-->

21 Eylül 2009

milli maça kara çarşafla çıkılmaz

 hayatımda yapmayacağım şeyleri o kadar çok tekrarladım ki en sonunda da hepsini yaptım.

bunlardan bir tanesi de asla bi oruspuya aşık olmamak vardı. ama gel görki kara talihim, kör bahtım gitti bula bula onu buldu. okada konan , boka da konan bu gönül pisliği bula bula anadolunun küçük bi ilini doldurucak kadar hayvan sayısıyla yatmış bi şıllığa bulaşmıştı.
yılın önemi yok ama daha ergenliğe ilk adım attığım yıllardı diyerek söze başlıyım.
ee tabi serde dedlilik olunca, gönül uçmayı öğrenmiş bok sineği gibi ordan oraya konup da duruyor.
aşk a inanmam aşkla yatıp kalkmam desemde içimdeki karıncalanmaların tek sebebi de kendime söylediğim yalanlar dı.
ne yani ben aşk yoktur diyince aşk yok mu oluyordu. hayır bilakis götümün arkasında dönüp dolanıyordu.
işte bu dönüp dolanmalardan birinde onunla tanıştık. daha önce den ablasıyla olan merhabamız yüzünden, tanışıyorduk. ablası bir ninjaydı. bildiğiniz kara çarşaflı.ve üstelik ablası benden büyük tü, ben yinede ne yapmış etmiş onu tavlamıştım. telefon konuşmalarıyla başlayan sohbetimiz bayağ uzamıştı.1 ay gibi bi zaman geçmesine rağmen hep telefonda konuşuyorduk. hiç unutmam serdar ortaç ın bilsemki şarkısını söylerdim telefonda ona.
sırf iki kuruşluk kuku için ne numaralar yapmıyordum ki.
hele birde aşkım deyişim vardı pöfff evlere şenlikti tamamen.
kız kocaman bi buz dağı gibiydi. ben küçücük kumdan kale gibiydim. kızın benden önce yediği bokları bildiğimden dolayı, onunla görüşme isteklerim hepsi sadece kuku su içindi. onun dışında da bi kızla yakınlaşmak nasıldır, ne hissedilir bilimsel araştırmaları çin yapılan arge çalışmlarımdı.
kızı ne yapıp edip çıkmaya ikna ettim ama daha ilk buluşma da kara çarşaflı biri çıkmaz mı karşıma. anaa dedim bu kız ne elletir ne söyletir.ne emmeye gelir ne gömmeye.
oha oldum kaldım.
bide yanında ufaktan bi kız getirmiş. çarşıdan aldım bi tane, eve geldim 2 tane tarzı bişiy oldu. neyse dedik madem işin bi ucundan tutmuşuz sonuca gidelim. verdik elimizi çayırlara. ee tabii kız çarşaflı olunca yanında gezdirip ben buna asılıyorum, serdar ortaçı buna kurban ediyorum diyemiyorsun. çayırlara gitme bahanen de otomatikman kimse görmesin oluyor. ben parka gidelim dedim o yok dedi. o yok dyince bi daha da ısrar etmedm zati. aman allahım ya birde kabul edip parka götürmek zorunda kalsydım ne bok yiycektim.
oyy anam hiç düşünemiyorum.
herhalde yolda giderken ufak kızı kaldırıma itekler onuda bi taksinin altına atar kaçardım.
allahtan çayır mevzusunu hemen bağlayıp yola koyulmuştuk. çayır çimen geze geze ooo şarkısı eşliğinde dere kenarında gelince soluklandık güya. kıza aç yüzünü nur cemalin göreyim dedikçe kız açıkta kalan gözlerini de kapatıyordu.telefonda işveli gülen kız gitmiş, yanımda mermer bi taş yığını gelivermişti. oysa o kahkahalar hiçde bu çarşafa uymuyordu.
neyse ya.
işte ben ona yalvarıyorum türlü türlü hikayeler buluyorum ve sonunuda sevgilliler konusunda bağlayıp hadi yüzünü aç diyorum. böyle o beni yalvartırken ufak kızda (kızkardeşiymiş) orda börtü böcekle ilgileniip bize uzaktan uzaktan bakıyordu.
ben biraz daha sıktım ve açda göreyim yüzünü, üfleyecek değilim dedim de açınca bide ne göreyim. allam o telefondaki güzel ses bu kare yüze mi sahip.
ıyyy kızın yüzü onca sene geçmesine rağmen hala kalıma geliyor. irin akan sivilceler, mayın tarlasına dönmüş alın,o kesme şeker yemek için allah tarafından verilmiş at dişleri, hala bazı günler gündüz kabusum olmaya devam etmektedir.

