Hani şu tombalak vardıya, aylardır görüşüyorduk falan ve bayram öncesinde hani cevahir'de gezinip birbirimizi cimcirirken, kolunu öptüm diye kavga ettiğimiz. Hah işte ona bayramda mesaj attım "iyi bayramlar" diye. Hani hem bayramdır seyrandır selam veriyim, hem de böyle yoklıyım kızgınlığı geçtimi falan diye.
Mesajı attığım ilk 2 gün, cevap gelmeyince böyle sürekli profiline giriyorum ne yapıyor ne ediyo, paylaştığı bi şey var mı, yok mu? falan diye ve durum böyleyken nerdeyse kendi profilimden çok onun profilinde zaman geçiriyordum. Zaten sonraki günlerde de bilgisayarı açtığım gibi önce facebook'a girip onun profiline bakınmaya başlamıştım. Sonra 3üncü gün de bunun facebook hesabından tıkırtı olmayınca dedim her halde öldü. Çünkü işsiz güçsüz biriydi ve zamanının çoğunu nette geçiriyordu.
Bu düşünceler arasında 4üncü gün bi daha profiline bakınırken baktım güzel sözler paylaşmış, 5inci gün baktım videolar yüklemeye başlamış, 6ıncı gün baktım ohooo kakara kikiri de, bana da hala cevap vermiyor.
"Ulan allahsız kâfir insan en basitinden, yazdığım o "iyi bayramlar" mesajını, noktasına virgülüne dokunmadan kopyalayıp gerisin geri atar, bunu bile yapmaktan gerisin ya ben artık seni ne diye hala hayatımda tutma çabası içindeyim anlamıyorumki" diye kendi kendime kızmaya başladım.
Bi ara "sen bi trafik kazasında öl, bende duam kabul oldu diye bi kaç gün üzüleyim olsun bitsin" diye mesaj atasım geldi de tuttum kendimi. Onun yerine msn'i açtım ve onu online gördüm.
Önce dedim hani ağırdan alıyım belki o yazar. Böyle bekle bekle gece saat oldu 00:35 baktım bunda ses seda yok. Sonra ben dayanamadım ve "selam" deyiverdim. O da "selam" dedi ve öyle kaldı. Baktım pek konuşacak gibi değil. Dedim "ne yapıyorsun" falan filan, o da ben sordukça cevap veriyor. Böyle çocuk gibi, ağzından kerpetenle laf alıyormuşum gibi zorla konuşturuyorum. Sonra baktım olacak gibi değil, bıraktım kibarlığı falan açtım ağzımı "ulan insan bayram mesajına karşılık vermez mi?" diye carlayıverdim.
Ben kapatıp gidecek diye beklerken (çünkü huyu böyledir. konuşmaktan kaçınır veya konuyu değiştirirdi) bu hala online'dı ve hiç bi şey yazmıyordu. Sonra bekledim bekledim, baktım olacağı yok, bi şey yazmayacak "kendine iyi bak" diye yazıp gönderirken, bi yandan yazmaya devam ediyordum ve o anda o "sende" diye yazıverdi, ben ise ardından cümlemi tamamladım ve "seni tanıdığıma sevindim. hayatında başarılar" diye yazıp gönderdim, ardından da bastım block'u, girdim facebook'tanda çıkardım amcığı. Ohh bi rahatladım, bi rahatladım anlatamam. Aaaa eşşek kadar adam olmuşsun hala çocuk gibisin. Gerçi suç bende kendi yaşıtlarımda çıkmıyordum ve hep 30larında adamlarla takılıyordum. Ne diye bu çocukla tanıştım anlamıyorumki.
Hani tamam, insanın içinde bi çocuk olur ama yani etrafta bu kadar sübyancı varken artık o içindeki çocuğu öldür yoksa gözünün yaşına bakmadan sikecekler valla. Demedi deme yani.
Ayy allahım zaten hiç sevmem böyle çocuk gibi davrananları. Ama bunda bi değişik hava vardı.
Ya bi dakka bi dakka aslında değişik meğişik bi havası yoktu. Sadece göbeği ve sarışınlığı hoştu. Başka da bi sikim havası yoktu. Gerçi o sarışınlığı ve göbeği de 4-5 buluşmadan sonra artık önemini yitirmişti ve gittikçe insani ilişkilerine dikkat etmeye başlamıştım. Hani konuşurken kendini tam ifade edemese de, en azından gülmeyi biliyordu. Ama pişmiş kelle gibi de sürekli gülmek, ilişkilerin ammına su kaçırıyor o da ayrı bi konu.
