Bugün hafta sonu olduğu için bitpazarı açıktı ve geçen şurada yazdığım (https://hayaterkegi.blogspot.com/2026/07/kirazn-tad-ve-yasl-cplak-musluman.html) ölü teyzenin ayakkabılarını alıp pazar gittim. Bi kaç tezgah gezip, kitap olan tezgah sahiplerine elimdeki ayakkabıları gösterip karşılığında 3-5 kitap vermelerini rica ettim. Kabul etmediler. Gezinmeye devam ettim ve sonra birini ikna edip, Jack London, Victor Hugo'nun 2 kitabına 5 ayakkabı verip aldım eve döndüm.
Öğleden sonra sıkılıp tekrar pazar gittim ve pazarlıkla, tanesi 8 liradan 10 tane kitap alıp döndüm. Kitap biriktirme huyum çıktı bu ara. Okuduğum da yok. Daha doğrusu ipad'den okuyorum. Ama basılı kitapları da ucuz ve aradıklarımdan olunca alıyorum. Sanırım bi kaç ay sonra dijital oruç yapacğaım. O zaman okumaya başlarım. Çünkü çok birikti. Sanırım 200 tane falan oldu.
Dijital oruç yapmayı düşünüp dururken, bi yandan da para var diye gidip 50 ekran tv aldım. Evet sırf param var diye. Garip biriyim galiba. Ya da salak.
Herkes benim gibi salak bence. Sırf para var diye yaptığımız saçmalıklar toplamıyız. Günün sonunda da oturup "parasız kaldım, kimse beni sevmiyor" diye ağlıyoruz. Oysa varlıkları, oldukları zaman iyi yönetmeyi öğrenmeliyiz.
Tamam, artık uzun süre bir şey almayacağım. Kendime söz veriyorum.
Hayatımda hâlâ kimse yok. Bazen bi andan yalnız, derin içsel bi yalnızlık yaşıyorum ve çok garip hissediyorum o an. Biri olsun diye uğraşmayı da bıraktım. Zaten nasıl bulacağımı da blmiyorum. Bi kaç deneme atışı yaptım ama kızlarla uzun zamandır ilgilenmeyince, nasıl ilerleyeceğimi tam çözemedim. Ama sanki, kadınları ayartmak erkeklere nazaran daha zor gibi. Ya da başka bi durum.
Belki de kadınlardan biri beni ayartmalı. Tıpkı otto filminde olduğu gibi. O film çok güzeldi. İzlendin mi sevgili okuyucu?
Geçen gün eski binadan, bu eve taşınırken çift kişilik yatağımı taşımak için üvey annesiyle bana yardım eden kızı gördüm. 20'li yaşlarda. Çok huzurlu bi yüzü var. Onu gördüğümde acaba ayartsam mı diye aklımdan geçiyor, ama abisi aklıma gelince duruyorum.
Üstelik aramızdaki yaş konusu da var tabii.
ama o gün çift kişilik koca yatağı sırtlanıp taşıdığımı gördüğünde, üvey annesiyle yatağın diğer uçlarından tutmuş, bina girişine kadar getirmişlerdi ve bu beni çok garip şekilde bi huzurlu mutluluk duygusuna boğmuştu. Çok güzel bi gündü.
Onlar bırakıp gittiklerinde ise, bi kaç gündür bende misafir olan eskiden bacanağım olan çocukluk arkadaşım gelip yatağı bi anda alıp içeri taşımıştı.
O gün değişik bi gündü.
Şimdi ezan okunuyor. Akşam ezanı.
Namaz kılmaya iyice alıştım ve fark ettimki namaz kılmak, beni eski yaşamımı sürdürmekten alıkoyuyor. Örneğin osbir çekesim geliyor ama osbir sonrası boy abdesti almak falan zor geliyor. Çünkü namaz kılacağım için mutlaka boy abdesti almam gerekiyor. Eskiden namaz kılmadığım için günlerce abdestsiz gezebiliyordum ama şimdi namaza başlayınca, en fazla 2 saat abdestsiz gezebiliyorum :)
Hele bi de boy abdesti almak çok zor geliyor.
Duş ile uğraşmamak içinde, mecburen osbir çekmekten vaz geçiyorum. Böyle böyle derkeni, osbiri bırakmış oldum zaten.
