Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

24 Haziran 2011

Özet: Bir ilişkide seven yalnız sen isen; her şeye razı olup sesini çıkarmayacaksın

Bu bir yazı değil, blogun daimi takipçilerinden; dünyalar tatlısı @aslısın'ın  şu yazıya yaptığı yoruma verdiğim cevaba bir kaç cümle daha eklediğim karalamalardır. Ama cevabın sadece "yorum penceresi"nde olması, gözlerden birazcık uzak kaldığı gibime gelince bende buraya almaya karar verdim. Konular üzerindeki bakış açım aşağıdaki gibidir:

Günümüz modern ve namodern insanlarının kabul ettiğinin veya etmediğinin tersine ben, cinselliğin sadece karşıt bedenlere bağlı olmasını ve böylece insanların kendi cinsinden biriyle beraber olmasını ve bunların sonucunda da; bilim denilen hata ve yanılma payları yüksek profesyonel sallamasyon sisteminin onlara koyduğu "homosexüel" ismini veya herhangi bir isimle adlandırılmasını doğru bulmuyor, doğru bulmadığım içinde; yıllardır açıklanan, bu ve benzeri bilimsel safsatalara körü körüne inanmıyor, bilimin söylediklerini ve bilim adı altında yapılan her hangi bi açıklamalayı doğru bulmuyor, hatta tam tersine inanılmaz derecede saçma sapan buluyor ve insanların da, kendi akli düşüncelerini bi kenara bırakıp bilim denilen bu safsataya körü körüne inanmasını yanlış buluyorum.

Benim için, bilimin günümüz saçma sapan dinlerinden tek farkı; bir allahlarının olmaması ve sisteme başarılı bir şekilde ayak uydurup, sonrasında ellerine geçen diplomalarla istediklerini söyleyebilme haklarını elde etmeleridir.

Öte yandan sistemin sunduğu her şeyi direkt kabul eden gerizekalı, sana diyorum; biraz düşün ammına koyım. Aklını peynir ekmekle mi yedin, ne yaptın o bir kaç gram ağırlığındaki beynin içindeki o kocaman dünyalara? Sisteme uyup dünyalarını çöpe mi attın? Hepsinin kıyametini mi koparttın. Gerizekalı herif kendine gel, çünkü cevap içinde bi yerlerde. Kimsenin sana yolu göstermesine gerek yok.!!..

Şu düşüncemi yenilemekte fayda var bence;
Bu adlandırılmaları bilimsel olarak tespit edilip, teşhis konulmuş olsalar bile doğru bulmuyorum. Çünkü bilim yıllar sonra çıkıp, hiç bir şey olmamış gibi yanıldığını rahatlıkla söyleyebiliyor ve hiç kimse de "ulan şerefsizin dölleri daha bi kaç yıl önceye kadar bu konuda şu şudur, bu budur, o öyle değil, böyledir diyordunuz" diyemiyor. Buna; eşcinselliği daha önce hastalık olarak kabul etmesi, ama son yıllarda hastalıktan çıkarması örnek gösterilebilir. Oysa hepimizin bildiği gibi, insanlar hasta değillerdi, bilim denilen safsata onları hasta olarak kabul ediyordu.

Bundan dolayı, sadece erkekden hoşlanan erkeklerin değil, aksine erkeklerden nefret eden erkeklerin bile erkeklerle yatmayı tercih etmesini, sadece sıradan bir cinsel ihtiyaçtan kaynaklandığını düşünüyorum. (Tıpkı köy yerinde elini sikmekten bıkıp; eşşek, at, kedi, köpek ve hatta horoz sikenlerin çoğunlukta olabildiği gibi.)

Biraz daha basitleştirmek gerekirse;
Yani sikin kalktığı zaman, ya da götün kaşındığı an karşında cinsiyeti önemsiz herhangi biriyle yatar kalkarsın ve bu senin cinsel tercihini veya hayata karşı olan cinsel bakış açını değiştirmez. Bana göre sadece yatıp kalkmışsındır ve bunun adı sexdir. Sex ise, insanların hava gibi, su gibi sıradan ihtiyaçlarından sadece biridir.
Sexi bu derece basit gören biri olduğum için, sexin ve sex yapılan kişilerin tercihlerinin, ellerinde diploma olan kişilerin onların cinsel yaşamları hakkında söz söyleme hakkına sahip olması, onları adlandırması bana saçmalıktan ibaret geliyor.

Ha şunu da söylemek isterimki; eğer karşılıklı olarak birbirini seven 2 kişi yatıyorsa buna aşk derim, taraflar birbirlerinden hoşlanmıyor ama yinede yatıyorlarsa buna basitçe sex der geçerim.

Diğer anlamda ise;
Sen sırf onu sevdiğinden dolayı "belki onu memnun edersem beni sever v.s" diye düşünerek, dudakların uyuşuncaya kadar çektiğin saxolara kendince anlamlar yükle, o saxo sadece senin için kocaman anlamlar taşıyor. Karşındaki için ise olay daha net ve daha basit.
Yani kısaca; seni sikip kenara atıyor.

Biraz daha açık konuşmak gerekirse; sen istediğin kadar "seviyordum" de, sanırım o an farkeden tek şey şuki "seviyorsan sikilmeye razı olacaksın."
Sevmiyorsan da, sexden sonra gülüp geçeceksin.

22 Haziran 2011

Saxo kaçınılmazsa, zevk almaya bak.

Bir erkeğin, başka bir erkeğe aşık olması "tamamen" normalmiş gibi, bide bi eşcinsel erkeğin dünyasında yeterince bokluk yokmuş gibi, salak salak gidip bir heterosexüel erkeğe aşık olma konusu varki, sormayın gitsin. Çünkü ne kadar siktiriboktan bir durum olduğunu kendimden biliyorum. Hatta "bi eşcinsel, eğer bir heterosexüele aşık olacaksa, gitsin kafasına sıksın daha iyi" diyecek kadar da abartabilirim bunu.

Çünkü heterosexüel erkeğe aşık olmak 2 anlamda kötü.
1incisine açıldığın an direkt ana-bacı, baba-kardaş dümdüz sövüp sayabiliyor. Hatta kendisine sahip olamayacak homofobik bir dangalaksa, kendini haklı görerek karşısındaki kişiye tekme tokat allah ne verdiyse girişebiliyor.
2incisi ise gözünün içine bakıp gülüyor ve dadadadam bu demek oluyorki boku yedin. Daha açık izahıyla "sen artık onun metresi" oluyorsun.

Ben, o ana bacı, baba kardaşa sövme olayını yaşamadım. Çünkü genelde senden hoşlanıyorum dediğim adamlara öncesinde çok kafa tuttuğum olur ve o yüzden, genelde en fazla "siktir len" tarzında konuşma geçer aramızda ve ben siktir olup giderim. Bununla beraber en fazla bir iki hafta boyunca aşkıma karşılık almadığım için üzülürüm sonrada unuturum. Çünkü unutmak zorundayımdır.

Diğer anlamda şu 2incisini, yani metres olma konusunu çok pis bi şekilde yaşadım ne yazıkki.
Ne yazıkki diyorum, çünkü onlardan istediğim şey yarak olmamasına rağmen, her "seni seviyorum" deyişimde bana fermuarını açıp yaraktan başka bir şey vermediler. Gerçi böyle küfrediyorum ama yani şimdi bile karşıma çıkıp fermuarını açsalar ikiletmeden yine saxo çekeceğim bir çok kişi girdi hayatıma. Çünkü aradan yıllar geçmiş olsa bile hala gerizekalılar gibi hoşlanıyorsundur, belkide hala aşıksındır ve bu yüzden "hayır sana saxo çekmiycem" diyemiyorsun.
Diyememenin nedenleri arasında senin götünün kalkmış olması konusu ayrı, bide işte ne bileyim abi "yok" diyemiyorsun. Gözleri, elleri, o hantal hareketleri bile ayrı bi tatlılıkta geliyor sana. Hatta seni yanından kovsa, onu bile sana ilgi göstermesi gibi algılıyorsun. Hatta sana küfür edişlerini bile kendine özel sanıyorsun. İşte bu aptal şapşal nedenlerden dolayı yok diyemiyorsun, siktir olup başka bi yere gidemiyorsun. Hayatının ammına koyup, seni bağırta bağırta sikeceğini bile bile gidip yine ona kuyruk sallıyorsun ve hatta kuyruk sallamıyorsun, resmen gidip ona saxo çekmek için yalvarıyorsun. Ama işte o her defasında sana daha acımasızca davranıyor. Seni bi köpekmişsin gibi görerek, sikini kemik gibi tutup ağzına veriyor. Eee tabi ses çıkaramıyorsun. O sikini kemikmişsecesine senin ağzına verirken, sen de kölesiymişcesine sessizce yalamaya devam ediyorsun. Bunun mantıklı tek bir denedi var, aşık olmuşsundur ve beynine oksijen gitmiyordur.

