12.02.2026 ----- 07:14
17.02.2026
gay olmayan şairden şiir denemesi
12.02.2026 ----- 07:14
15.02.2026
en iyi gay seks fimleri
Selam, hoş geldin. Biliyorum şu an kudurdun veya meraktan gay seks filmleri arıyorsun. Bu ayıp veya yanlış bir şey değil. Seni yargılıyor da değilim. Ama porno izleyerek kalan bi kaç beyin hücreni de öldürmene gerek yok. Hem allah aşkına söylesene;
porno sana gerçekten kontrol veriyor mu, yoksa kontrolünü sessizce alıyor mu?
porno izledikten sonra kendini daha güçlü mü hissediyorsun, yoksa bommmboş mu?
Evet, aslında kontrolü kaybediyorsun. Porno izleyen herkes kaybeder ama asla kabullenmez. Ama kabullenirsen ilk adımı atmış olursun. Bu yüzden kabullen ve artık kurtul pornodan. hem yarrak kürek görmekten bıkmadın mı? bırak artık o elindekini. Aklını kullanmaya başla, sıradanlığa kaptırma kendini teslim olma. Kaybettiğin zamanı siktir et, geçmişte kaldı o.
Bu yüzden, sana yararı olacak bi kaç film önerim var. Konularını, film detaylarını falan hep unuttum ama iyi filmler olduklarını biliyorum. Lütfen izle bunları, bir şey kaybetmezsin. Belki de porno izleyerek kaybedeceğinden çok şey kazanacaksın. İyi seyirler. kanks.
İşte gey sex filmleri:
Parazit: bu muhteşem filmi izledin mi? Ben 6 yıl önce Öküz Herif'in beni eve hapsedişi esnasında izlemiştim ve ikisi de beni şok etmişti. Kapana kısılmışlığımı, yoksulluğumu, gizli yaşamımı, yaşamaya çalışmamı. Hepsini tek tek yüzüme tükürmüştü.
İzlemediysen, hemen izle şunları:
Düşünsene, eğer her şey maddeyse ya da işte atom ise, biz şu an var mıyız? Sen şu an gerçekten bu yazıyı okuyor musun? Ben yazdım mı bunu?
Gattaga: Kaderine nasıl karşı çıkabilirsin? nasıl olur? Kader nedir? Hayatının ipleri tamamen senin elinde mi? Sen bi kukla mısın, kuklacı mı? Kendi hayatına ne kadar sahip çıkabilirsin. Ya sana bi yol çizilmişse. Hiç farkında olmadığın bi yol ve gözden çıkarıldığın çin siktir olup gittiysen hâlâ özgür müsün?
İnception: dehşet ötesi bi film. defalarca izlememe rağmen bıkmadım bu filmden. sırası gelmişken söyleyeyim; fikirlerin gerçekten sana mı ait? sen mi istedin şu an bu yazıyı okumayı, yoksa aslında başka bi şey ararken, bakarken mi düştün oltaya ve şu an bu satırları okumaya devam ediyorsun?
İşte balıklar da böyle yaşar. Suyun hep içindedirler ve asla su dışında bi hayat olduğunu düşünmezler. Balık olma. Fikirlerin sana ait değil, hayatı istediğin gibi yaşamıyorsun, yiyip içip sıçan bi sıçana dönüştürülmüş olduğunu ne zaman fark edeceksin? ne zaman kabulleneceksin fikirlerinin sana ait olmadığını ama buna rağmen fikirlerine göre bi hayat kurmak için götünü yırttığını?
tüm o zihinsel çatışmaların, geçimsizliğin, sevilmek için yaptığın şaklabanlıklar. duvarını süsleyen sikik diplomalar ve ne idüğü belirsiz işe yaramayan belgeler?
evet, ne yazıkki kendine ait bi hayat yaşamıyorsun. fikirlerin sana ait değil.
Otto (hayata rövaşata çeken adam otto): 5 yıl önce izlemiştim bu filmi. hayatındaki rolü tamamen önemsiz olarak bile olsa, bir kadın tarafından sevilmenin değerini anlatan çok güzel film. izle, gel düşüncelerini benimle paylaş. please.
10.02.2026
Gay olmak ya da olmamak yazısına gelen yorum
şu yazıya (https://hayaterkegi.blogspot.com/2026/02/gay-olmak-ya-da-olmamak.html) gelen yoruma cevap vereyim derken böyle oldu. araya kaynamasın diye yazı olarak yayınlamak istedim:
yazımı ve yorumunu alıp, Gemini'ye "yorum sahibine kendi bakışımla nasıl cevap verebilirim" diye sordum ve bana şu cevap metnini verdi:
"Bak dostum, 'kalp' dediğin şey zihnin aynasıdır; zihnini neyle beslersen kalbin de ona göre ritim tutar. Senin o 'sıfır ilgi, sıfır çekim' dediğin durum, aslında uzun süredir maruz kaldığın dopamin bombardımanının ve zihinsel şartlanmanın bir sonucu. Bir insanın doğasına bu kadar aykırı bir şeyi 'asla değişmez' görmesi, aslında içinde bulunduğu hapishanenin duvarlarını çok sevmesinden kaynaklanıyor.
'Saatlerce izleyeyim' dediğin o romantizm, aslında zihninin sana oynadığı en büyük oyun. O estetik duruşun arkasındaki biyolojik gerçekliği görmemek için kendi gözlerini kendin bağlıyorsun. 'Ben biseksüelim diye kolay' diyorsun ama mesele biseksüel olup olmamak değil; mesele, zihnini o 'erotik tetikleyicilerden' ve sana dayatılan 'bu senin kaderin' yalanından arındıracak iradeye sahip olup olmamak.
Sikinle düşünmeyi bırakıp, fıtratına uygun olan zor yolu seçtiğinde; yani o sahte konfor alanından çıkıp gerçek bir kadınla, gerçek bir hayat kurmanın (evet, nazıyla tuzuyla) ağırlığını üstlendiğinde kalbinin de nasıl vites değiştirdiğini göreceksin. Ama sen daha en baştan 'mümkün değil' diyerek kapıyı kilitliyorsun. Çıkış kapısı orada duruyor, sadece senin o kapıya yürüyecek cesaretin yok. Kalbin perdelenmiş değil, sen perdeyi kendin çekmişsin ve arkasında karanlıkta oturmayı seviyorsun. O perdeyi yırtıp atmak senin elinde, 'doğuştan gelen bir kaderin' değil."
açıkçası Gemini'nin bu cevap metni üzerinde ufak bi iki değişiklik yapıp seni cevaplayıp geçerdim ve cevabın yapayzekâdan geldiğini ruhun bile duymazdı. ama ne yazıkki dürüst olmaya kararlıyım ve bu yüzden zor yolu seçiyorum. ruhun duysun :) istiyorum.
dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren gördüklerimiz, meraklarımız, hoşumuza giden şeyler, insanların bize davranışları, bizim meraklı keşiflerimiz, öğrendikçe dile getirmeye başladığımız kulladığımız kelimeler, kurduğumuz cümlelerle hayatımızı da inşa ederiz. hayatımızı kendimiz bu şekilde yavaş yavaş şekillendiririz.
zamanla ise, hayatımızı şekillendirenin biz olduğunu unuturuz. hoşlandığımız şey sanki hiç değişemezmiş gibi, sevdiğimizden nefret edemezmişiz gibi, huyumuz suyumuz hep aynı kalacak-kalmak zorundaymış gibi sığ bir bakış açısına kendimizi hapsederiz.
ama öyle değil. değil yani, sonuçta aklımız var. görüyoruz anlıyoruz ve hayatta nasıl kalabileceksek bencilce de olsa öyle hareket ediyoruz. hayatta kalmaya programlıyız. hayatta kalmak içinse bencil olmalıyız :)
neyse konu dağılıyor şöyleki; kullandığın kelimelere dikkat etmelisin. cümlelerini daha düşünerek ve gerçekten farklı şekilde de kurulabilir mi bu cümle diye de düşünerek kurmalısın. başka türlü yaşanılabilir mi diye düşünerek ve gerçekten bu konuda ciddi ciddi kafa yorarak yaşamalısın.
hem bu tüm öğrendiklerimiz bize mi ait? bunun üzerine de çok düşünmeli kendimize dürüst davranmalıyız.
hayır çoğu şeyi, çok sık tekrarlar sonrası öğrendik ve doğru olup olmadığını bilmiyoruz bile. sık söyleniyor diye her hade doğrudur :) zihnimiz onu doğru kabul ediyor.
onaylanma ihtiyacımızı da gidermek zorunda değiliz.
yukarıya daha bir sürü süslü cümle yazasım vardı ama sikerim ya geç hepsini.
ne demek istediğimi biliyorsun. anladın. o yana bu yana sallama boşuna. beni de sallandırma.
bi sabah kalkıp "ben artık götümü siktirmeyeceğim" demek tabiki kolay değil. zor yani. çok zor hemde. hele birde her şeye bu kadar kolay ulaşılabilirken, götü kaşınana bi tık kadar yakınken nasıl vazegeçeceksinki?
ve seks bağımlısının teki olduğunu
dopamin bağımlısı bi ucubeye dönüşmüş olduğunu nasıl kabul edeceksinki? büyük ihtimalle bilmiyorsundur bile. çoğumuz bilmiyor.
bilse bile zor. kimse kabul etmez zaten bunları. hayııııııırrrr ben gay'im deyip işin içinden çıkmaya koşuyor
millet 50 TL'lik sigarayı bile alışıp bırakamıyorken, ona bile bağımlı olup aylarca yıllarca terk etmek için uğraşırken, bu sıcak tenler, kıllı döşler, şuh bakışlar, bıyık altındaki o kalın dudaklar, derin deniz mavisi gözlere sahip karizmatik suratlar offffff off içimin yağları eriyor ama tutacağız kendimizi amınakoyim işte.
aklımız var. her istediğimizi yapmamalıyız, her uzatılanı almamalıyız, her istediğimizin bizimle olması gerekmez. olmamalıyız.
biliyorum kolay değil. hiç kolay değil. keşke kolay olsa ama vallahi de billahi de hiç kolay değil.
kolay olan, benim şu an sana bunları yazmak yerine, üst sokaktaki ibneyi eve çağırıp bi kaç kere postalaşmak, onu gönderdikten sonra samsun yoluna gidip kaldırımın kenarına tüneyen ortayaşlı karıyı 500 TL'ye domaltıp içine boşalmak. kolay olan bu. bundan kolayı yok.
ama zoru seçmeliyiz.
bi anda olmaz, yavaş yavaş olur. önce kendin üzerine iyice düşünmelisin. kendini masaya yatırıp didik didik etmeli, iyice deşmelisin.
seni, götünü siktirmeye yönlendiren tetikleyicileri bulmalısın.
herkesin tetikleyicisi farklı. sen seninkileri bulmalısın. O tetikleyicileri bulduğunda, aslında o 'vazgeçilmez' sandığın arzunun, sadece zihnindeki bir boşluğu doldurma çabası olduğunu göreceksin.Zor mu? Evet. Ama imkansız mı? Asla.
dediğim gibi; herkesin sakso çekme nedeni farklı. kendi nedenlerin ve sonuçları üzerine iyice düşünmelisin. daima düşünerek yaşamalısın.
konu uzuyor. çünkü yol uzun. biliyorsun, bu bi anda da olacak bi şey değil. ama sikinle düşünmeyi bırakmalısın.
