Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

28 Mart 2013

Slm, nbr, tanışalım mı? -4-

Musevi;
Onunla da gaydate sitesinde tanıştık. Daha doğrusu tanışmak zorunda kaldık. Çünkü profilime yazdığım saçma sapan bir cümleye o kadar çok takmıştıki, sırf o sikindirik cümle için günde en az 10mesaj atıyordu. Bende önce bozmıyım diye alttan alıp geçiştirdim, sonra baktım ısrarla mesaj atıyor "amaaan koy götüne gitsin. tanışmakla ne olacak ki?" dedim ve "tamam buluşalım. ama sex yapmak yok" dedim. O da gülerek "tamam sex yok" dedi ve buluşma yeri içinde onun evini seçtik.
Aslında günde 10mesaj atmasına karşın bu kadar uzatmamın nedeni adamın çirkin olmasıydı. Yani sıradan bi çirkinlik değildi, çünkü sıradan çirkin olan bi ben varım. Bu adam da beni rahatsız eden başka bi çirkinliğe sahip olmasıydı ve bende bu yüzden onunla muhatap olmamak için mesajlaşmayı uzatmıştım da uzatmıştım.
Uzatmıştım uzatmasına ama işte sonuç olarak onun dediği oluyordu ve zaten onun evindeydik.
Neyse işte; Adamla sikindirik bi konu hakkında konuşurken, şöyle alıcı gözle bi kaç defa bakındım ama yok olmuyordu. O ise benim aksime bana öyle bi sıcak davranıyorduki adeta hepten kaçasım geliyordu.
Sonra çok şükür "ne iş yapıyorsun?" dediğinde ben "ofisboy'um bi avukatlık ofisinde çalışıyorum" dediğim de, aaa iyiymiş dedi ve bende şarteller ufaktan attı. Bende sinirimi saklayarak "sen ne iş yapıyorsun" deyince o "sanat galerim var, genelde tanıdığım yakın sanatçı arkadaşlarımın eserlerini satıyorum" dedi. Ben tabii hemen göt oldum, sonra da çaktırmamaya çalışarak "aaa negzel. işler nasıl?" dedim.
Ama beyfendi benim bu cümleme alındı ve biz de ufaktan ufaktan bi sürtüşme başladı. Sonra artık ne olduysa konu akp ve siyasete geldi. Vay efendim neymiş de akp ülkeyi satıyormuş da sadece oy aldığı kesimi dikkate alıyormuş da neymiş de neymiş. O böyle deyince ben bi anda hemen ortalığı hepten bulandırmak için üstüne çöreklendim tabi "eee tabiki yapacaklar. sonuçta adamlar yüzde 50'nin üstünde oy almışlar ve dolayısıyla onların dediğini yapacaklar. Yoksa neden halk onları seçsinki? siyaset zaten bu değil mi? Şimdiye kadar da olan bundan farksız değildi" dedim ve onun şalterleri tam attı. Öyle bi sert şeyler söylediki, ben artık en son bununla tartıştığıma bile pişman oldum ve öfff saçma sapan konuşuyorsun. seçilenler, oylarını aldıkları insanların isteklerine göre siyaset yapmayacak, adım atmayacaklarsa seçimler neden var. salak salak konuşup canımı sıkma. hayat bir tek senin sanat galerinde eserlerini sattığın osbircilerden ibaret değil. dedim ve montumu alıp üstüme geçirdim. Benim böyle çıkışım sonrasında o da ne yapcağını şaşırdı. Sonra bende tanıştığıma memnun oldum. kendine iyi bak, görüşürüz. deyip çıktım.
öhhhh böyle çakma siyasetçilerden de nefret ederim. Keşke hiç tanışmasaydık.

Sarışınım;
Adamın fotoğrafını görür görmez vuruldum. Allahım; adam kılları tüyleri dahil herşeyiyle sarışın ve üstelik bu da yetmezmiş gibi gözleri de yeşil. Bi tek göbeğini sevmedim. Ayy allahım şu göbeği eritse, Brad Piçç'in yandan yemişi gibi olur, ama adam da artık nasıl bi özgüven varsa götü göbeği salmış. Saçları hafiften uzatmış, gözleri de zaten popers çeke çeke devirmiş ama hala adamda tık yok. Sarışın ve yeşil gözlülüğüne mi güveniyor ne yapıyor anlamadım.
Neyse işte bir iki mesaj sonrası buluşmaya karar verdik. İşte buraya kadar olan kısım tamam da, bundan sonrası pek güzel değildi. Çünkü akşam buluştuk ve hop bi baktım, fotoğraftakinden çok çok farklı bi adam. Burnu benim burnumdan bile büyük. Hatta adamın burnu ayak toğuğum kadardı. Gözleri de zatenb popers yüzünden yana devirmiş sanıyordum, ama galiba sorun popers değildi. Bence adam eroinman'ın önde gideni. Ne yapsam ne etsem de kurtulsam diye düşünüp bi yandan da onunla konuşurken, bi baktım adamın evine gitmişiz. Allahım ne yapsam da kurtulsam bundan diye kara kara düşünüp bi yandan da adama sahte iltifatlar ederken, o da boş durmamış mis kokulu mumlar yakmakla meşguldü. Mumları yakıp mutfaktan bize şarap getirmeye gittiğinde hemen telefonumı alıp whatsapp'den panpam piçoski'ye "10 dakika sonra beni ara ve ısrarla gelmemi söyle. ben hayır dersem de bağır çağır" diye yazdım ve telefonu cebime attığım an, o da elinde şarapkadehleri ile çıkageldi. Allahım adamın yüzüne bakmaya yüzüm tutmuyor. Çünkü adama 1 hafta boyunca ben yazıp durmuştum ve buluşmak için yanıp tutuşan da benden başkası değildi. ama işte o resimlerine ölüp bittiğim adam ile, bu karşımdaki arasında dağlar, denizler ve okyanuslar kadar büyük fark vardı. bi ara gözümü kaparım, vazifemi yaparım diye düşünerek öpmeye kalkıştım ama burnunda denk gelince hemen hihihi yapıp geri çekildim ve o anda Panpam Piçoski aradı ve biz onunla telefonda kavga etmeye başladık. Sağolsun bana biraz bağırdı çağırdı ve bende sinirle "tamam. geliyorum" deyip telefonu kapadım ve elimdeki kadehi masaya bırakıp "kusura bakma gitmek zorundayım. çok özür dilerim" deyip utana sıkıla giyinip kendimi dışarı attım. Dışarı çıktığımda ise piçoski aradı ve neler oluyor, yine ne boklar çeviriyorsun dedi, bende durumu ona izah ettim ve iyi bok yedin dedi ve telefonu kapadık. Çok şükür bunu da atlatmıştım. Ama diyeceğim o ki; keşke keşke instagram hiç icad edilmeseydi. çünkü güzeli çirkini ayırt edemez oldum.