Zaten böyle bi ilişkide bi kaç seferden sonra artık hiç konuşmuyorsunuz. Çünkü sen ona aşıksın ve sözlerin hiç bi anlamı yok. Onun da cinselliğe ihtiyacı var ve sen onun karşısında hazırolda bekliyorsun. Neden konuşacaksınız ki? Zaten böyle bir ilişkide sözler anlamsız ve sadece vakit kaybı oluyolar. Sen sırf ona dokunmak için, ona biraz daha yakın olabilmek için, tenin sıcaklığını hissetmek için, ellerinin içini öpüp avuç içlerine yanaklarını değdirmek için yanıp tutuşurken, o senin yanağını avuçlayop baş parmağını ağzına sokup "bende tam sana göre bir şey var" diyor.

Eğer cesaretin varsa "yapma" dercesine, durup bakıyorsun gözlerinin taa en içine. Ama çoğu zaman hiç bir şey diyemiyorsun. Zaten sana dokunduğu için sikleriniz çoktan kalkmış oluyor. Sikleriniz kalkıp, götün pıt pıt atarken sessiz olmayı doğru seçim olarak görüyorsun. Hem olumsuz bir şey söylesen "yanından kovcak ve belki bir daha yüzüme bile bakmayacak" diye düşünüyorsun. Bu düşünceler seni ona mahkum ediyor. Hatta sen kendi rızanla ona mahkum oluyorsun. Zaten hayır desen bi kaç gün sonra onu özlediğinden dolayı koştura koştura her yerde onu aramaya başlıyorsun "yeterki burda olsun, ne istiyorsa yapıyım" diyorsun. İşte bu yüzden de olumsuz bi karşılık vermek istesen bile veremiyorsun. Böyle bir ilişkide susmak yanlış olsa bile, yinede en doğrusu susup yalamaya devam etmek oluyor.

20 Haziran 2011

Kime hangi gözle baktığının sadece senin için bi anlamı var. Tıpkı; kiminle neden sikiştiğinin sadece senin için bi anlamı olduğu gibi

Eğer bi insanın götü kalkmışsa karşısındaki kişiye götünü siktirtmeden, eğer siki kalkmışsa karşısındaki kişiyi sikmeden rahat bırakmıyor.

Şu bizim dingiliz maykıl'la işte böyle bi ilişkimiz var. Ben ona her ne kadar "işte arkadaşız, beraber zaman geçiriyoruz" gözüyle baksamda, sağda solda biraz samimileştiğimiz anda, adamın elini ya götümde, ya sikimde buluveriyorum. Bende böyle anlarda adamı fazla bozmamak için; biraz kırıtarak, biraz somurtarak "yaaa yapma yaaa" falan deyip geçiştiriyorum. Ama benim bu söylemlerim, hareketlerim falan onun hiç sikinde değil. Hatta o biraz daha ileri gidip "yiyişelim" falan filan deyip duruyor. Bende adamı çirkin bulduğumdan dolayı yiyişmek istemiyorum. Ama kalbi o kadar temiz ve kendisi o kadar iyi niyetliki, bu ısrarlarını kaba davranarak değil de, nazik davranarak, en azından arkadaşlığımız sürsün diye her defasında sakince geri çeviriyorum...

Cuma günü iş çıkışı otobüsteydimki maykıl aradı. İşte taksim'e gelmiş "sen nerdesin? gel, canım sıkılıyor beraber turlarız" falan dedi. Bende zaten sıkılıyordum ve o arayınca öyle bi sevindimki, hemde nasıl. İçimden kendime dedim ki "tamam artık, o da beni arkadaşı olarak görmeye başladı" Bu düşünceler arasında taksim'e varıp onunla buluşunca, daha ilk andaki elimi tutup sıkması ve bedenimi ahtapot gibi sarmalamasını normal karşıladım. Sonra zaman geçtikçe, o da arada ellemeleriyle fazla ileri gidince biraz sert, biraz da işte fırça atarcasına "ayyy maykıl yapmaee öyle, ayıp oluyor" falan filanlı çabaladım. Ama bi kaç defa daha böyle olunca ve ben her defasonda sadece uyarmakla yetinince, bana dönüp "sen beni sevmiyorsun" dedi. Bende "seviyorum ama arkadaş olarak seviyorum, zaten fazlasını da benden bekleme" diye de eklemedim. Benim bu cevabımdan sonra baktım, o suratını ekşitiyor falan "kusura bakma, benden sana anca bu kadar yakınlık olur. hem benim bu aralar görüştüğüm biri var, ondan çok hoşlanıyorum ve aklımda o varken, başkasına yer açabilecek halde değilim" dedim. Ben öyle diyince o somurttu ve ben de dayanamadım, göz möz kırpıp "öff takılma işte geç git, bak ne güzel dolaşıyoruz zaman geçiriyoruz" dedim ve sonra işte tekrar istiklal'de oyalanmaya başlayaraktan, dönüp dolaşıp onun ısrarıyla yine bi ibne cafe'sine gidip oturduk.

Cafe'ye girdiğimizde de, bizden başka 2 müşteri daha vardı. Böyle oturduk siparişleri verdik ve konuşuyoruz falan, bi baktım "dakka bir, gol bir" demeden maykılın eli hop diye bacak aramda bitiverdi. Bende biraz somurttum falan filan ama sonra dayanamadım ve elini tutup hafif sıkarak "elini çek" dedim ve biraz geri gittim. O benim bu hareketim karşısında, bir şey olmamış gibi "balkona çıkıp sigara içelim mi?" dedi "tamam olur" dedim ve balkona çıkıp sigara tüttürdük. Sigara tüttürürken biz balkonda iyice yakınlaşıverdik ve ben biraz geri çekildim. Ama piç aklına beni sikeceğini veya kendini bana siktirmeyi koymuş olmalıki, elini pantolonumdan içeri atıp kıllı götüme bi pandik atıverdi. Ses etmedim ve gözlerinin içine bakarak biraz geri gittim ve sonrada "ulan ayıp oluyo bak dışardayız, kendi rahatlığımızla başkasını rahatsız etmeyelim" falan dedim, ama ııh o laf dinleyecek gibi değildi. Çünkü ben bu lafları ederken onun eli benim taşşaklardaydı.

Sonra öyle böyle derken baktım laf dinlemiyor, balkonda onu yalnız bırakıp girdim içeri. İçeri girerken, bende; beni ellemiş olmasından dolayı çadırı kurmuştum. Masaya geçip oturdum ve o sırada, oda ardımdan gelip yanıma oturdu ve yine elini pantolon üstünden sike atıp sıkmaya başladı. Benim sik kalkmış olunca "yapma, biraz o tarafa git" de diyemedim. Öyle böyle derken hop biz yakınlaştık ve öpüştük. Öpüşürken gözlerimi bi açtımki allahım maykılın çirkin suratıyla sevişiyorum. Kendimi tutup geri çekildim ve o sırada pantolonumun içinde olan ellerini de, artık çıkartmasını söyledim.

Biz böyle biraz uzak kalalım hesabı yapıp, ben biraz geri gidince baktım o yine gelip yapıştı ve ben onu tekrar bozmak istemedim. Ammına koyım biriyle neden insan arkadaş olamıyorki?
Yani illa sikimiz, götümüz var diye aklımıza onu sikmek, veya onun tarafından "gece gündüz sikilmek" yalnız mı gelmeli. Sikiyim böyle adaleti.

Neyse işte, biz böyle uğraş uğraş dururken bi ara dayanamadım ve tuttum biraz seviştim. Sonra nefes alabildiğim ilk anda, beynime giden oksijen sayesinde "ne yapıyorum uleeenn, illa sikin kalktı diye sikinin dediğini mi yapıcaksın" diye düşünüp, hemen tuvalete gidip asıldım ve tam boşalma anında, maykıl kapıya gelip bir şeyler geveledi. Bende o an boşalma anını yaşadığım için "ahh ohhlu" bi "tamam geliyorum" falan dedim ve sonra o gitti. Sikimin ağzını yüzünü silip, klozete oturdum. Soğuk suyun etkisiyle hala kalkık olan sikimi indirmeye çalışırken sifonu çektim ve o anda aklım başıma geldi: Maykıl'a ayıp etmiştim.

Sonra böyle kafa karışık bi şekilde tuvaletten çıkıp masaya gittiğimde, maykıl hiç bir şey demeden durup yüzüme baktı ve "geçen seferde böyle yapmıştın" diye söylenirken surat asıp balkona çıktı. O böyle söyleyince, ben kendimi daha kötü hissedip ardından balkona gittim ve onu, sigarasını ciğerinin taaa en içine çekerken buldum. Öyle beraber sokağa bakmaya başladık. Sonra bana dönüp "neden benimle oynuyorsun" dedi.

O böyle diyince, dondum kaldım. Hiç bir şey diyemedim. Aslında evet onunla oynuyordum. Hani onu beğenmiyordum ama, bilinçaltımdan da beğenilmiş olduğumun verdiği hazzı yaşamaya çalışıyordum. Sonra sessiz olduğumu görünce, aynı soruyu bi daha sordu "neden benimle oynuyorsun" dedi. Bende biraz mahçup, biraz ezik, biraz aptal gibi bir ifade ve ses tonuyla sadece "seninle oynamıyorum" diyebildim. O "ne bu peki" diye biraz sert bi şekilde sorunca, bende "seninle oynamıyorum, ama senin hareketlerine karşılık da kendimi tutamıyorum" dedim.

