-->

19 Ağustos 2021

deneme bir ki üç

Geçen hafta, gittikçe daha da arttığını düşündüğüm unutkanlıklarımdan dolayı nöroloji doktoruna gidip şikayetlerimi dile getirdim. Yakın zamanda çekilmiş olan beyin mr'ıma bakıp bi aksilik olmadığını-görünmediğini fakat yine de psikiyatri bölümündeki psikolog'da bi test yaptırıp gelmem gerektiğini söyleyerek bi kağıda bir şeyler karalayıp verdi.
Teşekkür edip yanından ayrıldıktan sonra gittiğim psikiyatri servisinin önündeki kalabalığı görünce "nasılsa durumum acil değil, bari korona kapmıyım" diye düşünerek notu cebime atıp kaçtım ve bi kaç gün sonra notu tekrar cebimde görünceye kadar da unuttum. 

Notu tekrar cebimde gördüğümün ertesi günü, hastaneye erken saatlerde gittiğimde ortalığın sakinliğinden dolayı beklemeyi göze alıp, ayaklarım üzerinden yarım saat bekledim ve doktor geldi. Görevliye "nöroloji'den bu notu yazıp doktora görünmemi, burdaki yazılanların bir test olduğunu ve bunu doktorun bildiğini" söyleyince, görevli beni anlayışla karşılayıp doktorun odasına yönlendirdi. 

İçeri girdiğimde, masada gençten bi adam oturuyordu ve ben hemen "doktor olup olmadığını" sorup, doktor olduğunu öğrendikten sonra "nörolojiden geldiğimi, notun kendisine yazıldığını" belirtip uzattım.
O da kısa bi göz atıp, ardından bi kağıdı önüne alıp bana "son 6 ay içinde ölüm, kayıp gibi bir şey yaşayıp yaşamadığımı" sordu. Bende ona;
-Aslında ölüm, kayıp vb gibi bir şey yaşamadım ama Şubat ayında beyin ameliyatı oldum ve ameliyat öncesinde ailem gelip benimle ilgilenince, yıllar önce beni evden kovmuş olmalarına rağmen gelmiş olmalarına şaşırdım ve ameliyatım sonrası iyileşme belirtilerim artınca ve iletişimimiz de hâlâ devam ediyor olunca, beni sevdiklerini düşünüp memlekete geldim. Ama meğer beni sevmiyorlarmış, çünkü yine kovdular. (dedim ve o anda ağlamaya başladım)

Ağlamamı bekliyormuşki kenardan aldığı peçete kutusunu uzatırken "ailen seni seviyor" dedi ve ben de bu arada kutudan bir kaç tane peçete alıp yüzümü, gözümü silip konuşmaya devam ettik.
Çok da detaylara girmeden "resmi olarak evli olduğumu fakat 9-10 yıl önce ayrıldığımızı, 13 yaşında bir oğlum olduğunu ve çoğunlukla annesiyle yaşadığını, kendimi bildim bileli biseksüel olduğumu lakin erkek ağırlıklı olmasına rağmen ara ara kadınlarla da ilişkilerimin olduğunu" anlattım.
-Peki kendini hangi tarafa daha yakın hissediyorsun?
-bilmem. aslında herhangi bi tarafa yakınlığım yok. hatta son 2 yıldır cinsellik yaşama arzum bile yok.  Son 8 aydır ise mastürbasyon bile yapmamıştım, geçen gün ise aklıma gelince, sırf denemiş olmak için yapabildim.
-anladım. ailen seni hâlâ seviyor.  sence ailen seni biliyor mu?
-bence biliyorlar ama dile getirmiyorlar. çünkü ben hep böyleydim. hatta çocukken, akranlarım konuşmam yüzünden benimle dalga geçerdi. yetişkinler arasındayken konuşmaya başladığımda da, herkes aniden başını çevirip bana bakardı. birileri için konuşma tarzımın, hareketlerimin tuhaf, ilginç bir durum olduğunun hep farkındayım.
-dediğim gibi "ailen seni seviyor" ama buranın kültürü, buradaki yaşam tarzı farklı. onların seni olduğun gibi kabullenmesi, kabul etmesi onlar için zor bi durum. buranın şartlarını göz önünde bulundurmalısın. onları anlamalısın.
-bilmem
-ayrıca her konuda çok fazla kararsız kalmışsın. kendine göre düşünüp bir karar verip sonuçlarına katlanmalısın. kararsızlığın sana çok fazla yük olmuş. bu da seni çok yoruyor.