ben o sese bu yüzü yakıştıramayınca sırtındaki kara çarşafa bi daha baktım ve yüzünü kapat, allah günah yazmasın dedim.
biz ikimiz birbirimizin haramı iken yüzünü açma kapat, başkasıda görmesin dedim içimden.
mümkünse eve gittiğin zaman bi bardağa bolca fare zehiri koyda intihar et. düşüncelerini aklımda geçirerek vıdı vıdı ladıktan sonra geç oldu deyip hadi siktir olup gidelim babında bişiler söyledim.
kalktık, arkamızda da kardeşi var.
oda gözetmen lik mi ne yapıyorduysa artık öyle yürüyerek kaçtık o güzelim dere kenarından.
yolda gördüğüm dişi köpekler bile gözüme bi hoş, bi alımlı geliyordu artık.
allahım sen bana ne biçim bi deneme yanılma yöntemi sundun diye içimden geçiriyorum.
onları evlerinin sokağında bırakır bırakmaz döndüm gerisin geriye. bi daha da aramadım. ee tabii o zaman daha bıyığım bie terlememişti, aşşağı mahallede ise ufaktan bi hareketlenme bi karaltı vardı o kadar.onun dışında bacaklarımda ki tüyler biraz kabalaşmışlardı. başka da erkeklik belirtisi yoktu. ha birde göğüslerim ağrıyordu biraz :) sanırım oda ergenlikte salgılanan hormondan dı.
neyse işte ben onları bırakıp kaçtım.
sonra bir iki defa aradım iş olsun diye. kız benden büyüktü, benden büyük olduğunu bile bile, güzeldir hayaliyle arıyor konuşuyordum ama öyle olmamamıştı. o ses o bedene hiç yakışmamıştı. o sivilceler vezüv yanardağının ikizlerinden farksızlardı.
ben sesini duyup kendimden geçerken, ne güzeldi oysa. bilmeden ne büyük bi sanal aşk yaşamışım o yaşta.
aradan zaman geçip ben artık aramayınca kız başka birini kandırıp kaçtı da evlendi ve benide kurtardı kendini de.
tüm insanlığı kurtardoığını müjdelemekten onur duyarım. ama işte bu kadar değil.
aradan 4 yıl geçti.ben geldim sakal traşı çağına. bi gün iş yerinde oturuyorum, biri geldi merhaba x bey yok mu dedi hayır dedim. bizim şöförü sormuştu. allahım dedim bu kız kim. ben bunu nerdentanıyorum.kesin bi yerden tanıyorum ama nerden diye düşübürken çıkartamadım bi türlü.
ertesi gün ben iş yerindeyim yine o kız geldi. buyrun çekip nasıl yardımcı olabilecğeimi sordum. x bey burdamı dei. yne bizim şöförü sormuştu. bizim şöförde az değildi ki. kesin vardı bi yamuğu.
kız 1 hafta boyunca her gün gelip x beyi sordu. artık arkadaş olmuştuk. tokalaşmayla başlayan merhaba, yanak yanağa öpüşmeye varmıştı. bir haftada bu kadar mesafeyi insan bi oruspuyla ancak katedebilirdi.
2 hafta sonra iyice sorumaya başlamıştık birbirimizi artık x kiş iyoktu ve o kız da 4 yıl öncki sümüklü kızdı. kızda o biçim kız olmuştu. kendisinin o kız olmadığını söylemese hiç bilmeyecel hiç öğrenmeyecektim.
neyseki merakımı gidermiş ve kim olduğunu söylemişti.
ablasıyla olna buluşmmaızdan konuştuk ve zaten siz birbirinize olmazdınız dedi.
şaşırdım. oha deidm. kendime . ama düşününce harbiden de olmaz dı ki ama.
ablası yaş ilerlemiş evde kalma korkusu geçiren bi EV KIZIYDI ben ise daha çıtırdım.
oda artık benim gibiydi.
merhabalaşmalarımız ilerlemiş artık ben ona borç para veriyor modunda görmüştüm kendimi.
o yaşda bi atölyede iş bulmuştu ve bi ev arıyordu. daha önce arkadaşlarıyla yanlzı kalıyordu ama arkadaşlarından ayrılmak istiyordu. ulan hiç unutmam bu haberi bana söyleidğinde ne sevinmiştim varya. hemde ilk kirasını depozitosunuda ben ödemiştim.