25 Mart 2013

Slm, nbr, tanışalım mı? -3-

"Slm, nbr, tanışalım mı?" yazı dizisinin "3üncü" bölümüne hoş geldiniz. Önceki bölümler için şuraya tıklayın. Tıkla

Çocuk;
Gerçekten daha çocuk. Ya da ben ona öyle baktığım için çocuk. Gerçi 22 yaşında biri artık çocukluktan çıkmıştır ama işte nedense ona baktığımda; onu hala çocuk olarak görüyorum.
Tanışmamız yine gaydate sitesinde oldu. İlk mesajı atan o olduğu için kendimi biraz ağırdan satayım dedim ama başaramadım. Yılışık tavırlarım, basit duruşum ve durmak bilmeyen dost canlısı yavşak tavrım onda da kendini gösterdi. Bi kaç gün espriler, şakalar makalar eşliğinde yazıştık ettik ve 5inci gün hadi buluşalım dedik ve buluşmak içinde ona gittim. Boyu benimle aynı, kilosu benimle aynı, saç rengi benimkinden biraz daha açık, ten rengi benimkinden açık ve yanakları az önce ısırılmış gibi sürekli kızarık duruyor.
Bu aralar firavun sakalına özendiğin için sakalını uzatıyor. Saçlarını hipster tarzı gibi yanlardan iyice kısaltıp, üstten uzatttıktan sonra sola doğru tarıyor. Bıyıklarını ise fettullahçılar gibi iyice inceltiyor. Bu haline rağmen, az önce lunaparkda balonunu kaybetmiş küçük bir çocukdan farkı yok. Çok masum ve masum görünüşüne rağmen; kendine özgüveni yüksek bir duruşu var.
Çocuk'la ısrarlarıma rağmen bende buluşmak yerine onun evinde buluştuk. Eve girdiğim an, ben gelmeden az önce evine hırsız girmiş sandım. Çünkü malum üniversite öğrencisi olduğu için evde pek eşya yoktu. Zaten bende eşyalar için gitmemiştim. Evde bir iki çekyat, beyaz eşya, bir iki dolap falan filan. Zaten eşyaları görmeye gitmediğim için kapıdan girdiğimin 20inci dakikasında elimdeki kahve fincanını kenara bırakıp "biraz sus" dedim ve sıcak dudaklarına yapıştım. Dudaklarını çekip güldü ve gülüşünü tamamlar tamamlamaz öpüşmemiz kaldığı yerden devam etti.
Sanırım kendimle aynı boyda, aynı kiloda biriyle ilk defa sevişiyordum. Bunu sevişme sonrası ona da söyledim. O da "aslında bende ilk defa kendim kadar kısa ve zayıf biriyle sevişiyorum" dedi.
Meğer o da kendisinden uzun ve yapılılardan hoşlanıyormuş. İlk ciddi ilişkisini 16 yaşında yaşamış.  Adam bağdat caddesinden oturuyormuş ve bizim çocuk o dönem ailesiyle yaşadığı için dershaneye gitme bahanesiyle evden çıkıp ona gidiyormuş. Bir kaç ay sürmüş ilişkileri. Sonra her güzel şey gibi o da bitmiş.
"o zaman çok küçüktüm. ama ne yaptığımı biliyordum. pipisi fazla büyük değildi ama hayvan gibi üzerime çörekleniyordu. sonra olmadı ve ayrıldık. zaten o da amerika'ya yerleşti." dedi.
Böyle söyleyince anladım. Sanırım aynı yaşlarda, ama farklı şehirlerde, farklı zamanlarda aynı şeyleri yaşamışız. O anlatmasaydı, onunla aynı şeyleri yaşadığımızı hiç bilmeyecektim. Zaten her şeyi, ilk biz yaşadık sanıyoruz, oysa siktiğimin dünyası koca bi tekrardan ibaret..
Neyse işte. İlişkiye girmedik, bir kaç defa boşalıp seviştik. Kendi bedenime sarılır gibi sarıldım ona. Çünkü beni ondan uzak tutan bir göbek yoktu.  Kollarımı, onun vucudunun etrafını 2 defa saracak kadar sımsıkı sarıldım ve dayanamayıp "çok hoşsun lan" dedim. O da aynısını söyledi. Sonra biraz daha öpücük falan filan derken bir kaç saat sonra "ben artık gideyim" dedim ve giyindim. O da giyindi benimle çıktı. Beraber sokaklarda turladık. Vizyondaki filmlerden, moda dünyasının içine düştüğü renk tekrarlarından ve daha bir çok şeyler hakkında konuştuk. Daha doğrusu o konuştu bende arada "evet yaaa, valla öyle, ufff ben hiç sevmem zaten o tür şeyleri" gibisinden saçma sapan şeyler geveledim. Aklımda ise ona sarılmalarım, sıcak dudaklarından öpüşüm ve pipimi boğazına kadar alışı vardı. Dayanamadım ve sokak ortasında yanağına bi öpücük kondurdum. "bu ne şimdi" dedi, bende "adını sen koy" dedim ve yürümeye devam ettim. Biraz daha sokaklarda dolaştık ve sonra ayrıldık.
Eve geldiğimde bana "ne yapıyorsun, eve vardın mı?" adlı bir mesaj attı, bende tutup onu aradım ve "ya kusura bakma mesaj pakedim olmadığı için mesaj yazamadım ve aramak istedim. şimdi mesaj yazar gibi konuşcam; eve vardım. işte oyalanıyorum. sen ne yapıyorsun?" dedim ve bunun üstüne o da güldü. Bir kaç şey konuştuk ve telefonu kapattık. Bu hafta içi tekrar istiklal'de buluştuk. Kahve falan içtik ve sağdan soldan konuştuk. Sonra istiklal'de gezinirken onu kuytu bi köşeye çekip sımsıkı sarılıp dudaklarını ısırarak öptüm. sokaktan çıktığımızda benden bir kaç adım uzaklaşıp güldü ve sonra yine yanıma geldi. Turladık biraz ve sonra da beşiktaş'a kadar yürüdük. Malum o karşıda oturuyordu. Vapur gişelerinden geçerken yanımızdan fazlasıyla feminen bir genç geçince bende "hanımefendiye vapura kadar eşlik eder misin?" dedim ve o kendini tutup kıs kıs güldü.
Sonra çocuk "kendine iyi bak" deyip, en masum tavrıyla gözlerimin içine bakıp vapura bindi. O vapura binince, bende döndüm gişelerden çıkacakken, kararımı değiştirdim ve vapura binip onun yanına aniden oturdum. "delisin sen" dedi ve sonra yine sağdan soldan konuşmaya başladık. Karşıya geçtiğimizde bir sonraki vapurla döndüm geldim eve. Ona mesaj attım "benim olsana, hep benim ol" dedim. O ise "bilmem, benim durumlar biraz karışık, seninkiler de pek iç açıcı değil. sonra konuşuruz" dedi. "peki" dedim..