Benim bu cevabım karşısında yüzü biraz asıldı ve gözleri hafif pörtlemiş bi şekilde "o zaman bana karşılık da verme ve istemediğini söyle" dedi ve o anda yüzü sinirden kızarmışdı. Bende "ee işte sana söyledim, hemde kaç defa söyledim sana, ama beni dinlemiyorsunki" diyebildim. Ben böyle diyince, o da kızarak "benimle oynuyorsun, ben oyuncak değilim, bi insanım" dedi.

O anda durdum, nefes de alamadım. Sanki ben yalnız değil zamanda durdu o an. Fıldır fıldır dönen yeşil gözlerine baktım, suratındaki sivilceleri sayıp saymamak arasında gidip geldim, sarı saçlarının güzelliğine, cevap beklediği her halinden belli kızgın surat ifadesine bom boş gözlerle baktım ve o benim sessizliğimden sonra tekrar "ben insanım, benimle oynuyorsun" dedi ve kızarak bana arkasını döndü. Ne yaptığımı bilmeden, onu taklit ederek bende ona arkamı döndüm ve nereye baktığımın farkında olamayarak sokağa bakınmaya başladım. Orda bi yerlerdeydim, ama aslında orda değildim. Yada sadece şu beş para etmez bedenim ordaydı. Öyle işte boşlukta hissediyordum kendimi.  Sokaktaki kalabalık gözlerimin önünde olmasına rağmen görmüyordum, ama sesleri kulağımdaydı. Orda bi yerde yüzlerce insanın uğultusu vardı. Bende orada durup izliyor olmalıydım ama orada değildim. Bambaşka bi yerdeydim. Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum. Belki bir iki dakika, belki bi kaç saniye. Sessizliği o bozdu yine "ben gidiyorum" deyip çıktı, hayatımdan siktirdi gitti.

Ben ise, o kızgın bi şekilde "ben oyuncak değilim, bi insanım" derken şunları düşünmeye başlamıştım:

Ammına koduğumun oğlu, şerefsizin çocuğu, götüne koyduğumun pezevengi!!
Sen insansın da ben neyim? bi hayvan mıyım, duygusuz eşyamıyım? her önüme gelene götümü mü siktiriyorum, her karşıma çıkan; adam olmayan, ama adam gibi görünen orospuçocuklarıyla mı yatıp kalkıyorum?
Neyim ben bi robot mu, sadece aklı sikişmekte olan, aklı göt sikmekten veya götünü siktirmekten başka bi şeye çalışmayan bi ibnemiyim.? Neyim ben amına koduğumun piçi. Orospuçocuğunun allahı. Madem insansın, neden hayır dediğimde anlamıyorsun? Görmüyor musun sadece bi arkadaşa ihtiyacım var.

Arkamı döndüğümde götümü sikmeye kalkışmayacak, beni sadece arkadaş olarak görebilecek ve ona ölünceye kadar güvenebileceğim birine ihtiyacım var. Beni ben olduğum için, sadece arkadaş olarak kabullenecek birine ihtiyacım var, benim sikecek veya kendini bana siktirecek birine ihtiyacım yok..!! niye anlamıyosunnn

17 Haziran 2011

Böyle geçer hayat erkeği'nin bir dünü

Akşam iş çıkışı, kendimi defalarca tecavüze uğradıktan sonra denize atılmış şişman kadın gibi, ayy pardon şişme kadın gibi, kabataş taraflarında kıyıya atıp oralarda biraz oyalandım. Tek başıma yaşadığım o romantik dakkalardan sonra, romantizmden sıkılınca istiklale gittim yine. Aklımda hiç bir şey yoktu. Deli sikmiş gibi öfleyip pöfleyerek bir iki tur attım. Sonra canım sıkıldı, meydandaki burger king'in tuvaletine gittim. İbnenin biriyle yarraklarımızı birbirimize göstermece oynadık. Dakkalarca ben onunkine baktım, o benimkine baktı. Benim yarrak gelip gidenler yüzünden kalkmadı. Ama yanımdakinin yarrağı kalkış yapmıştı ve kalkış yapmış olmasına rağmen baş parmağım kadar anca ya vardı ya yoktu. Biz orda birbirimizin yarrağına bakınırken, gelip işeyip giden bi kaç kişi oldu. Ama biz yerimizden hiç kıpırdamadık. Sonra yarrağa bakarak bi bok olmayacağını düşünüp sikimi fermuardan içeri attım ve diğer ibneyi, yeni gelecek olanların siklerine bakmak üzere orda bırakıp istiklal'e çıktım.

İstiklal işte, bildiğin sıkıcı kalabalık. Çantamdan sigara çıkarıp bi tane ağzıma attım. Ama sigarayı yakacak ateş yoktu. Sigara yarrak gibi boş boş ağzımda sallanırken, Fransız konsolosluğunun önünde tokmakçısını beklediği her halinden belli bir kıza, yaklaşıp en kibar halimle "ateşin var mı?" dedim. Kız hiç ikiletmeden çakmağını verdi. Sigarayı ateşleyip pöfürdetirken, aklımdan "arkanı dön, çakmağı cebine at ve hiç bir şey olmamış gibi yürü git" diye bir şeyler geçti. Ama yapmadım, teşekkür edip çakmağı verdiğim gibi aşağı doğru yürümeye başladım. Sonra sakin bi köşede yere oturup, gelip gidenlerin acınası haline bakarak sigarayı tüttürdüm.

Belkide acınası olan bendim, ama nedense sokakta aşşağı-yukarı gidip gelen kalabalık gözüme acınası geliyordu. Bu bakış açım, sigaranın bitmesine kadar böyle devam etti. Sigaranın bitişinden sonra, kalabalık bu sefer acınası olarak değil, ruhsuz bi kalabalık olarak görünmeye başladı gözüme. Bu kadar insan bi sik varmışcasına her gün aynı cadde de ne yaparki? Sonra kendime bakındım, can sıkıntısından burda değil miydim? Her halde bu kadar insanın da canı sıkılıyordur ve onlarda kendilerini buraya atıyorlardır, diye düşünüp siktir ettim kalabalığı.

Sonra ayağa kalkıp üstümü başımı silkeledikten sonra insanlara bilerek çarpa çarpa yürümeye başladım. Aslında neden çarptığımı bile bilmiyorum. Sadece gelip geçenlere çarpmak istiyordum. Belkide ruhsuz olarak gördüğüm kalabalıktan bi kaç kişiye çarparak, kendilerinin farkına varmalarını sağlamaya çalışıyordum. Belkide kendi yalnızlığımı duyurmaya, farkıma varmalarını sağlamaya çalışıyordum. Sonra bu kendine gelme ve farkıma varma savaşını bırakıp, D&R'a girip kitap karıştırmaca oynadım. Bi kaç gündür fena halde takmış olduğum kitabı aldım ve sakin bi köşeye oturup 40-50 sayfasını daha okuyup çıktım.

Zaten kitaba para vermemek için en güzel yol, kitabevlerini dolaşıp böyle okumak. Hem korsan kitap almamış oluyorsunuz, hemde nefesiniz açlıktan kokarken siz "emeğe saygı için bandrollü kitap alıyorum" zırvalıklarını yapmıyorsunuz. Gerçi bu beleş kitap okumalarımın hıncını; bi gün çok param olduğunda kocaman bi ev alıp, eve kocaman bi kütüphane yaptırınca çıkarıcam. İçinde sadece okuduğum kitapların olacağı bir kütüphane olacak. Sadece okuduklarımı yerleştircem ve kalem alıp tüm güzel cümlelerin  altlarını çizcem.

D&R'dan çıkıp Mephisto'ya gittim. Orda da aynı kitabı elime alıp bi köşede kitabın bi 30 sayfasını okudum ve sonra çıkıp meydana yürüdüm. Meydana geldiğimde aklımdan parka gidip ağzını sikeceğim herhangi birini, yada ağzımı sikecek herhangi birini bulmak geldi. Ama ıııh canım, bugünlük yapabileceğim sıradan bir şey yapmak istemedi. Bende eve gelip kendime makarna yaptım. Ortaya çıkan makarnayı kendime ayıp olmasın diye zorla yemeye çalıştım. Yıllardır yalnız yaşamasına rağmen, hala  makarna yapmayı öğrenemeyen biri olarak, kendi yaptığım makarnayı beğenmedim ve tencereyi olduğu gibi mutfağa bırakıp su içtim. Sonra salonda çırılçıplak soyunup, tuvaletin küçük aynasında kendimi izleyerek osbir çekip bi günü daha noktalamış oldum.

15 Haziran 2011

İnsanoğlunun, doğduğundan bu yana kusursuzca yapabildiği tek şey "sıçmaktır"

Ofisteyken sürekli oturduğumdan olsa gerek, günün büyük bi bölümünü sık sık tuvalette sıçarak geçirirken, sıçtığım esnada da bi yandan fayansları, patronun ayakta işedikten sonra sikinden düşen son damlaların yerde bıraktığı izleri ve bazen de tuvaletin küçük penceresindeki buzlu camdaki şekil şukûllerden, o günkü ruh halime göre savaşçı veya barışçı kahramanlar yaratıp, düşmanlarımı tuvalate döküp ardından sifonu çeken biri olarak şunu söyleyebilirimki;
Hayat, tuvalette sıçarken gözüme daha çekilir, daha basit ve anlaşılabilir gibi görünmeye başlıyor.

