2.05.2021

Akıllı Aptal

Artık bir şey yazamayacağımı düşünmeye başladım. Zaten yazdıklarımda bi boka yaramıyordu ama en azından, ara sıra kendi kendime terapi yapıyormuşum gibi hissettiğim için yazdıkça yazasım geliyordu. Yazdıkça rahatlıyordum ve içimdeki bazı karanlık yerlere ışık tutarak kendimi daha iyi görebildiğimi, neyi; ne zaman, neden yaptığımı, biraz daha anlamaya başladığımı düşünüyordum.

Sadece yazmak konusunda değil, konuşmak ve sosyalleşmek konularında da artık daha pasif bir döneme girdim. Ne kimseyle konuşasım var, ne de bir yerlerde birileriyle vakit geçiresim. Bunlardan geri kalmak istediğim için de, olabildiğince yalnız kalmaya, etrafımda birileri varken ise olabildiğince az konuşmaya çalışıyorum. Hatta karşımdakiler konuşmaya çabaladığında kafamın içinde "neden boş boş konuşmaya çalışıyorsunki" baloncukları eksik olmuyor. Bu yüzden de sohbet açma sorularına karşılık "evet, hayır, bilmiyorum" adlı tek kelimelik cevaplar vererek, sohbetin kökünü kurutuyorum.

Hem tüm bu sosyalleşme çabalarımızın anlamı ne ki? Neden sosyalleşmek zorundaymışız gibi davranıyor, yaşıyoruz? Neden yalnız kalamıyoruz, neden illaki birilerinin etrafında veya birileri etrafımızda olmak zorundaki?
Yoksa kendimize tahammül edemiyor muyuz? Kendimizle hiç barışık değil miyiz?
Eğer durum böyleyse, sanırım ben kendimle barışmış durumdayım ve kendime tahammülüm en yüksek seviyelerinde bulunmakta.
Çünkü sadece kendimle olmak, sadece kendi başıma kalmak, kimseyle hiç muhatap olmadan kendi kendime vakit geçirmek istiyorum. 

Sebep her neyse bilmiyorum ama farkında olmadan şu karara vardığımı henüz yeni fark ettim; 
-günlük konuşmalarımızın çoğu boş ve sadece sırf konuşmuş olmaktan ibaret.
Bense galiba, artık sırf konuşmuş olmaktan uzaklara düşmüş gibiyim.
Sırf konuşmuş olmak için konuşmak istemediğime karar vermiş gibiyim. Verdim bile.
İyisi mi, bundan sonraki konuşma-malarımı, şimdiye kadarki konuşmalarıma sayalım. Çünkü şu yaşıma kadar çok konuştum, hep konuştum, hiç susmamacasına hatta bir kaç ömre yetecek kadar durmadan konuştum ama bi bok olmadı. Bundan sonra biraz da konuşmayayım, belki çokça susarak ve hiç sosyalleşmeyerek kendime iyilik yapmış olurum. Diğer insanlara da.

Sadece çevremdekilerle değil, genel olarak insanlarla arama çok büyük, çok uzun, çoook çok uzak, aşılması zahmetli ve zor mesafeler koymam gerektiği fikrine de kapılmış durumdayım.
Benimle öyle herkes, her an, her istediğinde hemencecik istediği dille iletişime geçemesin istiyorum. Hatta benimle değil de, genel olarak birbiriyle iletişime geçmesin istiyorum. Çünkü çok boş ve gereksiz muhabbetler dönüyor ve açıkçası bundan sonraki ömrümü boş boş muhabbetlere, ilişkilere harcamak istemiyorum.
Yani; konuşacaksak önemli bir şeyler konuşalım, ciddi bir şeyler olsun, sırf yalnızlığını ve yalnızlığımı sona erdirmek için kimseyle iletişimde olmak istemiyorum. bunlar yerine zamanımın tümünü artık sadece kendime veya gerçekten önemli bir konuya ayırmak, kendimle vakit geçirmek üzerine kurgulamış, planlamış olarak yaşamanın mantıklı geldiği dönemdeyim ve bir süre sadece böyle yaşamaya odaklanacağım.

Zaten sürekli sosyalleşmek, sosyal olmak zorunda da değiliz. İlla sosyal olmak, konuşmak veya beraber bir şeyler yapmak zorunda değiliz ve sanki bir zorunluluk içindeymişiz gibi davranarak aptal aptal konular açıp durmanın anlamı yok. Özetle; her sosyalleşme çabasını aptalca bulduğum bir döneme girdim. Kendim dışımda herkesi aptal olarak etiketleyebilirim. Çok emin değilim ama galiba etiketlemeye de başlamış olabilirim. Yani bu ara herkes aptal, ben akıllı.

Ne diyeceğimi, ne düşündüğümü de tam anlatamadım, anlatabildiğime inanmıyorum, yazamadım ama özetle sakin bir döneme geçiş yaptım, yapıyorum ve uzun bir süre o sakinlikte kalmaya kararlıyım.