..cümlelerini tamamladığında ne dediğini tam anlamadım. Şimdi ise kurduğu cümleler üzerine düşünüyorum da; sanırım aile içindeki dışlanmalarımın nedenini, ibneliğime bağlıyor ve ibne olduğum için aslında kovulduğumu söylemeye çalışıyordu. Oysa hayır öyle değildi. Çünkü ailem paraya tapan, para için birbirinin etini bile yiyecek karaktere sahip insanlardan oluşuyor. Bu durum ben çocukken de böyleydi ve ben şimdi kocaman adam olmuşken de hiç değişmedi, değişmeyecek de. 
Yıllar önce beni evden kovmalarının nedeni de ibne olmam değildi, ibne olduğumu hiç bilmediler ve hatta daha büyük bir iddia olarak ibneliği sezinleyecek kapasiteye de sahip değiller.

Beni kovmalarının nedeni ise; şimdi onlarla vakit geçirdikçe açıkça anladım ki; hepimizin ömrümüz boyunca köpek gibi çalışarak biriktirdiği devasa zenginlikti. 
Bu zenginlik ise, resmi olarak sadece 1 ve 2numaralı abim üzerine kayıtlı. Şimdi anlıyorum ki; biz büyüdükçe mal mülk de beraberimizde arttı ve mal mülk arttıkça da, büyükler tarafından biz diğer küçük kardeşlere daha fazla baskı uygulanmaya başlandı.
Baskılarını da sürekli arttırarak bizi aile dışına çıkmaya zorladılar ve biz de zamanla baskılardan, dayaklardan, aşağılanmalardan, bitmek bilmeyen yıldırma politikalarından bıkıp, cahil ve yenik bi şekilde her şeye arkamızı dönüp aileden dışarı çıktık. Dışarı çıkmak demek de tüm zenginliği terk etmekti. Yani bizi; zenginlikte pay sahibi olma iddiasından uzak tutmak için dışarı çıkmaya zorluyorlardı. Bunu şimdi, inatla içlerinde yaşarken anladım..

Farklı zamanlarda pes edip dışarı çıkanlar olarak 3 numaralıabim ve benden küçük olan erkek kardeşimle beraber biz toplamda 3 kişiydik. Kardeşim ve 3numaralıabim yıllar sonra bi şekilde aile içerisine geri dönüp, gece gündüz demeden çalışmalarının karşılığı olarak birer ev ve araba koparıp bunlara razı bi şekilde evlenip, aile içerisinde de tekrar kabul görerek düzenli bir hayat kurdular ama ben bu duruma hiç ayıkmadığım için hep dışarda kaldım.
Hem evden kovulmuş olsamda, bir ibne olarak zar zor kazandığım özgürlüğümü, aile arasına dönerek kaybetmeyi göze alamıyordum, almadım. Ayrıca eğer dönecek olursam, akrabalarımla tıka basa oldu bu küçük şehirde, olurda ibneliğimi yaşamaya çalışırsam-yaşayacak olursam nasıl yaşayacaktım ki? Bu yüzden dönem dönem aileden uzak kalmanın verdiği acıyla ağlayıp sızlasam da, kendime ait bir hayatı, sadece beni tanıyan veya kan bağım olan herkesten uzak kalarak yaşayabileceğimi düşünerek uzak durmaya ama bayram-seyranlarda gidip onlarla vakit geçirmeyi kendime yeterli bularak yaşamaya devam ettim. Para konusu ise şimdiye kadar hiç aklıma gelmedi. Çünkü içimde bi yerde; özgürlüğüm karşılığında, sahip olduğumuz tüm zenginlikten vazgeçmem gerektiği hisssini inceden inceye hissediyor ve bu da bana hayatımı özgürce yaşamak için, özgürlüğümü de para karşılığında satın almış olduğum için rahat davranmamı, rahat yaşamamı, herkese ilk yanlışında arkamı dönme özgüveni veriyordu. Verdi de. Yıllarca böyle yaşadım ve hiç pişman olmadım...