Kır saçlı;
Yine amına koduğumun gaydate sitesinde tanıştık. Sohbet muhabbet derken, buluşmaya karar verdik. Buluşma yerimiz Cevahir'in önündeki Starbucks'dı. Çünkü onun yol güzergahı üzerindeydi. Adam karşıda bostancı'da oturuyor. 43 yaşında, fit ve maskülen bir duruşu var. Zaten en çok bu yönünden etkilenmiştim. Hatta o kadar etkilenmiştimki aşık olmaktan korkuyordum. ama ne yazıkki aşık olmadım. Çünkü adam 43 yaşında olduğu için her şeyi ölçüp tartıyor, her şeyi mantıklı düşünerek yaşıyor. Bense daha 30 bile olmadım ve bende zerre kadar mantık yok. Hayatı ölçüp biçerek yaşamak konusunda ise pek iyi düşünmüyorum.
Neyse oturduk kahvelerimizi içtik, hayatlarımız hakkında konuştuk. Benim pek anlatacak bir şeyim olmadığı için genelde o konuştu. İşyerindeki sıkıntılardan falan filan anlattı. Dinledim.
Sonra ona daldım. Negzel lan saçları, boyu posu, teni, kirli sakalı ve fit vucudu. Her şeyiyle güzel. Ama işte çok mantıklı düşünüyor her şeyi. İlla bilmem şu şöyle ise, bu böyle olur, bu böyle ise o şöyle olur deyip duruyor. Mantığını siktiğim.
Aradan 2 saat geçti. Gayet hoşsun dedi bana, bende ona "sende hoşsun. zaten bu yüzden seninle buluşmak istedim" dedim. Allah benim belamı vermesin. Böyle söyleyerek adama iltifat mı ettim, küfür mü ettim anlamadım. Ama çok şükür o da güldü geçti. Sonra metrobüs durağına yürüdük. Gişelerden geçmeden önce tokalaştık ve "tekrar görüşürüz" dediğinde sağ yanağıma doğru uzanıp dudağımdan öptü. Ben o 1 saniye içinde acaba yanlışlıkla  mı dudağımı öptü, yoksa bilerek mi öptü? diye düşünüp dururken, bi yandan da akıl yürütüp "hem zaten bu kadar mantıklı düşünüp yaşayan bi adam adam bu kalabalığın içinde dudağımdan öpemezki" diye düşünmeye başlamıştım ama o busefer de sol yanağıma uzanır gibi yapıp yine dudağımdan öpmüştü bile..
Üstelik bu seferki öpücük az öncekinden bir kaç nanosaniye daha uzun sürdü. Bir de dudaklarını daha çok bastırmıştı dudaklarıma.
Öpücükler bitince "görüşürüz" dedim ve o gişelerden geçip gitti. Bende sevinçten takla ata ata sokaklarda dolandım gecenin bi yarısı eve gitmek yerine dolapdere'deki arkadaşıma gittim. O uyumaya giderken, bende buzdolabına dalıp sevinçten bir şeyler yedim. Lan insan sevinince karnı acıkır mı lan?

