Keşke o an biri gelip kafama; ağzına susturucu takılı bi silahla bi kaç el ateş etse ve ben artık hiç saçmalayamasam" diye düşünüyorum ve etrafa bakınmaya bdevam ediyorum "heyyy biri beni susturabilir mi lütfen, hey sen kenarda durup bizi izleyen izbandut, rica etsem gelip ağzımı kapatır mısın, çünkü daha fazla konuşmak istemiyorum. Ya lütfen öyle bakmayın bana, biriniz gelip beni sustursun. Daha fazla saçmalama hakkımı kullanmak istemiyorum."
Hey bi dakka ama, saçmalıyor olmam onun hoşuna gidiyor olsa gerekki gülüyor lan. O arada metroya biniyoruz. Metroda fazla konuşmuyoruz, genelde birbirimizi süzüp salak salak gülümsüyoruz. Benim ayaklarım yerden kesilmiş. Millet tuhaf tuhaf bakmasa, metronun başından sonuna kadar ayaklarımı götüme vura vura bi kaç tur koşturup gelirim valla. Ama milletin ammına koyim, asık suratlı, etiketçi ibnetorlar yüzünden sevincimi saklamak zorundayım. Bu arada metro anonsu "osmanbeye geldik" diyor ve biz hala konuşmuyoruz. Sonra dilimiz yavaş yavaş çözülüyor ve ben onun konuşmasına bile fırsat vermeden vır vır vır konuşmaya başlıyorum. Sonra gevezeliğim yapılan anonsla yarıda kalıyor ve inip cevahir zara'ya giriyoruz. Heyy biz ne zaman bu kadar samimi olduk, ne zaman sanki aylardır tanışıyormuşuz gibiyiz de, ben "hayır hayır şunun rengi iyi değil, zaten ciyak durur, ayyy şunun beline bak çok geniş, bunu insan mı giyecek at mı?" diyorum ve o an kendimi yine tutuyorum.

Bu gibi anlarda dilimi dişlerimin arasına alıp karşımdakine farkettirmeden koparmak istediğimi söylemişmiydim?
Evet evet dilim çok gereksiz bir organ. "yok ebesinin götü, bu ayakkabıya o kadar para verilir mi? höh baksana şuna iki dikişli ayakkabıya 200 tl yazmışlar. lan ben 200 tlye 3-4 çift ayakkabı alırım" diyorum. "ahaha" diye gülüyor. "Ya biz çıkıp collezione'a gidelim, senin burda aldığın bi elbiseyle biz orda mağazayı boşatırız." diyorum ama o yine gülüyor. Sonra içimden "ya lütfen çıkalım burdan, sana daha fazla rezil olmak istemiyorum" diyorum ve o beni başka bi reyonun önüne götürüyor. Elbiselerin etiketlerine gözüm gidiyorki, nerdeyse kalbim duracak gibi oluyor. "Anam böyle elbisemi olur, bunun neresine 60 tl verceksin? Bildiğin sofra bezine iki düğme dikmişler o kadar. Valla bu elbiseye 6 tl den fazla verirsen ülkedeki tüm yetimlerin günahı boynuna kalır" diyorum ve o yine "ahahaha" diye gülüyor.

Sonra öyle böyle derken iki parça şeye benim bi aylık erzak ve kira paramı verip alıyor ve biz çıkıp, alt katlarda dolanmaya başlıyoruz. O bi mağaza görüyor ve burdan bir şeyler almam lazım diyor. Ama içeri karı kız dolu. Kişiselbakım bilmem ne falan filanla dolu içerisi ve zaten başka bi bok yok. Hulk reyonlara dadanırken bende fazla saçmalamamak için sanki bir şeyler arıyormuşum gibi diğer raflara dadanıyorum.

Hımm burda fiyatlar biraz daha iyi, kuş boku kadar kreme 83 lira yazmışlar, uu iyimiş. Tezek renginde yüz maskeleri de iyi görünüyor. Millet yüzüne bok sürüp güzelleşme umudu taşıyorya hayret ediyorum. Sonra dayanamayıp saçmalamak üzere onun yanına gidiyorum. Elinde herşeyden ikişer tane var. "Ne bunlar, bi tane alsan yetmez mi?" diye söylenecek oluyorum. O da "yok biri ellerim, biri ayaklarım" için diyor. Sonra poşet içinde yarak gibi bi şey görüyorum ve kendimi tutamayıp "bu ne" diyorum "tırnak parlatıcı" diyor bundan da 2 tane almış. Yine biri el tırnakları için, biri ayak tırnakları içinmiş. Ellerini gösteriyor bu arada, ben de  dayanamayıp hafifçe eğilip öpüyorum ve etrafa çaktırmamak içinde öptükten sonra da başıma koyuyorum. O ise benim bu hareketime karşılık "hahahahaha" diye kahkaha atıyor ve ben içimden "tamam en iyisi ben kaçıyım" diye içimden geçirip uzaklaşıyorum yanından ve sonra bi ara o alışverişini tamamlayınca mağazadan çıkıyoruz...

Devamı için tırtıkla

4 yorum:

patrick star dedi ki...

uzun metrajlı aşk filmi olmuş bu

O Gay; Ben de... dedi ki...

sen şimdi bu gay mi falan diye düşünme hiç (arkası yarında neler oldu bilmediğimizden) ayağa ayrı bacağa ayrı yüze ayrı krem aldıktan sonra kessin gaydir :)))

karakedi dedi ki...

benim hemşire bile bu kadar süslenmiyor yahu, sorsana çantasında cımbız da taşıyor mu? :/

Asli. dedi ki...

Millet tuhaf tuhaf bakmasa, metronun basindan sonuna kadar ayaklarimi götüme vura vura bi kaç tur kosturup gelirim valla.
bunu göz önüne getirince cok güldüm.:D:D

ve buna.
sonra niye yaklaşmadın neden korktun" diye soruyor, bende "korkmadım" diyorum, "sadece senin ibne olup olmadığından emin olamadım" diyorum ve kırdığım potun büyüklüğü kadar şaşırıp, içimden "ayy allah kahretmesin, böyle bi adama böyle bi laf kullanılır mı? dur sakin ol, derin bi nefes al, yoksa batırıcaksın, biraz kibar ol hayvanlaşma" :D

yazilarin cok güzel. özellikle bunu sevdim. anlatma seklin, falan. kafamda 1 film gibi olusuyorlar. umarim geldiginde mutlu olursunuz, ve 4 saat, veya günden fazla sürer.:)
<3