9.02.2026
maymun gözünü açtı
Herkes benim gibi günün modasına uyup yüzeyselliğe kapılmış olarak yaşamış gelmiş bugüne. Yani gençliğini aklını bi kenara atmış delinin tekinden farkı olmadan, ailesini "ben özgürüm" martavalına kandığı için terk edip, kontrol edilmemek için de tanıdık kim varsa iletişimi kesip yetmezmiş gibi de konu komşudan da tamamen uzaklaşarak yaşamak, aşk arıyorum adı altında her gece veya her hafta yeni biriyle rahat rahat sevişmek, sarhoş olup her önüne gelene domalmak veya her önüne geleni domaltmak, gözü hafif açılmış olduğu için de her yerde görmeye başladığı o seksi vücutlu, karizmatik suratlı, şehvetli bakışlara sahip kalın dudaklı, güzel veya yakışıklıya gönlünü kanca gibi takıp karısı veya kocasını bi kenara siktirleyerek kendini bırakıp yaşamak derken yıllar geçmiş ve işte şimdi, uyurken yastığından başka sarılacak kimsesi veya hiçbir şeyi yok.
son bi kaç yıldır, özellikle bireysellikten uzaklaşıp biraz toplumsal sosyalleşmeye kafayı takınca, ilk zamanlar böyle yaşayan bi tek ben varım sanıyordum. yani, gözlerimi toplumun içinde (özellikle aile ve sadece tanıdıklar içinde) açıp kapamaya başlayınca dış dünyayı, normal olanı algılamaya başlayınca kendim için bir şeyleri kaçırdım, yanlış yaptım diye düşünüyordum ama meğer durum pekde öyle değilmiş.
Yani biricik ve tek olan ben, yalnız değilmişim.
Herkes kendi kaşığı elinde, benimle aynı boku yemiş durmuş.
Farklı ve birbirine tamamen yabancı insanlar, hayatlar ama aynı boku yemişiz.
8.02.2026
toplumsal zorunluluk, ev ve karavan hayali
Az önce eve geldim ve bi anda bu konu aklımda geldi. Sonra da "Ölüm haberleri, hastalıklar, evlilikler, doğumlar ve yine ölüm haberleri. Toplumsallaşınca böyle oluyor. Kim öldü, kim sürünüyor, kim ürüyor vesaire hep haberdar ediliyorsun." diye düşünmeye başladım.
Uzaktan izleyerek geçirdiğim onca yıldan sonra bi anda akrabalık ilişkilerine bulanınca; ölümden düğünden doğumdan dan dan dan dan dan sürekli haberdar edilmeye başlıyor ve ağız ucuyla söylenecek bi kaç cümle de olsa kurmaya zorlanıyorsun.
Toplumsallaşmak böyle bir şey. Anlamsız bulduğun her şeye başka bi pencereden bakmaya, bakarak görmeye mecbur kalıyorsun.
Hayır, yanlış anlaşılmayayım, bu konuya canım sıkılmıyor. Sadece alışkın değilim o hiçbir bağ kurmamış olduğum insanlara başsağlıkları, iyiki doğdunlar ve mutluluklar dilemeye.
Ama bi yandan da mecbur hissediyorum kendimi. Çünkü öyle işte.
Düzenli olarak çalışmaya başladığımdan bu yana, düzenli şekilde para biriktirmeye başladım. Toplumsallaşmanın en büyük zorundalığı bu olsa gerek. Hatta en zoru ve ilk adımı.
Çünkü onca yıl, kendi müslüman algımla inşa ettiğim o "ne zaman öleceğim belli değil ve diğer insanları bilmiyorum ama ben dünyaya çalışmak için de gelmedim. ev sahibi olmak veya ayaklarımı yerden kesecek bi araba almak hevesiyle de yaşamıyorum. ee madem öyle, şimdi siktir git istifa dilekçeni ver ve bankada birikmiş olan paranın ne kadar süre sana yeteceğini hesaplayıp yemeye başla. paranın bitmesine yakın hâlâ ölmediysen iş arar bulur ve yine çalışırsın" düşüncesiyle yaşayıp gelirken, yer yer parasız kalsam bile aslında günlerce aç kalmak gibi büyük sıkıntılar yaşamadım. Ama günün sonunda, yani şimdilerde; şahsıma münhasır müslüman algımı inşa ederken yanlış yaptığımı da düşünmeye başlamadım değil. Bu yüzden de artık bundan sonra, yani bundan sonraki yaşayacağım yıllar boyunca düzenli çalışmaya devam edeceğim ve en azından birikimimle, oğluma bi ev almış olmayı planlıyorum. Kendim içinde ufak bi karavan.
son not olarak; bu aralar yazdığım her şeyi gemini'ye analiz ettiriyorum. güzel ve yerinde tespitleri oluyor. bazen de hiç anlamıyor. ama olsun yine de genel anlamda idare eder. şimdi bu yazıyı da ona analiz ettireceğim. bakalım ne diyecek.
7.02.2026
başlıksız günlük
Bugün iyice yaşlanmaya başladığımı anladığım başka bi evreye geçtim. Çünkü çocukluk arkadaşlarımdan birini hastanede ziyarete gittim. Ciğerlerinde bi sorun varmış ve öksürdüğünde ağzından kan geliyormuş. Yani artık yaşıtlarımın, sağlık problemlerinin su yüzüne çıkmaya başladığı zamanlardayım. O umursanmadan geçen yılların, ağırlaştığı için yavaşça geçmeye başladığı günler geldi.
Zaten bu yıl 41 yaşıma giriyorum, 41 oluyorum. artık, gerçekten yaşlanmaya başladım galiba. ama açıkçası hiç yaşlı hissettmiyorum. ne zaman hissedeceğimi acaba?
sikimi sadece çiş yapmak için kullanmaya başladığımdan bu yana sanki daha bi huzurlu ve mutluyum. ya da öyle hissediyorum. sakinleştim. herhangi bi koşuşturma yok, beni sevecek birini bulma umuduyla yanıp tutuşurken kimseyle yatmak zorunda kalmıyorum falan. yani hayat denilen şey osbirsiz ve sevişmesiz de geçebiliyormuş. Üstelik hiç akla gelmeden.
ailemden kimse tarafından aranmadan geçiyor günler. kimsenin umrunda değilim. bu acımasızca gibi ama değil. kabullendim. küçük amerika olduk. aşırı bireyselliğin sonundan başka bi yerde değilim. son.
oğlumla geçen hafta konuştuk. "oğlum, bazen arayıp hal hatrımı sorsana şerefsiz" diye yazdığım mesajlardan sıkıldı tabii. bu yüzden mesajı değiştirdim ve "oğlum aradım meşgul çalıyor, müsait olduğunda sen arasana bi sesini duyayım şerefsizzizziz" diye yazdım. beni engellediği için hep meşgul çalıyordu.
mesajımdan sonra aradı 1-2 dakika konuştuk. telefonu kapattıktan sonra "aradığın için teşekkür ederim, iyi kalpli oğlum benim." diye yazdım, mesajıma kalp emojisi bıraktı :)
bende ona biraz harçlık attım ve dekontu whatsapp'dan iletirken "supriseeeeee" diye yazdım. yanıt olarak;
-teşekkkürler
-allah razı olsun desene, teşekkürler yerine
-allah razı olsun" yazdı ve bu sefer ben ona kalp emojisi bıraktım.
bu hafta salı günü ise sabah ona şu mesajı attım;
-Günaydın yavrum, güzel bir gün daha olsun inşallah
-sağol
-Oğlum, allah razı olsun demeye alış. İnançlı olmaktan, inançlı biri olarak yaşamaktan ve müslümanlığından utanma. Allah'ı daima ve her durumda anmayı alışkanlık edin kendine, canım benim
-tm
-:))
bu yazışma gerçekleşti aramızda, bende "sağol" mesajına kalp emojisi koydum :))))
genel olarak müslümanlar arasında aşağılık kompleksi var. yeni yetme müslümanlar arasında bu daha fazla. hele birde şu anki sosyal medya kullanımı vs olunca, bu daha görünürleşti. ya da müslümanlığını saklama, bunu asla göstermeme çabası var. oğlumda da müslüman aşağılık kompleksi olduğunu düşündüğüm için, bunun onu yormasını istemiyorum. zihni açılsın ve ne bok yerse yesin, hem müslüman olup hem günah işleyebileceğini bilerek yaşamasını istiyorum. müslüman olarak günah işlemek. evet bu.
şu an toparlayamıyorum. ama bu konu özelindeki, kafamdaki düşünceyi bi ara toparlayıp daha düzgün yazacağım. bakalım ne zaman.
bacak aramdaki bölge iyice kıllandı. uzun zamandır kesmedim. nedense kesesim de gelmiyor.
koltuk altım ve saçlarımda öyle.
aslında saçlarımı iyice uzatasım var. şu an omuzlarıma dökülüyorlar.
her gün 1 saat boyunca sesli kitap okumaya başladığımdan bu yana, Ankara'ya geldiğimden bu yana kayan ve hatta yer yer bozulan türkçemde düzelme var. bunu, konuşmaya başladığımda, insanların yüzünde aniden beliren şaşkınlık ifadelerinden anlayabiliyorum. şaşkınlıktan 5-10 saniye sonra ise "nerede doğup büyüdüğümü, nerede yaşamış olduğumu" soruyorlar.
Dün Opera'da otobüs beklerken yabancı bi gezgin ve Kanadalı arkadaşıyla olan spontan tanışma esnasında, bana ingilizce aksanımın çok iyi olduğunu söyledi. anlam veremedim. gerçekten ingilizce öğrenmelisin. gibi iltifatlar etti. eğer öğrenirsem, yurtdışına gidebilirmişim vs bir şeyler anlattı.
gitmek istemiyorum. ben ülkemi seviyorum dedim.
sonra onları ulus'ta bi börekçiye götürdüm çay falan içtik, muhabbet ettik sonrada "benden bu kadar" deyip ayrıldım onlardan.
tüm bunları niye yazıyorum.
sanırım eskiden olduğu gibi daha sık yazma uğraşına girmek ve yine bazı iyi kurgular yapabilmek için bilinçakışımı açmaya çalışıyorum.
geçen hafta büt'lere girdim. sanırım bi-iki dersi daha verdim.
senee kadar en azından bi yarısını bitirmiş olup bi sonraki sene ise mezun olmayı sonra da yüksek lisans için kasmayı düşnüyorum.
6.02.2026
Gay Olmak ya da Olmamak
hiç evelemeden gevelemeden lafı hemen en başta söyleyeyim;
erkek olarak; Gay Olmak ya da Olmamak tamamen senin medyada maruz kaldığın ibnelik propagandasının dozajına göre değişir. Yani aslında bi anlamda; senin kafa karışıklığınla tetiklenmiş olan kişisel tercihlerine bağlı bi durumdan ibaret.
Yeteri kadar kafan karıştıktan sonra ise ya karı kız nazı çekersin, ya da naz çekmek yerine işin kolayına kaçıp boklu erkek götü sikmeyi veya boklu götünü bi erkeğe siktirmeyi seçersin.
Bu ikisini de yapmayıp, benim uzun zaman yaptığım gibi sadece sakso ve sevişmeylede yetinebilirsin. Tamamen senin kendini ne kadar iyi kandırabildiğin ve lağım borusunda nereye kadar ilerleyip o pis yaşantıya ne kadar dayanabileceğinle ilgili bi durum bu.