22 Mart 2013

Slm, nbr? Tanışalım mı? -2-

Bu yazı şurdan devam edip geliyor: Part 1 için tıkla

Ediz Hun;
Aman yarabbim adam da bi güzellik, bi boy, bi pos varki bakmaya kıyamazsın. Meslek desen o biçim, yaş desen mustafa kemal'e ermiş ama saçlar jöleli möleli, gözler şehla ama rengi de fena yani. Neyse işte biz bunla oturduk konuşuyoruz. Daha doğrusu o konuşuyor bende ağzımı ve kulaklarımı açmış dinliyorum. Sesi sanki dersin cennet sesi, el kol hareketleri bu kadar estetik olur desem anla işte. Neyse efendime söyliim, böyle o konuşuyor ben dinliyorum, ben dinliyorum o konuşuyor ve arada çaktırmadan salyalarını siliyorum. Sonra baktım ben çok sustum hep o konuşuyor, sırf bende bir şeyler konuşmuş olmak için "ya peki son sevgilinden neden ayrıldın" deme gafletinde bulundum ve adam bi anda duruldu. O anda pot kırdığımı farkettim ama artık yapacak bir şey yoktu ve yardırmaya devam etmeliydim. Ama keşke yardırmaya devam etmeseydim. Meğer adam son sevgilisinden önceki yıl "artık geçinemiyoruz, hep kavga ediyoruz" demiş ve bunlar bi müddet sonra ayrılmışlar. Ayrıldıktan 1 ay sonra da sevgilisi evde zehirlenip ölmüş. Komşuları bulmuş cesedini.
Ben "özür dilerim" falan demeye yeltenirken bizimki demez mi "aslında bugüne kadar 3 sevgilim oldu, 3'üde biz ayrıldıktan 1 ay kadar sonra öldüler. Hatta son sevgilimle tanıştığımızda önceki sevgililerimden ona bahsetmiştim. Bu yüzden onunla 'eğer benden ayrılırsan 1 ay sonra ölürsün' diye şakalaşırdık ve gerçekten öyle oldu. Sanırım ben biraz şanssız biriyim." dedi.
O anda hepten dondum kaldım ve o anlatmaya devam etti;
Meğer 2inci sevgilisi ayrıldıklarından 25gün sonra trafik kazası geçirmiş ve öteki aleme gitmiş. İlk sevgilisi ise ayrıldıklarında zaten hastaymış. Ayrıldıktan 1 ay kadar sonra hastalığı şiddetlenmiş ve ailesi adamı gece yarısı hastaneye kaldırmışlar. Ama doktor denilen orospuçocukları adama yanlış teşhis koymuşlar ve adam böbreklerinden rahatsızken, kalp ameliyatına almışlar, adam da o gece ameliyatta ölmüş.
Ediz Hun bunları anlatırken tatlımızı yiyorduk. O anda tatlının tadını alamadım ama, yediğim şeyin tatlı olduğu görüntüsünden, her halinden belliydi. Sonra bir şeyler daha konuşur gibi yaptık ve sakince kalkıp ayrıldık. Ondan ayrıldıktan hemen sonra telefonunu sildim, whatsapp'den blockladım falan. Çünkü ölmek istemiyorum.

Kültür Mantarı;
Ayyyy en nefret ettiğim tiplerden biriydi. Adamın evinde tek bir türkçe kitap yok. Elimi nereye atsam ingilizce veya fransızca bir şeylere çarpıyordu. Kendimi yurtdışına çıkmış gibi hissettim.
Resmen adam bir kültür mantarıydı ve ne desem her şeye bi açıklaması vardı. Hatta bi ara "offff  başım çok ağrıyor, ateşim'e baksana cayır cayır yanıyorum" dedim, o ise "başın ağrıdığı zaman ateşin çıkmaz" diyerek beni göt etti. Ama aslında "başım ağrıyor"dan kastım, anlamadığım konular hakkında konuşmasıydı. Adam gelmiş bana  Amerikan iç savaşının Fransa'ya etkilerinden, altın fiyatlarının düşüş sonrası İsrail'li Arap'ların daha da zenginleşmesinden bahsediyordu. Yuh dedim amk.
sonra baktım olacağı yok "ben kalkıyım, başım fena ağrımaya başladı" dedim ve kendimi zar zor sokağa attım. Sanırım ben benden daha akıllı insanları sevemiyorum. Benim sevdiğim insanlar genelde benim kadar aptal olurlar veya benden azcık daha akıllı ve zeki olurlar. Zaten daha fazlasını istemiyorum.