Bide biz onla böyle hani cidden güzel bi tanışmayla kaynaşmıştık ve ben bu sefer içimden "eros ammıma koydu galiba" diye düşünmüştüm, ama olmadı. Daha insani ilişkileri bilmeyen bi hayvan, aşk gibi sert ilişkileri nasıl devam ettirebilirki.
Hani bloga yazmasam bile her buluşmamız iyi geçiyordu ve her seferinde daha bi yakınlaşıp, daha uzun süre göz göze kalıp gidiyorduk. Hatta bunu ona da şöyle söylemiştim "sanırım sen doğru kişisin" demiştim. O ise "ya değilsem" demişti. Bende "değilsen değilsindir, ama bu iyi biri olduğun gerçeğini değiştirmeyecektir" demiştim ve o gülmüştü. "Allah yolumuzu açık etsin" deyip, hayatımdan çıkarmış olayım.Böylece kansız bi ilişki ihtimalinin daha sonuna geldik.
19.09.2011
15.09.2011
Ya farklı ol ve bi an önce farkedil, yada siktir git bi çay koy
Hayata farklı bakan bi çift göze sahip olduğunu bağıra çağıra söylemesine rağmen farkedilmeyince 40 takla atmaya başlayan, ama aslında hayata farklı bakabilen bi çift göz yerine, tek farklılığı gözlerinin şaşılığı olan bireylerin, toplumun çoğunluğunu oluşturduğu bi yüzyılda yaşıyoruz. Marjinal olarak doğma"ma"sına rağmen marjinal bi yapay yaşam şekli seçip, saçmalayan günümüz stress topları için yapacak tek bi şey var; acılarına son verecek olan kurşunu kafalarına kendi ellerimizle sıkmalıyız. Acımadan ve bu dünyayı daha fazla kirletmelerine izin vermeden.
Öte yandan marjinalliğin ammına koymasına rağmen normal bir yaşam sürme peşinde koşan onca insan görüyorum etrafta. Sırf normal olduğunu ispat etmek için yaşayan ve sırf normalliğini kabullendirtmek için durmadan saçmalayan insanlar. Her iki taraf" da, götümüzle gülünecek kadar komik görünüyorlar ve biliyor musunuz taraflar hiç bu kadar kesin bir şekilde ayrılmamışlardı.
Kimi erkekler sanat yapıyorum diye çıktığı sahnede götüne dildo sokar, kimi kadınlar sanatçıyım diye çıktığı sahnede amcık tokuşturmacası yapıp, bunu topluma ağzı yarı açık davetkâr bakışlarla "buna sanat denir ve ben sanatımla anılmak istediğim için yaşıyorum" adlı kılıfla sunar ve açıkçası şunu baştan söylemek gerekirki; bu kadar farklılığın olduğu bi yüzyılda, siz hiç bi bok değilsiniz. Canınızın, sadece popüler olmuş bi yarrak istediği açıkça belli oluyor. Bu yüzden de size para verip, marjinal sanat yaptıranların ve yaptığınız sanatın götüne koyim...
Aslında bu konu sadece kendi toplumumuzla alakalı değil. Tüm dünya ile alakalı bir durum. Çünkü toplum artık farkedilmeniz için sizi marjinal yaşamaya itiyor. Yani "ya farklı ol ve bir an önce farkedil, yada siktir git bi çay koy" diyor. Andy Warhol'ün dediği gibi "bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" ve unutulduktan sonra da ses getirmesini umut ettiği bir şekilde intihar edip, hiç kimse iplemediği için sessizce bok yolunda ilerlerken en yakın arkadaşının alkışıyla cehenneti boylayacak.
Günümüz toprağının üstü; aklında sadece sikişmek ve asla doğmayacak onlarca çocuğu bi anda sağ elinin içine boşaltıp yalayan veya sevdiğinin içinde şeytani bi sevgiyle gidip gelirken, tam boşalacağı sırada geri çekilip "seni seviyorum" deyip sevdiğinin suratına, kendi yüzünde şehvetin hakim olduğu aptalca bir gülümsemeyle boşalan milyonlarca insan var. Toprağın altı ise peygamberler, sanatçılar, dünya liderleri ve onların her dediğini yapan kölelerle dolu. Toprağın altındakileri siktir edin de, toprağın üstündeki bu insanlar sanat galerilerinde az önce içine boşaldıkları ellerini çenelerine dayayıp, sanatı ve sanatçıyı anlamaya çalışıyor gibi duruyorlar. Duvardaki kurumuş peçeteye saatlere bakıp ağızlarıyla "evet anlıyorum" diyorlar ve içlerinden ise "pezeveng senin yaptığın sanatı benim 12,5 yaşındaki çocuğum her gün tuvalette yapıyor. Onu bu sanatı yaparken görsem günün 23 saati döver, kalan 1 saatte de kendine gelsin diye ara verirdim" diye geçiriyorlar.