kızın evini tutuup da yerleştiğinde. artık daha rahat olmuştuk ama beni onunla görenler onun hakkında iyi şeyler anlatmıyorlardı. kızın daha önce kimlerle çıktığını, nerde nasıl bi bok yediğinianlatıp duruyorlardı.
oha diyodum bu nasıl yapar öyle birşeyi, oda küçük diyodum ve kovuyordum onun hakkında konuşanları.
ama yok sonra baktım ewet doğruydu. yaşını başını almış adamlarla görüyordum.
resmen oyuna getirilmiştim.
nasılsa bulmuş tu benim gibi eşşeği, sağıyordu da sağıyordu.
ben ne yapıyordum karşılığında, bende gidip canım, benim, kuşum benim deyip, öpmeyebile kıyamıyordum ama millet onu altına alıyordu. pestilini çıkarıyordu.
yazıklar olsundu bana. ben daha o tarşlık yaşa gelmişim elim bi kızın şeyine değmemiş o mneler neler yapıyordu.
bi gün akşam küstüm ona ve konuşmadım. beni zorla eve davet etti. gittim. sobayı açtık yorganı serdi.
ben battaniyeyi almış kışın soğuğunu götümün ateşiyle söndürmeye çalışıyordum. tir tir titrerken yatağa girip hadi senden gel böyle daha çabuk ısınırız dedi.
yok ben böyle iyim dedim.
o odanın bi köşesinde yaakta sobanın karşısında ben, kanepenn üzerinde battaniyeyle bakıştık biraz.
sonra gel dedi kalktım gittim yanına. yatağı açtı. sarıldık biribirimize. ve durduk öylece. sonra ayrılıp yanyana oturduk.
elimi attım omzuna, oda başını iyice yasladı sağ göğüs kafesime :) öylece durduk.
ama ben duramıyordum. bende bi heyecanlanma bi kıpraşma bi zelzele belirtisi başgöstermişti bi kere.
anam demeye kalmadan, omsunda olan kolum onun dudaklarını ayırıyordu. tamamen içgüdüsel hareketlerle onun dudaklarını ayırıp sıkarken biribirimize dönüp öpüşmeye başladık.
ama nasıl öpüşme varya.
köpekler gibiydik resmen.
ben o zamana kadar ilk defa MİLLİ TAKIMDA oynuycaktım.daha önce amatörde çok koşturmuştum ama, bi mok olmamıştı. zaten bütün koşturmalarımda elimde bi kalıp ortası delik sabunla son buluyordu.
ama bu koşturma tamamen plansızdı ve kendi kedine bişiler oluyordu.
allahım nasıl bi plandı dememe kalmadan olmuştu her şey.
işte altımdaydı. öpüyordum.
işte onca yıl izlediğim porno filmlerdeki göğüsler, işde onca yıl izlediğim filmlerdeki göbek deliği. allahım ne güzel bi sürprizdi bu böyle.
saçları uzun du. alta sütyen giydiğini düşünüyordum ama hayır kazağının altına el atınca hiç bişrşey olmadığını gördüm. hemen çıkardım kazağını ve yumuldum. hiç bırakmak istemiyordum.
benimdiler KİMSE ALAMAZDI ONLARI BENDENNNNN
işte böyle başlamıştı olay.
ve devam etti.
yıllarca kurduğum hayaller gerçekleşmişti. tamda istediğim gibiydi her şey.
filmlerde görüpte hayalimde kurduğum tüm düşlerimi daha ilk MİLLİ MAÇIMDA gerçekleştirme fırsatım vardı ve bende hepsin yapıyordum. o anda aklıma her geleni yapıyorum.
sonra iş bitince iç güdüsel olarak her erkek gibi kadınımı yüz üstü bırakıp, giyindim ve çıktım. tabiki artık işim bitmişti. ne diye durcaktım ki. benim bi ton işim vardı değil mi??
tabiki de canım.
ama yok işim yoktu.
sadece arkadaşlara yaşadığım şeyi anlatmaya gidiyordum.
telefonumu elime almış tüm tandıklara MİLLİ OLMANIN ayrıcalığını 160 karakterde anlatıyordum.