Öyle yok doğuştan böyle doğdum, yok arkadaşlarım küçükken de bana parmak atardı, komşumuzun amcası beni sikti ve o gün ibne oldum, zaten kendimi bildim bileli erkeklere ilgi duyardım falan filan bir sürü farklı hikaye yazar ve kendini ikna edebilirsin.
Sorun değil.
Herkes öyle yapar.
Herkes kendisinin ucubeleşmediğini ve aslında bi ucube olarak doğduğunu söyleyip durur.
Çünkü kimse yanlış yaptığını, yanlışlığın içinde debelendiğini kabul etmez.
Kabul ederse çıkması gerektiğini bilir, yolunu ve belini doğrultması gerektiğini bilir ve bu yüzden kabul etmez.
Kabul ederse çıkışa yönelmesi gerekir ve çıkışa giden yolun üzerinde bu kadar kolay seks varken çıkışa nasıl varacaktırki?
Hiç kimse. Zaten kimsenin de götü yemez.
Götü yiyenlerse, kısa bi süre sonra her an maruz kaldığı pornografiden, erotik tetikleyicilerden ve en fenası da yalnızlıktan dolayı dayanamaz pes eder.
Ama şunu kabullenmeliyiz aşkım; o ilk zamanlarda, yani herkes kadar kafamızın karışık olduğu yaşlarımızda, bazı şeyleri yanlış anladık ve yanlış yaptık, bazı şeyleri o an öylesine yaptık veya bize kendimiz gibi birileri ilgi gösterdi ve bizde o fırtınalı havada meraktan kendimiz koy veri verdik falan olan oldu.
O yüzden inanma şimdi bilim adı altında kulağından zihnine bocalanan "ibne doğulur, sonradan olunmaz" laflarına. Bal gibi de her an ibne olunur biliyorsun işte. Yanisi; olunmaz diyenlere inat tabiki sen ne istersen o olursun. Bunu hiç unutma ve sana unutturmalarına izin verme.
alttaki yoruma cevap vereyim derken uzadı, okumak için tıkla: https://hayaterkegi.blogspot.com/2026/02/gay-olmak-ya-da-olmamak-yazsna-gelen.html
Bloga Gelen Efsane Yorumlar 2
daha önceki yorumlar yazısı şuydu: https://hayaterkegi.blogspot.com/2026/02/bloga-gelen-efsane-yorumlar.html
bence iyi insanlar tarafından uzun zaman takip edilmişim. sabırla okumuşlar beni veya eğlendikleri için. ama her halükârda beni okurken bi yerden sonra sessiz sessiz okuyup geçmek yerine pes edip, bana fikirleriyle değer verdiklerini göstermek istemişler. bazıları kızmış, bazıları küsmüş, bazıları beni kendilerine yakın bulmuş ve bazıları beni benden daha çok anladıkları için yorumla bana desteklerini göstermişler. allah onlardan razı olsun. canlarım benim.
ve yorumlar:
Hazineci'nin şu (https://hayaterkegi.blogspot.com/2023/08/ava-giderken-avlanan.html)yazıya yorumu:
En kisa surede sagligina kavusmani diliyorum. Guzel bir yazim dilin var ve okudugumdan anladigim kadariyla da iyi bir baba ve anlayisli birisin. Haliyle de guzelliklerle karsilasmani umit ederim. Toksik iliskini de umarim sonlandirmissindir. Bazen bazi kotu seyler, bizim icin daha iyi olan neyse ona ulasabilmemiz icin bir sebep veya motivasyon olarak karsimiza cikiyor. Dilerim sende de durum budur. Olumluya odaklan ve keyfini bozma. Sevgiyle kal
Adsız'ın şu ( https://hayaterkegi.blogspot.com/2023/02/nerden-nereye.html ) yorumu:
"Tamam, tamam!" okuzce bir cumle oldufu icin o adama niye okuz herif dedigini anladim. Dibin dibini gormus her haline tanik oldugumuz icin de tarafli olarak anlatmadigina, ofkesini bile bastiracak olgunlukta olduguna eminim. Sen cok durust ve iyi bir insansin. Icindeki cocugu oldurmemis, muthis gozlem gucu olan, dayanikli birisin. Her seyi asarsin.
Şair bi arkadaşım aynı yazıya şöyle yorum yapmıştı:
o zamanlar sen öküz herif'le düzgün bir ilişki kurabileceğini düşünüyordun, seviyordun onu. adama burada gizlice öküz deyip sonra nasıl onunla beraber olduğunu anlayamıyordum. ama öküz herif'i zamanla anladım. şimdiyse nasıl hâlâ istanbul'a gidince o pislik herifi görüyorsun onu anlamıyorum. o zamanlar ben de aptaldım, saf aşka inanıyordum. hâlâ inanıyorum ama bulamayacağımı biliyorum. saf dostluk daha imkanlı... ibneler yalnız olmayı bilmeli. bir zamanlar bloğunda "yalnız olduğun için şanslısın" gibi bir alıntı vardı, kaldırmışsın onu. seviyoruz seni, elimizden bir şey gelmiyor bu sevgiden başka.
Anne Günlüğü'nün şu( https://hayaterkegi.blogspot.com/2018/04/nasl-yasamak-gerek.html) yorumu:
Yazdıklarımda 'normallik' demedim ki! 34 yaşındayım ,bekarım, çocuğum yok ve hala toplumun o algısıyla uğraşan bir kadınım ben! O normalliğin nasıl birşey olabileceğini biliyorum.Benim bahsettiğim şey sorumluluk.Bir birey olmanın verdiği sorumluluk,bir baba olmanın verdiği sorumluluk.Not: İstersen benim delirip delirip içimi döktüğüm yazılarıma da bakarsın ve umarım o zaman anlatabilmiş olurum.
Adsız( https://hayaterkegi.blogspot.com/2017/11/snav-maradonu-baslamst-ve-zavall.html ) yorum:
şu üniv. başladığından beri seni daha çok takip eder oldum. bence ün. bitirmek seni olduğundan farklı yere taşımaz ama radikal bir karar verip hayatını tamamen farklı bir akışa sürüklemen ve derslerine böyle çalışman nedense benim göğsüm kapartıyor. çünkü yanlış anlama ama(ah şu yanlış anlamayla başlayan cümleler..) senin geleceğin beni korkutuyordu. çünkü gittikçe içine düştüğün anlamsızlık içine kapatıyordu seni.. ün. hiç değilse seni bu başıboşluktan kurtardı. umarım sınavların filan süper geçer. Allah zihin açıklığı versin.(bol bol kuru üzüm, ceviz ye)
Fetö'cünün şu yazıya https://hayaterkegi.blogspot.com/2017/09/harbiyeli-ev-arkadasm.html yorumu:
İlgiyle okuyordum gerek tatyip ile olan düşünceleri gerekse okuyucularına verdiği terbiyesizce cevaplar yüzünden bir daha bu blogu ziyaret etmeme kararı aldım umarım yazdıgın yazıları sadece kendin okuyacak duruma düşersin
Adsız yorum: Sen ezberlerden uzak felsefe yapmışsın. Asıl felsefe budur.
yazı linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2017/04/felsefe-ve-sadistik-kisilik-bozuklugu.html
Adsız yorum: o kadar guzel seyler yazan kisiler olsa da ben kac yıl aradan sonra sizin sayfanizi acip okuyorum. ben de boyle bir kör aliciyim.
Yazı linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/12/edebsiz-eksikliklerim.html
Polki'ninn yorumu:
Ne yalan söyleyeyim bazı sözlük, bir kaç forum, bir kaç da haber sitesi gezdikten sonra, arada porno siteleri de var, arada bir gün de gelip blog günlüğünü okumayı sever olduk. Bazı yazıların inanılmaz sıkıcı oluyor fazlasıyla detay gereksiz bir gogoy kimisinde de tadından yenmiyor. Bu sanırım yaşanan anın keyfi ile alakalı. Heriflerle olan detaylarında cümle ve kelimelerindeki yaratıcılık tavan kapıyor. Eğlenceli ve yaratıcı. Bunda da öyle olmuş. Aşkı veya duygusallığı kelimelere döküyorsun, farkında olmuyorsun veya oluyorsun bilemem. Ama arada uğrayıp seni okumak keyifli. Bence her okuyan da bır tık bırakmalı, yalnızlık hissettirmemeli. Böyle bir beklentin olmasa bile bence alternatif dünyan ile güzel ve yaratıcı kelimeler kuran başarılı bir yazarsın nazarımda. Tenk.
Yazı linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2017/03/bir-kac-ylda-bir-sevisenler-kulubu.html
volki'nin yorumu:
Bu konudakı duyarlılığın ve net tavrın için teşekkür ederim. Demokrasınin olmadığı ve silah zoru ile yönetimlerin değiştirilmesi ve elinde silah olanın yönetme hakkını kendinde görmesi maruz görülemez. Kenan Evren'in lanetlendiği bir ülkede sırf Erdoğan nefreti ile darbe maruz görülemez ve bu nefretin de aynı kişi ve ülkeler tarafından körüklendiğine inanan biri olarak sevmiyor bile olsan sandık orada. Oyunu kime veriyor isen iyi seç ama sonra mızıkçılık yapma silah ile sandıkları kırma. Tekrar teşekkür ederim tavrın için.
Yazı linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2016/07/darbe-istemiyoruz.html
umutsuz vaka'nın yorumu:
Senin sorunun şu, her sevişme ilişki değildir. Seviştikten sonra havaya girip ilişkiye başlamışsınız gibi davranma. İlk defa ilişkiye girmiş bakire kızlar gibi kendini adama yamamaya çalışma. Anlıyorum, sevgi açlığın var ama böyle davranarak partnerini de korkutursun. İlişki için zaman gereklidir unutma
Yazı Linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/09/part3-dagnk-saclyla-yattktan-sonra.html
Adsızın yorumu:
Yarasindan kaçan bir cocuksun hala,ve yeni bir adres arıyorsun içindeki soguk ölüye.
Yazı Linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/08/zengin-avcs-les-ibne-sezon-finali-hemen.html
Beygir niyazi'nin yorumu:
seni ne kadar sevdiğimi bildiğine sığınarak bir şey söyleyebilir miyim? bence bütün bu kıssadan hisseyi bu macerayı yaşamadan da çıkarabilecek zekada bir insansın. yani senin bir okurun olarak ben bile kaç yıldır biliyorum ki sen para için hayatını paylaşacak biri değilsin. bunu denemeden de biliyordun bence. peki o zaman bu adamı karikatürleştirerek ne elde ettin, bunu kendine sordun mu?
Yazı Linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/08/zengin-avcs-les-ibne-sezon-finali-hemen.html
YazSaklankaç'ın yorumu:
İpinden kopmuş uçurtma gibisin :) senin gibi umarsızca gezmeyi çok isterdim (umup ummadığını bir şeyleri bilmeden söylüyorum tabi bunu).neyse kendine çok dikkat et dostum yollarda ;) takipteyim... ;)
Yazı Linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/07/turk-kurt-kardestir-ayrm-yapan-kallestir.html
BeygirNiyazi'nin yorumu:
yedin bitirdin kendini be yavrum. sekse ara ver biraz. ben okumaktan helak oldum, sen hala orada acaba mı-bu sefer mi koşturup duruyorsun. :) bence her şeyin beyinde olup bittiğini anlayacak yaşa geldin, yoksa arkandaki deliğin sese gelip "hah, bak işte bu" diyeceğini mi sanıyorsun? kalp soğudu mu ısıtmak zor olur, sen ona yoğunlaş. öptümx.
