Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

19 Mart 2013

Slm, nbr? Tanışalım mı? -1-

Bu aralar haır artık hayatımda biri yokken ve ben yalnızları oynayıp sağ elimle yetinmeye başlamışken iyice mastürbasyon bağımlılığına kapılmamak için, birilerini aramaya başladım. Hani böyle eğleneyim, sikeyim geçsin veya beni siksinler geçelim gitsin diye değil de ciddi bi ilişki yaşamak için aranmaya başladım ama bulduklarım da pek sağlam çıkmadılar. Anam babam şu 1 yıldır piyasadan çekildim çekileli herkes iyice fıttırmış. Dedim nooluyoruz. Yani en azından arada 3-5 sağlam kalmıştır sanıyordum ama yok, onlarda iyice cozutmuşlar. Neden derseniz, işte randevulaşıp buluştuklarımdan bir kaçı hakkında düşüncelerim;

Sırık.
Adam uzun boylu, biraz uzun dalgalı kır saçlı, göbeksiz ve gayette hoştu. Hatta buluşmaya geç kalmasına rağmen, kapıda belirince içimden "aman beee, bu yakışıklılıkla o geç kalmayacak da kim geç kalacak" dedim kendi kendime. Çünkü adam cidden buluşmak için sözleştiğimiz cafe'ye girer girmez bütün herkes döndü adama baktı. Hani ben zaten daha öncede fotoğraflarını görmüştüm ama bu kadar değildi açıkçası. Yani en azından eli yüzü düzgün bekliyordum o kadar. Ama kapıda böyle iş çıkışı resmi elbiseleriyle belirince dibim düştü, ağzım o gelip beni herkesin içinde dudağımdan öpünceye kadar da açık kaldı. Kendi kendime içimden "noolur dudaklarımı hiç bırakma, zaten senin yanında bi lokmayım, hüp diye içine çek gitsin beni" dedim. Ama işte dudaklarımız ayrılmak zorundaydı ve ayrıldık. Sonra hoşbeş falan fişmekân derken, geldik geldik sipariş vermeye. Zaten o gelmeden önce ben cafe'nin en ucuz içeceği olan çay'a abandığım içim mideyi doldurmuştum. Söylemesi ayıptır, buluşmaya gelmeden önce yolda 2 simit'i de mideye indirmiştim ve bu yüzden karnım toktu. Ama işte bizim Sırık iş çıkışı olduğu için çok acıkmıştı ve tatlıları görünce de kendisine bilmem ne mevsimi frambuazlı bilmem ne tatlısı isteyip bana da "sen ne istersin" dedi, bende "ya doğrusu ben aç değilim, ama 1 çay daha alırım" dedim. Ben böyle der demez bu başlamaz mı "aaaa lütfen bi tatlı al, şunu al, bunu al" diye diye tatlıları gösterip gösterip ısrar etmeye. Bende bu kadar ısrar karşısında utandım ve dayanamayıp "peki 1 porsiyon frambuazlı zıkkımın kökü alayım" dedim.
Sonra bizim tatlılar geldi arada bir kaç tane de çay içtik falan ohhh değme keyfime diyerekten muhabbet ede ede yedik içtik ve 1saat falan sonra "geç oluyor, hadi artık kalkalım" deyip ayağa kalktık ve o ayağa kalkar kalkmaz tutup cebinden bi miktar para sayıp "benimki bu kadar tuttmuştu" deyip parayı masaya bırakıp giyinmeye başladı. O böyle yapınca ben göt oldum. Ay sinirim tepeme attı. Böyle elimde bi el bombası olsa, pimini çekip adamın götüne sokardım. O derece sinirlendim.
Hani tamam, zaten en mantıklısı da herkesin kendi yediği içtiğinin parasını vermesidir. Ama yani eğer herkes kendi yediği içtiğinin parasını verecekse, sen ne diye kalkıp bana ne artistlik yapıp "illa şunu ye, bunu ye" deyip benim paramla bana hava atıyorsunki götoğlanı.
Ay ibne kafamın tasını attırdı. Bi ara masanın üzerinde duran parasını alıp, iyice dürdükten sonra cafe'nin ortasında götüne sokacaktım da herkes bize bakıyordu diye uslu uslu, içim kan ağlaya ağlaya ben de kendi yeyip içtiklerimin parasını verdim ve çıktık.
Lan orospuçocuğu, benim paramla beni ezikledi ya. Hani ben sohbet boyunca da içimden "şu kadar çay içtim, şu kadar tuttu diye düşünüp, bi de üstüne acaba masaya ne kadar bırakayım da ayıp olmasın" diye düşünürken onun böyle yapması, ayyy neyse devam edemiycem.
Ama demem o ki; dünya güzeli de olsa başkasının parasıyla artistlik yapanları hiç sevmem. Ayrılırken "yarın ne yapıyorsun" dedi, bende "bilmem" dedim. Ben öyle diyince o "yarın bana gelsene" dedi, bende "ya kusura bakma, sanırım ben senden elektrik alamadım" dedim  ve ben böyle söyleyince onun suratı düştü. Ben de düşen suratını umursamadım ve "sonra konuşuruz" deyip, onun yeni bir şeyler söylemesine frsat bırakmadan yanaklarına uzanıp öptükten sonra hızlıca uzaklaştım. Ay iyiki de aramızda elektrik melektrik oluşmadı. Zaten  oluşsaydı da, Sırık'ın üstüne buz gibi bir kaç kova su döker, sonra da aramızda oluşan o elektriği de ayak tırnaklarına tutuşturduğum iletkenlerle vucüduna verecektim.
Ayy orospuçocuğu. Sırf ısrara dayanamadım, ayıp olmasın diye yediğim tatlı resmen mideme oturdu erimek bilmiyor.