13 Eylül 2009

sanat için az kalsın pornocu olacaktım

 tamam. artık benden yeterince bıkabilirsiniz. blogun içine iyice ettim değilmi?

hayır efendim. benim blogum değil mi( büyükleniyorum, sanki blog yazınca ne bok olunuyorsa, dersin uzaya çıkmış ilk göt oluyorum) yazarım yazarım. ohhh be şöyle dolu dolu özgüven, yükleneyim de havam yerine gelsin.
ruh halim de bi türlü yerine oturmadı, olgunlaşamadı ki. bazen ben bile kendimi anlayamıyorum.

anam başıma ne geldiyse şu istanbul da geldi. ben temiz anadolu çocuğu, ben saftirik elmır, ben şapşal abdülcanan, istanbula gelince ilk işim yanlışlıkla taksime çıkmak oldu.
hani fatih sultan mehmet, istanbulu fethedince bi çağı açıp, diğer güzelim çağımızı açtıya, bende taksime çıkınca, buluğ çağımı kapatıp, yetişkinlik çağımı açtım.
artık herkes benden korkuyordu, önüm dik yürüyordum sokaklar da.
her saf anadolu çocuğu gibi bende, istanbul da yaşayan ların, akşama kadar köşe başlarında seviştiklerini, yiyiştiklerini düşünüyordum.
tıpkı istanbulda yaşayanların, Anadolu'da yaşayanları namazlı, niyazlı başı seccadeden kalkmadığını bildikleri gibi biliyordum.
ama öyle değildi, hayallerim suya düşürülmüştü. millet sevişmek bi yana, göz temasında bile bulunmuyordu.bende karar verdim karaköy e yatırım yapacaktım. karaköy e yaptığım yatırımlarla, 3 üncü köprü rahatlıkla kurulabilir.ülke sefaletten, sefahate erişebilirdi.
ama yok olmadı.
hayat bu şekilde akıp giderken, ben internet bağımlılığının pençesinde acılar içinde kıvranıyordum. girdiğim porno siteler de yetmiyordu bana. soft dan, hard a geçiş yapıyordum yavaş yavaş.
işte ne oluysa o ara geçişte oldu ve bi linke tıkladım, karşıma yabancı sitede olmama rağmen, türkçe bi form çıktı ve yabancı bi ajans adı vardı.ajans modeller arıyordu. tekli çekimler, çiftlerli, gruplar, gibi sınırsız seçenekleri vardı ve ben farketmez deyip hepsini işaretledim. kendimle ilgili bilgileri de doldurduktan sonra, mailimde kötü günler için sakladığım çırıl çırıl çırıl şıplak fotomuda yükledim ve gönderdim.
hergün mailime bakıyordum bi halt var mı diye, ama yok. ümitlerim sönmüş ve ben artık unutmuştum da.
ama aradan 1 ay geçmiştiki bi gün bi mail geldi. kendisinin anakara da oturduğunu ve bu hafta sonu ajansıyla bağlantılı olarak, görüşmelere başlıycağını tekrarlıyordu ve bu yüzden birebir iletişim içinde telefon numaramı istiyordu. telefon numarasını yazıp gönderme zahmetinde bulundum.
ertesi günüm telefonum tatlı tatlı çaldı.
istanbul türkçesiyle alooww dedim.
kendisini tanıttı ve kısa bi konuşma yaptık.
hafta sonu istanbulda olacağını ve büyük ihtimallede çekimlerin gerçekleşeceğini söyledi. tamam deyip kapattıktan sonra bende onun telefon numarasını, pornocu diye kaydettim.
hafta sonuna doğru zaman hızla ilerlerken. ben de kabim yerinden çıkmasın diye sık ve dar body ler giyiniyordum. bide adam telefon da, aşşağı mahalleyi sakın temizleme demişti.
ulan varya bayağ da uzundu, saç traşım bile ordan kısaydı.
ne yapalım sanat için ne gerekiyorsa yapacaktık. kilotsuz, slipsiz, şaban donsuz gezdiğim için, burger king ve mc donald gibi yerlerde işemek zorunda kaldığım zamanlarda, araya sıkışan cansız hücreler canımı çok yakıyordu ve olur olmaz dalgınlığımda viyaklıyordum bazen.
hafta sonu gelip çattığında telefonum bu sefer de tatlı tatlı çaldı. arayan pornocuydu, telefonu, büyük bi artiz edasıyla açıp, hal hatır sorduk biribirmize. sanki dersin, emmioğluydu. amcık nasıl olduğumu soruyordu. ben de iyi bi mukabele yaptıktan sonra ticaretimize döndük. meğer adam istanbula gelmişti.