Engin Altan Düzyatan;
Ayy allahım, ayyyy ayyy ayy. Kesinlikle allah var ve o tektir. Muhammed onun kulu ve elçisidir.
Kâfiri müslüman edecek kadar yakışıklı bir gay'le ilk defa karşılaşıyorum. Yani o hangi dine inansa, bende hemen o dine geçerim. Ama adam müslüman ve bence sırf o müslüman diye, din değiştirmeye dünden razı yüzbinlerce hristiyan vardır. Yahudilik ve diğer dinleri saymıyorum bile. Neyse yani.
Adam tasarımcı. Pek iyi tasarımları yok ama kendisi tasarım harikası olduğu için, kimse tasarımlarının beşpara etmezliğine bakmıyor. Biz de tanıştık ettik. Sonra yetmedi biraz seviştik ve baktıkki, aslında ikimizde aynı telden çalmaya çalışıyoruz, birbirimizi rahat bırakmaya karar verdik ve rahat bıraktık. Yanisi şu ki; o ve benden; yani bizden bi bok olmaz.

Devamı için buraya tıklamalısın. Yoksa dev amını göremezsin.

19 Mart 2013

Slm, nbr? Tanışalım mı? -1-

Bu aralar haır artık hayatımda biri yokken ve ben yalnızları oynayıp sağ elimle yetinmeye başlamışken iyice mastürbasyon bağımlılığına kapılmamak için, birilerini aramaya başladım. Hani böyle eğleneyim, sikeyim geçsin veya beni siksinler geçelim gitsin diye değil de ciddi bi ilişki yaşamak için aranmaya başladım ama bulduklarım da pek sağlam çıkmadılar. Anam babam şu 1 yıldır piyasadan çekildim çekileli herkes iyice fıttırmış. Dedim nooluyoruz. Yani en azından arada 3-5 sağlam kalmıştır sanıyordum ama yok, onlarda iyice cozutmuşlar. Neden derseniz, işte randevulaşıp buluştuklarımdan bir kaçı hakkında düşüncelerim;

Sırık.
Adam uzun boylu, biraz uzun dalgalı kır saçlı, göbeksiz ve gayette hoştu. Hatta buluşmaya geç kalmasına rağmen, kapıda belirince içimden "aman beee, bu yakışıklılıkla o geç kalmayacak da kim geç kalacak" dedim kendi kendime. Çünkü adam cidden buluşmak için sözleştiğimiz cafe'ye girer girmez bütün herkes döndü adama baktı. Hani ben zaten daha öncede fotoğraflarını görmüştüm ama bu kadar değildi açıkçası. Yani en azından eli yüzü düzgün bekliyordum o kadar. Ama kapıda böyle iş çıkışı resmi elbiseleriyle belirince dibim düştü, ağzım o gelip beni herkesin içinde dudağımdan öpünceye kadar da açık kaldı. Kendi kendime içimden "noolur dudaklarımı hiç bırakma, zaten senin yanında bi lokmayım, hüp diye içine çek gitsin beni" dedim. Ama işte dudaklarımız ayrılmak zorundaydı ve ayrıldık. Sonra hoşbeş falan fişmekân derken, geldik geldik sipariş vermeye. Zaten o gelmeden önce ben cafe'nin en ucuz içeceği olan çay'a abandığım içim mideyi doldurmuştum. Söylemesi ayıptır, buluşmaya gelmeden önce yolda 2 simit'i de mideye indirmiştim ve bu yüzden karnım toktu. Ama işte bizim Sırık iş çıkışı olduğu için çok acıkmıştı ve tatlıları görünce de kendisine bilmem ne mevsimi frambuazlı bilmem ne tatlısı isteyip bana da "sen ne istersin" dedi, bende "ya doğrusu ben aç değilim, ama 1 çay daha alırım" dedim. Ben böyle der demez bu başlamaz mı "aaaa lütfen bi tatlı al, şunu al, bunu al" diye diye tatlıları gösterip gösterip ısrar etmeye. Bende bu kadar ısrar karşısında utandım ve dayanamayıp "peki 1 porsiyon frambuazlı zıkkımın kökü alayım" dedim.
Sonra bizim tatlılar geldi arada bir kaç tane de çay içtik falan ohhh değme keyfime diyerekten muhabbet ede ede yedik içtik ve 1saat falan sonra "geç oluyor, hadi artık kalkalım" deyip ayağa kalktık ve o ayağa kalkar kalkmaz tutup cebinden bi miktar para sayıp "benimki bu kadar tuttmuştu" deyip parayı masaya bırakıp giyinmeye başladı. O böyle yapınca ben göt oldum. Ay sinirim tepeme attı. Böyle elimde bi el bombası olsa, pimini çekip adamın götüne sokardım. O derece sinirlendim.
Hani tamam, zaten en mantıklısı da herkesin kendi yediği içtiğinin parasını vermesidir. Ama yani eğer herkes kendi yediği içtiğinin parasını verecekse, sen ne diye kalkıp bana ne artistlik yapıp "illa şunu ye, bunu ye" deyip benim paramla bana hava atıyorsunki götoğlanı.
Ay ibne kafamın tasını attırdı. Bi ara masanın üzerinde duran parasını alıp, iyice dürdükten sonra cafe'nin ortasında götüne sokacaktım da herkes bize bakıyordu diye uslu uslu, içim kan ağlaya ağlaya ben de kendi yeyip içtiklerimin parasını verdim ve çıktık.
Lan orospuçocuğu, benim paramla beni ezikledi ya. Hani ben sohbet boyunca da içimden "şu kadar çay içtim, şu kadar tuttu diye düşünüp, bi de üstüne acaba masaya ne kadar bırakayım da ayıp olmasın" diye düşünürken onun böyle yapması, ayyy neyse devam edemiycem.
Ama demem o ki; dünya güzeli de olsa başkasının parasıyla artistlik yapanları hiç sevmem. Ayrılırken "yarın ne yapıyorsun" dedi, bende "bilmem" dedim. Ben öyle diyince o "yarın bana gelsene" dedi, bende "ya kusura bakma, sanırım ben senden elektrik alamadım" dedim  ve ben böyle söyleyince onun suratı düştü. Ben de düşen suratını umursamadım ve "sonra konuşuruz" deyip, onun yeni bir şeyler söylemesine frsat bırakmadan yanaklarına uzanıp öptükten sonra hızlıca uzaklaştım. Ay iyiki de aramızda elektrik melektrik oluşmadı. Zaten  oluşsaydı da, Sırık'ın üstüne buz gibi bir kaç kova su döker, sonra da aramızda oluşan o elektriği de ayak tırnaklarına tutuşturduğum iletkenlerle vucüduna verecektim.
Ayy orospuçocuğu. Sırf ısrara dayanamadım, ayıp olmasın diye yediğim tatlı resmen mideme oturdu erimek bilmiyor.