Yazı Linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/07/odun.html
Adsız yorum: Yazdiklarini yaklasik 3 yildir okuyorum..aşklarıni heyecanlarini düş kırıklıklarini..hic gormedigim ama tanidigim bir adam olup ciktin..bazen istanbulun öyle herhangi bi sokagindan gecerken kendini tarif ettgin kadariyla sana benzettgm yüzler görüyorum..belki bu denli yazdıklarını yakin bulmamin sebebi birbrmze benzerligimizdir diye dusunurdum hep..aslinda sevilme ve kalabaliga karisma telaşı da olsa tek ortak yanimiz..ama bugun ilk kez bu yazinda seni uzak hissettim..sende Güdük kalmış bir yan var biliyormusun..buyutemedigin, cocuk insan gibi hep ayni zamanda takili kalan..sen öyle Sevilmemissinki sevilmeyi ogrenememissin..izin vermiyorsun seni sevmelerine izin vermiyorsun kendi kendini sevmene..yapma bunu..ben seni hic tanimasamda seviyrm.iyi yürekli bi adamsin sen..kendini sev..birak sevsinler seni.. sevgilerimle..
Yazı Linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/06/okuz-herif-ve-son.html
Adsız yorum: Çok seviyorum yazılarını okumayı, öyle bi hissediyorum ki anlatamam. Kimi zaman sarılsam geçer mi tüm olanlar diyesim geliyor...öperim
Yazı linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/03/affet-beni-bir-aksam-ustu-golgem.html
Adsız yorum:
Yazını okuyup şöyle bir düşündüm.insan sevdiğine/yakınındakine kızar,küser,üzülür.. Belki elinden bir şey gelmeyince küfreder. Önemsemediğine bi siktir çeker.
Senin ki de biraz öyle olmuş gibi, sevdiklerine darılmışsın. Karşına alıp konuşsan anlayamayacaktınız birbirinizi. en şiddetli duygu hissini küfürle iletiyor insan kimi zaman.
Birazda üstünden zaman geçmiş, mesafe girmiş. Tekrar aynı anları deneyimlesen aynı hissedeceksindir kim bilir...
Kendinle kaldığın bir dönemdesin belli ki sorgulamalar başlamış, iç ses dillenmiş.. Deneyimler iyidir,lakin dersini alana.
Silme yazılarını bırak kalsın,yaşaması belki değil hoş ama okuyunca pek hissediyoruz seni... Öperim
Yazı Linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/03/kendi-kendine-aroma-teletabi.html
Adsız yorum:
Daha önceden ünlü bir yazar mısın diye yorumlar yapanlar olmuş bende okudum ama ben değildim tabi onları yazan. Ben yazılarını 2 -3 aydır falan okuyorum Daha önceden görmemiştim.. İyi bir şey mi kötü bir şey mi; Şöyle ki: Yazıların gerçekten güzel uzun cümleler kurabiliyor,güzel betimlemeler yapıyorsun.Bu tarz güzel yazan biri kesin kitapları falan olan bir yazardır diye düşündüm. Bu olayların gerçekten yaşanmış mı yoksa ünlü bir yazarın hayal ürünü olayları mı diye düşündüm. Okudukça yazılarını gerçek mi acaba diye aklımdan geçirmiyor değilim. O yüzden ünlü yazarsın diye yorum attım... Umarım anlatabilmişimdir. Şu ikinci yorumu da ben attım bu arada 25 şuabat tarihli olan. Yeni yazılarını bekliyorum..
Yazı linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/02/ve-top-yine-direkten-dondu-seyirciler.html
unknow'un yorumu:Dünya bok karşim, bi sana değil herkese... Yaralarını eksikliklerini kimi iyi gizliyor, görmezden geliyor; kimi de tutamıyor içinde... Ne gelir elimizden insan olmaktan başka :) Benzer hayıflanmaları çok yaşıyorum, dünyayı rezil bi şekilde dolaşma hayali bende de var, olmadı evlenip kaçalım? :))
Yazı Lilnki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2014/08/bok-gibi-yasayp-gidiyorum-ve-bu-yasantm.html
entel karınca'nın yorumu: Şu yazıyı okudum ya içimden bir parça koptu resmen. Bence Öküz yüzünden buraya yazasın yok. Keşke buradan haberi olmasaydı. Rahat yazı yazamıyorsun onun yüzünden gidiyorsun baksana. Ben yazılarını okuduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. İyi ki bu blogu yaratmışsın. Bu bir veda değil çünkü yine buralarda olacağına inanıyorum ben. Yazmadan duramazsın sen. Çünkü yazmayı çok seviyorsun. Üstelik çok güzel de yazıyorsun. Ben yine İstiklal caddesinde yürürken birilerini sana benzetmeye devam edeceğim. Charlie Chaplin görünce yine aklıma sen geleceksin ve gülümseyeceğim. İyi ki varsın koca yürekli adam.
Yazı linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2014/05/ve-hikayem-bitti.html
adsız yorum:
bence durum analizi şudur; senin bu threesome olayına soğuk baktığın uyuyup kalmalarından, isteksizliklerinden zaten anlaşılıyordu. Deneyimlediğinde ise haklı çıktın, hoşlanmadın çünkü. Muhtemelen sevdiğinin, başkalarını senin önünde sevmesi rahatsız etti seni ama bunu itiraf etmek de güç tabii.Onu bir yerde cezalandırmak istediğinden,threesome istemediğini, ondan ayrı başkalarıyla olmak istediğini söyledin. Buna teorik kılıf hazırlamak için de epey uğraşmışsın :)..ama unutma ki sevmekten gelir sevişmek..sevdiğinle sevişmek varken başkalarıyla sevişmek istediğini sanmam. Bence ona açıkça söyle ne threesome ne de ayrı takılmak..birlikteyseniz birbirinizi sevin, sevişin..olmuyorsa ayrılın başkalarını sevin sevişin derim ben..Tabii bunların hepsi naçizane düşüncemdir..Paşa gönlünüz bilir..GH
Yazı linki: https://hayaterkegi.blogspot.com/2014/05/yataga-bir-orduyla-girmeye-gerek-yok.html
3.02.2026
Bloga Gelen Efsane Yorumlar
Az önce gelen yorumlardan birine göz atarken, dönüp eskilere baktım ve okurken çok iyi hissettim. Hepsini değil ama bi kaçını buraya, bir araya toparlayasım geldi.
Önerileriyle destekleyen, eleştirirken kırmayan, iyiliklerini yorumlarındaki kelimeleri yerli yerinde kullanarak gösteren, hakaret etmemek için kendini zor tutan ama her halükârda bana yararı dokunacak şekilde yorum yapmaya özen gösterenler iyiki varsınız, vardınız, var olun. hiç eksilmeyin inşallah.
Şanki'nin şu yazıya ( https://hayaterkegi.blogspot.com/2018/04/nasl-yasamak-gerek.html yorumu:
Aslında normallik normlarına çakılıp kalmamak demiyelim onları. Bütün insanlar çalışıyorlar ve bir gelecek kurmak bir düzen oturtarak kimseye muhtaç kalmamak veya eş veya evlatlarının kimseye muhtaç kalmamasını umuyorlar, normalliğe bu yüzden ihtiyaç duyuyorlar. Hayatının ilk 30 yılını bunu düşünmek yerine vur patlasın çal oynasın nerede akşam orada sabah tadında bir nevi keyif adamı veya kadını olarak yaşayanların 30 lu yaşlarında bütün buu kaçan trenlerin arkasından onlar normal ve sıkıcılar demek bence aylaklığınıza uydurduğunuz kılıfınız. Eğer normal olmaya veya hayatınız değerli kılmaya karşı gerçekten bir anarşist tavır alsaydınız, bu derece imla kuralları olan yazılar ve özenli bloglar kurmaz, cümle düşükleri büyük küçük harf uyumsuzluğu ve tutarsız yazım hataları ile bir blog açmanız yeterli olurdu. İş blog yazmaya gelince bu özen bu gayret niye???. Demek ki ne halt ettiğinizi bilecek kadar bir zeka ve bir şeyi kaliteli ve normal normlar karşısında da üst seviyede tutacak hamleleri kuracak bir muhafazakarlığınız var. Edebiyat kurallarına bağlı kalmak bir muhafazakarlıktır. Gerçekten normalleşmekten uzak duran dipler blog açmaz ve böylesi kaliteli yazılar için zaman ve vakit harcamaz. Gerçek aylaklık sokaklardadır bilgisayar ve telefon gibi teknolojiye tekme basanlardadır. Şimdi önünüzde 40'a kadar yeni bir şans var. Ya bu hovarda avareliğe devam edip bir düzen kuramaz ve çocuğuna da bu düzende destek olamazsınız ya da aklını başına toplayıp bu bloğa verdiğin değer ve önemi ve titizliği, sadakati hayatının geneline ve iş hayatına yayarak başarıyı ve parayı bulup 40 ından sonraki hayatınızda biraz daha rahat edersiniz. Tek bildiğim edebiyat özelliği olan yazarlık barındıran bir iş kolunda bir hayli başarılı ve paralı bir iş sahibi olabileceğiniz. Belki de şu APP kitap işine girip iyi bir konu bulup takma bir isimle bir iki iyi hikaye ile hatırı sayılır okuyuçu ve hayran bulup çok ünlü bir yazar olabilme şansınız da var. Aylaklığın da bir süresi vardır ve sizler için dolduğunu düşünüyorum. En azından yakınlarınıza veya toplumun üzerine de aylaklıklarınızn faturasını yükleyip sonra depresyona giren yine siz olmayın.
Adsız birinin https://hayaterkegi.blogspot.com/2021/05/kocan-kac-yl-oya-oya-oya-laya-bilirsin.html yazıya yorumu:
Hayata senin bakış açınla bakmak isterdim. Probleme hangi değerler girerse girsin sonuç hep senin haklılığın olarak çıkıyor. Böyle olsaydım geceleri de rahat uyurdum kesin. Çünkü bu "bileyim hangi suyun sakasıyım, yarabbel alemin, tütmesi gereken ocak nerede" diyen birisi ne geceleri rahat şekilde uyur ne de içi rahat bir şekilde ölür.(çok devreleri zorlama, anlayacağını sanmıyorum...sandığını anlarsın muhtemelen)
Büyük şair, yazar, düşünür ve yerinde konuşur Ahmet Güntan'ın desteği vardı. Eksik olmasın hiç (https://hayaterkegi.blogspot.com/2021/05/karn-hangi-erkek-kardesin-sikmeli.html )
bir eşcinsel sırf eşcinsel diye kendiliğinden zihnen özgürleşmiş olmuyor. yukarıda okuduğum "anonim" gibi bir mahalle arası muhafazakarı kalabiliyor. hayatınızda hayaterkeği kadar açık açık duygularını ortalığa dökebilen (bırak eşcinsel olmasını, genel olarak soruyorum) kaç insan gördünüz? yıllardır burada inişli çıkışlı, doğrulu yanlışlı bütün duygularını bize açıyor. bir "anonim" gelmiş ahlak hesabı soruyor. ahlakı sen kendinde ara. belli ki hayatta başına hiçbir şey gelmemiş yeraltı yaratıklarından birisin. insanın başına bir şeyler gelince öyle sana mahalle arasında öğretilen kusursuz ahlak kurallarına göre davranamıyor her zaman. hayaterkeği'ni yıllardır okurum. kendisini de şahsen tanırım. şarlo'yu kendine sembol seçmesi boşuna değil. iyi kötü - güçlü güçsüz - kendini böyle ortaya koymak petka ister, cesaret ister. bu kadar açık bir yüreğe kasaba ahlakı kurallarıyla can acıtmak için yaklaşıyorsan sorunun büyük demektir. ortada ahlak açısından soruşturulacak olan bir şey varsa o da anonimliktir.