kapalı çarşıdaymış ve müsait bi saatte buluşup yüzyüze görüşmemiz gerektiğini söylüyordu.
ağırdan alıp bi dakka dedikten sonra, telefonu televizyonun üzerine bırakıp mutfağa gittim. su içip geldim ve tamam bugün görüşelim dedim. 2 saat sonra ücret ve diğer detaylar için aksaraydaki simitçi de buluşmak için sözleştik.
allahım bi yıldız adayıydım ve aksarayda simitçide buluşuyoruz, allahım bi yamuk varsa olmasın baştan dedim ve giyinip salına salına evden çıktım.
aziz istanbulumun, merkezine taksime çıktım.
ünsüz ken, insanlar ne olur bi imza diye kendilerini yırtmadan önce, gençkızlar g-stringlerini yüzüme atmadan önce, korumalarım olmadan rahatça bi gezinip öyle gideyim dedim.
millete baktım, güzel güzel gezdim. ve aklımdan siz şimdi yanımdan geçin gidin, ama yakında hepiniz yanımda olmak için amuda kalkıp, birdir bir oynuycaksınız diye geçirdim.
taksim turumu bitirip, buluşma mekanına gittim. dışardayken aradım ve üzerim de neler olduğunu en ince ayrıntısına kadar anlattım. hatta çamaşır giymediğimi de söyledim. erotik konuşup kendimi pahalı satmaya kararlıydım.
adamla buluşmadan önce onun tüm hormonlarını harekete geçirmeli ve istediğim fiyatı koparmalıydım.
sonuçta herşeyden önce insan önce kendini pazarlayabilmeliydi.
adama o kadar iyi anlatmışım ki, simitçiye girdiğim gibi, maki örtüsü içinde yaşamış olduğu boyundan belli fodulun biri ayağa kalkıp, el salladı, hay ammına koyum dedim. ne bok yedim de geldim. tipe bak be, adam anakaradan geliyo ama tipe bak. çay bile demlenmez bu tipe. simit sarayına bile almamalılar dı dedim kendimce. sonra en vahşi görüntümü en dolgun dudaklı görünebileceğim somurtkanlığımı, en can alıcı ses tonumu seçip ona doğru gittim. elimi uzatıp merhaba dedim. merhaba bende pornocu dedi.
karşılıklı nice to meet you laştık tan sonra, konuya hemen girdik.
tüm detayları konuştuk.
2 gün çekim olacaktı ve hafta sonuydu.
cumartesi günkü çekimler, 2 farklı bölgede yapılıcaktı.deniz manzarası ve ormanlık alandı. yerler güvenlik nedeniyle star adaylarına şimdiden söylenilmeyecek, çekimlerden bir iki saat önce starlar belirlenen adreslerden alınacaktı.
ücret de simit sarayına yakışır şekilde 250 dolardı.
1,5 saat video kamera çekimleri ve aynı zamanda fotoğraf çekimleri de yapılıcaktı ve ben bunun karşılığında 250 dolar alacaktım.
aslında o an çok büyük bi para gibide geldi.
kabul ettim ve ayrıldık.
eve gelir gelmez, eski ev arakdaşımı arayıp tüm olanları anlattım oda sağolsun beni kaos gl nin, yazarlarından biriyle tanıştırdı ve başımdan geçen olayı ona da anlattım.
(bu kaos gl yi de başka bi gün anlatırım, oda büyük film ya neyse)
beni can kulağıyla, dinledikten sonra bana şöyle dedi:
''seni ucuza kapatmışlar''
içimden; evet ben aslında milyon dolarlık anlaşma yapacaktım ama, porno sektörünün durgunluğu, ve piyasanın hareketsizliğinden dolayı bunu kabul ettim. zaten sektör, 18 yaşındaki bebelerin 100 kontör umudu karşılığında sekteye uğradı, bari bizim gibi ünlüler de 250 dolar isteyip, sektörün canına okumasınlar dedim kendi kendime.
adam gururumu bu sözlerle iyice okşadıktan sonra, bende popo tavan yaptı.
adama göre en az 1000 dolar almalıydım. sonuçta çekimlerden sonra artık tüm film hakları fotoğraflar falan onların elinde olucak ve istedikleri gibi yayınlıycaklardı.