Yogi;
Daha önceki, netten tanışıp buluştuğum deneyimlerimden öğrendiğim bir şey varsa, o da; bir kaçını saymazsak, genel olarak; fotoğraflarda güzel görünenler çirkin, çirkin görünenler ise yakışıklı ve hatta tapınılasıdırlar.
Yogi'yi twitter'daki avatarından görüp hemen takibe aldım. Avatarında kullandığı fotoğrafında, burnu fotoğraf karesinin tam ortasına düşüyordu ve bu da demekti ki, adamın özgüveni yerinde ve kesinlikle gay'di. Çünkü gayler eğer burunlarını çirkin bulurlarsa yüzlerinin yarısını sakladıkları fotoğraflar çekerler. Ama eğer burunlarını güzel buluyorlarsa; işte o zaman da fotoğraflarda çok öne çıkartacak şekilde poz verirler. Aslında çoğu insan böyle yapar ve bu da demektirki çoğu insan aslında gay'dir :Pp
İşin şakasını bırakayım da saadet partisine geleyim. Neyse onu 3 ay önce twitter'da takibe almıştım. Ben o dönem Öküz Herif'le parçalı bulutlu evlilik hayalleri kurduğum için, pek ses çıkarmadım. Öyle sakin sakin takip edip durdum.
Bi ara attığı "starbucks'da latte keyfi" tweet'ine "afiyet olsun" diye cevap yazdım ama o beni siklemedi. Çünkü o çok cool'du ve benim gibi leş bi ibneyle muhatap olmazdı. Aslına ben de olsam, kendimle muhatap olmam. Ama işte ne yapayım, allah bu bedeni benim emrime vermiş. Onunla yaşamak zorunda olduğum için sevmek zorundayım. Yoksa ben istemez miyim, Brad Piçç'in bedeninde doğmayı veya Leonardo Di Cabrio'nun taşşaklarından biri olmayı. Ama işte yaratılış konusunda sözü geçen biri değilim. Ayy dur neyse, şu kısmı atlıyorum;
Sonra ben de Yogi'yi, taaki Öküz Herif'den ayrılıp gaydate sitelerinden birinde profil açıp onu görünceye kadar da unuttum. Site'de görünce ise, o an sanki kalbim durur gibi oldu ve hemen "selam" verip, üstüne bide fotoğrafımı gönderdim ve 2inci mesajımda balık ağıma düşmüştü bile. Sonra ise gelsin yazışmalar, gitsin yazışmalar, gelsin iltifatlar, gitsin yavşamalar. Allahım bi insan bu kadar tatlı olamazdı. Acaba ailesi Yogi doğduktan sonra şeker çuvalında mı yetiştirmişlerdi, yoksa direk bebek yatağına alacaklarına bal kavanozuna mı koyup büyütmüşlerdi. Yani bi insan anca bu kadar tatlı olabilirdi. Oyy şu an bile yazarken aklıma geldiği için, gidip osbir çekesim geliyor.
Neyse işte yazışmalarımız uzadı uzadı ve biz 5gün sonra "hadi buluşalım" deyip ayarlama yapıp dün istikal'in girişindeki İst Cafe'nin önünde buluştuk. Onu görür görmez kalbim tekledi. Sonra yanak yanağa öpüştük ve gidip ucuz lokanlarlardan birinde yemeğimizi yedik. Zaten benle ucuz lokantaya gelmesi 10puan üzerinden 8 almıştı bile. Geriye kalmıştı 2 puan.
1puanı, yemekten sonra Beyoğlu'nun arka sokaklarından birinde gezinirken, eliyle; mağara gibi görünen kahvehaneyi gösterip "hadi gel şuraya girip 2 çay içelim" dediğinde aldı. Kalmıştı 1 puan ve bunu kolay kolay vermemeliydim. Ama almayı bildi. Çünkü çok tatlı gülüyordu ve ayağımdaki adidas'lara bakıp "yazık değil mi 200lira'ya. bak ben bunları 35 liraya alıyorum" deyip kendi ayağındaki çakma adidas'ları gösterdiğinde aldı. Allahım ya ben bunu götürüp turşusunu mu kursam, yoksa direk nikahıma mı alsam. Lütfen rabbim bir şeyler yapar mısın.
Yani demem o ki; adam hem samimi, hem sıcak kanlı, hem tatlı, hem benden 8 cm uzun ve balıketli ve kumral, hem de her şeye gülüyor. Hatta hapşursam gülüyor. Bu da demektirki çok duygusaldır. Çünkü çok gülen insanlar, yavşak gibi görünselerde; aslında her şeye güldüklerinin farkında değillerdir ve aslında sadece duygularını saklamak için sürekli olarak tebessüm eder, en ufak espriye dünyanın en komik esprisiymiş gibi gülerler. Onlar kendilerini böyle saklarlar ve saklanırken de açık verdiklerinin farkında olmazlar. Herkes onları yavşak sanır, ama yavşak görüntüsünden ve yavşak diye etiketlenmekten asla rahatsız olmazlar. Çünkü rollerini başarıyla oynadıklarının farkındadırlar. İşte o da böyleydi.
Gece boyunca Galata, Tünel, Cihangir falan gezinip durduk. Sonra ayrılık anı gelip çattı ve o "geç kalmıyım, yarın erken kalkmam lazım" deyip evine gitti. Bende döndüm eve geldim, onu düşünüp osbir çekecektim ama o tatlı yüzü aklıma gelince, cinsel içerikli şeyler düşünemedim ve huzurla uyuya kaldım.

