9.04.2012

Bu seferde olmadı. Önümüzdeki maçlara bakıcaz

Sikerek de yaşasan bi türlü, sikilerek de yaşasan bi türlü. Sanırım hayatın en güzel yanı da bu olsa gerek. Yani herkese aynı muameleyi yapması. Oysa küçük bir çocukken mutsuz anlarımda aklıma "büyüdüğüm zaman sadece mutlu olucam" düşünceleri üşüşürdü ve  ben "nasılsa büyüyünce çok mutlu olucam" diye düşündüğüm için çok fazla üzülmez, yediğim dayakları bile bir mazoşist gibi zevk alarak geçiştirirdim.
O yaştayken, kendi kendime dayağı ancak bu şekilde normalleştirebiliyordum ve bu sayede canım yandığı için mutsuz olsamda, aslında mutsuzluğumdan dolayı mutlu olabiliyordum. Çünkü çocukken ne kadar mutsuz olursam, büyüyünce o kadar da mutlu olucam sanıyordum.

Ama öyle olmadı. Çünkü göte giren şemsiye insanın canını çok yakıyor. Hatta o şemsiyenin açılma anı varki, orasını ne ben söyliyim, ne siz sorun.
Neyse işte olmuyor ammınakoyim. Hep mutsuzluk var ve hep olacak gibi de duruyor. Bugün bunları düşünürken "madem öyle, o zaman mutsuzluğun kaynağı olan olayların üzerine üzerine gidip biraz onları korkutayım" dedim ve telefonu alıp öküzherif'i aradım. Nasılsınlaştık ve sonrasında da "dışarı çıksana, bir yerde bi çay içelim" dedim. ham hım hum sesleri arasında "tamam" dedi ve 1 saat sonra da bi cafe'de buluştuk. Önce hiç konuşmadık sadece birbirimize anlamlı anlamlı bakınıp durduk. Sonra da "neler yaptın" cümlelerini kurduk ard arda. Bildik işler işte. İkimizde işe gidip gelmişiz, ikimizde yiyip içip sıçmışız falan da filan. Bir de ben onu aramadan 10 dakika önce o bana internetten mesaj atmış "mallığa devam mı? sen büyüyünce ben burda olucam" demiş. Mesajı okuyup onu aradığımı sanmış. Oysa okumamıştım. Laf açılmışken benim koca bi mal olduğumu onayladık. Çünkü aşk denilen şeye bu kadar kolay ulaşılmazmış dedi. Sen ne olduğunu bile bilmiyorsun dedi.
Bilmemki onun istediği leyla ile mecnun aşkı mı, ferhat ile şirin aşkı mı, yoksa romeo ve juliyet misali mi? ah bu eski aşklar. Onlar yüzünden hayatımız zindan oluyor. onlar yüzünden bi bok yaşayamıyoruz. Neyse işte sonra çaylarımızı içip, çıkıp sahile gittik.

Oturduk böyle kenarda, ben iyice koyverdiğimden dolayı hemen ayakkabılarımı çoraplarımı çıkardım ve başımı da onun bacağının üzerine bırakıp oracıkta uzanıverdim. Hayret sesini çıkarmadı. Normalde hemen bağırıp çağırır, ne saçmalıyorsun falan derdi. Sustu kaldı öyle. Balıklar hakkında konuşmaya başladık ve balıkçıların hayatından girip, kaptanların her limandaki sevgililerinden çıktık. Olay sevgililere bağlanınca hemen susup başka bi konu açtık.
Kem küm ler arasında gidip gelirken bi kedi yanımıza geldi. Biraz onu sevdik sonrada kedilerin nankörlüğünden konu açıldı ve sustuk yine.
Konular böyle saçma sapan yerlere bağlanınca konuşacak bir şey bulamadık. sonra da kalkıp eminönü'ne gidip vapurlardan birine bindik, en üstkatta köşede bi yeri kapıp oturduk. Vapur kalabalık olunca bizde iyice yapışıp kaldık sonra o kolunu omzuma attı bende başımı omzuna bıraktım, karşımızdaki kadın turistler bize bakıp bir şeyler konuşmaya başladılar bende öküzherif'e çaktırmadan turist kadınların görebileceği şekilde, sol elimle pantolonumun üstünden sikimi kabaca avuçladım ve onlar susup başka yönlere dönmek zorunda kaldılar, bende rahatlayıp kendimi iyice öküzherif'in omzuna bırakıverdim. Bir şey demedi. Öyle sessiz sessiz beni kendine bıraktırdı.