hak verdim tabii adama, arkadaşımla adamın yanından ayrılırken görmeliydiniz, bendeki burun nah, göğe sürtüyordu.

o an karar verdim eğer bi daha ararsa 1000 dolardan aşşağı çekimlere katılamayacağımı söylüycektim ve eğer kabul ederlerse çalışabileceğimizi, aksi takdirde beni bir daha aramamalarını rica ettim.

öylede oldu.
pornocu o gün akşam saatlerinde ben taksime dolmuşla geçerken aradı ve çekim ekibinin de türkiyeye geldiğini söyledi. tamam ama, bi sorun var dedim.
beni dinlediğini söyledi. konuyu hiç lam ve mime gerek duymadan şöyla açıkladım:
sevgili pornocu, benim kiramı ödemek için innaılmaz sıkışık olduğumu söylememe gerek yok, ama verdiğiniz 250dolar da bana az. bu durumda bana 1000 dolar verirseniz gelirim yoksa kusura bakmayın, çekimlere katılamayacağım.

adam hiç oralı bile olmadı, tınlamadı bile, ne yapıyorsun bile demedi.
sadece; senn bilirsin ben aracıyım, sadece bana ne denirse onu yaparım dedi ve onlarla görüşeceğini, olumlu yanıt alırsa döneceğini söyledi.

cumartesi sabahına kadar gözüme uyku girmedi.telefonu şarjı biter de kapanır diye, şarj makinesinden hiç ayırmadım, ama tık yoktu.

elin kaos çusuna güvenip eldeki 250 dolardan da olduk.
boşuna kaos dergisi dememişlerdi.
kaos a sürükledi beni. kiramı o ay gecikmeli ödedim. ev sahibine iki büklüm olmak zorunda kaldım, ve kapımı çalan şöhret sessizce beni terkedip gitti.
kurduğum hayaller hepsi söndü. türkün gücünü, anadolunun bağrından kopup gelmiş bu gencin, gücünü hiç kimseye gösteremedim.

oysa ne çok istemiştim benimde bi başarı hikayem olmasını, insanların bana bakınca aaa bak gördün mü, çok ter dökünce nerelere varılıyormuş demesini ne çok isterdim. ama olmadı.
ben hala başarı hikayeleri okudukça, bi tuhaf olurum, içim gider. kıskanırım.en çok da sibel kekillinin başarı hikayesine içerledim. kıskandım hatta.
türkün gücünü ben gösteremedim ama sibel kekilli fazlasıyla gösterdi tüm dünyaya.
helal sana sibelllll
kim tutar seniiii