26.04.2021

karmaşık bir kaç cümle toplamı

Şimdiye kadar "hayatı anladığımı sanıyordum" ama şu son bi kaç haftadır aslında pekde anlamadığımı düşünmeye başladım. Zaten anladığımı sandığım kısımlarına da çocuksu bi anlam yükleme çabasıyla yaklaştığımı, derin olduğunu sandığım ama aslında pekde derin olmayan şekilde yüzeysel yaşadığımı, yer yer düşüncesizce ele alıp ani kararlarla işaretlediğim bir kaç doğruyu ise silerek veya karalayarak çok çok yanlış yaptığımı şimdi daha net görebiliyorum.
Üstelik tüm bunları yaşarken, herkese "hayat karmaşık değil, onu yaşayan biz zavallılar karmaşıklaştırıyoruz" deyip duruyordum. Oysa bizler zavallı değildik, ben zavallıydım.

Tüm zavallılığıma rağmen, kendime fazlada haksızlık edip "yaptığım her şeyi de yanlış yaptım" diyemem. Çünkü aralarda doğru yaptığım, doğru olduğu için her şeye rağmen tüm gücümle arkasında durduğum şeylerde oldu. Eminim bu saatten sonra da olacak. Fakat artık, eskisi gibi, doğrunun ne olduğu konusunda kafamda beni hızlıca karara vardıracak hiçbir netlik yok ve eğer karar almam gerekirse, bana çok zor gelecek gibi geliyor. Hatta bu yüzden oturup karar almaya üşeneceğimi bile düşünüyorum.

Şu son zamanlarda, gelecekte beni bekleyen tek şeyin; eskisi gibi yanlış dahi olsa sırf kendi içimde ölçüp biçtiğim bir karara varmış olarak yaşamak değil, kararsızca bir yaşam olduğunu da düşünmeye başladım. Bunun nedenleri ise çok fazla. Özellikle şu son yaşadığım sağlık sorunu, psikolojik gelgitli rahatsızlıklar, büyük ameliyat, aile ile tekrar iç içe girmiş olma mecburiyeti, epilepsi teşhisinin de ayrıca konulmuş olması vs vs derken, kafam allak bullak oldu. Sanki bundan sonra birilerinin yardımı olmadan yaşamam imkansızlaşmış gibi bir his, bazen sağdan soldan beni yoklayıp duruyor. Yoklama sonucu ise işte bu düşüncelere teslim olmuşken buluyorum kendimi.

Oysa eskiden yanlış dahi olsa, sırf kendi kararım olduğu için hayatı en sade, en basit haliyle yaşamaya, onu gittiği yere kadar zorla da olsa gütmeye özen gösterirdim. Şimdi ise tüm bunlardan sonra sanki basitlik, sadelik ve özenden geriye bir şey kalmayacak, bırakmayacağım, bırakamacağım gibi hissediyorum.
Çünkü şu bi kaç haftadır anladığım kadarıyla; insanlar ellerinde görünen birer hesap makinesiyle yaşamıyorlarsa da hayatı hep bir matematiksel işlem, kayıp kazanç ilişkileri vs vs üzerine kurulu olarak yaşıyorlar. 
Yani evet, ellerindeki görünmeyen birer hesap makinesi var ve sadece kendilerinin duyabildikleri tıngırtılar eşliğinde yaşayarak günlerini kazançlı bir şekilde geçiriyorlar.
Bu onlar için iyi, benim için kötü oldu. Çünkü kaydeden her zaman kötü duruma düşmüştür. Yüksek puanı alan  her zaman kazanan taraftır. Aldığı için kazanıyor. Bense hesap yapmak için zaten geç kaldım.

Özetle; şu bi kaç aylık hengameden anladığım kadarıyla; hayatı anlamamışım ve gelişigüzel yaşamama rağmen, yine de bir şeyleri de kaçırdığımı düşünmüyorum. Fakat bir çok konuyu çok eksik yaşadığımı, eksik kaldığımı görebiliyorum.
Belki de aslında bunlar eksiklik değildir ama yaşlanmış olmak, yaşlandığını görmüş olmak, bakıma muhtaç olmuş olmak hayatı yanlış anladığımı düşündürüyordur. 

24.04.2021

neden seviyor, seviliyoruz, bunları istiyoruz


"İnsan neden sevgi eksikliği çeker, neden sevilmek ister" bunun üzerine düşünmeye başladım.
Sadece kendinden başkasıyla, mutlaka ama mutlaka kendin dışında biriyle giderilebilecek olan ve adına "sevgi" denilerek etrafı keskin tellerle, ateşle dolu türlü türlü çemberlele çevrelenilen bu ihtiyaç neden var?

Sevilmesek ne olur, sevgi ihtiyacımızı karşılamayı bıraksak, kimse bizi sevmese, sevmesi için çırpınmasak, kimseyi sevmek için de yanıp tutuşmasak ve öylesine tek başımıza yaşayarak, kendimizle veya biriyle ama sevgi ihtiyacı olmaksızın yaşamakla yetinsek olmaz mı?
yani karşımızdakiyle salt insan olduğu için, insanlığı için, insan olduğumuz için beraber yaşasak, onu ve kendimizi saysak olmaz mı?

neden seviyor ve sevilmek istiyoruz?
Doğarken birilerinin sıcaklığıyla yaşamama tutunduğumuz için mi acaba?