ayy ben bi kaç kişi hakkında yazıcaktım ama olmadı. yazı uzuyor. sonra yine yazarım anacım. görüşürüz bye.

yazdım tıkla buraya

12 Mart 2013

sen bana geç kaldın, ben sana genç kaldım

aslında biliyor musun,
seninle; sen de çok gençken tanışmalıydık.
yaşın, elini tuttuğum zaman kimsenin bizle dalga geçer gibi dönüp bakamayacağı kadar genç olmalıydı,
ya da uğruma kavga edebileceğin bi yaşta olmalıydık seninle.
yani; bize gülüp geçenlere, boş "ver"meyeceğin bi yaşta olmalıydık..

şimdiki gibi zamanımızın çoğunu; kirli de olsa her hangi bi yatak bulup,
 sonrasında sevişmek için zaman harcamayacağımız bir yaşta olmamalıydık.
varsın üzerimizdeki buluşma elbiselerimiz, aslında bayramlıklarımız olsundu.
hem ne önemi varki?
yani diyeceğim o ki; bir kuytunun bile bize yetebileceğini düşünebileceğimiz bi yaşta olmalıydık.

keşke mantıklı düşünmenin gereksizliğine inanacağımız bir yaşta olsaydık.
yani sana göre biraz daha erken, bana göre biraz daha geç tanışacağımız bi yaşta olsaydık.

yani; bir kaç aşka yetecek kadar şehveti, ayak üstü harcayacak kadar genç olacağımız bi yaşta tanışmalıydık
ama olmadı işte;
sen bana geç kaldın, ben de sana çok genç kaldım.

5 Mart 2013

sana koşa koşa geldim.
gözlerimi bile kırpmanın zamanımı alacağını düşünerek aştım yolları.
soluksuz kaldım.
son nefeste bıraktım kendimi sana, kollarını bana açıp açmadığını bile göremedim..


3 Mart 2013

Dünyanın en ünlü yalanı: Seni seviyorum'dur.

Bugün Öküz Herif'le buluştuk. Buluşmadan önce aklımda olan şey "arabaya biner binmez bana methiyeler dizecek, ikna etmeye çalışacak" falandı. Hiçbiri olmadı. Ne methiyeler dizdi, ne de beni ikna etmeye kalkıştı. güya kararımı vermiştim, azcık yalvartıp sonrada tamam bi daha deneyelim diyecektim. Ama böyle olmadı. Gayet normal bi şekilde buluştuk ve cool bi şekilde de arabayla tur atmaya başladık. Öyle yol boyunca sustum. Konuşmasını bekledim. Bekledim. Bekledim. Bekledim. O da sustu. Sağdan soldan saçma sapan şeyler hakkında sorular sordu, bende "hıı hıı, evet, tamam" gibi şeyler söyledim. Sonra bi ara arabayı ormanlık bi alana çektik, indi arabadan ve çalılıkların arasında kayboldu gitti. Bende telefonu çıkardım, angry birds oynadım.

Oyun oynarken, aradan bi 15 dakika falan geçti ve ben de onun gelip konuşmasını istedim. Hatta sadece konuşmasını değil, yalvarıp yakarmasını, ayaklarıma kapanmasını ve hazır etrafda kimse yokken bana saxo çekmesini bekledim. Ama cık, bunların hiçbiri olmadı. Öyle ağaçların arasına daldı gitti. Sonra kuş uçmaz kervan geçmez bi yerde olduğumuzun iyice farkında varıp, onun da böyle davrandığını görünce, kendi kendime kızıp arabadan indim. Bi an koca bi taşla arabasının camlarını kırmayı, boydan boya çizmeyi düşündüm. Ama yapamadım. Kızgın olsamda, israf'a gerek yoktu. Bende yol boyunca yürümeye başladım. Önüme çıkan dalları, çakıl taşlarını tekmeleyip rahatladım. Böylesi daha iyiydi.