08 Eylül 2009

ayak üstü sevmek olmaz

bi çiftle tanışmıştım 2004 te. bi cafeydik ve ayrı masalarda oturuyorduk. biribirimizle bakışıp yarım saat içinde haşir neşir olmuş ve birbirimize bakıp duruyorduk, önce kim kime atlıycak diye beklerken birden kendimizi cafenin dışında bulmuştuk.sanki sözleşmiş ve konuşmuş gibiydik. oysa ağzımızdan kalkacağımıza dair en ufak bi çıt çıkmamıştı. aklımız uçkurlarımızda olunca otomata bağlamıştık kendimizi sanırım.

dışarı çıkıp çarçabuk sözleşmiş gibi arabaya binip mimar sinan üniversitesinin orda bulmuştuk kendimizi.
nasıl olduğu hakkında hala fikrim yok. ama mimar sinan üniversitesini bilenler bilir, arka tarafında yeşil bi alan var. ve orayı çok iyi bilenler dışında o yeşil alanın bir çok köşesinde sevişmek için tanrı tarafından yapılmış yerler olduğunu görürler.
biz arabadan inip oraya gittik ve üçümüz bi anda kendimizi yarı çıplak bulduk.
inanılmaz bi deneyimdi. üçümüzde korkuyorduk bunu nefes alışverişlerimizden anlıyordum.
sonra iş olup bitince herkes birbirine dönüp baktı.çok güzeldi dediler, seni sevdik dediler, bende kusura bakmayın ama ayaküstü sevmek olmaz dedim. ikiside uzun bi weaaayyy çekip çok sofistike dediler.
biz tuhaf ruh durumları içindeyken giyinmiş ve laflıyorduk. laflarken birden bi ağaç kıpırdaması duyup, konuşmalarımızı yerde bırakıp çıktık ordan. az sonra elinde şarap şişesi olan bi adam da çıktı bize tuhaf tuhaf bakıp gitti. adamın üstü kat kat kirli elbiselerle doluydu.
öff bu neydi dediler, bende sizin bilmeniz lazım, siz beni getirdiniz buraya dedim. ve güldüm. böyle durumlarda hiç oraya buraya sığınmaya kalkışmam direkt doğal halim neyse o anda, o halimle hareket ederim.
sonra arabaya doğru yürüdük. taksime doğru araç ilerlerken ben işim olduğunu söyledim ve inmek için izin istedim. taksim ilk yardım hastanesinin orda sağa çekip beni indirdiler. cafede haşir neşirleşmeden önce evlerinin karşıda olduğunu söylemişlerdi, bi gün bize bekleriz dediler. ve bu arada annelerinin yahudi olduğunu da söylemişlerdi. babaları sanırım yahudi değildi. ve bilenler bilirki yahudilerde, yahudilik anneden çocuğa geçer, babadan geçmez, ama o güne kadar dördüğüm en tatlı yahudi çifttiler. ondan sonrada zaten böyle tatlı bi yahudi çift görmedim.
ayrıca bu yahudi çift hiç te cimri değillerdi.
neyse işte onlar bigün bize bekleriz buluşalım deyince gülümsedim. olur neden olmasın dedim ve arkamı dönüp uzaklaşmaya başladım. uzaklaşırken korna çaldı ve ama nasıl buluşucaz ki dediler ben telefon numaranızı verin dedim. kalem var mı dediler yok ama siz söyleyin aklımda tutarım dedim. söylediler 2 veyahut 3 defa onlara da tekrar ettikten sonra ayrıldım. numarayı aklımda tutup uzaklaşırken, aslında bi daha onlarla görüşmek istemeyeceğimi biliyordum.
çünkü bazı şeylerin aklımızda sürekli olarak güzel, bi anıymış gibi kalabilmesi için tekrarlanmaması gerekir. alışkanlığa dökülmemeliydi bazı şeyler.
çünkü alışkanlığa döküldü mü, artık sadece vucutlar zevk almaya başlıyo, ruh kimsesiz bi şekilde kenarda bekliyo.
ruhumu kimsesiz bırakmamak için bi daha onları aramadım.
bi daha da hiç yahudi tatlı çift göremedim.