Öte yandan; dışarı atılmış olduğumun farkında olmadan, aslında dışarı çıktığımı sanarak geçirdiğim yıllardan sonra şimdi geldiğim bu aile cehennemindeki konuşmalardan, eskisi gibi kaçıp gitmem için gerçekleştirilen baskılardan anladımki; daha önce düştüğüm oyun da pek farklı değildi ve hatta yaşım göz önüne alındığında çok çok çok insanlık dışıydı.. O yüzden şimdi tekrar kaçıp gitmek yerine, bizimkilerin inadına babamdan kalma bu gecekonduya yerleşerek bir süreliğine dahi olsa buraya kök salmaya karar vermiş bulunmaktayım.

Hem baskılara yenik düşerek kaçtığımda nereye gideceğim?
Gidecek bi yerim yokki!
Tedavi gördüğümde bile, durmadan kendisini sikmemi isteyen Öküz Herif'in yanına da gidemem.
Ben kemoterapi haplarından dolayı yorgun düşüp, onu sikemediğim için hemen başkalarını bulup seks yapmaktan geri kalmayan adamın bana ne hayrı dokunacak ki?
Ben hasta bi şekilde yatakta inlerken, o sikimi yalayarak kaldırmaya çalışıp ölmeden önce son bi kez onu sikmemi isteyen birinin yanına gitmem kendimi aşağılamamdan, kendimi insan yerine koymamış olmaktan başka ne olabilir ki?
Böyle bir adamın yanına gidemem.

Zaten İstanbul'a dönüp yeni bir hayat kurmak için şimdilik ekstra bi gücüm yok. Var olan gücümü de oraya ve Öküz'e harcamak istemiyorum.
İşte bu ve diğer yazamadığım tüm nedenlerden dolayı şimdilik dönesim yok. Dönmek yerine kalıp burayı kendime yuva edinesim, kimseye el açmadan, çalıp çırpmadan yaşayasım var. Ya da en azından yaşamayı deneyesim var.

Hem bence bu evde kalıp, daha az çalışarak ve hatta sürekli çalışmaya gerek duymadığım sakin ve sade bir hayat yaşayabilirim. Üstelik böyle bir hayat kötü de değil ve hatta benim için gayet uygun duruyor.
Yani; koşturmadan, nefes nefese kalmadan, her şeye sakince yaklaşarak, sade bir şekilde uyum sağlamaya çabalayarak, buradaki her şeyi iyice içime sindirmiş halde yaşayarak sağlıklı kalmam da mümkün.

Tamam belki burası bir sahil kasabası değil, bir tatil beldesi değil ama sonuçta burda az parayla her zaman tatildeymiş gibi olacağım ve sahil kasabası kafasında yaşayabilirim. Çünkü bu potansiyele sahip biriyim ve biliyorumki; her şey benim onu nasıl yaşadığımla ilgili. Güzel bakarsam güzel göreceğim. Eğer burda yaşamayı becermezsem ve hiçbir şey olmazsa da, en azından denemiş olacağım. Denemek, denememiş olmaktan iyidir. Ayrıca belki oturup kitap da yazmayı deneyebilirim. Neden olmasın ki?
ve son olarak bu yaptığım, yani burda kalmak vs savaşmak da değil. Sadece kapana kısılmış olmanın getirdiği "farklı bir yol var mı" diye etrafa bakınmanın mecburiliği. Hem psikolog'da "iyice düşün bir karar verip, yükünden arın. bu yüzden bir daha gel olur mu?" dedi. Galiba tekrar gideceğim. Zaten testim de normal çıktı. Unutkanlıklarım, aldığım ilaçlar ve yaşadıklarım yüzünden hiç de öyle abartılı değil, hatta normalmiş. 
Her şeye rağmen; hadi bismillah. 


2 yorum:

  1. Bu kadar yazının ardından yorumlara hızlıca baktım “B12 al aslanım unutkanlığa bire bir” diyen bir zevzek çıkmış mı diye, çıkmamış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. geçen hafta başka bi uzman doktora gittim. unutkanlıklarım günlük hayatımı aksatacak şekilde olmadığından normalmiş. eski anıları, kişileri hatırlamamak ise sadece üzerinden çok fazla uzun zaman geçtiğinden dolayıymış. hastalığımla bile alakası yok denecek kadarmış :)

      Sil

düşüncelerini kendine saklama, benimle de paylaş.