Bunun nedeni; literatürde anüs, kibar hanfendiler ve beyfendiler arasında popo, muhafazakar çevrede dübür, çocuklar arasında kıç, benim gibi ahlaksızlar tarafından da "göt" olarak tabir edilen yerimden "çıkan kolum kadar büyük kuru bokun canımı yakmasından dolayı mıdır?" bilmiyorum. Ama tuvaletteyken insanlığın çektiği sıkıntılar, karşılaştığı problemler gibi şeyler bana çok normal, çok sıradan geliyor. Tabii bunlar aklıma gelirken, son hızla sıçmaya devam ediyorum. Çünkü insan bi defa sıçmaya başlayınca, içerdeki her şey bitinceye kadar ara veremiyor..

Klozetten kalkışa doğru düşünceler seyrekleşip, soğuk su etkisiyle "hafif sertleşen göt deliğimi" temizlerken, bi yandan da kılları hafif dikelen taşşaklarımı ovalamayı ihmal edemiyorum. Bu gibi anlarda bazen 15li yaşlarımdaki alışkanlıklarımdan birini; yani kendimi tutamayıp parmakladığımda olmuyor değil. Ama neyse konumuz, götümü parmakladığım yıllar ve o anki zevkü sefa değil. Konumuz; hayat üzerine derin düşünceler.
O yüzden anında hem lafı, hemde kendimi kıvırıp konuya dönüyorum:

Düşünüyorumda; sanki tuvalet dışındayken, hayat hakkında pek fazla düşünmeye zamanım olmuyor gibi. Yada; tuvalette de, hayatımda olduğu gibi yer yer rahat sıçan biri olarak, hayatı tuvaletteyken daha anlaşılabilir, daha görmem gerektiği gibi görmeye başlıyorum.

Şu yukardaki 2 siktiri boktan cümleyi yazarken bile çişim geldiğinden dolayı yazmayı bırakıp, işedikten sonra gelip bu cümleleri yazmaya başladım. Bu arada yazıyı okumaktan çekinmeyin. Çünkü ellerimi sabunla yıkadıktan sonra, gidip bi güzel zımparaladım da öyle klavyeye abandım.
 Gerçi evde olsam ellerimi yıkamazdım ama böyle ofis ortamlarında falan olunca, kendimi; ellerimi yıkatmak zorunda bırakan bi piskolojiyle yaşıyorum. Çünkü kalabalık içindeyken sağlıklı toplumun, sağlığını da düşünmek zorundayım.

Bu arada keşke toplumun topu, top olsaydı. Hem o zaman tüm ibneler, belki heterosexüel olurdu. Gerçi ibneler; toplumun, topunun top olmasından sonra heterosexüel olsalar, bu sefer de heterosexüel olduğumuz için dışlanacaktık. Vay halimize vay.

Neyse işte, bundan 2 önceki tuvalette sıçışımda, aklıma hayatımdaki sıçışlarımla ilgili şeyler gelince bende gelip yazdım. Kendinize çok iyi bakın canlarım. Hepppinizi çok çok öpüyorum.
(Bu arada yazıyla uyumlu olsun diye, charlie chaplin'in sıçarken çekilmiş bi fotoğrafını aradım taradım ama ıııh imkanı yok bulamadım. O yüzden size sıçmaya yakın diye, tumanlarıyla resmedilmiş bu güzel halini sunuyorum.)

13 Haziran 2011

Dingiliz maykıl, ben, sen, o, biz, siz onlar hepimiz aynı dünyanın mallarıyız.

Bu sabah öğlen üzeri falan anca uyandım. Gözlerimi açtığım gibi, başucumda dün gece sırf fantazi olsun diye sikime takıp osbir çektiğim ağzı bağlı, pembe renkli kondomun bana göz kırptığını gördüm. İçinin dolu olduğunu farkettiğimde, midem bulanır gibi oldu ama "kendi çoluk çocuğumdan midemin bulanmasının yanlış olduğunu düşünüp" normal olarak karşılayıp dolu kondomu elime aldım. Birazı kurumuştu, birazı hala canlı gibiydi. Elimle biraz oynamaya devam ettim ve bu arada benim haydar uyanınca şaşırdım. Sokakta falan, başkalarının kullanıp attığı kondomları cebime atıp, ilk fırsatta umumi bir tuvalete kapanıp, hemen kondomu açıp içine giren yarrağın siluetini düşünerek osbir çektiğim çok olmuştur, ama kendi kullandığım kondomdan ilk defa tahrik oluyordum. Belkide ilk defa, kendi kullandığım kondomu başucumda bırakıp uyuya kaldıktan saatler sonra uyanmış olmanın etkisindendi. Yada ne biliyim ammına koyım, belki başka bir şey de olabilirdi. Neyse işte. Sertleşen siki boşverip, kalkıp evi dolandım. Sanki ne arıyorduysam artık. Sonra giyinip çıkmaya karar verdim. Çıkarken telefonu alıp, geçen haftalarda tanıştığım türkçe bilen dingiliz'i aradım. Bildiğiniz klasik mavi gözlü, sarı saçlı bi ingiliz işte.

Adı maykıl. Telefonuma da zaten maykıl diye kaydettim. 8 yıldır türkiye'de yaşıyor ve türkçeyi nerdeyse benden daha iyi biliyor. Annesi kör bi lezbiyen, babası alkolik, sıradan bi dingiliz. Annesi de sanırım ingilizdi. Yada şu an aklıma hangi milleten olduğu gelmediği için ben ingiliz olduğunu söylüyorum. Annesiyle 18 yıl hiç konuşmamışlar. Çünkü annesi onu terkedip gittiği zaman o daha küçük bi çocukmuş. O da kızgınlığından dolayı hiç görüşmemiş annesiyle. Anne ve babasının ayrılmalarının nedeni geçimsizlikmiş. Kadın ayrılınca "başka kocalardan yiyeceğim yarraklarla mutlu olurum" sanıp başkasıyla evlenmiş. Ama hayatın gerçeklerinin kocalarla alakası yok. Çünkü allah kendi yalnızlığının keyfini; biz insanoğluna, haketmediğimiz acıları yaşatarak çıkarıyor. Bunu öğrenmeliyiz  ve allaha kafa tutup yalnızlığının acısını, bizimle uğraşarak geçmeyeceğini ve aslında yalnızlığının hiç bir zaman sona eremeyeceğini öğretmeliyiz. Çünkü yalnızlığı da kendisi yarattı.

Kadın bir kaç dayakçı kocadan sonra, hayatın sadece dayakçı kocalardan ibaret olduğunu ve hayat denilen şu siktiriboktan döngüde, yiyeceği yarrağın yalnız yanına kâr kalacağını anlayıp, son kocasından da sürekli dayak yiyip zorla sikilmesine rağmen yıllarca ses çıkarmayıp onunla bu dayaklı ilişkiyi yürütmeye çalışarak yaşamaya devam etmiş. Ama yediği dayağın sonu olmayınca ve son kocanın acımasızca attığı dayaklardan sonra kör olma tehlikesi yaşamaya başlıyor ve kadın bi yerden sonra, yanına kâr kalan yarrakları da boş verip, bu son kocadan ayrılıp, lezbiyen bir ilişkiye yelken açıyor. Tabii bu arada maykıl türkiye'ye yerleşmiş ve doktorlar kadına artık zamanla, kesin ve dönüşsüz bir körlüğe doğru gittiğini söylemişler. O da hemen ilk kocasını, yani maykıl'ın babasından maykıl'ı aramasını rica etmiş ve maykıl'la görüşmüşler.
Maykıl bunu anlattığında burda biraz durdu. O anda yüzünde üzüntü ve başka bir şey belirdi. Sanki "annem beni terkettiği için haketmişti, ama keşke kör olmasaydı" diyordu.

Maykıl'ın babası, maykıl'ı arayıp "annenle görüş oğlum, çünkü son kocasında da ayrıldı ve şu anda yediği dayaklardan dolayı görme yetisini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya" demiş. Maykıl bunun üzerine dayanamayıp dingiltere'ye dönüyor ve annesiyle görüşüyorlar. Annesi kör olmak üzeredir ve üstelik artık lezbiyende olmuştur. Zoraki bir lezbiyenlik olduğunu söylüyor maykıl. Çünkü yıllarca dayak yemiş bir kadının erkeklerden artık nefret etmesinin normal olduğunu ve onu sikecek bir şeyi bulunmayan birinin kolları altında daha güvende olacağını düşündüğünden dolayı lezbiyenliğe geçiş yaptığını düşünüyor. Maykıl bunları anlatırken; bende türkiye'de yaşanılan cehalet boyutunun tüm dünyadan farklı olmadığını düşünüyordum.

Tüm dünya, kadına sadece sikilecek bir delik gözüyle bakan erkek neslinin olduğu ve hatta yer yer "kendinin sadece sikilmesi gereken bir delikten ibaret olduğunu" sanan kadınlarda dolu. Allah yukarlarda bi yerde bu halimize bakıp, karnını tutarak ne gülüyordur varya. Neyse işte.

