O yaştayken, kendi kendime dayağı ancak bu şekilde normalleştirebiliyordum ve bu sayede canım yandığı için mutsuz olsamda, aslında mutsuzluğumdan dolayı mutlu olabiliyordum. Çünkü çocukken ne kadar mutsuz olursam, büyüyünce o kadar da mutlu olucam sanıyordum.
Ama öyle olmadı. Çünkü göte giren şemsiye insanın canını çok yakıyor. Hatta o şemsiyenin açılma anı varki, orasını ne ben söyliyim, ne siz sorun.
Neyse işte olmuyor ammınakoyim. Hep mutsuzluk var ve hep olacak gibi de duruyor. Bugün bunları düşünürken "madem öyle, o zaman mutsuzluğun kaynağı olan olayların üzerine üzerine gidip biraz onları korkutayım" dedim ve telefonu alıp öküzherif'i aradım. Nasılsınlaştık ve sonrasında da "dışarı çıksana, bir yerde bi çay içelim" dedim. ham hım hum sesleri arasında "tamam" dedi ve 1 saat sonra da bi cafe'de buluştuk. Önce hiç konuşmadık sadece birbirimize anlamlı anlamlı bakınıp durduk. Sonra da "neler yaptın" cümlelerini kurduk ard arda. Bildik işler işte. İkimizde işe gidip gelmişiz, ikimizde yiyip içip sıçmışız falan da filan. Bir de ben onu aramadan 10 dakika önce o bana internetten mesaj atmış "mallığa devam mı? sen büyüyünce ben burda olucam" demiş. Mesajı okuyup onu aradığımı sanmış. Oysa okumamıştım. Laf açılmışken benim koca bi mal olduğumu onayladık. Çünkü aşk denilen şeye bu kadar kolay ulaşılmazmış dedi. Sen ne olduğunu bile bilmiyorsun dedi.
Oturduk böyle kenarda, ben iyice koyverdiğimden dolayı hemen ayakkabılarımı çoraplarımı çıkardım ve başımı da onun bacağının üzerine bırakıp oracıkta uzanıverdim. Hayret sesini çıkarmadı. Normalde hemen bağırıp çağırır, ne saçmalıyorsun falan derdi. Sustu kaldı öyle. Balıklar hakkında konuşmaya başladık ve balıkçıların hayatından girip, kaptanların her limandaki sevgililerinden çıktık. Olay sevgililere bağlanınca hemen susup başka bi konu açtık.
Kem küm ler arasında gidip gelirken bi kedi yanımıza geldi. Biraz onu sevdik sonrada kedilerin nankörlüğünden konu açıldı ve sustuk yine.
Konular böyle saçma sapan yerlere bağlanınca konuşacak bir şey bulamadık. sonra da kalkıp eminönü'ne gidip vapurlardan birine bindik, en üstkatta köşede bi yeri kapıp oturduk. Vapur kalabalık olunca bizde iyice yapışıp kaldık sonra o kolunu omzuma attı bende başımı omzuna bıraktım, karşımızdaki kadın turistler bize bakıp bir şeyler konuşmaya başladılar bende öküzherif'e çaktırmadan turist kadınların görebileceği şekilde, sol elimle pantolonumun üstünden sikimi kabaca avuçladım ve onlar susup başka yönlere dönmek zorunda kaldılar, bende rahatlayıp kendimi iyice öküzherif'in omzuna bırakıverdim. Bir şey demedi. Öyle sessiz sessiz beni kendine bıraktırdı.
Sonra öküzherif sağda solda gördüğü yapılarla ilgili bir şeyler anlattı, bende dinliyormuş gibi arada sorular sordum, sanki çok ilgileniyormuşum gibi de tekrar tekrar anlattırdım. Vapur üsküdar'a geldi, biz de bu arada iyice mayışmıştık ve kalabalıkla beraber vapurdan indik. Sonra üsküdar güzel değil ya, kızkulesi de zaten yarrak gibi ortada duruyor deyip aynı vapura tekrar geri binip az önce kalktığımız köşeye tekrar kurulduk.
Öküzherif yine bir şeyler anlattı bende o benim sevgilimmiş ve beni hiç bırakmayacakmış adlı hayalime kaptırdım gittim. Vapur eminönü'ne geldiğinde hayallerimi vapurda bırakıp indik. Çünkü çocukken kurduğum hayallere inanmakla hata ediyorum. Çünkü çocukluğumuzda yaşadığımız mutsuzluklar da bizimle beraber büyüyorlar. Çünkü hayatın; büyüyünce "sadece mutlu olucaksınız" diye bi şartı yokmuş. ve madem mutsuzluk her zaman hayatımın bir köşesinde tetikte bekleyerek var olacak, bende ona inat doğru adamı aramaya devam edicem.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
düşüncelerini kendine saklama, benimle de paylaş.