Sonra öküzherif sağda solda gördüğü yapılarla ilgili bir şeyler anlattı, bende dinliyormuş gibi arada sorular sordum, sanki çok ilgileniyormuşum gibi de tekrar tekrar anlattırdım. Vapur üsküdar'a geldi, biz de bu arada iyice mayışmıştık ve kalabalıkla beraber vapurdan indik. Sonra üsküdar güzel değil ya, kızkulesi de zaten yarrak gibi ortada duruyor deyip aynı vapura tekrar geri binip az önce kalktığımız köşeye tekrar kurulduk.
Öküzherif yine bir şeyler anlattı bende o benim sevgilimmiş ve beni hiç bırakmayacakmış adlı hayalime kaptırdım gittim. Vapur eminönü'ne geldiğinde hayallerimi vapurda bırakıp indik. Çünkü çocukken kurduğum hayallere inanmakla hata ediyorum. Çünkü çocukluğumuzda yaşadığımız mutsuzluklar da bizimle beraber büyüyorlar. Çünkü hayatın; büyüyünce "sadece mutlu olucaksınız" diye bi şartı yokmuş. ve madem mutsuzluk her zaman hayatımın bir köşesinde tetikte bekleyerek var olacak, bende ona inat doğru adamı aramaya devam edicem.

6.04.2012

Sana göre aşk laftan ibaret, bana göre hayatın amlamı'ydı.

Bir işte sıçtığım zaman genelde sorunlu olarak kendimi ilan eder ve hemen rahatlarım. Ama bu sefer öyle olmadı. Güya kaç gündür öküzherif'le yine aramızda böyle bi poyrazlar, karayeller, bi sert kuzey rüzgarları esip duruyordu. Gerçi genel anlamda onunla aramızda hep kavga ederiz ama sonuç olarak baktığım zaman her defasında ya o, ye ben bi şekilde yine orta yolu bulur görüşmeye kaldığımız yerden hiçbir şey olmamış gibi devam ederiz.

İşte bi kaç gündür aramız böyle nedensiz soğukken, görüşemedik ve sadece telefonda nasılsınlaşıp geçtik. Bugün öğleden sonra dedim bakıyım napıyor ne var ne yok diye telefon açtım ve "eğer işin yoksa akşam senin işyerinin oraya geliyim de buluşalım" dedim. O da "yok yok, ben geliyim taksim'de takılırız" dedi ve ben bi anda sevindirik olup hemen kabul ettim. Telefonu kapattıktan sonra da bir sürü plan yaptım, önce yemeğe götüriyim, geçen sefer ben ödemiştim bu sefer o öder, yemekten sonra da sinemaya gideriz, geçen sefer ben ödemiştim ama olsun bu sefer de ben öderim, hem sürekli onun arabasıyla turladığımıza sayarım falan diye kendimce cingöz cingöz ucuz hesaplar yaptım ve böyle böyle hayaller arasında akşamı ettim.

Akşam kararlaştırdığımız saatte metro çıkışının oraya gittim ve o söylediği saatte geldi, ben de koştum bi sarıldım falan böyle, ohooooo o hemen biraz mesafeli davrandı ve "dur yaw dur şimdi iş yerinden birileri görecek zor duruma düşeriz" deyiverdi. "Ammına koyim sokak ortasında seni sikmiyorum ya, iş yerinden biri görse ne olacak" diye içimden geçirip dile dökecektimki "tamam ya, tamam durdum" dedim ve böyle tin tin tin yürüyerek ışıkları geçtik. Tam tramvay durağının oraya gelmiştik ki "aç mısın, gel gidip bir şeyler atıştıralım" diye sordum ve keşke sormaz olaydım. amcık "bi ispanyolla buluşcaz, onu da alalım beraber gideriz" dedi ve ben öyle kalakaldım. "Ne yani benimle buluşmak için taksim'e gelmedin mi?" diye sorunca da "ya senle de buluşmak için geldim, gelmişken onunla da buluşayım, ne olcakki" dedi, bende "haklısın" dedim ve yürümeye devam ettik.