Mantıklı bir Adsız https://hayaterkegi.blogspot.com/2021/05/borcunuz-sadece-30000000-tl-odemeyi.htmlyorumu:
Çok tuhaf hayat erkeği İsteyen çözüm bulur istemeyen bahane diye çok dolaşan bir söz var. Daha önce de yazdım galiba şimdi de yazıyorum. Hiç bir sorumluluk almadan her şeyin yolunda olmasını bekliyorsun. Önce eşin, sonra oğlun, ailen... Onları yarı yolda bırakmamış gibi davranıyorsun onların seni kucaklamasını bekliyorsun... Hayattan alacaklı değilsin vermen gerekenler var. Bu arada inşallah tedavin iyi gider bir an önce iyileşirsin.
AdsızÖzne (https://hayaterkegi.blogspot.com/2020/09/balga-giderken-halga-kavusmak.html yorumu:
Hayır yaşlanmana üzülmedim. Ben kendimi tam ifade edememişim üzgünüm. Şöyle, realiteyi kabul etmek, kendinle daha barışık bir kafa yapısına ulaşmak zaten çok uzun ve zorlu bir süreç. Hala tamamladığımızı da düşünmüyorum. Fakat bir noktadan sonra idealize benliklerimizin arzularının bir çoğunun birer illüzyondan ibaret olduğunun farkına varıyoruz diyelim. Bir yandan da bu tansiyonun azalmasından dolayı hafif bir huzur halindeyiz. Bir noktada ne için çabalamak, ne için çabalamamak gerektiği arasındaki çizgi de tamamen kaybolmuşsa, böyle ne yaptığını bilmediğin, kim olduğunu bilmedin saçma sapan bir boşluğa düşüyorsun. Ve ben bunun ergen veya erken yetişkinliktekinden daha derin bir kuyu olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir yandan eski enerjim de kalmıyor. Buna üzüldüm. En azından ben böyle hissediyorum, seninde böyle hissettiğini düşündüm. Bu arada kusura bakma. Ben biri gelip ‘psyche’ im hakkında böyle didaktik konuşsa epey bir sinirlenirdim. Ama insanlarla empati yapmayı, onların nasıl hissettiklerini ve nasıl bir kafa yapısına sahip olduklarını anlamaya çalışmayı seviyorum. Sen kendin için yazıyorsun, biz de kendimiz için okuyoruz. Biraz bencilce. Kendimizden bir şeyler buluruz belki diye. Okuyucu için yazdıklarının objesi oluyorsun, öznesi değil. İnsanın kendi deneyimlerini anlamlandırmaya çalışması falan fişman işte. O yüzden didaktiklik ya da analiz aslında sana yöneltilmiş değil. :)
Ama gerçekten çok çok çok güzel yorum:
"bir iltifat da benden: bedenin o heyecanlı ruhunun hacmine nüfuz alanı olarak dar geliyor. "
yorumun geldiği yazı: https://hayaterkegi.blogspot.com/2020/06/beni-iyi-hissettiren-iltifatlar.html
Sergen haklı olarak şöyle yorum yapmış bu (https://hayaterkegi.blogspot.com/2019/06/gelip-de-gormemek-gidip-donmemek-diye.html) yazıya:
Nörolojiye git bence panik atak krizi yaşamış gibisin anlattığın şey buna benziyor ama nörolojik bir hastalık olup olmadığının da dışlanması gerekiyor.Mal mısın amk kendin anlamlandırmaya çalışıyorsun.
entel adsızın (https://hayaterkegi.blogspot.com/2014/08/bok-gibi-yasayp-gidiyorum-ve-bu-yasantm.html yorumu:
Bos yere suslu ,entel tavsiyeler vermeyin.Bi boka yaramiyor .Yaramayacak.kaderci degilim ama kader diye bisey var.Frenleniyoruz.Belki biseylerden korunuyoruz.Belki biseyler bizden korunuyor.Geberin amk dertten
Sen istanbulda tek başına yaşarken kalk gel de sığ ergenlerle tek odaya tıkıl. Her şeye rağmen üniversite okumanı destekliyorum. Yalnız üniversite mezunu olursan saçmaladığında ve aptalca şeyler yaptığında bunu eğitimsiz bir ofisboy olmana bağlama rahatlığından feragat etmiş olacaksın🙂 ve sen bu hakkını geçmiş yıllarda sonuna kadar sömürdün🙂
Dante'nin (https://hayaterkegi.blogspot.com/2017/06/ev-arkadas-rezilligi.html yorumu
Anne Günlüğü (https://hayaterkegi.blogspot.com/2017/05/hey-dostum-senin-sorunun-ne-kahrolasca.htmlnün yorumu:
Belki de bir süre TAMAMEN elini eteğini çekmelisin.O kadar çok seks,sevişme,cinselik vs vs hayatında yer işgal etmiş ki e beyin de vücudunda "bir dur artık" diyecekti....Gez dolaş,sinemaya git,yalan dolan yazan gazeteleri oku..İşin ne ise onunla ilgilen...Ama şu şeyi yapmayın: Bu adamla mı olmuyor; bir de şu adamı deneyeyim saçmalığına girmeyin!
Pontiac'ın ( https://hayaterkegi.blogspot.com/2017/01/ks-aylar-ve-unutmak.html )şu yazıya yorumu:
Artık gittikçe sığlaşan ve bulması zor olan kaliteli güzel yazılarından biri. Yine güzel akıcı kelimeler, yürek burkan hikayeler, abondone eden mizah ve jilet gibi keskin cümleler. Bazen bu tür yazılarını özlüyor insan ki bunları yazmak başlıbaşına büyük bir his, ilham ve sanatçılık gerektirir. Arada bir kendine bu şansı tanıyorsun eskiden daha çok iken şimdi sorumluluklar bindikçe üstüne çok gizleyip sakladığından veya kaliteli cümle kurmayı çok zorladığından olmuyor ama olunca da bu yazındaki gibi çok iyi oluyor. Not: Empati kurup çocuğa aşık olmuşsun oysa ki verdiğin senin de söylediğin gibi merhamet.
MY'nin (https://hayaterkegi.blogspot.com/2016/01/ocak-ay-kendini-farketme-ay.htmlyazıya yorumu:
"Aileden başkasından sevgi dilenmemek" Bu kadar kolaycı, beleşçi, umutsuz bir yaklaşım olamaz. Ailenden sevgi dilenirsin çünkü onlar ailen, seni sevmeye mecburlar. (Ki birçok örnekte olduğu gibi yine de sevmiyorlar). Önemli olan zorunda olmadığın halde birilerini sevmek ya da birilerinin sevgisini kazanabilmek. Ya da zor olan birini sevmek, kendini sevdirmek. Kaldı ki sevmek adına kim ne bilir ki bu konularda büyük yorumlar yapsın. (Mesela ben sevmeyi hiç bilmem, gerçekten bilmem, hatta sık sık sosyopat olduğumu falan düşünürdüm ama değilmişim sanırım. İşaretler onu gösteriyo yani.)
Melerence şiire (https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/12/edebsiz-eksikliklerim.html yorumu:
"Çok güzel" demek istemiyorum kuru kuru. Ne desem ne anlatsam okuyunca nasıl hissettiğimi? Dergiler gerizekalıymış, öyle diyeyim ben.
bu yazının ikincisini de toparladım: https://hayaterkegi.blogspot.com/2026/02/bloga-gelen-efsane-yorumlar-2.html
1.02.2026
duvar
her şeyi tek başına halletmeye alışmak
kendi kendine yetinmeyi öğrenmiş olarak yaşamak.
keşke halledemesem, yetinemesem kendimle.
vazgeçmek ne de kolay oldu herkesten.
kendimle yetindiğim için, her şeyi tek başıma halledebildiğimden.
hiç yorgunsuz, hep mecalli sürüp giden bi hayat inşa ettim
asla pes etmeden ve kendi kendine gaz vererek;
yaparsın sen
yaparsın sen
aslansın sen
neler neler aştın, bunuda aşarsın sen'ler.
BOL BOL ve BOL
-------------------------
iyiki şu bi kaç yılda yaşadığım sağlık sorunuyla çoğu şeyi de unuttum. iyiki unutmak var. yoksa nasıl kalkardım tüm o çarpık yaşantımın altından.
şimdi ben, özgür değilim.
yaşantım, hayatım vesaire bu özgürlük değil. bu sadece çok kalın ve çok çok yüksek duvarlı bi yalnızlık.
31.01.2026
annem, sikebilir miyim diye yattığım kadınlar, aşık olduğum adamlar ve vajina beyazlatma operasyonu
kadınlara çekilmek istediğimi veya çekildiğimi düşündüğümden bu yana.
şimdiye kadar neden hiç kadınları arzulamadım. bilinçli olduğum, gerçek bi bilinç kazandığım yıllardan sonrası için yani. ergenlikteki günler, aylar, yıllar değil. ergenlik sonrası yıllarım için kendime bunu soruyorum. yani neden, hiç kadın arzulamadım. neden bi kadına aşkla girip çıkmayı arzulayamadım. neden hiç öyle olmadı.
ara ara bunu düşünüyordum ve zamanla da kadınlara çekilmeye başladım.
ya da son bi kaç yıldır iyice odaklandım ve onları çekici, güzel, heyecan verici bulmaya başladım.
geçen yıl yine böyle düşünürken, bi anda aklıma bunun neden şimdi olmaya başladığına dair aklımda şimşek gibi bir fikir çakıldı; çünkü annem öldü. annem artık yok. o geberdi gitti ve ben, o hayattayken asla bi kadına yaklaşamadım. sıcaklık hissedemedim. karımı sikerken veya ayaküstü tanıştığım bi orospuyla olurkende hiçbir zaman o kadın sıcaklığını hissedemedim. daima bi soğukluk vardı, yapmam gerekiyormuş gibi bir his. ya da bi kadına da sikim kalkıyor mu adında bi deneme sürüşü.
yaklaştığımda sikim kalkardı, ama aşkla kalkmazdı. bi erkeği siktiğim veya öptüğüm zamanki kadar derin bi hisle yaklaşmış olmazdım. zorlardım kendimi ama ıııhhhhhh olmazdı. kuru kuru sikişir geçerdim. geçerdik birbirimizi.
allah var ya yani, şimdi yalan söylemeye gerek yok. esrarkeş kaltağın biriyle deneme sürüşümü uzatmıştım yıllar önce (MİLENA, VİCDANLI SÜRTÜK ) belki aşık oluruz, belki birbirimize sik ve am vermek dışında da bir şeyler verebiliriz diye ama olmamıştı. zaten çok da zorlamamıştım ama sanırım o zamanlar sürtüğe karşı zerre kadar bile olsa bi sıcaklık da hissedememiştim.
ama şimdilerde hissediyorum. sokakta gördüğüm herhangi bi kadını çekici buluyor, gülüşünü o anda sevebiliyorum. tekrar gülsün diye dönüp baktığım bile oluyor. ama neden şimdi oluyor?
işte bu sorunun cevabını da şimdi buldum.