Sanat hakkında eleştiri yaparken "kaybedenlerden" olmamak için sessiz kalmayı tercih eden, ama yaptığı sanatla toplumun topuna meydan okuyan bir sanatçı duruşu sergileyen bu korkaklar gürûhu, arkalarından gelen yeni nesli düşünmüyorlar bile. Gerçi düşünmemekde de haksız sayılmazlar hani. Çünkü yeni nesil onlara yetiştiği gibi, "kaybedenlerden" olmayı tercih ederek; topluma karşı değil, bireyin eşşekleşmiş olmasına karşı olan sanat anlayışından dolayı, öncülerinin hepsini büyük bi saldırganlıkla, göğe doğru savuracağı zafer kahkahaları eşliğinde, bağırta bağırta tarifsiz büyük bi zevkle sikecekler.
Öte yandan marjinalliğin ammına koymasına rağmen normal bir yaşam sürme peşinde koşan onca insan görüyorum etrafta. Sırf normal olduğunu ispat etmek için yaşayan ve sırf normalliğini kabullendirtmek için durmadan saçmalayan insanlar. Her iki taraf" da, götümüzle gülünecek kadar komik görünüyorlar ve biliyor musunuz taraflar hiç bu kadar kesin bir şekilde ayrılmamışlardı.
Kimi erkekler sanat yapıyorum diye çıktığı sahnede götüne dildo sokar, kimi kadınlar sanatçıyım diye çıktığı sahnede amcık tokuşturmacası yapıp, bunu topluma ağzı yarı açık davetkâr bakışlarla "buna sanat denir ve ben sanatımla anılmak istediğim için yaşıyorum" adlı kılıfla sunar ve açıkçası şunu baştan söylemek gerekirki; bu kadar farklılığın olduğu bi yüzyılda, siz hiç bi bok değilsiniz. Canınızın, sadece popüler olmuş bi yarrak istediği açıkça belli oluyor. Bu yüzden de size para verip, marjinal sanat yaptıranların ve yaptığınız sanatın götüne koyim...
Aslında bu konu sadece kendi toplumumuzla alakalı değil. Tüm dünya ile alakalı bir durum. Çünkü toplum artık farkedilmeniz için sizi marjinal yaşamaya itiyor. Yani "ya farklı ol ve bir an önce farkedil, yada siktir git bi çay koy" diyor. Andy Warhol'ün dediği gibi "bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" ve unutulduktan sonra da ses getirmesini umut ettiği bir şekilde intihar edip, hiç kimse iplemediği için sessizce bok yolunda ilerlerken en yakın arkadaşının alkışıyla cehenneti boylayacak.
Günümüz toprağının üstü; aklında sadece sikişmek ve asla doğmayacak onlarca çocuğu bi anda sağ elinin içine boşaltıp yalayan veya sevdiğinin içinde şeytani bi sevgiyle gidip gelirken, tam boşalacağı sırada geri çekilip "seni seviyorum" deyip sevdiğinin suratına, kendi yüzünde şehvetin hakim olduğu aptalca bir gülümsemeyle boşalan milyonlarca insan var. Toprağın altı ise peygamberler, sanatçılar, dünya liderleri ve onların her dediğini yapan kölelerle dolu. Toprağın altındakileri siktir edin de, toprağın üstündeki bu insanlar sanat galerilerinde az önce içine boşaldıkları ellerini çenelerine dayayıp, sanatı ve sanatçıyı anlamaya çalışıyor gibi duruyorlar. Duvardaki kurumuş peçeteye saatlere bakıp ağızlarıyla "evet anlıyorum" diyorlar ve içlerinden ise "pezeveng senin yaptığın sanatı benim 12,5 yaşındaki çocuğum her gün tuvalette yapıyor. Onu bu sanatı yaparken görsem günün 23 saati döver, kalan 1 saatte de kendine gelsin diye ara verirdim" diye geçiriyorlar.