Buluşacağı yere kadar da beni aldı bir düşünce "lan ne olacakki, sonuçta biriyle buluşcak. adamı yiyecek değil ya" falan diye de içten içe düşünerek kendimi kandırmaya falan çalıştım. Sonra buluştuk ve böyle istiklal'de turlamaya başladık. Ama bi baktım benim öküz, bu ispanyolla öyle bi samimi oluyor, öyle bi yakın davranıyorki anlatamam. Sanki az önce "bana dur dur yavaş ol, iş arkadaşlarım görecek" diyen o değilmiş gibi böyle bi şuh kahkahalar, elini omza atmalar falan. Hele birde gittik restorantın birinde oturduk yemekleri söyledik. bu ikisi de yan yana oturdu, bizim öküz de kolunu ispanyolun omzuna attı, muhabbete daldılarki kendimi o an bomboş masadaki tuzluk kadar gereksiz hissettim. Böyle durdum öküze baktım, ispanyola baktım, sonra kendime baktım ve "burda ne işim varki? ammına koduğumun çocuğu bana değer vermiyor bile. bense hala ne diye yapışık ikizler gibi onun peşinden gidiyorum ve hala bi umut diye diretiyorumki?" sonra böyle böyle içten içe düşüne düşüne kendimi iyice dolduruşa getirdim. Tabii bu arada yemekler geldi, yedik falan, bizim öküzde cidden para olmadığı için hesabı ben ödedim ve kalktık. Sonra dışarda bizim öküz yine ispanyola böyle bi yalakalıklar, bi ilgi alaka göstere göstere beni kendinden iyice soğuttu ve ben "ya kusura bakmayın ben eve gitmek zorundayım size iyi akşamlar" dedim. Bizim öküz "yok yok dur biz seni durağa bırakalım" dedi, bende "yok yok gerek yok ben giderim" deyip elimi ispanyola uzatıp "goodnight" dedim ve sonrada öküze elimi uzatıp "hayatında başarılar dilerim. seninle tanışmak güzeldi" dedim ve elimi çekecekken bu elimi sımsıkı tutup "dur ya saçmalama. ne yapıyorsun olur mu öyle, ne oldu? bir şey mi var" falan diye uzun uzun bir şeyler geveledi. Bende "yok bir şey olduğu yok. sadece hayatında başarılar diliyorum" dedim ve elimi hızlıca çekip onlardan koşar adım ayrılıp sokaklarda biraz turladım.

Bu arada yaptığımın doğru bir hareket olup olmadığını sorguladım ve aslında gördümki doğru yaptım. Çünkü ben onun için boktan püsürden başka bir şey değilim. O bana bi anlamda kafesteymiş gözüyle bakıyor ve bu yüzden onun için değerim asla olmayacak. Hem onu arayan soran sürekli benim ve ben onun üzerine düştükçede bu durum hep böyle olacak. O bana hep bokuymuşum gibi davranacak, bende kendimi nimet sanıcam. Sikerim lan böyle işi amcık.

Oysa aslında defalarca öğrendiğime göre; birini sevsen bile asla "seni seviyorum" demeyecektim. Ama işte yapamıyorumki. Kendi kendime verdiğim sözleri tutamıyorum ki. ahh bu dilime bi kilit vurabilsem, ah bu dilimi tutabilsem, ahh onunlayken ellerim sürekli dokunmak istediği için dokunmalarına izin vermesem ve gözlerim onu gördüğü an parlamasa. ahh sevdiğim birini gördüğüm an yüzüme yerleşen o tebessümümü saklayabilsem. Hatta ahh allah belamı versede böyle suratsız meymenetsizin teki olsamda, kimseye ne hissettiğimi belli edemesem ve hatta hiç bir zaman da kimse ne hissettiğimi bilemese. Hatta birine "seni seviyorum" diyemesem. Çünkü ne zaman birine "seni seviyorum" desem işler değişiyor. Ecdadım sikiliyor, allak bullak oluyorum.