Sonra maykıl'da annesiyle görüşüp tekrar türkiye'ye dönüyor ve bi gün telefonda babasına "baba ben ibneyim, götümü siktiriyorum" diyor. Babası telefonu kapatıyor ve bi kaç yıl oğluyla görüşmüyor. Annesinin tepkisi ise "biliyordum" oluyor. Sonra maykıl türkiye'de türklere götünü sikttirirken bi karslı ile tanışıyor ve beraber yaşamaya başlıyorlar. Gece gündüz demeden deliler gibi sikişiyorlar ve bi gün bizim karslı, maykıl'a ailesinin nerde olduğunu soruyor. Maykıl ailesi ile ilgili durumunu anlatıyor ve annesiyle görüştüğünü ama babasıyla görüşmediğini söylüyor. Karslıyla bir kaç yıldır beraber yaşadıklarından dolayı, bizim karslı bu arada zaten ingilizceyi öğrenmiştir. Sonra bizim karslı, ingilizceyi bildiğinden dolayı maykıl'ın annesinden, maykıl'ın babasının telefonunu alıp sık sık görüşmeye başlıyorlar.

Meğer karslı aile değerlerine saygı gösteren biridir ve maykıl'ın babasına "maykıl'ın iyi biri olduğunu ve onunla görüşmeyerek yanlış yaptığını" söylüyor. ama artık maykıl'ın babasının nasıl bi damarı varsa adam nuh diyor peygamber demiyor ve görüşmeyeceğini söylüyor. Çünkü dingiletere'de oğlunun, türkler tarafından her gece bağırtılarak sikildiğini öğrenilmesini istemiyor. Bizim karslı ve maykıl'ın babası 1 yıl boyunca muhabbet ede ede, maykıl'ın babası "maykıl'la görüşmek istiyorum" diyor ve görüşmeye başlıyorlar. Maykıl, babasının bir kaç yıl sonra  ilk kez aramasında şaşırıyor. Normal bi konuşma geçiyor aralarında ve maykıl "baba beni hiç merak etmedin mi?" diye soruyor. Babası da "zaten senden hep haber alıyordum" diyor. Maykıl "nasıl haber alıyordun, görüşmüyorduk ki?" diyor ve maykıl'ın babası, karslı ile olan muhabbeti anlatıyor. Meğer 1 yıldır karslı, maykıl'ın ne yaptığını ne ettiğini adım adım maykıl'ın babasına söylüyormuş ve babasının oğluyla görüşmek zorunda olması gerektiğini de telkin ediyormuş.

Dingiliz baba ile oğul'un arası bizim karslı sayesinde tekrar düzelmişken, bizim karslıyı ailesi "istanbul'da kazandığın parayı siktir et, memlekete dön" diye geri çağırıyorlar ve eğer dönmezse de, babasının hakkını oğluna hiç bir zaman helal etmeyeceğini söylüyorlar. Karslı "baba hakkını" duyunca maykıl'ı bırakıp gerisin geri baba ocağına dönüyor ve karslı memleketine ayak basar basmaz, ailesi onu eşraftan bi kızla evlendiriyorlar. Böylece karslının; eli, kolu, başı bağlanmış oluyor ve karstan hiç bi yere kıpırdayamıyor. Maykıl'la hala görüşüyorlarmış. Hatta sadece maykıl'la değil, maykıl'ın anne ve babasıyla da hala görüşüyorlarmış. Karslının bide küçük bi kızı olmuş ve maykıl'ı çok özlüyomuş. Maykıl da özlüyor karslıyı hemde çok çok özlüyor. Ama özlemek hiç bi sikime yaramıyor. Doğarken kuralları kendimiz koymadığımız bir oyunun parçası olarak, hayatımızın sonuna kadar başkalarının kurallarıyla yaşamayı kabul ediyoruz.

Maykıl iyi bir çocuk aslında, ama tipim değil. Yoksa onunla çok güzel şeyler yaşardık. Dün işte onunla yine istiklal'deki demirören alış veriş merkezinin içinde bulunan virgin'de buluştuk. Biraz laflayıp çıktık, sonra istiklal'de bir kaç tur atıp ibne kafelerinden birinde gittik. Oturmuş güzel güzel laflarken sırnaştı. Bende kendimi tutamadım ve biraz saçlarını falan karıştırdım. Ama güzel sarı saçlarını karıştırırken sikim öyle bi kalktıki ve o, o anda boynumu öyle bi öptüki kendimden geçer gibi oldum. Durup biraz yüzüne baktım, gözlerinin içine baktım. Ellerimi ellerinin içine aldı ve o anda bakışmalarımız devam ediyordu. Sonra dudağıma uzandı ve ben o anda hafif dönüp sol yanağımı öpmesine izin verdim. Yanağımdan dudaklarıma doğru gelirken sikim iyice sertleşmişti ve o anda nefes alışımda hızlanınca ben hemen ayağa kalkıp "tuvalete gitmem lazım" deyip tuvalete gittim. Hemen malafatı çıkarıp bi güzel asıldım. ama bi türlü boşalamadım ve bende yine o asker arkadaşımı düşünerek boşaldım ve ellerimi yıkayıp çıktım. Osbir çekmek zorundaydım, çünkü osbir çekmezsem kesinlikle ona giderdik ve onunla sabaha kadar, hatta midem bulanıncaya kadar bi güzel sikişirdik. Ama kendime, artık sadece "kafamdaki dört dörtlük kavramı"na uyan birileri olmadıkça, yatmayacağıma veya herhangi bir şekilde birileriyle yakınlaşmayacağıma söz verdim.

Tuvaletten çıktığımda maykıl gözüme olduğundan daha tipsiz gibi geldi ve bunun üzerine oturmayıp "hadi çıkalım" dedim. Kalkıp istiklal'de dolanırken yorgun olduğumu ve eve gitmek istediğimi söyledim ve ayrıldık. Yolda telefonuma bir-iki mesaj geldi. Eve geldiğimde telefona baktığımda Maykıl'dan olduğunu gördüm.

Üzgünüm maykıl, gerçekten iyi birisin. Ama bende artık "karşımdaki kişi sırf çok iyi biri" diye insanlarla yatmayı bıraktım. Çok yanlış bi zamanda tanıştık maykıl. Yoksa sende biliyorsun:
Kalkmış sikin ve kaşınan götün; dini, imanı, milleti olmaz.

12 Haziran 2011

Onunla "etle tırnak gibiydik" yada nasıl desem işte

Hani şu yazıda "asker arkadaşım gibi" birinden bahsetmiştim ya, yada sizin anlayacağınız dilde askerdeki orospuçocuğundan. Hah işte ordan devam edeyim.

..Ben o zamanlar da böyle "altta kalmıyım kafasında" yaşayan biri olduğum için, bu tişört hediyesi karşılığında utanıp "ehi ehi dur lan ben de sana bi tane alıyım" deyip sanırım bi mavi tişörtte ben ona almıştım. Yakışmıştı piçe. Zaten ne giyse yakışıyordu. Ya da ben yakıştırıyordum. Bak böyle yazınca, aslında "giydiği her şey ona yakışıyormuydu" yoksa "ben mi her şeyi ona yakıştırıyordum" anlamadım. Neyse işte, ama mavi tişört yakışmıştı.

Oruspuçocuğu evliydi ve 2 çocuğu vardı. O yüzden askerlik süresince yalnız böyle olacağımızı biliyordum. İlk yakınlaşmayı da o başlatmıştı. Sonra ben tiryakisi olmuştum. İlk yakınlaşmamız da askerliğimin 7inci ayında falan olmuştu. Doğrusunu söylemek gerekirse, ben onu ilk gördüğümde de beğenmiştim ve bu yüzden ona yakın olmak istemiştim. Ama onun evli olduğunu öğrenince, sex anlamında uzak durmuştum. Sonra zaten evli olunca bizim bi bokumuz olma ihtimali sıfır oluyordu ve bende bu yüzden biraz uzak kalmaya ve onunla ilgili ayıplı şeyler düşünmemeye başlamıştım.

Zaten düşünsene, gerçek hayatta adamın sikini sokacak bi deliğe ihtiyacı olsa; adam karısını mı sikecekti, beni mi? Zaten öyle biri için, karşısında güzel bi amcık dururken, kim boklu bi götü sikerdiki? Bide evliydi ve işte ne bileyim lan, adamın huzurunu bozacağımdan korkuyordum ve biraz daha açık konuşmak gerekirse aslında "ah almak"tan korktuğum için, ondan uzak duruyordum ve kendi kendime de şu cümlelerle nasihatler ediyordum "zaten karısı var, uzak dur bundan aile faciasına neden olup insanların ahını alma" diyordum.
Yoksa nerden bileyim onun içinde de ibnelik olup olmadığını.