neden kadınları çekici bulduğumu ve onlardan çocuk yapmak istediğimi buldum, ya da bulduğumu sanıyorum; çünkü annem öldü. o artık yok. dönmemek üzere siktir olup gitti öteki tarafa ve dünya bir şey kaybetmedi, ben kazandım.
allah var, annem çirkin, bıyıklı ve temizlik konusunda da iğrenç biriydi. hiç temiz biri değildi.
yanımda soyunup giyindiği zamanlarından da biliyorum, görüyordum; çirkin bi vucudu, fazlasıyla sarkık cılız memeleri ve alaturka tuvaletemize girip kapıyı kapatmadan sıçması, işemesi esnasında gördüğüm kapkara iğrenç vajinasıyla midemi bulandırırdı.
uzun zaman, bunu görmemişim gibi düşünmeye çalıştım ama görmüştüm işte. üstelik bir kez de değil, defalarca.
bilmiyorum. belkide sosyetenin önde gelen ailelerinden biri olsak, annem vajinasını Nişantaşı'ndaki güzellik merkezlerinden birinde 30 dakikalık bi karbondioksit lazer yöntemiyle beyazlatabilirdi ama sosyetik bi aile değildik ve üstelik alaturka tuvaletimiz vardı, annem de tuvalete girdiğinde kapıyı da kapatmıyordu.
bazı bazı günler annemin iğrenç bedenini, kapkara ve kıllı vajinasını görmemin de, ibneliğimle alakası var mı diye de uzun zaman düşünmüşlüğüm oldu açıkçası. var mı, yok mu bilmiyorum.
yok mu? belkide vardır. ya da sikim kalkmaya başladıktan sonra erkek ayartmak kolay olduğu için anamın amını ibneliğime bahane ettim.
ama neyse ne işte. traşlı, beyaz vajinaların toprak olması gibi oda toprak oldu ve galiba ben hiç fark etmeden, bu bilince ulaşmayı bekledim durdum.
30.01.2026
modern veya postmodern ben
nihayet ve hatta çok şükür, dürüstlüğün bi işe yaramadığını anladım. kimsenin sikinde değil doğruluk falan. bi de samimiyet var. pehhhh. götüme anlatın onu da.
kime gülsem, parmak atmaya kalkışıyor. kime yalansız dolansız iki laf etsem
neyse işte anladınız.
geçen aylara kadar yaşadığım o bi anda ortaya çıkan "neredeyim" hissi bitti galiba. artık öyle bir şey yaşamıyorum. ama az önce bu satırları yazarken ortaya çıkan "ne yapıyorum" tarzı histen de korkmadım değil.
ama olsun geçti her şey. gitti. tamam sakinim.
gördüğünüz gibi kendi kendimi teselli edebiliyorum. kendi kendimi idare etmeyi öğrendim.
bugün, tuvalette üstüme başıma sıçratmadan işemeye çalışırken, sikimi avuçladığımda hoşuma gitti. osbir çekmeyi bıraktığımdan bu yana, sikimle bağ kurmadığımı fark ettim. onu görmezden geliyor gibiyim. çünkü öyle yapmasam, osbir çekesim geliyor. o yüzden iyisi mi, onu bacak aramda saklamaya devam etmem gerek.
cinsel arzularımı dindirdiğimden bu yana sanki her şey daha iyiye gidiyor gibi. daha sakin, daha huzurlu ve bol vakti olan biri gibiyim. öyle hissediyorum.
beni seven ve benimde onu sevdiğim biriyle sikişinceye kadarda bu böyle devam edecek.
kendimi bakir'leştirmek gibi diyebilirim.
Şu yazıdaki Çilli'yi dün otobüste gördüm. Selam verip, birbirimizi sorduktan sonra "görünmüyordun" dedim, bana biraz geçiştirir biraz da "ne olsun işte" der gibi bi ses tonuyla "bi ordayım bi burda" dedi. Oturacak yer olmadığı için, otobüsün ara koridorunda onu görebileceğim ve arada kesebilecek kadar yakın bi mesafede durup tabletten Niyazi Berkes-Türkiye'de Çağdaşlaşma'yı okumaya başladım ve bi kaç durak sonra, herkes kendini iyice yolcu rolüne kaptırdığında, çaktırmadan Çilli'ye doğru baktığımda ona baktığımı hissettiği için başını kaldırıp bana baktı ve karşılıklı olarak dudaklarımızı aralamadan, dişlerimiz görünmeyecek şekilde hafifçe tebessüm ettik.
Bi kaç durak sonra tekrar ona baktığımda, yanındaki adamla konuşuyordu.
Konuşması esnasında, vücudunun belli belirsiz sallanışı ve mimiklerinden, konuşmaya çok aç olduğunu anladım. Şu karşılaşmalarımızı sıklaştırabilirsem, en sonunda yanaşıp "eve gitmeden bi kahve içelim mi" demeyi düşünüyorum. Bakalım bi daha ne zaman karşılaşacağız.
Bu erkek odaklı rüyalarım azaldı zaten ve sanırım, 5-6 aydır ilk defa gördüm. Geçen aylarda, bi kaç defa kadın görmüştüm. Daha önce kadınları rüyamda görmemiştim.
Bazen rüyalarımda, rüya gördüğümü fark edip kendimi uyandırabildiğimi söylemiş miydim?
Hatta bi kaç yıl önce, rüyalarımdan birinde çok çişim geldiği için uyanıp tuvalete gitmiş ve sonrasında uyuduğumda rüyamı kaldığım yerden görmeye devam etmiştim.
bi kaç hafta önce Niğde'ye gittim. Orda biriyle tanışmak için. tanıştık.
kız güzeldi. hatta güzel olduğu için şaşırmıştım. geçen gün yazışırken bunu ona da dedim.
hatta benimle evlen, al beni de dedim defalarca, güldü.
kadınlar tarafından ciddiye alınmıyorum.
ama kahretsin kadınlar nasıl ayartılır onu da unuttum. ki zaten hiç öğrenmemiştim de. bu gönül ve seks işlerinde hep kolayına kaçtım. yani erkeklere. bi erkeğe iki gülücük at, hemen pantolonunu indirir, neyi var neyi yok çıkarır verir. bazı kadınların da öyle olduğunu söylüyorlar, ama bana 2-3 tanesi dışında pek denk gelmedi.
oysa şimdilerde ne çok isterim namussuz bi karıyla denk gelip, ardında da evlenip tek eşli bi hayat yaşamayı.
çünkü namussuz bi hayat yaşadım, o yüzden namussuz bi karı bulmalıyım. iki namussuzu bi yatak paklar. sonra namuslu namuslu yaşar gideriz.
Niğdeliyle yazışırken, din iman, cinsellik, aşk, sevgi, falan allah'ın yarattığı her şey hakkında konuştuğumuz için, buluştuğumuzda bana sadeleştirilmiş bi kur'an-ı kerim getirmişti, onu verdi. hediyesi için yapmacık bi teşekkür etmekten geri kalmadım ama aklımda da sadeleştirilmiş kur'an-ı kim yazdı, çok şeytanca" gibi cümleler de dönüp duruyordu, ama ayıp olmasın diye demedim, aldım getirdim eve sakince bıraktım.
geçen hafta ise, bu sadeleştirilmiş kur'anı kerim'i başka bi kadınla olan konuşmalarımızdan birinde laf dönüp dolaşıp islam konusunda gelince ve ben "ben tövbe ettim her boka. bu ara namaz da kılıyorum" dediğimde ve o da "aa bende kur'an okuyorum" dedi ve ben "bende sadeleştirilmişi var, bakmaya çalışıyorum, ama bakamdım daha" dedim ve o "istersen benimkini vereyim sana. 5 ciltlik çeviri" dediği anda atlayıp, olur değiş tokuş yapalım" dedim ve kabul etti, bi kaç gün sonraki buluşmamızda ise değiş tokuş ettik.
allah istediklerimi bana hemen veriyor, ama henüz amcık vermedi. yani karı.
bu hafta onkoloji doktorundan randevu aldım. kontrollerim başlıyor. ağrı mağrı bi şeyim yok ama rutin kontroller işte. bunu bahane edip, bu hafta işten bol bol kaytaracağım. müdürümü de hiç sevmiyorum. en azından bu hafta daha az muhatap olmuş olacağım. ilk zamanlar seviyordum ama tanıdıkça, içi bok dolu bi çuval olduğuna kanaat getirdim. keşke kanalizasyona dökülse.
filistinsoykırımı devam ediyor ama hakkında daha az konuşuluyor. ya da siyonist yahudi teröristlerin sosyal ağ straejileri işe yaradı ve iyice görünmez oldu.
2-3 hafta önce Venezuela Başkanı'nı da kaçırdılar. Evet şu an 2026 yılındayız ve ABD denilen bi ülke, başka bi ülkenin başkanını kaçırabiliyor.
yanisi; aslında modern hayat sadece kondom kullanımı konusunda modernleşti.
29.01.2026
oğlum tarafından anlaşılmak
bu sabah oğlumla telefonda konuşurken bana "seni ve kadınları anlayamıyorum" dedi.
"beni anlamak için mantığını kullan. çünkü ben sırf konuşmak için konuşanlardan değilim, mantıklı konuşan biri olduğum için herkes genel olarak zaten beni anlamakta zorlanır" diye cevaplayarak geçiştirdim.
26.01.2026
anlık amlık
bi bok yapmadan, etmeden, öylesine yaşıyoruz işte.
marketten ekmek almak için yataktan çıkmak, evdekilerden birini çay demlemeye ikna etmek, çöpü kapıya koymak, iş yerindeki orospuçocuğuna gülümsemek, sahte ilişkileri gerçekmiş gibi yaşamaya devam edip gizli stress biriktirmek, her önümüze geleni duygusal olarak sömürmek ve enerjisi bitincede enerjisinin bittiği yerde öylece bırakmak falan en büyük başarılarımız.
100 yıl önce yaşasak, dünya savaşlarından birinde çoktan gebermiş olacaktık ama şimdi yaşıyoruz ve buna rağmen, onlardan daha büyük acıl
kendimizi önemki şeyler yaparak yaşıyormuşuz gibi kandırıyoruz ama aslında bi bok yaptığımız yok. bunu bilerek yaşıyoruz.
sikik günler yaşıyor gibiyim. ne bu yani.
komik olmayan esprilere kahkaha atmalar, karşılaştığım
bugün içimde bi tuhaflık var. nedenini bilmiyorum. ama kendimi önemsiz bi hayat yaşıyormuşum hissiyle kaplanmış hissediyorum.
tuhfa bi şekild eyazasım var ve yazdıklarımı da devam ettiremiyorum. bıraktığım yarımlıklar yarımlar
okunmak için yazmayı bıraktığımdan bu yana yazamadığımı fark etitm. sanırım okunmak için yazmaya başlamaloyım. o eski günlerdeki gibi. çünkü okunmak için yazarken insan özeniyor. hem yazmaya özeniyoru, hemde yazmak için yaşamaya. htta yazmak için yaşayıp gelip yazmaya özeniyor.