Sanat hakkında eleştiri yaparken "kaybedenlerden" olmamak için sessiz kalmayı tercih eden, ama yaptığı sanatla toplumun topuna meydan okuyan bir sanatçı duruşu sergileyen bu korkaklar gürûhu, arkalarından gelen yeni nesli düşünmüyorlar bile. Gerçi düşünmemekde de haksız sayılmazlar hani. Çünkü yeni nesil onlara yetiştiği gibi, "kaybedenlerden" olmayı tercih ederek; topluma karşı değil, bireyin eşşekleşmiş olmasına karşı olan sanat anlayışından dolayı, öncülerinin hepsini büyük bi saldırganlıkla, göğe doğru savuracağı zafer kahkahaları eşliğinde, bağırta bağırta tarifsiz büyük bi zevkle sikecekler.
13.09.2011
Allah, öldüğümüz zaman götümüze giren çıkanla değil, kalbimize giren çıkanlarla ilgilenecek
Bu aralar paralar suyunu çekince, bende sağda solda başı boş itler gibi oyalanmak yerine eve kapattım kendimi. Sanki hayat zaten evimin içindeymişcesine, her bi köşesine daha bi dikkat etmeye başladım. Evin en olmadık yerlerindeki yaşam belirtileri yüzünden aslında yalnız olmadığımı daha iyi anladım. Balkon tam bir güvercin yuvasına dönmüş, yuvalarında bi kaç yumurta olduğundan dolayı dağıtmaya da gönlüm razı olmuyor. Geçen bi kap su bıraktım arkamı döndümki dökmüşler bile. Bi an kızgınlıkla beni anlıyorlarmış gibi en samimi halimle "zıkkım için" deyip tası aldım içeri ve bi daha da su vermedim. Evin dışı böyleyken, içi ise balkona oranla daha eğlenceli sanki. Çünkü ortalıkta çeşitli büyüklükte karıncalar cirit atıyor, kıyıp süpüremiyorumda. Tek korkum gece uyurken götüme kaçmaları, taşşaklarımı kemirmeleri falan.
Sokakta da genelde başım önüme eğik yürüyen biri olduğum için evin içinde de gezinirken sıkıntı çekmiyorum, böylece karıncalara basmayıp "ahğğlarını" almıyorum. Zaten can dediğin aynı acıları hisseder, bedenin büyüklüğünün ne önemi var. Geçen yanlışlıkla bi tanesine basınca, sanki bana basılmış gibi bi anda irkildim ve ayağımı kaldırıp bakınca karıncanın bana mısın demeden yoluna devam ettiğini görünce şaşırdım. Aslında bizde böyle olmalıyız, yaşadığımız ağır travmalar, en büyük hayalkırıklıklarına rağmen takılıp kalmamalı, yolumuza hiç sikilmemiş gibi devam etmeliyiz...
Karıncalar var ama, evde henüz bi tane dışında hiç hamamböceği görmedim ona üzülüyorum. Hamamböceklerinin kafalarının koparıldıktan sonra bile haftalarca yaşadığını biliyormuydunuz? Gerçi doğduğundan bu yana kafasız yaşayan onca insan varken, kafası koparılmasına rağmen haftalarca yaşamaya devam eden hamamböceklerine şaşırmamak lazım.
Perdelerde örümcekler peygamber ağı ördüler, temizlemek zor geliyor. Zaten balkona da güvercinler yumurtlayıp duruyorya, sanırım yakında Cebrail'den ilk vahyi almaya başlayabilirim. Peygamberliğimi ilan edersem sakın şaşırmayın. Hem ne olmuş yani, eşcinsel bir peygamber olamaz mı? Düşünsenize ayetlerinde "kadınlarınız sizin tarlanızdır istediğiniz gibi ekip biçin" demek yerine "sizi ölümüne seven erkekler tarlanızdır, istediğiniz gibi sikip atın" diyor. Huuu huuuu seni bekliyorum cebraaaiiil.
Şu an üstümde olan pijama sanırım 2 aydır çamaşır makinesinden ayrıldı ve o günden bu yana hala çamaşır makinesinin deliğini görmüş değil. Üstelik ben bu pijamaya her gece uyumadan önce boşalalıp, her tarafım yapış yapışken uyuya kalıyorum. Bu kadar pis bi pijama olmasına rağmen kalkıp temizlemek için makineye atmak bile zor geliyor bana. Gerçi pis bi peygamber olmaz değil mi? Her şeyden önce peygamber dediğin adamın veya kadının dışı temiz olmalı, içini ne yapcaz ki?