O zamanlar böyle düşünüyordum ve bu yüzden sadece "oooo devrem nabber" ayaklarında yalnız muhabbetimiz oluyordu. İşte aylarca bu muhabbetler falan sürdü ve aramızda cinsel anlamda hiç bi çekim, anlamlı bakışmalar falan gibi "kendi kendine gelin güvey olma" hallerim bile hiç olmadan aylar geçti. Yani aslında ben onunla ilgili, başka hiç bir şey düşünmedim. O 7 ay boyunca da aklıma dahi gelmedi. Benden 8 yaş büyüktü. Büyük olması güzeldi. Çünkü kafa dengiydi. Bir çok kişiden farklı düşünüyor, farklı bakıyor ve askerde olmasına rağmen hiç kimseyi siklemeyip taşşakları serip uzanabilecek rahatlıkta biriydi. Diğerleri gibi sürekli askerde olmanın verdiği o "kıttt aaa dur" modunda değildi. Böyle sanki "askerlik onun tatil çiftliğiydi" gibi davranıyordu. Zaten kendisi de öyle diyordu "laaa olum ben askere gelmeseydim eşşek gibi çalışacağtım, en azından burda biraz dinlenip sonra da yine kendi işlerimin başına geçcem" diyordu. Böyle rahat, dünya sikine modunda yaşıyordu askerliği. Bende zaten "dünya sikine" tavrından yaşayan biri olduğum için olsa gerek, biz onunla askerlik süresince diğer herkesten daha iyi anlaşmaya başladık ve ikizmişiz gibi hep beraber takılıyorduk.

Mesela yemek vaktinde ben ortalarda yoksam yemeğe gitmiyordu ve beni bekliyordu. Yada beni gördümü "hadi laa yemeğe gidek" diye çağırıyordu beraber gidiyorduk. Tabii bende aynı şekilde davranıyordum. Yemekte hep aynı masaya otururduk, aynı anda kalkardık. Yemek sonrası gidip kafeteryada çay içerdik. Zaten askerde çay içmek devlet görevi gibidir. Benki çaydan nefret eden 20 yıllık has anadolu erkeğiydim, ama şu nalet olası askerlik sayesinde çay tiryakisi oluvermiştim. Sikiyim ammını, zaten askerlik bi tek kötü alışkanlıklar edinmek, bi sikime yaramayan devlet erkanına köle gibi hizmet etmek içindir. Askerliğin başka da bi sike yaradığını görmedim.

Neyse işte biz böyle aylarca "arkadaş-yoldaş-askerde güvenilecek tek adam" olarak beraber takıla takıla geldik 7inci ayımıza. Tabii o zaman kışa denk gelmişiz. Hava nasıl soğuk anlatam ve biz tüm askerler soğuk havadan etkilenmeme emri aldığımız için, kat kat giyinerek lahana askerlere dönmüşüz. Böyle akşamları bi soyunma anımız varki, yemin ederim üzerimizdekileri çıkartmak 3 saatimizi alıyordu. Zaten sabah giyinmekde 3 saatimizi alıyordu. Etti sana 40 saat. Iyy tamam durun bahçeli'nin mhp esprisini yapmıycam.
Biz onunla beraber askerlik yapışımızın 7inci ayına gelmiştikki, bi gün onunla kapalı bi yerde oturmuş; havaların soğukluğundan girip, kantindeki çikolataların tadından çıkarkene, nasıl olduysa bu bana arkadan bi sarıldıki tüm kemiklerim kırç kırç kırıldı sandım. Zaten o an da zaman diye bi kavram ortadan kalktı. Saniyeler yıla dönüverdi ve o da bana yıllardır arkadan sarılmış vaziyette gibiydi. Sanki bende yıllardır bana sarılmasını bekliyormuş gibi kendimi bırakıverdim ve olay kopuverdi.

Artık o an nasıl birbirimizi arzulamışsak, birbirimize döndüğümüz gibi nefes nefese kaldık. Birbirimize bakamıyoruz ama rahat da duramıyoruz. Ellerimiz nereye gideceğini biliyo ve zaten onlar kendi başlarına hareket ediyorlar. Şaşkın olan tek şey gözlerimiz, acaba göz göze mi gelsek, dudaklara mı baksak, 2 kaşın arasında kaybolup gitsek, tenha bi köşede kendimize hemen şimdi boşalmalık bi yer mi açsak, ne yapsak bilmiyoruz. O anda "ayaklarım titriyor" diyecek oluyorum ki, dudaklarım titremeye başlıyor ve titreme gittikçe tüm vucuduma yayılıyor. Sonra dişlerim birbirine vuracak gibi oluyor ve ilk tıkırtıdan sonra artık dişlerim kendi özgürlüğünü ilan etmişcesine tıkırdayıp gidiyor. Sonra hooop olay kopuyor ve biz orda ilk defa bu kadar yakınlaşmış oluyoruz.

Birbirimizden utanırcasına, askerde olduğumuzdan dolayı korkarcasına ayrılıyoruz ve o gün akşama kadar birbirimize görünmüyoruz. Akşam yemeğinde "tanrımıza hamdolsun" duasında yine yanyana gelip, aynı masada yemek yiyoruz ve yemekten sonra, hiç konuşmadan kalkıp kimin önde, kimin arkada olduğu belli olmadan, doğruca otobüslerin park alanına gidiyoruz. Nereye gideceğimizi bilmiyoruz, sadece bi yer arıyoruz ve otobüslerden birinin kapısını açtığımız gibi içine giriyoruz. Palaskalarımızı açtığımız gibi pantolonlar aşağı düşüp, botlarımızın üzerinde toparlanıyor. Hemen yapışıyoruz birbirimize. Onun boyu uzun benden, bide geniş omuzlu, hafif kilolu ve kaslı birde. Ne yapmak istesem hepsine karşılık veriyor. Ben bir şey yapmayacak olsam, o da isteksizmiş gibi davranıyor ve bu yüzden kavgaya tutulmuşcasına karşılık vererek devam etmeyi daha doğru buluyorum. Kavga ederek boşalıp, otobüsten inip farklı yönlere gidiyoruz ve o gece hiç karşılaşmıyoruz. Sabah biraz utana sıkıla günaydınlar havada uçuşuyor ve biz, sonraki günlerde artık sürekli yalnız kalmaya ve yalnız kaldığımız ilk anda bi kuytuya girmeye çalışıyoruz.

Sonra işte bu olaylar askerlik bitinceye kadar koptu da koptu ve o arada ben buna, köpek gibi aşık oldum. Gel dese geliyorum, git dese gidiyorum. Böyle bi robotlaşmışım. Ama tabii arada diğer ibne askerlerle de kırıştırmaktan geri kalmıyorum. Yalnız onun yeri ayrı o başka. Gerçi o da siki kalktığı için bana yanaşıyodu, yoksa sikecek amcık olsa dönüp bana bakmazdı bile. Yada evli omasından dolayı ben öyle düşünüyordum.

Aslında aramızda, askerde olmanın verdiği amsızlıktan dolayı "onun sikinin kalktığında oluşan mecburi bi ilişki mi" vardı, yoksa "başka bir şey miydi" hiç bi zaman anlayamadım. Çoğu zaman bunu ona da söylüyordum, o da "ne bileyim oğlum" deyip başka şeylerden konu açıyordu. Sonra işte böyle olunca bende artık konuşmuyordum. Bazen, onun beni sırf saxocusu olarak gördüğünü düşünüp, günlerce ondan uzak duruyordum. Ama sonra; yine ya ben, ya o bi şekilde selamlaşmaya başlayarak, bi yerde oturup saatlerce konuşmaya başlıyorduk.

Konuşmalarımız da işte bildiğiniz asker muhabbetiydi. Yani siktiri boktan şeyler. Ya gün içinde kendini ülkenin hakimi sanan, orospuçocuğu olduğu fazlasıyla belli bi komutanın gereksiz fırçasını, ya da işte sivil hayatlarımızdan falan bahsediyorduk. Onunla çok farlıydık lan. Düşünün işte sabah ve akşam içtimalarında bile sürekli yan yana duruyorduk. Böyle sünnet olmamış sik ve çevresindeki fazla et gibiydik. Sanırım ordaki et bendim. Çünkü askerlikten sonra ayrıldığımıza ve ben hala onu düşünerek osbir çektiğime göre.
Bide ikimiz satranç oynamayı çok seviyorduk ve bu yüzden küskünlük zamanlarındaki ilk muhabbetten sonra satranç masasına oturup, saatlerce kalkmıyorduk. Küs olmadığımız zamanlarda da kantindeyken onunla sudoku çözme yarışlarına giriyorduk. Satrançta kazanan çoğu zaman o oluyordu, ama sudokuda asla beni geçemiyordu. Zaten benim bu sudoku hastalığımı bütün askeri üs biliyordu. Hatta komtanlarımızdan biri hafta sonu aldığı gazetedeki eklerden topladığı sudoku bulmacalarını toplayıp bana getirirdi. Tabii o komtanla da çok sonra bir şeyler yaşadıkya neyse, onu başka zaman anlatırım..

Şimdi tekrar konumuza dönecek olursak:
Orospuçocuğu bazen, aslında beni sadece saxocusu olarak görmediğini düşündürecek şeylerde yapıyordu. Mesela bana bi keresinde kalpli anahtarlık uzatıp piç piç sırıtarak "al aşkım hediyem olsun" demişti. Bende öyle bi sevinmiştimki, sanki dersin şehrin altın anahtarını almışım gibi teşekkür edip cebime atmıştım. Anahtarlığı da tee geçen yıla kadar sakladım. En son geçen yıl, bi ara atan sigortalarımdan dolayı "püfff ne yapcam bunu, götüme mi sokcam?" deyip attım..