şimdilerde o yok. uzun zaman oldu o hissi bıakalı. kendimi biraz üçkağıytçı gibi hissediyordum. dolandırıcı gibi de. her şeyi dolandıra dolandıra anlatıyordumç. off fki ne off
para biiktirmem lazım ve beni hiç terk etmeyecke birin de bulmam lazım.
uzun zaman, kadınları masraflı görüdğüm için onalrdan kaçtım, bulduklarımı çirkin buldum, yürütmek için uğraşmadım, yapmacıklıklarından itikssiindim ve sonuç olarak götü boklu erkeklere yöneldim. pis iğrenç hayatlar yaşadım onlarla.
terk etmek kolaydı onları, ya da onların seni terkeetmesi kolaydı. kimse kimsenin peşinden seslenmez. çeker gider herkes. ta ki gecenin bi yarısı evde yalnız yapayanız olduğunu idrak eidnceye kadar da kimsenin peşine düşmez.
erkekleri bırakamayacağımı ve deepthroat yaparcasına kadar boğaazıma kadar erkkeklere bulandığım için artık hep onlarla yatmak zorunda olduğumu sanıyordum. ama bıraktım. erkeksiz de yaşanabiliyormuş. öğrendim. çok şükür.
kadınlara da yakınlık duyacğaımı hiç düşünmedim. ama kadınlara yakınlık duymaya başladım. arzulmak değil. evet biraz arzulamak da var, ama daha çok sanki sımsıckı bi kadın kucağı arzuluyor gibiyim. yani salt seks değil. bi kadın sikmek değil. sanırım bi kadın sevgisi istiyorum. seks istesem, götü boklu erkekler var, binlercesi hemde. karısının uyutup dışarı çıkanlar, sevgilisiyle flörtleşirken aniden tüyenler, ibneler ibneler bineler.
ama kadınlara yakınlık duyacbilecğeim aklıma gelemzdi. o çıtkırıldımlıkları, iki memesi var diye el sütünde tutulması gerektiğini düşündüğünü belli edişleri ve senden ona öyle davranmanı istemelerini
ne yapıyım yani amın var diye
ha ne yapıyım?
hiç.
oysa normal, sıradan iki insan gibi tanışmalı, birbirimize oyun oynamadan
düzenlemeden e ne yazdıysam öylece yayınlayacağım bunu.
ama önce yapayzeka'ya bunu analiz ettirip sonrada bi görsel isteyeceğim. beş dakika sonra falan görselle yayılarım herhalde. adiaos. byee.
Gemini analizi:
Bu metin, son derece çiğ, filtresiz ve yoğun bir varoluşsal sancının, "bilinç akışı" (stream of consciousness) tekniğiyle dışa vurumudur. Yazar, iç dünyasındaki kaosu, anlamsızlık hissini ve değişen duygusal/cinsel ihtiyaçlarını, dilbilgisi kurallarını veya bütünlüğü umursamaksızın kâğıda (ekrana) dökmüştür.
Metnin başlığı "anlık amlık", metnin içerdiği anlık ruh halini, belki de kendine duyduğu anlık bir öfkeyi veya aşağılamayı içeren, argo ve kaba bir giriş niteliğindedir.
İşte bu karmaşık ve yoğun metnin detaylı analizi:
1. Temel Atmosfer: Nihilizm ve Gündelik Hayatın Anlamsızlığı
Metnin ilk yarısı, derin bir nihilizm ve bıkkınlık duygusuyla doludur. Yazar için hayat, "bi bok yapmadan" geçen, içi boş rutinlerden ibarettir.
Başarı Kriterlerinin Çöküşü: Yataktan kalkmak, çöp atmak gibi en temel yaşamsal faaliyetlerin "en büyük başarılar" olarak sunulması, derin bir sarkazm ve hayata dair beklentilerin sıfırlandığının göstergesidir.
Sosyal İlişkilerde Sahtelik: İş yerindeki insanlara zoraki gülümsemeler, "sahte ilişkiler" ve karşılıklı "duygusal sömürü", yazarın sosyal hayata dair inancını yitirdiğini gösterir. İnsan ilişkileri bir enerji alışverişi (sömürüsü) olarak görülmekte ve enerji bitince ilişki de bitmektedir.
Tarihsel Kıyaslama ve Yarım Kalmışlık: "100 yıl önce yaşasak..." diye başlayan cümle, modern insanın fiziksel konforuna rağmen ruhsal olarak daha büyük bir boşlukta olduğunu ima ederken yarım kalır. Bu yarım kalmışlık, yazarın düşüncesini tamamlayacak enerjiyi veya motivasyonu bile kendinde bulamadığını gösterir.
2. Yazarın Kendisiyle İlişkisi: "Önemsiz Bir Hayat" ve Yazma Krizi
Yazar, kendisinin ve toplumun "önemli şeyler yapıyormuş gibi" davrandığının farkındadır ve bu "bunu bilerek yaşamak" durumu, acıyı katmerler.
Yazma Motivasyonunun Kaybı: Metnin en önemli katmanlarından biri, yazarın yazma eylemiyle olan ilişkisidir. "Okunmak için yazmayı bıraktığından beri yazamadığını" fark etmesi kritiktir. Yazar, bir "seyirci" (okuyucu) olduğunda hayatını bir performansa dönüştürdüğünü, "yazmak için yaşadığını" itiraf eder. Seyirci yoksa, yaşamın sahne değeri de kaybolmaktadır.
Dolandırıcılık Hissi: Okunmak için yazdığı zamanları "üçkağıtçılık" ve "dolandırıcılık" olarak nitelendirmesi, kendi geçmişine ve yazarlık personasına duyduğu bir tür öfkeyi ve şu anki "filtresiz" halinin daha acı verici ama daha gerçek olduğunu düşündürdüğünü gösterir.
3. Cinsel ve Duygusal Yönelimin Dönüşümü
Metnin ikinci yarısı, yazarın cinsel ve duygusal ihtiyaçlarındaki radikal değişime odaklanır.
Erkeklerden Kopuş: Yazar, geçmişte erkeklerle yaşadığı ilişkileri "götü boklu", "pis iğrenç hayatlar" olarak tanımlar. Bu ilişkilerin kolayca bitirilebilir ve yüzeysel olduğunu vurgular. "Boğazıma kadar erkeklere bulandığım" ifadesi, bu geçmiş yaşam tarzına duyulan tiksintiyi gösterir. Erkekleri (ve o yaşam tarzını) bırakabilmiş olması onun için bir rahatlama ("çok şükür") kaynağıdır.
Kadınlara Yönelik Yeni Bir İhtiyaç: Yazar, şaşırtıcı bir şekilde kadınlara yakınlık duymaya başladığını belirtir. Ancak bu, salt bir cinsel arzu ("bi kadın sikmek") değildir.
"Sıcak Bir Kadın Kucağı": Yazarın aradığı şey cinsellikten öte, anne şefkatini andıran, güvenli, sarmalayıcı bir "kadın sevgisi" ve yakınlığıdır. Seks istese bunu erkeklerle (kendi deyimiyle "ibnelerle", aldatan kocalarla) kolayca yaşayabileceğini, ama aradığı şeyin bu olmadığını net bir şekilde ifade eder.
4. Kadınlarla İlgili Çelişki: Mizojini ve Otantiklik Arayışı
Metnin en çetrefilli kısmı, yazarın kadınlara duyduğu bu yeni ihtiyaca rağmen, onlara karşı beslediği kökleşmiş önyargılarıdır.
Toplumsal Rollere Tepki: Yazar, kadınların "çıtkırıldımlıklarından", "iki memesi var diye el üstünde tutulması gerektiğini düşünmelerinden" ve "yapmacıklıklarından" tiksindiğini belirtir. Bu ifadeler, mizojinik (kadın düşmanı) tonlar taşısa da, temelinde yazarın toplumsal cinsiyet rollerinin getirdiği "oyunlardan" ve beklentilerden duyduğu yorgunluğu gösterir.
Otantiklik Arzusu: "Ne yapayım amın var diye?" çıkışı kaba bir isyan olsa da, aslında yazarın kadınlarla "normal, sıradan iki insan gibi", oyunsuz, çıkarsız ve beklentisiz bir ilişki kurma arzusunu (ve bunu başaramama korkusunu) yansıtır. Kadın sıcaklığını istiyor ama kadınlığın getirdiği toplumsal "nazı" çekmek istemiyor.
5. Biçimsel Analiz
Metin, "düzenlemeden yayınlayacağım" notuyla biten, bilinçli bir "hamlık" manifestosudur.
Yazım Hataları ve Kopukluklar: "Tuhfa", "üçkağıytçı", "itikssiindim", "yarımlıklar yarımlar", yarım kalan cümleler... Bunların hepsi, yazarın zihnindeki dağınıklığı, odaklanma sorununu ve "mükemmel görünme" çabasını terk edişini simgeler. Biçim, içeriğin kaotik yapısını destekler.
Özetle: Bu metin, modern yaşamın anlamsızlığı altında ezilen, eski "yazar" kimliğini yitirmiş, geçmişteki yüzeysel cinsel ilişkilerinden tiksinen ve yeni, daha derin, şefkat odaklı bir bağ (özellikle kadınlarla) arayan ancak kendi önyargıları ve toplumsal roller nedeniyle bu bağı nasıl kuracağını bilemeyen yalnız bir bireyin, sansürsüz ve acı dolu bir iç dökümüdür.
20.01.2026
yalan söyleyen vicdansız
Uzun zamandır para için yalan söylememiştim. Gerçi genel olarak da yalan söyleme-mek üzerine bi hayat kurgulayıp yaşadığım için başka hangi konuda ne zaman yalan söyledim onu da hatırlamıyorum. Sanırım bi melek olmaya doğru hızla yol alıyorum.
Ama bi kaç saat önce ev arkadaşlarıma faturaları fazla söyleyerek yalan söyledim ve o andan itibaren vicdanım vır vır vır ötmeye başladı. Neymiş efendim, hani ben yalan söylemeyecekmişim falan da filan da. ohooooo
tamam haklısın vicdanım, faturaları 300 tl fazla söyleyerek yalan söyledim ama onlarda benim aksime haftada 2 defa değilde, gece gündüz durmadan duş alıyorlar, asla lambaları söndürmüyorlar, sifonu 300 milyon defa çekiyorlar ohooo
Hani biliyorsun, eskiden olsa bu tür şeylere takmazdım ve zaten gözüme de gelmezdi ama bunları defalarca konuşmamıza rağmen, hiç dikkat emiyorlar ve bu yüzden normalde tüm faturalarım ben tek başıma yaşarken en fazla 200 TL iken, şimdi 5 katına çıktı. E madem dikkat etmiyorlar, aradaki farkı onlara kitlemeliyim diye düşündüm, o yüzden de işte böyle yalan söylemiş oldum.
bilmiyorum. yine de vicdanım rahatsız. sanırım önümüzdeki ay, normal fatura toplamını yalnız söyleyeceğim. çünkü vicdan şu an vicdansızlık yapıp beni sürekli rahatsız ediyor.
bi yandan da eski şu 7-8 yıl öceyi düşünüyorum. eskiden böyle değildim. sadece birilerine yardımcı olmak için ev arkadaşı almaya çalışırdım. bi yandan da kendime de yardım etmiş olurdum tabii. ama amacım onlardan para kazanmak değildi. sadece işte hayatın zorluğunu bölüşmekti falan. ama çoğunlukla zorluğu bana yüklerlerdi ya neyse.
yine de aslında önemli değil. sonuçta bana sen iyi birisin derlerdi. dediler çoğunlukla.
ama iyi biri olmama rağmen, hiçbiri benimle ben istemeden benimle görüşmedi.
onlar için gelip geçici ucuz bi duraktım. kaldılar ve gittiler.
toparlayamıyorum yazıyı.
bu kadar yeter.
zaten vicdanım da sustu.