Yogi;
Daha önceki, netten tanışıp buluştuğum deneyimlerimden öğrendiğim bir şey varsa, o da; bir kaçını saymazsak, genel olarak; fotoğraflarda güzel görünenler çirkin, çirkin görünenler ise yakışıklı ve hatta tapınılasıdırlar.
Yogi'yi twitter'daki avatarından görüp hemen takibe aldım. Avatarında kullandığı fotoğrafında, burnu fotoğraf karesinin tam ortasına düşüyordu ve bu da demekti ki, adamın özgüveni yerinde ve kesinlikle gay'di. Çünkü gayler eğer burunlarını çirkin bulurlarsa yüzlerinin yarısını sakladıkları fotoğraflar çekerler. Ama eğer burunlarını güzel buluyorlarsa; işte o zaman da fotoğraflarda çok öne çıkartacak şekilde poz verirler. Aslında çoğu insan böyle yapar ve bu da demektirki çoğu insan aslında gay'dir :Pp
İşin şakasını bırakayım da saadet partisine geleyim. Neyse onu 3 ay önce twitter'da takibe almıştım. Ben o dönem Öküz Herif'le parçalı bulutlu evlilik hayalleri kurduğum için, pek ses çıkarmadım. Öyle sakin sakin takip edip durdum.
Bi ara attığı "starbucks'da latte keyfi" tweet'ine "afiyet olsun" diye cevap yazdım ama o beni siklemedi. Çünkü o çok cool'du ve benim gibi leş bi ibneyle muhatap olmazdı. Aslına ben de olsam, kendimle muhatap olmam. Ama işte ne yapayım, allah bu bedeni benim emrime vermiş. Onunla yaşamak zorunda olduğum için sevmek zorundayım. Yoksa ben istemez miyim, Brad Piçç'in bedeninde doğmayı veya Leonardo Di Cabrio'nun taşşaklarından biri olmayı. Ama işte yaratılış konusunda sözü geçen biri değilim. Ayy dur neyse, şu kısmı atlıyorum;
Sonra ben de Yogi'yi, taaki Öküz Herif'den ayrılıp gaydate sitelerinden birinde profil açıp onu görünceye kadar da unuttum. Site'de görünce ise, o an sanki kalbim durur gibi oldu ve hemen "selam" verip, üstüne bide fotoğrafımı gönderdim ve 2inci mesajımda balık ağıma düşmüştü bile. Sonra ise gelsin yazışmalar, gitsin yazışmalar, gelsin iltifatlar, gitsin yavşamalar. Allahım bi insan bu kadar tatlı olamazdı. Acaba ailesi Yogi doğduktan sonra şeker çuvalında mı yetiştirmişlerdi, yoksa direk bebek yatağına alacaklarına bal kavanozuna mı koyup büyütmüşlerdi. Yani bi insan anca bu kadar tatlı olabilirdi. Oyy şu an bile yazarken aklıma geldiği için, gidip osbir çekesim geliyor.
Neyse işte yazışmalarımız uzadı uzadı ve biz 5gün sonra "hadi buluşalım" deyip ayarlama yapıp dün istikal'in girişindeki İst Cafe'nin önünde buluştuk. Onu görür görmez kalbim tekledi. Sonra yanak yanağa öpüştük ve gidip ucuz lokanlarlardan birinde yemeğimizi yedik. Zaten benle ucuz lokantaya gelmesi 10puan üzerinden 8 almıştı bile. Geriye kalmıştı 2 puan.