Bazen onunla gecenin bi yarısına kadar çay bahçesinin kuytu bi köşesinde oturup konuşmaya dalıyorduk. Hatta bi gece "yataklarında olan asker kellesi kaç" diye sayım yapan komutan ikimizi eksik saymıştı. Sonrasında bizde işte çay bahçesinde olduğumuzu falan söyleyip yırtmıştık. Ama askerde gecenin bi yarısı yatağında olmamak iyi bir şey değildir onu söylemiş olayım. Yalnız bizde bi bok yemedik, sadece konuşmuştuk. Hemde saatlerce ve hiç yorulmadan. "Ne konuştuk lan öyle" diye düşünüyorum da, aklıma hiç bir şey gelmiyor. Sadece konuşmuştuk işte o kadar..

Onunla hala görüşüyoruz. En son geçen yıl geldi istanbul'a ve işte bi yerde oturup çay falan içtik, sonra da kalktı gitti. Bide arada bir telefonda falan konuşuyoruz "ne yaptın, ne ettin" falan deyip duruyoruz. Ben zaten telefonda pek konuşmayı seven biri olmadığım için bi yerden sonra "hımm iyi iyi, görüşürüz. Kendine iyi bak" deyip kapıyorum. Zaten telefonda konuşarak ne sikim yiyilirki. Askerliğimizin bitişinin ilk yılında birbirimizi çok sık arıyorduk. Hemde öyle böyle değil. Abartılı bi şekilde arıyorduk birbirimizi. Arada bazen muhabbet uzasın diye sanal sex yapıyorduk. Ama ikimizde sanal sexden hiç bir şey anlamadık. Sonra böyle böyle zaten yıllar içinde aramalarımız çok düştü ve şimdi 2-3 ayda bir anca birbirimizi; ya arıyoruz, ya aramıyoruz. İşte en son geçen ay aradım. Güya istanbul'da bi işi vardı ve gelecekti, ama gelmedi..

10 Haziran 2011

Bazen "keşke bi yolunu bulup hep askerde kalsaydım" dediğimde olmuyor değil

Geceleri porno izlemeleri azalttım. Zaten midem bulanıncaya kadar porno izlemekten artık zevk almamaya başladım. Hem porno izleyip izleyip, sonrasında sike asılırken daha çok zevk almak için kendi omzumu dişlemek ve yalamak arasında gidip gelirken, bi yandanda en yakınındaki tişörtü göze kestirip boşalmak nereye kadar. Bi gün sperm bitcek, sikimde elimde kalcak, olcak o. Peki "ne yapıyorsun?" derseniz, valla artık "anormal insanlar" gibi, geceleri erken uyuyorum. Yani daha doğrusu eskiye nazaran daha erken uyuyorum. İşte gece saat 12 dedin mi, battaniyeyi başıma kadar çekip, ayaklarımı karnımda bitiştirip kollarımla iyice sarmaladıktan sonra "ne olacak dünyanın her gün daha kötüye giden bu güzel hali" diye üzülürken uyuya kalmış oluyorum. Bu sayede, sabahları da artık erken uyanıp işe; götüne yumurta gelmiş tavuk gibi, koştura koştura gitmiyorum. Oysa ben eskiden böylemiydim pehhh. Benki sabahlara kadar porno izler, sike bi güzel abandıktan sonra da boşalıp uyuya kalır, geriye kalan bir-iki saatlik uyku ile de güne zinde bi şekilde başlamış olurdum. Ama şimdi saatlerce uyuyup, sabah saat 7 dedin mi, telefonun alarmıyla birlikte gözlerimi açıp güne başlıyorum. Gerçi bi kaç gündür alarmdan 5 dakka önce uyanıyorum, o da ayrı bi durum ya neyse...

Sabahları gözümü açtığım gibi önce sikimi kontrol ederim. Sırf yerinde duruyor mu diye. Çok seviyorum onu. Zaten bu kadar sevmeme rağmen beni terk etmeyen tek canlı'm o. Ama bu sabah onda da bi terslik vardı. Çünkü normalde benden önce uyanan ve "hadi sende kalk, gidelim" dercesine hazır olda bekleyen sikim, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi baygın baygın yatıyordu ve bu yüzden bi an "lan gece başına bi iş gelmiş olmasın" diye korkmadım değil. Sonra iyice kavrayıp, alaattinin sihirli lambası gibi birazcık ovalayınca, hemende kendine gelip kocaman oluverdi. Ay canım benim yerim ben onu =)) Yalnız sabahları asılmak pek iyi değil. Çünkü kalçaların ağrıya ağrıya işe gitmek falan kötü oluyor..

Keyif osbirinden sonra ufaktan bi duş aldım, havluyla flörtleşerekten tüm odaları gezdim. Gerçi tüm odalar dememden 40 odalı bi evde yaşadığım düşünülmesin. 2 odalı bi ev işte. Sonra havluyu odalardan birinde elimden sexi bi şekilde "yanlışlıkla" düşürüp, salona geçtim ve dal taşşak halıfleksin üzerine oturdum. Birazcık "ne olcak lan benim bu halim" adlı düşüncelerden sonra "siktir len ne olacaksa olacak" deyip, tarihi eser niteliğinde sayılan giysi dolabına dadandım. Keşke dadanmaz olaydım. Kapı elimde kaldı. Sonra gevşeyen civataları falan bi güzel sıkıp, kapıyı yerine taktıktan sonra içine dalıverdim gitti. Keşke dalıvermeseydim. İşte hatırası olan ve bu yüzden giymeye kıyamadığım tişört karşımda duruyordu.

Gerçi "hatıradan mı" yoksa "çok cırtlak bi rengi olduğundan dolayı mı?" giyinmediğimi hala anlıyamadım. Ama bu sabah özellikle giyincem deyip aldım elime ve hiç düşünmeden kafamdan geçirdim. Altına da simsiyah kotu çekip, adidasları ayağıma geçirdiğim gibi, kendime "kararımı değiştirmeye fırsat vermeden" sırt çantamı alıp çıktım.

Kafa bi milyon olmuş vaziyette taksim'e geldim ve ordan yine yürümeye başladım. Bi kaç durak daha yürüyüp sonra bindim arabaya. Aklım, aslında üzerimdeki tişörtte kalmıştı. Tişörtü 6 yıl önce askerdeyken 2günde 1 muhakkak saxolaştığımız bi orospuçocuğu almıştı. Şimdi böyle orospuçocuğu diyorum ama hala osbir çektiğimde onu düşünerek boşalıyorum. Piçoğlupiçi seviyordum lan. Hemde öyle böyle değil. Zaten aradan yıllar geçmesine rağmen pornoya dadandığımda bile, osbir çekerken çoğu zaman kendimi "onu düşünürken boşalmış olarak" buluyorum.

Yazının götüne nokta koymadan önce, şunu da belitrtmekten kendimi alamıyciiiiim:
Şimdi seferberlik çıksa ve devlet beni yine askere çağırsa, eğer o orospuçocuğu da askere çağrılanlar arasında varsa, seve seve bi ömür askerlik yaparım valla.

Devamı burda: http://hayaterkegi.blogspot.com/2011/06/onunla-etle-trnak-gibiydik-yada-nasl.html

7 Haziran 2011

Sigara içmek ne güzel lan, tıpkı sex yapmak gibi bi şey

Herkese süpriiizz, ağzına yarraktan başka bir şey almayan ben, resmi olarak geçtiğimiz hafta sigaraya başlamış bulunmaktayım. Aslında başlamamın nedeni de hep şu geçen haftalarda gelip giden amarikalı yüzünden oldu. Oruspuçocuğuylayken, o birini söndürmeden diğerini çıkarıp yakıp püfür püfür içiyordu ve içiyorkene, bana da zırt pırt nezaketten dolayı uzatıyordu. İlk zamanlar "ehi ehi ben sigara içmiyorum kiiiiğğ, ehi ehi bu ağza yarraktan başka şey girmedi o yüzden sigara hiç girmeyecek, ehi ehi yok sağol" falan filan deyip geri çeviriyordum. Ama sonra onun nezaketleri biraz ısrara falan dönünce, bende artık "koy götüne gitsin, ağzına yarrak alıyorsun bi zararı yok da sigaranın mı olacak?" deyip o uzattğında tek tek otlanmaya başladım ve o gittikten sonra da (yani geçen hafta) artık kocaman 20lik pakedi alıverdim.

Zaten amarikalı burdayken, onun yüzünden yemeğe falan gittiğimizde veya bi yerlere oturacağımız zaman genelde sigara içilebilen yerlere gidiyorduk. Tabii durum böyle olunca o çıkarıp yakarkene bana da uzatıyodu ve bende zamanla onun ısrarları ve benim "ohh beleş sigaraya geeel" kafasıyla olsa gerek düşüncelerimle, hemen almaya ve bu alışları da sıklaştırmaya başladım. Gerçi bi kaç sefer daha öyle sigarasından rahat rahat otlanırken baktım iş kötüye gidiyor (o da zaten her uzattığında benim aldığımı görünce artık ters ters bakmaya başlamıştı) bende dedim "dur lan bi şuna bi paket alıyım da tekrar düz bakmaya başlasın" Sonra işte biz onla taksim'de köşe bucak sürterkene sigarası bitmişti ve bi büfeye gidelim dediğinde sigarasının bittiğini anlayıp, önden koştura koştura bi paket alıp gelmiştim ve uzatıp "buyrun" demiştim. Sonra o gözümün taaa en içine bakıp sırıtarak "okeyyy tenkk yuuu" falan demişti. Sonra ben vicdanımı rahatlatmış olmanın yüce duygusuyla, yine sigarasından otlanmaya devam etmiştim ve günler bu şekilde geçip 4üncü gün o gidince, bende sigarayı bırakmış sayıldım.

