Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

3 Temmuz 2011

Taksim finüküler, her gün "kendi kendine gelin güvey olan" kaç aşık taşıyor kim bilebilirki?

Önceki gün kabataştan finükülere bindim ve o bindiğimiz zımbırtı Taksim'e doğru yol almaya başladığı an, bende her zamanki gibi gözlerimi dört açıp etrafta eli yüzü düzgün, hafif göbekli kimse var mı diye bakındım. Ama ııh hiç öyle beni tutan kimse göremedim. Kimseyi göremeyince de son durağa kadar idare eder babında, yanımda ayakta durup arkadaşıyla car car konuşan yakışıklı gibi duran, ama aslında sadece yoklukta gideri olan adama bakmaya başladım. Yani aslında hiç yakışıklı değildi ama işte yakınlarda da yakışıklı kimse olmadığı için ve zaten 2 dakkalık olan yolculuk daha çabuk geçsin diye ona bakınmaya başladım.

Ama nasıl bakıyorum varya, dersin sanki ilk defa insan içine çıkmış gibiyim. Böyle gözlerim yuvalarından çıkacak gibi bakıyorum. Benim bu tuhaf bakışlarımdan sonra o da bana baktı ve hafif kaşlarını çatarak bi daha, bi daha, bi daha baktı ve bende o anda kaşlarımı çatıp ona baktım ve o benim bu hareketim karşısında yüzünü diğer arkadaşına tamamen döndü. İşte tam o sırada arkasında ayakta duran, hulk gibi kafası olan biri hafif döndü ve biz onlan bi an göz göze geldik. Sonra göz göze gelince bende içimden "nesin ulan sen" dedim. Ben böyle derken o bana baktı, ben ona baktım, o bana baktı, ben ona baktım derken böyle böyle arada başka yönlere bakmaya başladık. Sonra heyecanımız geçmiş olmalıki, biz arada yine böyle bakışmaya başladık ve ben sıkılıp bakışmakla bi bok olmaz deyip camdan dışarıya dalıp gittim.

Ben dışarıya dalıp giderken hulk yanımdaki yakışıklı gibi duran adamı iter gibi biraz daha öne doğru çıktı ve yönünü de bana tam döndü. Bende onun bu hareketine şaşırdım ve gözümü camdan alıp onun üstüne diktim. Böyle bir iki bakıştık baktım yok, gözünü çekmiyor. Tırstım ve içimden kızgın kediler gibi miyawwww deyip bi daha baktım. Ama yok o gözünü hala çekmemişti. Bende hafiften ona yaklaştım ve yanımdaki yakışıklı gibi duran, ama aslında sadece yoklukta gideri olan adamı iyice arkalara doğru itip sanki hiç bir şey olmamış gibi de pöfürdedim ve sonra hulk'a baktım. Aramızda kimse kalmadı, sadece ben ve o karşılıklı kalakaldık.

O yüzündeki tebessüm eder gibi bi surat ifadesiyle başka yöne baktı ve ben biraz şımarır gibi oldum. Bu şımarır gibi anlarımda farkında olmadan başımı kaşıdığımı ve hatta saçlarımı çekiştirdiğimi söylemişmiydim. Neyse işte sonra bende başka yöne bakmak yerine onun ayaklarına baktım. Aman allahım parmak arası terlik giymişti. Ama tuhaf yani adama yakışıyordu. Hani genelde parmak arası terliği, sanki babamı parmak arası terlikle dövmüşlerde aramızda bu yüzden kan davası çıkmış gibi sevmem, ama yok bu terlik bayaa bayaa adama yakışıyordu. Ayakları ve hatta ayak parmaklarıda o kadar güzeldiki, böyle başım iyice önüme eğik vaziyette onun ayaklarına daldım gittim ve sonra bi ara başımı hafif kaldırıp bacaklarından itibaren yavaş yavaş hatta iyice slow moşşşşşınn bi şekilde yukarlarına doğru bakmaya başladım. Aman allahım baldırları ne kadaar kalın ve güzel, taşşak kısmı ne kadar şişik ve iştah açıcı, taşşak kısmı ne kadar şişik ve iştah açıcı. Hımm buraya bi kaç defa daha bakındım ve sonra gözlerimle yukarlara doğru tırmanmaya başladım;

Göbeği ne kadar tatlı ve ısırılasıca, memişleri ne kadar böyük ve kalkık, omzu ne kadaar geniş ve arkanı dönüp yaslanılasıca, çember yaptığı sakalı yüzünü ay parçası gibi yapmış, buğday renginde olan teni ne kadar tatlı, gözleri ve gözleri?? Ayy allahım göz göze bakıyoruz. "Dur lan sen bakma ben bakıyorum" diye bağırcam ama olmaz içerisi çok kalabalık, etrafımız sarılı ve küçük bi hareketimde herkes bi bok varmış gibi dönüp bakıyor. Ama hulk'un gözleri, gözleri ne kadar derin, hiii güldü mü lan yoksa, ayy allahım gülünce bide gamzesi mi çıkıyor? "allahım evrenin genişlemesini durdur sana geliyorum" diye bağırmak istiyorum. "Gözlerini, çek o gözlerime bakan gözlerini" diyecek gibi oluyorum. Sonra susuyorum. Dur be adam, dur ammına koyim ben bakıyorum yeter sen bakma, yani bak ama sadece ben göreyim seni. Sen beni görme, dur gözlerinde kaybolup gidicem, dur bakma artık.