Birde aslında bu öküzü farklı sanmıştım. Hani ne bileyim lan, bu sefer turnayı götünden vurdum diyordum kendi kendime. Belki beraber yaşlanıcaz ve en azından gözlerimi kapatacağım zaman elimi tutan biri olur diye düşünüyordum. Ne bileyim işte, sandımki yalnızca beni sevecek, siki kalksa bile sadece bana kalkacak, götünü benden başkasına siktirmeyecek sandım. Ama olmadı. Ben kendi kendime onun için "ohh be. nihayet doğru adamı buldum. ondan başkasını sikmiycem" diye düşünürken, o götüne girip çıkacak yarrak sayısını çoğaltmanın peşindeydi.

Şimdi böyle dönüp bakıyorum da; kendimi inanılmaz aptal buluyorum. Zaten o elimi sımsıkı tutup bir şeyler saçmalarken de ona da dedim" ben koca bi aptalım. ama bi daha bu kadar aptal olmıycam" o ise "saçmalama.." falan diye başlayan uzun uzun cümleler kurmakla meşguldu. beni iplemiyordu bile. Sadece onu terketmemem için, aklına gelen cümleleri alelacele dile getirmekle meşguldu. Meşguliyeti o kadar belliydiki, ben onun yüzüne, mimiklerine dalıp gittiğim için onu dinlemediğimin farkında bile değdildi.
neyse işte ıııhhh olmuyor. konu ilişki olunca hiçbi sikim beceremiyorum..


ve birde şunu farkettimki, ne zaman hayatımı bir düzen içinde yaşamaya çalışsam, ruh halim bozuluyor, ben bozuluyorum hatta bambaşka biri olup çıkıyorum. Sırf düzenli bi hayatım olsun diye, ben düzen içine girmeye çalışırken tüm hayatım allak bullak oluyor. Hatta dengesizin teki olup çıkıyorum. Sanırım ben, yine o 1 yıl önceki halime dönücem. Yani herkese göre düzensiz olan, ama bana göre düzenli olan hayatıma. Çünkü öyle daha huzurlu, daha mutlu oluyorum. Hatta öyleki mutsuzluğumdan bile mutluluk oluyordum.

1.04.2012

hayatımıza giren insanlar bize kendimizi bok gibi hissettirmekten başka bi işe yaramıyorlar

Bir şeyi çok istediğin zaman olmuyor, olduğu zamanda bi tadı kalmıyor. Zaman denilen şey insanın canının daha çok sıkılmasını sağlayan her hangibir olgudan ibaret, gelmişimizi geçmişimizi sikiyor da dönüp gıkımızı çıkaramıyoruz. Gıkımızı çıkarabilsek kim bilir belki dünya daha güzel bi yer olacak. Ama sahte muhafazakâr şefkatlerin arasında saklanmaktan, gıkımızı çıkarmaya fırsat bulamıyoruz.
Oysa bu sahtelikler olmasa, oysa kendimiz olsak varya belki dünya daha güzel bir yer olacak. Kimbilir belki daha kötü bi yer de olabilir, ama denemeden bilemeyiz. O yüzden bu sahteliklerden kurtulmayı deneyip neler olacağını görmeliyiz.

