-->

03 Aralık 2019

çalışmak bir tercih mi?

İstanbul'a geldiğimden bu yana çalışmıyorum. Gerçi öncesinde de çalışmıyordum. Çok öncesinde ise (ki bu geçen yaz oluyor, yani 1.5 yıl öncesinin yaz sezonuna denk geliyorki o zamanlar) Antalya'da Bar Garsonu olarak çalışmıştım ve o zamandan bu yana bi daha çalışmadım.

O günden sonra çok şey değişti. Ortaköy Camii güzergâhından geçen Boğaz Köprüsü'nün altından çok sular aktı ama bende değişen pek bir şey yok ve olacağa da benzemiyor. Yani onca zamandır çalışmadım, çalışmaya da pek hevesim kalmadı.

Gerçi kendime çok da haksızlık etmiyeyim. Çünkü cümlenin doğrusu "hevesim kalmadı" değil, sadece boş beleş insanların iki kuruş verip, hayvan gibi çalıştırmaları karşısında zamanımı onlara verme hevesim yok ve olmasını da istemiyorum.

Yani aslında çalışmaya dair büyük bir hevesim tabiki var ve eminimki siktiri boktan bir işe bile girsem köpek gibi koştura koştura çalışacağım.
Ama artık bu köpek gibi çalışma hevesimi, siktiri boktan bir işteyken gerçekleştirmek istemiyorum. Emeğimi, zamanımı ve kendimi artık değersizlikler üzerine atmak istemiyorum. Bunun yerine daha dürüst, daha doğru, daha iyi insanlarla çalışıp emeğimi, zamanımı ve kendimi de onlar için ortalığa saçmak istiyorum.

Hem zaten kapağı Canımıniçi'ne atmışken, neden siktiri boktan bir işe girip kendimi bi boka yaramıyormuş gibi hissedeyim ki?
Evet kapağı ona attım ve açıkçası bu kadar rahat olmamın bi' nedeni de bu. Onunla olmasam, onun desteği olmasa bu kadar artist artist yazar mıydım bilmiyorum da.
Ama desteği var ve ben işte böyle artist aritst yazabiliyorum. Yani; şükürler olsun.

Bi de şunu da biliyorum ki; ben bi boka değil, bir çok boka yarayan biriyim ve o bokları bulup, onlar için kendimi paralarken, ay sonunda da karşılığını almış olarak yaşamak istiyorum. Yani tek bir boka bile yaraıyormuş gibi hissederek çalışıp yaşamaktansa, bir çok boka yarıyormuş gibi çalışıp yaşamak istiyorum. Bunu buluncaya kadar da, işte böyle artist artist iş görüşmelerine girip çıkıyorum.

Girip çıkıyorum dedim çünkü; bazılarının bana uymadığını daha görüşmenin en başından anlıyorum, bazılarının ise konuşma esnasında anlıyorum ve bunu anladığım içinde, görüşmenin sonunda yöneltilen "maaş beklentiniz nedir" sorusuna yüksek bir ücret söyleyip onların beni red etmelerini sağlıyorum. Sonra da herkes yoluna devam ediyor.
Yoluma devam ederken fark ettimki, iş görüşmelerine gire çıka profesyonel iş görüşmecisi olup çıktım. Evet profesyonel iş görüşmecisine dönüştüm. Benim iş görüşmeleri esnasındaki masaya hakimiyetimi görmelisiniz. Adeta masaya ben yaratıp onları da çevresine oturtmuşum gibi davranmalarımın filmi çekilse yeridir.
Bu sabah da bi iş görüşmesine gittim ve çalışma yerinin lokasyonu çok ters olması yüzünden, maaş beklentisi sorusuna 5.000 TL yanıtını verdim.
Bu rakam karşılığında, görüşmeyi yapan kişinin gözündeki ferin sönüşüne de o an şahit oldum. Evet bildiğin adamın gözünün feri söndü.
Üzülmedim değil, ama bence yinede ikinci bir maaş teklifi ile dönmelerini de bekliyorum bakalım.
Çünkü öyle bir muhabbet etmeye başladıkki, adeta eski iki kankaymışızda uzun zamandır görüşmüyorduka döndük.

Zaten bu muhabbet şeyim hepsinde oluyor. Lanet olasıca dilim durmuyor ve döndükçe dönüp beni karşımdakiyle kankaya çeviriyor. Oysa böyle olmaması lazım, çünkü bir iş görüşmesindeyimdir ve kendimi ağırdan satmalıyımdır.
Ama olmuyor ve doğrusu bu durum sikimde de değil. Yani sonuçta ben doğruları olan, iş ahlakı gelişmiş biriyim. Her boka rağmen beni alıp çalıştırırlarsa onlar da bende kazanacağız. Durum böyleyken neden dilimi suçlayayımki?
Suç beni işe olmayan onlarda, dilimde değil.

Yani özetle işsizliğimin nedeni aslında sadece ben ve doğrularım değil. Biraz da dilimin parmağı var bu işte. Ama ona rağmen kendime çeki düzen vermiyor ve bi anda masayı yöneten kişiye dönüyorum. Bakalım bunun karşılığı olarak şöyle kafamdaki gibi bir işe ne zaman sahip olacağım.