Bazen üstümdeyken duşa girdiğim giysilerimde oluyor, ama o zamanlar genelde hayattan tamamen bıkmış olduğum ve aslında göz yaşlarımı kendimden bile saklamak için alelacele duşa girdiğim zamanlara denk geliyor. Neden ağlıyorsun derseniz; sevdiğim ve aslında hiç bi zaman hayatıma girmeyecek olan adamlar için ağlıyorum. Çünkü elimden yapacak başka bir şey gelmiyor. Gözyaşlarım akmamasına rağmen, duşun damlaları yardımıyla ağlayabilmek rahatlatıyor beni. Tüm bunlara rağmen alkol alan biri olmadığım için, yatıp kalkıp mideme teşekkür ediyorum. Çünkü alkolün daha ilk yudumunda kusan bi midem var. Düşünüyorumda; tüm bu parasızlığıma rağmen yinede alkol alabilen biri olsaydım, sanırım iyice çekilmez olurdum. Zaten sarhoş bi peygamber de çekilmezki. Düşünsenize cebrail'den diye yanlışlıkla şeytandan ayetler okur ümmetine.
Sabah kalktığımdan bu yana nette domalıp duruyorum. Dolanıp durmalarım sadece porno sitelerinden ibaret ve uyandığımdan bu yana en az 3 defa osbir çektim ve her boşaldıktan sonra, anında kapadım pornoları.
Ama olmuyor, aklım hala hafif kıllı erkek göğsünde, sakallı suratlarda ve "öpüşelim mi" dercesine masumca bir şehvetle karşısındakinin gözlerine bakan o ifadelerde.
Bazen aynı pornoya aylarca takılıp kalıyorum. Artık adamın kaçıncı dakikada götüne giren yarrağın canının yaktığını ve nerde numaradan olduğu her halinden belli bir zevkle "ohhh yeeaahh" dediğini bile ezberliyorum. Ve onu siken adamın aslında rol icabı bile sikmekten çok, sikilmekten zevk aldığını bir kaç defa izledikten sonra anlamış oluyorum. Tuhaf gelmiyor değil tüm bu olanlar, elbetteki tuhaf geliyor, odun değiliz!! peygamber olcaz dedik ya...
Ama işte onları da numaracıktan zevk alıyormuş gibi davranmaya iten gerçek bir sikiş sahnesi var ortada ve tüm bunlar karşılığında karınlarını doyurmak için para alıyorlar. Hayat hep bir sıfır önde. Ne yaparsan yap alttında kalan sen olacaksın.
Bazen bende çok parasız kaldığımda gidip götümü para karşılığında siktirmeyi düşünmüyor değilim. Hele bide sevdiğim adamların aslında beni sadece götten ve yarraktan ibaret bir canlı olarak gördükleri zamanlarda. O zaman daha iyi anlıyorum; aslında sevginin bi bok olmadığını, sevmenin beş para etmediğini ve tüm anlam yüklediğim siktiri boktan anların değersizliğini. Ama yinede kalbime laf geçiremiyorum. Azmış piç!! dinlemiyorki beni. Her giren kazıktan sonra, gözlerimle yenisini arayıp duruyor.
Sokakta da genelde başım önüme eğik yürüyen biri olduğum için evin içinde de gezinirken sıkıntı çekmiyorum, böylece karıncalara basmayıp "ahğğlarını" almıyorum. Zaten can dediğin aynı acıları hisseder, bedenin büyüklüğünün ne önemi var. Geçen yanlışlıkla bi tanesine basınca, sanki bana basılmış gibi bi anda irkildim ve ayağımı kaldırıp bakınca karıncanın bana mısın demeden yoluna devam ettiğini görünce şaşırdım. Aslında bizde böyle olmalıyız, yaşadığımız ağır travmalar, en büyük hayalkırıklıklarına rağmen takılıp kalmamalı, yolumuza hiç sikilmemiş gibi devam etmeliyiz...
Karıncalar var ama, evde henüz bi tane dışında hiç hamamböceği görmedim ona üzülüyorum. Hamamböceklerinin kafalarının koparıldıktan sonra bile haftalarca yaşadığını biliyormuydunuz? Gerçi doğduğundan bu yana kafasız yaşayan onca insan varken, kafası koparılmasına rağmen haftalarca yaşamaya devam eden hamamböceklerine şaşırmamak lazım.