İşte bizim bu aralar öküzherif'le olan ilişkimiz de aynen böyle. O istediğimiz kişilerle yatıp kalkalım ve birbirimizi sıkmayalım diyor, bense bazen "istediğimiz kişilerle yatmayalım sen sadece benimle yat, ben senin yerine de herkesle yatarım" diyorum, bazen de "abi önce birbirimizle yalnız yatıp, birbirimizi tanıyalım, sonra ne olacaksa 3üncü ,4üncü, 5inci kişiler girsin araya. ama şimdilik kimseyle yatmayalım" derken buluyorum kendimi. Aslında her ikisinde de kendimden emin bi şekilde konuşuyorum. Çünkü onun daha bu ikimizin arasında ne olduğu belirsiz bir şeyin içinde gidip başkalarına kendini siktirmesini hazmedemiyorum. Hayır bilsem beni seviyor, belki bu kadar takmıycam, bilsem bana değer veriyor aslında gidip başkalarıyla yiyişmesi zerre umrumda olmayacak, ama bana "kendi içinde" nasıl bi değer yüklediğini bilmediğim için gidip başkalarıyla yiyişmesi zoruma gidiyor. Bide bunu arada saklamaya çalışma numaraları yok mu, hepten deli ediyor beni. O an tutup ağzını burnunu dağıtasım, başına silah dayayasım geliyor.
Ama dediğim gibi, aramızda olanların ne olduğuna dair ufak bir fikrim olsa, bunları hiç iplemiycem. Çünkü bilicemki istediğiyle yiyişse bile hep bana ait olacak, beni diğerlerinden hep ayrı görecek, ayrı bilecek..
ama yok işte olmuyor, bende onunla aramızda olanların ne bok olduğunu bilmiyorum.

Dün gece de yine bu belirsizliklerden birini yaşadım. Oysa önceki gün sinemaya gittiğimiz zaman, cumartesi gecesi de bara gideceğimize dair söz vermişti bana. Bende böyle ağzım açık bi şekilde akşamı ettim ve kararlaştırdığımız saatte telefonu cebimden çıkardımki, bide baktım mesaj geldi "sanırım üşüttüm. hafif kırgınlık var üzerimde evde yatıyorum. üzgünüm" mesaj buydu ve benim aklımdan geçenler ise;
"sikerim lan senin üzgünlüğünü amcık, şu yapaylık dolu üzgünüm kelimesi kadar kafana kurşun sıkarım götherif. orospuçocuğu sen benle dalga mı geçiyorsun, amcık. siktir git ipne seni."

Kendi kendime bu ve benzeri daha milyonlarca küfür ettikten sonra sakinleştim ve onu aradım. Ama cevap vermedi. Allahtan cevap vermedi yoksa ağzına sıçıcaktım. defalarca ara ara ara cevap vermedi. Sonra ben kendi kendime sakinleştim falan bu arada da yarım saat falan geçmiştiki bi baktım o arıyor. Bende tabii o arada artık melulleşmiştim ve ne dese "heee" diyecek kıvama gelmiştim. Moralim de bozuk ve konuşmak istemediğim kıvamda olduğum için de, telefonu "efendim" diye sakin bi tonla açtım ve o "ne yapıyorsun fıstık" dedi. O an içimden "ananın ammını sikiyorum, sen ne yapıyorsun orospuçocuğu" diye cevap vermek gelse de bir şey demedim ve sadece içten bir nefes çekip "hiiiç" dedim. "kaçta gideceksin bara" diye sorunca, ben de "gitmiycem, ben senle gideriz diye gitmek istiyordum, artık gitmek istemiyorum dedim" o ise "git ya" falan diye bir kaç defa ısrar etti ve "bende yok vazgeçtim gitmiycem, sana da çok geçmiş olsun dedim" ve o benim bu cevabımdan sonra "tamam" deyip kapattı. bende dünya başıma yıkılmış gibi büyük bir üzüntü içerisinde eve geldim ve sonra "ya bunu şimdi bi arıyım dedim" ama arayınca da o cevap vermedi. defalarca aradım yine cevap vermedi. Sanırım birini ayarttı ve bara gittiler veya götünü siktirmek için biriyle buluştu. Yoksa bana söz vermişti, bara gidebilirdik. Eğer birileriyle buluşmayacaksa bile, neden benimle bara gelmemek için hastayım desinki. Çünkü daha önce de bi kaç defa yine bar konusu açıldığında gelmek istemiyorum deyip başkalarıyla gitmişti ve ben bunu duyduğumda normal karşılamıştım. Acaba benimle bara gitmek konusunda bir çekincesi mi var, konu ne bilmiyorum ve her neyse de kafamı çok karıştırıyor. Kafamı çok karıştırdığı içinde kendimi bok gibi hissediyorum.