Bazen gece rüyamda boşaldığımda da sabah namazına zorla kalkıyorum. Hiç kalkasım gelmiyor ama kendimi "allahım günümü güzelleştir, bugün bana güzel şeyler yaşat" diyerek motive edip, bi anda kendimi yataktan atıp duşa giriyorum. Sonrasında...
üff bu konuyu derli toplu yazamıyorum.
İş yerinde dışlanıyorum.
Ofisteki iki orospuyla konuşmayı tamamen bitirdim. Biriyle sadece günaydın ve iyi akşamlar diyoruz ama diğeriyle bunlarda yok. Kaltak, sürekli benden otlanıyordu, bir de geldiği günden bu yana sürekli çaktırmadan ufak ufak laf sokuyordu. Bende bi gün emin olunca, soktuğu lafları çıkarıp bi anda payladım. Benden özür dileyinceye kadar ve ben seninle iletişim kurmadıkça sakın benimle konuşma deyip, konuyu da tartışmaya kapadım.
Gitmişler, sekreteri de bana karşı doldurmuşlar. Baktım geçen gün bana atarlanmaya çalışıyor, iplemedim. Kaldı öyle. Bi kaç kez karşılaştık, amı var diye selam vereceğimi sandığı bi bakışla gözlerimin içine bakmaya başladı ama gözlerimi devirdim :)))) ve umursamadığımı yeterince belli edecek şekilde devam ettim yoluma.
Ama biliyorum, aslında biraz daha geçinmeye dair uğraşlarım olmalı. Herkes böyle atarlı giderli tepkiler iyi değil. Herkesi karşıma almam hoş değil. Bunu komiser olan kuzenim önceki yaz söylemişti. Ailemle olan tartışmalardan birinde, olay biraz büyümüştü ve bende herkes duysun diye çok uğraştığım için, o da duymuştu. Kuzenimle yaptığımız spontan konuşmalardan birinde konu açılınca bana "aslında iyi yapmıyorsun. herkesi karşına alma. yanında da tutacağın birileri olsun" demişti.
Fazla politik ve açıkçası biraz da iki yüzlüce bulduğum bu taktik bana göre değil ama hayat böyle gidiyor. Örneğin çalıştığım yerde toplam 8 kişiyiz ama pek muhabbetimiz yok. biri ufak bi laf soksa, anında karşılık verdim, biri ters baksa anında düzelt kendini lan dedim dedim dedim derken işte böylece herkesi karşıma almış oldum. Geçen baktım hep beraber yemeğe gitmişler, başka bi günde bi arkadaşıma kahve içmeye gitmişler çat kaptı. O arkadaşım da politik biri olduğu için bozuntuya vermemiş, kabul etmiş oturtmuş kahve söylemiş, tatlılar falan yemişler ve çıkarlarkende ofisin kapısına kadar eşlik ederek yollamış bunları.
Herkes politik davranıyor. Çünkü herkes, yarın işimiz düşebilir ilişkisi kuruyor. Bense işim düşerse, ilgili kişi işimi yapmak zorunda kafasında olduğum için hala sikimin dikine ilişkiler kurmaya ve sürdürmeye devam ediyorum.
Bunun bana kaybettiren bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ilişkilerimi kazanmak kaybetmek, ilerde lazım olur ccepte tutayım düşüncesi üzerinden bi hayat yaşamıyorum. Sadece günü yaşıyorum. Günün getirdiklerini yaşamak bana yetiyor. Beni huzurlu yapan, kendimle yetinmemi sağlayan şey bu huyum olsa gerek. Yani biri o an hak ediyorsa "siktir git, ananın amına kadar yolun var" deme rahatlığım beni, yatağa girdiğimde hemen uyutuyor. Herkes gibi yastığa başımı koyduğumda "şuna şunu demeliydim, buna bunu deseydim, ona şöyle cevap verseydim" balonları altında ezim ezim ezilmiyorum. Bu iyi bir şey. İnşa ettiğim karakterimle, gurur duyuyorum. Afferin bana.
18.07.2026
afferin bana
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
beni yorumla, cümleler içinde kullan, yepyeni anlamlara sal.