Perdelerde örümcekler peygamber ağı ördüler, temizlemek zor geliyor. Zaten balkona da güvercinler yumurtlayıp duruyorya, sanırım yakında Cebrail'den ilk vahyi almaya başlayabilirim. Peygamberliğimi ilan edersem sakın şaşırmayın. Hem ne olmuş yani, eşcinsel bir peygamber olamaz mı? Düşünsenize ayetlerinde "kadınlarınız sizin tarlanızdır istediğiniz gibi ekip biçin" demek yerine "sizi ölümüne seven erkekler tarlanızdır, istediğiniz gibi sikip atın" diyor. Huuu huuuu seni bekliyorum cebraaaiiil.
Şu an üstümde olan pijama sanırım 2 aydır çamaşır makinesinden ayrıldı ve o günden bu yana hala çamaşır makinesinin deliğini görmüş değil. Üstelik ben bu pijamaya her gece uyumadan önce boşalalıp, her tarafım yapış yapışken uyuya kalıyorum. Bu kadar pis bi pijama olmasına rağmen kalkıp temizlemek için makineye atmak bile zor geliyor bana. Gerçi pis bi peygamber olmaz değil mi? Her şeyden önce peygamber dediğin adamın veya kadının dışı temiz olmalı, içini ne yapcaz ki?
Bazen üstümdeyken duşa girdiğim giysilerimde oluyor, ama o zamanlar genelde hayattan tamamen bıkmış olduğum ve aslında göz yaşlarımı kendimden bile saklamak için alelacele duşa girdiğim zamanlara denk geliyor. Neden ağlıyorsun derseniz; sevdiğim ve aslında hiç bi zaman hayatıma girmeyecek olan adamlar için ağlıyorum. Çünkü elimden yapacak başka bir şey gelmiyor. Gözyaşlarım akmamasına rağmen, duşun damlaları yardımıyla ağlayabilmek rahatlatıyor beni. Tüm bunlara rağmen alkol alan biri olmadığım için, yatıp kalkıp mideme teşekkür ediyorum. Çünkü alkolün daha ilk yudumunda kusan bi midem var. Düşünüyorumda; tüm bu parasızlığıma rağmen yinede alkol alabilen biri olsaydım, sanırım iyice çekilmez olurdum. Zaten sarhoş bi peygamber de çekilmezki. Düşünsenize cebrail'den diye yanlışlıkla şeytandan ayetler okur ümmetine.Sabah kalktığımdan bu yana nette domalıp duruyorum. Dolanıp durmalarım sadece porno sitelerinden ibaret ve uyandığımdan bu yana en az 3 defa osbir çektim ve her boşaldıktan sonra, anında kapadım pornoları.
Ama olmuyor, aklım hala hafif kıllı erkek göğsünde, sakallı suratlarda ve "öpüşelim mi" dercesine masumca bir şehvetle karşısındakinin gözlerine bakan o ifadelerde.
Bazen aynı pornoya aylarca takılıp kalıyorum. Artık adamın kaçıncı dakikada götüne giren yarrağın canının yaktığını ve nerde numaradan olduğu her halinden belli bir zevkle "ohhh yeeaahh" dediğini bile ezberliyorum. Ve onu siken adamın aslında rol icabı bile sikmekten çok, sikilmekten zevk aldığını bir kaç defa izledikten sonra anlamış oluyorum. Tuhaf gelmiyor değil tüm bu olanlar, elbetteki tuhaf geliyor, odun değiliz!! peygamber olcaz dedik ya...
Ama işte onları da numaracıktan zevk alıyormuş gibi davranmaya iten gerçek bir sikiş sahnesi var ortada ve tüm bunlar karşılığında karınlarını doyurmak için para alıyorlar. Hayat hep bir sıfır önde. Ne yaparsan yap alttında kalan sen olacaksın.
Bazen bende çok parasız kaldığımda gidip götümü para karşılığında siktirmeyi düşünmüyor değilim. Hele bide sevdiğim adamların aslında beni sadece götten ve yarraktan ibaret bir canlı olarak gördükleri zamanlarda. O zaman daha iyi anlıyorum; aslında sevginin bi bok olmadığını, sevmenin beş para etmediğini ve tüm anlam yüklediğim siktiri boktan anların değersizliğini. Ama yinede kalbime laf geçiremiyorum. Azmış piç!! dinlemiyorki beni. Her giren kazıktan sonra, gözlerimle yenisini arayıp duruyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