1puanı, yemekten sonra Beyoğlu'nun arka sokaklarından birinde gezinirken, eliyle; mağara gibi görünen kahvehaneyi gösterip "hadi gel şuraya girip 2 çay içelim" dediğinde aldı. Kalmıştı 1 puan ve bunu kolay kolay vermemeliydim. Ama almayı bildi. Çünkü çok tatlı gülüyordu ve ayağımdaki adidas'lara bakıp "yazık değil mi 200lira'ya. bak ben bunları 35 liraya alıyorum" deyip kendi ayağındaki çakma adidas'ları gösterdiğinde aldı. Allahım ya ben bunu götürüp turşusunu mu kursam, yoksa direk nikahıma mı alsam. Lütfen rabbim bir şeyler yapar mısın.
Yani demem o ki; adam hem samimi, hem sıcak kanlı, hem tatlı, hem benden 8 cm uzun ve balıketli ve kumral, hem de her şeye gülüyor. Hatta hapşursam gülüyor. Bu da demektirki çok duygusaldır. Çünkü çok gülen insanlar, yavşak gibi görünselerde; aslında her şeye güldüklerinin farkında değillerdir ve aslında sadece duygularını saklamak için sürekli olarak tebessüm eder, en ufak espriye dünyanın en komik esprisiymiş gibi gülerler. Onlar kendilerini böyle saklarlar ve saklanırken de açık verdiklerinin farkında olmazlar. Herkes onları yavşak sanır, ama yavşak görüntüsünden ve yavşak diye etiketlenmekten asla rahatsız olmazlar. Çünkü rollerini başarıyla oynadıklarının farkındadırlar. İşte o da böyleydi.
Gece boyunca Galata, Tünel, Cihangir falan gezinip durduk. Sonra ayrılık anı gelip çattı ve o "geç kalmıyım, yarın erken kalkmam lazım" deyip evine gitti. Bende döndüm eve geldim, onu düşünüp osbir çekecektim ama o tatlı yüzü aklıma gelince, cinsel içerikli şeyler düşünemedim ve huzurla uyuya kaldım.

ayy ben bi kaç kişi hakkında yazıcaktım ama olmadı. yazı uzuyor. sonra yine yazarım anacım. görüşürüz bye.

yazdım tıkla buraya

4 yorum:

ASİ YAPINCAK..... dedi ki...

Bu yogi seni bayagı etkilemiş,valla beni de etkiledi be hayat erkegi dünya ahiret kardeşim olsun:)şaka bi tarafa ,yogiden bahsedince gözlerinin içi gülüyor gibime geldi,inşallah bu aradığın aşk olur da öküzherifi unutmana yardımcı olur,en azından hayatın renklenir.:)

Sakallar Falan dedi ki...

yogiyi düşürmelisin.

Kaan Arer dedi ki...

Ama yogi ye haksızlık edilmiş, adam sanki aranınlan kaftan gibi tanıtılmış canım aaa :D

hahah sen de bir beğendin diye yapmadığın iltifat kalmamış :P

Tek Dişi Kalmış Canavar dedi ki...

Beklemedeyiz, devamını yazmaya gecikme.