Oysa eskiden böyle değildim.
Eskiden sadece çalışmayı düşünürdüm ve yaptığım işin ne olduğu umrumda değildi. Sadece köpek gibi çalışayım yeterdi. Üstelik ne iş olduğunun öneminin olmaması gibi, ne maaş verdiklerinin de bi önemi yoktu.
Amacım sadece çalışmaktı.
Tam bir sadık köle gibi.
Köle olarak doğduğuma inanmışcasına çalışırdım. Ne iş olsa, ne iş verilse yapardım. Çünkü ben çalışmak, çalıştırılmak için doğmuştum.

Bu söylemim komik veya abartı gelmesin. Çünkü öyle hissediyordum. Üstelik bunu bilinçli olarak değil, farkında olmadan ama içselleştirilmiş bi şekilde sanki çalışmak için doğduğuma inanıyordum.
Sadece çalışmak için doğan insanlar sınıfı vardı ve ben o sınıfa aitmişim gibi yaşardım. Başka sınıflar olduğunu da bilmezdim. Aklım almazdı. O yüzden çalıştıkça çalışırdım. Efendilerim bana iyi çalıştın, aferin desinler yeterdi.

Ama demediler ve ben 20 yaşındayken büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Çünkü çalıştığım depoda, 2 tırdaki kolileri tek başıma depoya ellerimle dizmiştim ve karşılık olarak "aferin" denmesini beklerken, yaptığım işin bi öneminin olmadığı söylendi bana.
O gün kafama dank etti, ama ait olabileceğim başka bir sınıf aklıma gelmedi. O yüzden önümdeki 5 yıl daha köpek gibi çalışmaya devam ettim. Çalıştım, çalıştım, çalıştım ve sonra bi gün her şeyi bırakıp kendime bir yol çizmeye karar verdim. (bunu sonra anlatırım)

bu kararımdan sonraki ilk işsiz kaldığım zamanlarımı hatırlıyorum da, işsiz kaldığıma, bir iş yapmadığıma, bir işte çalışmadığıma inanamıyordum. Sanki bir makinenin parçasıydım ama kullanılmıyor ve kullanılmadığı için kenara atılmışım gibi hissetmiştim. Zamanla çalışmadan da yaşanabileceğini kavramaya başladığımda, kendime ve çalışmadan yaşanabileceğine inanamamıştım. Tabii en çok da kendime inanamamıştım. Ben nasıl olurdum ki çalışmıyordum. Ben çalışmadan nasıl durabilirdim. Durabilmiştim. Duruyordum.
İnanılır gibi değildi ama gerçekti. Ben çalışmıyordum.

Bu inanılmazlık durumu çok sonra kabullendiğim bir şey oldu ama hâlâ çalışmadan durabildiğime inanmadığım günlerim olmuyor değil.
Nasıl yetiştirildiysem artık, bunu içimden söküp atamıyorum.

Oysa aslında şimdide yine köpek gibi çalışırım. Ama sadece doğru işe zaman harcamak, doğru insanlarla çalışmak, doğru iş peşinde koşturmak istiyorum. Başka bi amacım yok. şimdilik.

Tabii aramaya başladığımdan bu yana doğru iş, iyi insan, dürüst çalışanların olduğu bir iş bulamadım ve bu sayede İşsiz Kral Tacı'nı hak ettim.
Tacı alsamda umudum sönmedi. Ama sabırsızlığım artmaya, beni daha sık tırmalamaya başladı. Çünkü yavaş yavaş anlıyorum ki; aslında milyonlarca insan için çalışmak, dünyayı daha katlanır kılan bir uğraştan başka bir şey değilmiş.
Çalışmak onların intihar etmeden yaşaması için bir uğraşmış.
Çalışmak insanların, kendisi gibi insanlarla tanışması için, içindeki iyiliği veya kötülüğü ortaya dökmesi için bir bahaneymiş.
Çalışmak birazda insanlık dışı yaşatılmış insanları insan yapıyormuş.
Tüm bunların toplamında şundan eminimki; bazılarımız için çalışmak, dünyaya katlanmak için bulduğumuz bi uğraştan başkası değil.

Bu sıkıcı işsizlik zamanlarımda, bende normal veya anormal insanlar gibi çalışmayı bi uğraş olarak görmeyi denemedim değil. Denedim, bir uğraş olduğunu düşündüm ve denedim.
Ama olmadı.
Çalışmak bir uğraş değil ve ben çalışmakla uğraşmak yerine, daha farklı şeylerle uğraşmayı tercih ettim. Ediyorum. Edeceğim.

ayrıca çalışmak benim için sadece bu anlamlara gelmiyor. bir çok anlamları var ve açıkçası, onlardan en ağır basanı da; çalışma, aslında toplumu sindirmek için dayatılan bir baskı biçimidir.
evet bir baskı biçimi olarak görüyorum. sadece devletlerin değil, ailemizin, eşimizin, arkadaşlarımızın, şuyumuzun buyumuzun baskı araçlarından biri.
bense baskıya gelemiyorum ve kendime başka yollar bulma arayışındayım.

tüm bunlara rağmen kendimi sakinleştirmek için bi yandan da düşünüyorum da, belki çalışmayı uğraş olarak görmek yerine, onu kafamda sosyalleşmenin yeni yolu olarak konumlandırmam daha doğru olacak. belki böylesi güzel olur. benim için.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

düşüncelerini kendine saklama, benimle de paylaş.