Az önce akşam yemeği adına doğradığım salatalık, domates, soğan, sarımsak, haşlanmış yumurta ve poğaçaları, sıcak çay eşliğinde mideye indirirken şunu fark ettim; yemek yapmaya dair üşengeçliğimi aşamadım gitti.
Yemek yapmakla uğraşmak yerine, işte böyle bir şeyler yiyerek doyma yoluna gidiyorum. Hazırladıklarımı tabaklardan usul yemeye başladıktan en fazla bi kaç dakika sonra, hangi düşüncenin ardından geldi bilmiyorum ama bi anda "artık gay değilsem, toplum için yanlış yapmayan, topluma ait olarak doğru yaşamaya özen gösteren, sıradanlığı terk etmiş, toplumsal anlamda kabul görülecek şekilde daha makul biri olarak yaşamalıyım. tersi olan tüm haklarım artık yok. bitti. Artık toplum dışı başarısızlık hakkım da yok." diye art arda düşünceler geçit töreni yaptılar o koca kafamın içindeki büyük beynimde.
Evet kafa tasım, çevremdeki herkesinkinden daha büyük. Bunu ilk olarak 2017 yılında kıbrıs'ta okurken tanıştığım TRAVESTİ SESLİ söylemişti. Tabii sadece bir kez ve sadece dalga geçmek için değil, bedenimdeki orantısızlık üzerinden beni aşağılamak için sık sık "yavvv senin şu kafan çok güzel ya. çok büyük" diye söylerdi bunu. Aşağılamak için söylediğinden dolayı onu hiçbir zaman ciddiye almadım. Ama geçen ay gelip bende 5-6 gün misafir kalan çocukluk arkadaşım M'nin 3 yaşındaki oğlu'nun "senin kafan çok büyük, kocaman. niye böyle" deyişiyle bi anda gülsemde ve babası utanıp sıkılarak "saçların uzun demek istiyor" diye toparlamaya çalışsa da, ben "çok mu büyük" deyip gülerken aynı zamanda aklıma Travesti Sesli'nin de "yaa senin kocaman bi kafan var, hele şuna bak hele yaaa" deyişleri geldi.
Bunu niye anlattım, nereye bağlayacaktım yazarken unuttum. iyisi mi bu konuyu kapatayım ve yukarıdaki ilk konudan devam etmeye çalışayım;
Bu çocuksu rollerine acıyanlardan bazıları yer yer sana büyüdüğünü söyleyecek ama kimseyi siklemezsin, çünkü sen bi gaysin. daima akışkan ve asla ele avuca sığmaz bi dengesiz. Bunu en iyi sen bilirsin. Ama her şeyi bu kadar oyunlaştırmışken ve oyununa dahil olmaya hazır minyonlar varken, seni sevdiği için sana uyarıda bulunanları niye takacaksın ki?
takmazsın. bu böyledir ve böyle gelmiş, böyle gidecektir.
benim için de hayat böyle geçti. bazen aklım başıma gelsede, aslında genel olarak pek takmadım ve en sıkıştığım anda, tüm sorumluluğu sadece bir insan olarak almak yerine, en gay halimle yüklendim ayol.
zaten gaylerin çoğu cinsellikten tamamen bağımsız en erkek insan halinle yaşarken, davranırken bile o ilk sıkıştıkları anda gay şımarıklığıyla, ses ve davranışlarına hafif çocuksu bi hava katmış olarak "bananeeee, ben böyle yapmak istedim. böyle yapıcammmm" der ve yola devam ederler. Çünkü büyümeyi kabullenmezler, büyümek onlara göre değildir. Sorumluluklardan götlerini siktirerek kaçarlar. Zaten gayken, gay olarak yaşarken tüm doğruların da canı cehenneme.
Tüm bunların geçerliliği var. Gayler sorumluluk almaktan korktukları birer şımarık piçlere dönüştükleri için götlerini siktirirler aslında.(bu ne alaka oldu, neyse kalsın. bilinç akışıyla devamke)
Şimdi tüm bunları derken, şunu da eklemeliyim:
gay hayatı çok renkli vs vs diye anlatılır, yaşanılır güya ama aslında öyle değil. hep tüketilen bi beden, cinsel ilgisi için kullanılıp sokağa atılan bi ruhu vardır ibnelerin. bu her defasında öyle olur. kişi bunun farkındadır ama anlık ilginin bağımlısı olmuştur. "bir kaç saatliğine de olsa, dünyanın merkezi olmanın nesi kötüdür ki" diye diye düşünerek boka batmaya gönüllü razı olur.
ve zaten gaylerin tümü, sanki yetişkinliği red etmiş çocuk adamlardan, çocuk kadınlardan ibaretler. sorumluluk almaktan kaçan, birer korkak sürüsü.
ve kendim için dediğim gibi; artık gay değilsem, tüm bu dengesizlik haklarım bitti. Artık kimseyle oynayamam, oynayamaz benimle kimse. Çünkü ben yine oyunbozanlık yaptım. bu böyle biline.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
beni yorumla, cümleler içinde kullan, yepyeni anlamlara sal.