İçimden "şu gamzelerini engelle yoksa eriycem, dur ne olur artık yeter başka yönlere dönelim" deyip başka bi yöne bakıyorum ve her zamanki gibi ilk iş başımı kaşımak, saçımı çekiştirmek oluyor. Lan finüküler zımbırtısı sen hala Taksim'e varamadın mı, varsak da ayrılsak. Varsak da insek şurdan. Yada ininceye kadar biri girse aramıza, engellese birbirimize bakışmalarımızı. Lan dur bakma artık yoksa sikim mi kalkıyor. Ayy allahım sikimin baş kaldırmasının sırası değildi ki. "Dur lan onunkine bakıyım" deyip onunkine bi bakıyorumki krem rengi caprisinin önü patlayacak gibi duruyor. Ayy dur gözümü ordan alıp gözlerine dikmeliyim, gözleri nerdeydi ayy ben pantolonun şişikliğinden sonra gözlerinin yerini unuttum. Belkide gözleri yoktu zaten, dur ama başka yöne döneyim, sıkılmış gibi yapayım bir iki öf pöf çekeyim, olmadı bide arkamı dönüp ona az daha yanaşıyım.

Yada dur lan direk başımı kaldırıp, tüm kalabalığa rağmen dudaklarına yapışıyım diye düşünürken yine gözlerine daldım ve uzun uzun birbirimize baktık. Bu sefer oyun bozanlık eden o oldu ve gözlerini önüme dikti. İşte önüm derken sikime dikti.  Gözleri öyle kala kaldı. Gittikçe büyüyen gülümsemesi ve gittikçe daha çok belli olan gamzeleri bir kayık gibi duruyor yüzünde. Binsem kaçsam bakışlarının derinliğine, kaybolsam yanaklarında, kimse beni bulamasa ne güzel olurdu. Derken bi bakıyoruz finüküler zımbırtısı yavaşlıyor.

Evet bir maceranın daha sonuna geldik ve aslında hiç inmek istemiyorum. Millet hareket etmeye başlıyor ben hala inmek istemiyorum. Millet kapılara doğru yanaşıyor ama ben hala inmek istemiyorum. Bi dakka lan, millet hareket edip kapılara yanaşırken o da hiç inmek istemiyor, millet hırıldıyor ama o da inmek istemiyor, gözünü bana dikmiş dik dik bakıyor. Size onun benden uzun olduğunu, tahminen benden en az 15-20 cm uzun olduğunu söylemişmiydim. Ayy heyecandan unuttum. Zaten göz göze dalıp giderken boynum tutulmuş. Ama o hala bana bakıyor. Millet de artık bana bakıyor. "Kapı açıldı, inelim bari" diyecek oluyorum içimden ve o bana arkasını dönüp gidiyor. Ben o anda içimden avaz avaz "heyyy dur gitme, gözlerim sende kaldı. heyy dur benden uzaklaştıkça bi yerim acıyor. heyy dinlemiyor musun beni? bak nasıl da gitme diye avaz avaz bağırıyorum, hey sana diyorum, nereye böyle. dur lan dur gitme" diyorumki, o beni duymuş gibi duruyor. Hıh tamam durdu. hayır durmadı yavaşladı, o önde ben arkada finüküler çıkışına doğru gidiyoruz.

Sahi bizim dışımızda da onlarca insan vardı onlar nerde, hiç biri görünmüyor, heyy herkes nereye gitti., gözlerimi ver lan, ohh durdu şimdi yanyanayız aynı anda yanyana olan gişelerden çıkıyoruz. Ben yürüyen merdivene yöneliyim belki oda gelir ardımdan diye merdivene doğru yürüyorum ve merdiven zaten yürümeye devam ediyor. Ama o yavaşladı ve yolunu metroya çevirdi. Osmanbey metrosunun giriş bölümüne doğru yürüyor. Hey merdivenler biraz zor olur musunuz, gitmek istemiyorum, beni dinler misiniz plisss. gitmek istemiyoum dedim, durun beni götürmeyin lütfen. Tamam sanırım giriş yapmadı, oyalanıyor ve arada bana baktı, sanırım gel gözlerini al diyor. Ben bu bakışını görürümde durur muyum. Onca kalabalığı boşverip yürüyen merdivende geri dönüyorum, herkes bana bakıyor, salakmısın diyorlar yüz ifadeleri ama sikimde olmadığını söylemişmiydim. çünkü ona bakıyorum arada ve geri dönüşüm onun gamzelerini büyütüyor, gözlerinin içini parlatıyor, dişleri görünecek kadar gülümsetiyor.

Devamı için tırtıklayın..

5 yorum:

Lazanya dedi ki...

yanımdaki yakışıklı gibi duran, ama aslında sadece yoklukta gideri olan adamı

ahaha :D bayılıyorum bu tariflerine ama ne biliyim merak ettiğim şeyler var burada soramıyorum :/

ev oğlanı dedi ki...

oha. okurken ter bastı inan olsun.
devamını bekliyoruz, mahalleli merakta. o.O

patrick star dedi ki...

Ben de bi kere koltuk altı kılları olan bi Fransıza aşık olmuştum orda ama sadece o kadar.

Arkasını bekletmeden yaz da meraklandırma

patrick star dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Hayat_Erkegi dedi ki...

@Lazanya haydi sor sor sor =))