Aradan 10 dakika falan geçti, arabadan da iyice uzaklaşmıştım ve ilerde köpek sesleri gelince telefonu çıkarıp onu aradım "ya ben az önce arabadan indim ve yol boyunca yürüyorum. arabanın kapılarını kapatsan iyi olur" deyince, o "arabada değil misin?" diye sordu, bende "hayır" deyip telefonu kapadım ve yol boyunca yürümeye devam ettim. Aradan bi 10 dakika falan geçince arkamdan onun arabayla çıkageldiğini fark ettim ve o an, tam da köpeklerin ortaya çıktığı andı.
Yani o gelmese ve o an, köpek korkum baş gösterseydi herhalde korkudan bayılıp kalacaktım. Ama çok şükür o yetişti ve camı açıp "binsene" dedi. Bende sanki istemiyormuş gibi ağır hareketlerle kapıyı sakince açıp, yusuf yusuf öten götümü yavaşça koltuğa bıraktım. O da arabanın önünü dönüş yoluna çevirdi ve ben de "beni eve bırakırsan sevinirim" deyip yine telefonumu çıkarıp angry birds oynamaya başladım. Bu sırada da içimden "ya salak çeksene köşeye 'konuşalım, sana aşığım ulan, unutamıyorum seni' de" adında düşüncelere dalmıştım. Ama o bunların hiçbirini yapmadı. Öylesine sus pus bi şekilde yarım saat yol aldık ve nihayet istanbul taşşaklarımızın altında görününce aniden arabayı kenara çekip "niye böyle yapıyorsun?" dedi. O böyle deyince yine başladı bizim kavgamız. Sen şöyle dedin, sen böyle yaptın, ben şunu dedim, sen onu dedin falan filan.

Bu kavga kısmı çok çetrefilli. Zaten amaç kendini aklamaksa, karşımızda herkes suçlu olur, haksızlığa uğrayan bizden başkası değildir. Aynı cümleler kavga ettiğimiz için aklımda ne konuştuğumuza dair bir şey kalmadı. Aklımda yer eden tek şey onun 5-6 defa üst üste, gözlerimin içine bakarak "bana köpek gibi aşık olduğunu biliyorum, yoksa burda olmazdın" dediğiydi. Aslında haklıydı da. Yani belki de köpek gibi aşığım ona ve bu yüzden burdaydım. En son bunu söylediğinde, dayanamadım ve "ama sen aşık değilsin, sen sadece hayatının kıyısında köşesinde başı boş dolaşmasını istediğin biri olsun istiyorsun" dedim ve o da bunun üstüne "bende sana köpek gibi aşığım ulan, yoksa niye seninle buluşmak istiyim" deyince, ben "madem öyle 3 haftadır nerdesin" dedim ve o sustu. O susunca ben daha da üstüne gittim "ulan 'seviyorum, seni çok özledim, buluşalım' diyorsun arabaya bindiğimizden bu yana daha elimi bile tutmadın. nasıl bi özlemek bu, nasıl bi sevmek bu. sikerim böyle sevmeyi de özlemeyi de. ben böyle dilsiz, şekilsiz bi sevgi istemiyorum"la başlayan cümleler kurdum.

Ben konuştukça o daha da sustu. O susunca, ben de onun suskunluğundan istifade edip "işte böyle. Sen sadece canın sıkıldığında eğleneceğin, fantezilerini yaşayacağın birini arıyorsun, bense artık kimsenin eğlencesi, siki kalktığı veya götü kaşındığı zaman aranabilecek metresi olmak istemiyorum. iyi biri olabilirsin, ama ben kendimi senin yanındayken değersiz hissediyorum. bana kendimi değersiz hissettiriyorsun ve ben bunu haketmiyorum. çünkü ben, gerçekten "sadece eğlenilecek kadar değersiz" olduğuma inanmıyorum. ben senin sandığın kadar değersiz değilim" dedim.

Sonra yine bir  ton ağız dalaşı falan filan. Hep aynı cümleleri sarfettik, hep aynı karşılıkları verdik birbirimize. Kavgamız koca bi tekrardan ibaretti ve artık sıkılmıştım da. Tabii o da sıkılmıştı. Oflamaları, poflamaları ardı ardına yükseliyordu. Artık ikimizde yorulmuştuk ve bende bundan emin olunca "beni eve bırak" dedim ve o da arabayı sürmeye başladı. Yol boyunca yanlış karar verip vermediğimi düşündüm. İkimizde sus pus bi şekilde duruyorduk ve adeta nefes bile almıyorduk. İki suçlu çocuk gibi sessizliğe teslim olduk..

Sağolsun evin sokağına kadar getirdi. Arabadan inmeden 30 saniye önce "sen iyi birisin, eğer arkadaş olarak kalmak istersen her zaman varım. ama sen arkadaş da istemiyorsun. bense artık seninle arkadaşlıktan öte bir şey düşünemiyorum." diyebilmiştim ki, o "öfff tamam, hadi siktir git" dedi ve bende içim rahat bi şekilde arabadan inip, gerçek hayata döndüm. Böylesi vatan millet sakarya için de daha iyi oldu. Hem ağız dolusu bir siktir dururken, kim takar elveda'yı..