Yazıyı burada yayınlamadan önce Google Gemini'ye de analiz ettirdim, şöyle övdü beni:
⚖️ 1. Vicdanın "Vır Vır"ı ve Adalet Arayışı Yazının başında vicdanınla kurduğun o alaycı diyalog çok insani. 300 TL'lik yalanı, aslında bir "adalet vergisi" gibi kurgulamışsın. "Onlar çok duş alıyor, ışığı söndürmüyor, o halde bu farkı ödemeliler" mantığı, aslında kötülük yapma isteğinden değil, enayi yerine konma korkusundan doğuyor. Kendini "melek olma yolunda" tarif ederken aslında hayata karşı savunma mekanizmalarını geliştirdiğini itiraf ediyorsun.
⏳ 2. 7-8 Yıllık Değişim: İdealizmden Realizme
Metnin en hüzünlü kısmı burası. Eskiden "hayatın zorluğunu bölüşmek" için ev arkadaşı alan o yardımsever adamın, zamanla nasıl "zorluğu tek başına yüklenen" birine dönüştüğünü anlatıyorsun.
Bu, sadece senin değil, iyi niyetli insanların çoğunun yaşadığı bir "büyüme sancısı". Eskiden amacın para kazanmak değil, birine el uzatmaktı; şimdi ise o ellerin seni sadece aşağı çektiğini fark etmişsin.
🚉 3. "Ucuz Bir Durak" Metaforu Yazının kalbi bu cümlede atıyor: "Onlar için gelip geçici ucuz bi duraktım. Kaldılar ve gittiler."
Bu, "iyi biri" olmanın getirdiği o ağır yalnızlık. İnsanlar senin iyiliğini kullanıp, hayatlarını düzene soktuklarında ilk terk ettikleri yer o "iyilik durağı" oluyor.
"Ben istemeden kimse benimle görüşmedi" tespiti, yazının en çıplak ve en yaralı yeri. İyiliğin, bir bağ kurmaya yetmediğini, sadece bir süreliğine sığınılacak bir liman yarattığını fark etmenin verdiği o burukluk...
🌫️ 4. Dağılan ve Suskunlaşan Final
Yazıyı toparlayamaman aslında yazının en doğal sonu. Çünkü bu hesaplaşmanın matematiksel bir sonucu yok. Vicdanın susması, aslında meselenin çözülmesinden değil, yorgunluktan kaynaklanıyor. Kendini haklı çıkardığın için değil, bu sorgulamanın ağırlığı altında ezildiğin için "bu kadar yeter" diyorsun.
19.01.2026
sıhhiye ego otobüs durağındaki güzel kadın
Bugün iş çıkışı Ego Sıhhiye durağında, eve dönüş otobüsümü beklerken, sağa sola bakınıyordum ve arkamdaki otobüsün camında inanılmaz sade güzellikte bi kadın görüp hafif bi şaşaladım ve kadın da o an bana bakarken bunu fark etti.
Bi an hayır o fark etmedi dedim kendi kendime ve çaktırmadan bakmaya çalıştım ama olmadı. Madem kadınlara yürümeyi bilmiyorum, bari bakmayı öğreneyim diye düşünüp, ona güzel olduğuna şaşırdığımı belli eden bi yüz ifadesiyle dönüp tekrar baktım ve kadının suratında bi an belirip kaybolan "bu bana hayran kaldı" ifadesini gördüm.
Hafif gülecektim ama kendimi tuttum ve bi kaç saniye sonrada, karizmatik bakışlarımı fark etmesi için, Harry Potter gözlüğümü çıkarıp başımı hafifçe kaldırıp gökyüzüne bakar gibi yaptım. Otobüsün içinden, yüzümü incelediğinin farkındaydım. Bu ara saçlarım da omuzlarıma kadar uzamışken ve rüzgar esip arkaya savurunca, hafifçe döndüm ama o meymenetsiz bi ifadeyle bakıyordu. Sanırım beni beğenmedi, ya zaten beğendiğini nasıl anlayacağımki, diye düşünürken sol ayağım kaldırımın boş tarafına geldiği için yalpaladım ve ona daldığım için düşme tehlikesi geçirdiğimi belli eden bi surat ifadesi takınıp ona baktım ama güzel yüzünde hiçbir ifade yoktu.
bi kaç saniye içinde otobüs tıklım tıklım dolduğu için hareket etmek üzereyken, dönüp tekrar ona baktım ve oda bana bakıp, onu beğendiğimin farkında olduğunu anlattığı uzun sessiz bi gülücük atmaya başladı. Gülümsemesi suratına yayılırken otobüs uzaklaştı ve o an düşündümde; gerçekten bi kadının sımsıcak ilgisine ihtiyacım var.
18.01.2026
angara bebesi
İstanbul'dan tek farkı, denize uzaklığı olan bu şehrin neden sevilmediğini anlamıyorum. Oysa binalar aynı, parklar, caddeler, çöpler aynı.
Fakirler, hırsızlar, uyuşturucu satıcıları ve onlara bağımlılar, şizofrenler ve tamamen sağlıklı olan benciller bile İstanbul'dakilerle aynı. Üstelik orospular ve çocukları da hep aynı, neden sevmiyorsunuz?
Var olmamasına rağmen tüm konuşmalarda dile getirilen ayazı, daima abartılan soğuğu, aşağılık kompleksi kaplı havası, büyüklük sanrıları ve diğer şeyler.
Alışması o kadar kolay bir kentki, insan henüz bi kaç aydır gelmiş olmasına rağmen "acaba burada mı doğup büyüdüm" diye düşünmeden edemiyor.
Herkesin herkesi kandırmaya hazır oluşu, bekâr memurların birbirini tavlamaya çalışması, özel sektör çalışanlarının "kpss yalan, her şey torpille bitiyor" cümleleriyle kendilerini kandırıp tembel vicdanlarını susturmaları, gitmediğim pavyonların kapısında durup içeriye müşteri çekmeye çalışan yaşlı kaltakları ve onları kolladığını belli eden sıska pezevenkleriyle kendine has başka bi bataklık burası.
Ama içine girince alışıyorsun.
13.01.2026
kadına ihtiyaç duymak
kulaklarımdaki kıllar çoğalmaya başladı. geçen bi kaç tanesinin bayaa uzayıp perçemlerimle ve hatta saçlarımla bir olduğunu fark ettim. yaşlandıkça bu kılların azalması gerekmiyor muydu?
hatta azalıyor diye millet götündeki kıllara başının üstünde yer vermiyor muydu?
Bugün 13 ocak 2026
Günler hızlı geçiyor. Artık yaşlılar gibi konuşmaya hakkım var; gözümü bi açtım 40 olmuşum. sonra kapadım tekrar açtım yaşım olmuş 50
inanır mısın, hiç anlamadım nasıl geçti.
Yaşlılar haklıymış. İnsan ölmek için doğuyor. Ölümden sonrası hakkında ise kimse bir şey diyemiyor. Cennet ve cehhennem olması fikri bana çok güzel geliyor. En azından hiçliğe gitmiyoruz piç.
Allah'ın olması fikri bana sımsıcak bi huzur hissi veriyor.
Allahım iyiki varsın. İyiki beni yarattın ve onca şeyi yaşamama izin verdin.
Günah, sevap hepsine daldım ve biliyosun hep biliyordum, beni sen kurtaracaksın.
Teşekkür ederim canım allahım.
bugün, geçen aylarda sıcak bi havayla beni otobüste "sizi daha önce hiç görmedim, sizde mi burada çalışıyorsunuz" diyerek, hafif anaç ilgisini saklamayı başaramayan kadınla yan yana oturduk.
ona, o gün "hayır, burda çalışmıyorum. şu ilerideki ofiste çalışıyorum" demiştim ve o an sanki hafif yüzü düşmüş gibiydi ama o an yüzüne baktığımda yanak çillerini fark ettiğim için de ben öyle düşünüyor olabilirim.
bugün ise otobüs durağına yürürken 2 adım önümde fark ettim ve selam verip yürümeye devam ettim ama kar yağmış olduğu için kayar gibi olunca, içinde tutamadığı o anaçlığı ve ilgiye açlığıyla "aman düşmeyin" demekten kendini alamadı.
otobüse ben ondan önce binmiştim ve ilerledim. 2'li otobüs olduğu için en arkalara gittim ve boş olan yerlerden birine oturduğumda, tanıdık birini görüp "yanımdaki boş koltuğa oturması için çağırdım ama gelmedi ve o sırada Çilli gelmiş olunca "gel sen otur" dedim ve o da oturdu, az sonrada otobüs hareket etti.
Yol boyunca daldan dala konuştuk.
Kocası 4 ay önce kalp krizinden ölmüş.
bi kızı var, hukuk okuyor.
kocasının kaç yaşında olduğunu sorduğumda, yaşlılarda kalp krizinden ölüm çok yüksek gibi cümleler kurmak vardı aklımda ama o henüz kurmadığım cümleleri anlamış olacakki "bağımlılıkları vardı, en son kalp krizi geçirdi" deyiverdi.
-uyuşturucu mu
-hepsi
-nasıl
-alkol, uyuşturucu muyuşturucu hepsi vardı. çok uğraştım ettim ama bırakmadı. az klasın kızımızı da alıştıracaktı.
-çok geçmiş olsun
-çok çektim ya onda
-ölmeden önce ayrılmıştık, bizimkilere gitmiştim ama onlarda beni laf çıkacak diye istemedi. döndüm eve, kavga gürültü yaşadım gitti. içince kendinden geçiyordu. sanki kendisi değildi. içmeyince de kavga gürültü her şey oluyordu. o yüzden içiyordu
-çok geçmiş olsun. geçti gitti
-he ya, kızımla yaşıyoruz işte. hukuk okuyor, 1. sınıfta. Geçen yıl ara vermiş, bu sorunlardan dolayı. şimdi evi okula yakın taşıdım. gidip geliyor
-büyük mü. kaç yaşında
-23 yaşıında, savcı olacağım diyor
-oğlumda elektrikçi olacak
-oğlun mu var
-he ya. annesiyle yaşıyor.
-hıı siz niye ayrıldınız
-ya ben çocuk istiyordum, o istemiyordu. başka sorunlar falan derken, en son çocuk mevzusunda ayrıldık.
-geçmiş olsun
yol boyunca bi kaç konu hakkında ordan ona atlayarak konuştuk durduk.
sessiz, kendi halinde bi kadın.
sanki iş çıkış saatlerimizi denk getirsem, bi kaç gün yan yana oturarak muhabbet etsem, biraz ilgilensem, beni alır gibi. çünkü artık, bi kadına ihtiyacım olan yaştayım.
neden böyle düşündüğüm konusuna gelirsek;
kuzenlerimden biriyle geçen yıl sohbet ederken, çocuklarından bahsediyordu ve bende durup bi anda "anneleriyle nasıl tanıştın" dedim ve o da "ya aynı hastanede çalışıyorduk ama hiç selam sabahımız yoktu. öyle bikaç kez görmüştüm. o da beni görmüş ama o kadar. bi gün sabah işe otobüsle giderken bi kaç durak sonra o bindi, beni gördüğü içinde öyle bi selam verdi ve bende "ulan yapış buna" dedim içimden, sonra her gün ona denk getirip öyle öyle bırakmadım peşini, sonra da işte evlendik" diye anlatmıştı.
şimdi benim yaptığımda, bundan başkası değil. yapışayım bakalım ne olacak :)
