Ama o gittikten 3-4 gün sonra canım nasıl sigara çekti anlatamam. Sanki dersin hayatımda bi eksiklikler var, sanki dersin çok önemli bir şey unutmuşum gibi bir hisle yaşamaya başladım. Bu yüzden bi gün baktım, böyle olmuyor girdim büfelerden birine, aldım bi tane en sertinden, açtım pakedi ve çıkarıp yaktım bi tane. Daha ilk nefeste ciğerler bayram yeri gibi oldu. İçerde organlar halaya tutuldu ve ben henüz acemi olduğum için öksürük komasına girdim. Ama sonra toparladım kendimi ve sigaramı bir lolipopmuş gibi nazik nazik içmeye başladım.

Yalnız lolipop dedimde cidden lolipop gibi içiyorum. Hatta dün gece yine istiklalde yürürkene bi tane yakmış böyle kırıta kırıta içerken pamuklu tarafının sırılsıklam olduğunu farkettim. Allahtan kimse gelip nasıl sigara içtiğime yakından bakmıyor =)) yok bide bakan olsaydı. Ya neyse dur konuya döncem.
 Böyle sigaraya zenci yarrağıymış gibi tüm gücümle yapışmış, içime fırt çekiyordumki, bi baktım ağzım resmen tükürüğümle doluyor. Iyy o anda kendimden midem bulandı valla. O yüzden hemen sigaranın pamuklu tarafını işaret ve baş parmağım arasına alıp iyice bi sıkıp tükürüğü attım da öyle içmeye başladım.

Bu arada bi kaç gündür sigara içiyorumya size tavsiyem sakın yanınızda çakmak, kibrit ve benzeri ateşleyici maddeler taşımayın. Çünkü yanınızda onlar da varsa hoşlandığınız insanlarla iletişim kurma yollarınız tamamen kapanıyor. Elinizdeki tüm çakmak, kibrit ve benzeri şeyleri götürüp çöpe atın ve sokağa çıkıp hoşlandığınız insanlardan sizi yakmalarını isteyin. =) Gerçi ben bunu henüz denemiş değilim,  ama yani mantıklı düşününce de sonu pek bi güzel görünüyor. Neyse ip ucunu verdikten sonra konuya bi "x" dönüşü yapayım tekrar.

Neyse işte sigaraya başladım gibi ve böyle püfür püfür çekiştirerek, sokaklarda çok sexiymişim havalarına kapılaraktan dolanıp duruyorum. Dışarlarda böyle içiyorum ama evde henüz içmedim. Evdeyken canım sigara istemiyo lan.  Evde niye içmediğim hakkında en ufak bi bilgim yok, ama sanırım evde sigarayla hava atıcak kimse olmadığından olsa gerek. Hele bide beni sigarayla taksim'de her hangi bir köşede olduğu yere oturmuş toz toprağın içinde sigara içerken görmelisiniz ki keyfime diyecek yok.

Hayır cidden sigara içerken kendimi çok havalı buluyorum böyle sanki dünyanın en eşsiz, en güzel, en çok arzulanan, hatta daha açık söylemek gerekirse "dünyanın en çok sikilmek" istenen kişisiymişim gibi hissediyorum kendimi.
Öff o an kendimi o kadar sexi hissediyorumki; elimde olsa kendi kendimi sikcem. Ama yok işte sikim o kadar büyük olmasına rağmen sadece inikken götüme yetişiyo, kalkıkken o kadar zorlamama rağmen henüz kıç deliğime bile değdirebilmiş değilim. Iyy gerçi insanın kendi sikinden de tahrik olabilmesi tuhaf ya neyse bunu düşünme konusunu freud'a bırakıyorum. Zaten o ibne  freud bu konuda da kesin bişiler demiştir. Neyse yazıyı noktalamadan önce şunu söylemeliyimki "insanın kendi sikinin olması kadar güzel bişi yok. Sigaradan sike gelerek yazıyı sonlandırıyorum. Sağlıcakla kalın.

3 Haziran 2011

Aradığınız kişiliğe şu an ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Sanırım çocukluğumdan bu yana olsa gerek, kendimi bildim bileli harıl harıl bi arayış içerisindeyim.
Bitmek bilmeyen ve hatta öyle hissediyorum ki, hiç bitmeyecek bir arayış bu. Bazen tam "buldum, işte bu" dediğim şeyler yaşamıyor değilim. Evet yaşıyorum ama o da en fazla bi kaç gün, yada olmadı bi kaç hafta falan anca sürüyor. Sonra yine bitmeyen arayışlar, yine sanki elinde hiç bir şey kalmamış fukara havaları. Ne aradığımı, neden bu kadar büyük bi arayış içinde olduğumu kendime sorduğum da oluyor. Ama ne içimde bana ne cevap verecek olan biri var, ne de cevaba yönlendirecek biri..

Sonsuz bi arayış, bi yerlere ait olma halleri bu. Bu hallerim bazen kendini birilerine benzetmek, ona ve çevresine aitmiş gibi hissetirmek olarak da ortaya çıkıyor. Buna ihtiyacım olmadığını biliyorum, ama işte nasıl desem; sanki sahipsiz, sanki sahiplenilmesi gereken biriymişim gibi hissediyorum ve sanırım bu yüzden olsa gerek tanıştığım kişilerle, aramızda sonu olmayan ve hatta olmayacak ortak noktalar bulmaya ve kendimce "bende senin gibiyim" deyip içimi rahatlamaya çalışıyorum. Ben çalışıyorum ama, sonuçta ne kendimi bir yere ait hissedebiliyorum, ne de birine benzemiş olarak buluyorum.

Kendimi bildim bileli bu durum bende hep böyle oldu. Ailemle yaşarkende onlardan biri olarak kendimi göremiyor, onlar gibi hissedemiyor, düşünemiyordum. Daha sonra ailemden bazı nedenlerden dolayı ayrıldım. Ayrılma nedenlerim arasında onlarca neden vardı, biri de işte bu "belki ait olduğum veya benzediğim birini bulurum" adında bir düşünceydi. Ama olmadı. Ne düşündüğüm gibi birini, ne de kendimi ait hissedebileceğim bir yer bulabildim.

Şimdi hala hiç kimseye benzeyemiyor, hiç bir yere ait olma duygusunu yaşayamıyorum. Oysa istediğim tek şey bir yere ait olma duygusunu yaşamak, yada olmadı birine benziyor olduğumu hissetmek. Nedeni ne bilmiyorum, ama hayatım boyunca hep birilerine benzediğimi düşünmüşümdür. Aslında bunda ibne olmamın yanında ailemin "sen nasıl birisin" demelerinin de payı olabilir. Yani, zaten tek suç benim ibne olmam değildir. Onlar bile beni kendilerinden saymıyorduki.
Gerçi iş böyle olunca, bende kendimi onlara ait sayamıyordum. Hani ailemdir diyordum ama, bunu sanırım sırf kendimi hepten yalnız hissetmemek için söylüyordum. Evet ailemdiler ama sadece bu kadar..

Hani her "çocuğun" kendine rol veya işte model falan aldığı biri olur derlerya, benim için hiç öyle biri olmadı. Çünkü hep birini kendime örnek almak istediğimde, onun kötü yanlarıyla tanıştım. Bu aile içinde seçtiğim kişilerde de böyle oldu, çevremden seçtiğim insanlarda da böyle oldu. Nedense tam "evet işte budur" dediğim anda; yalanlarını, iki yüzlülüklerini görüyordum. Durum böyle olunca, belki de çocukça bir savunmayla sırf ilerde yalancı olmamak için modellerimi görmemezlikten geliyordum ve sanırım sonuç olarak da modelsiz kaldım..

Şimdi büyüdüm, kocaman "adamlar gibi" oldum. Ama şu; sakallı, bıyıklı görüntünün altında hala sümüğü akıp üst dudağının kenarına kadar yetişmesine rağmen, ordan bi mendil alıp silmesini bilmeyen ve üstelik silmeyip, her defasından "fırk" diye içine çeken, ya da olmadı elinin tersiyle burnunu silen bi çocuk var ve ona azcık ilgi gösteren herkesi; çirkin, güzel, yakışıklı, genç, yaşlı, iyi, kötü demeden beğeniyor ve hatta herkesi sevmeye daha dünden razı..
Belkide sadece yüzüne gülünmesine ihtiyacı var ve bu yüzden yüzüne gülen herkesi dostu olacak, bundan sonra hep hayatında kalacak sandığı yetmezmiş gibi, ilk anda güvenip her şeyini teslim ediveriyor.

Belkide hiç görmediği ilgiye susuzluğunu gidermeye çalışıyor ve bu yüzden onunla ufaktan bile olsa ilgilenen birini gördüğü zaman ne yapacağını şaşırıyor. Zaten bu çocuk küçükken şımartılmadığını dahi, henüz geçen yıl onu sikecek olan yaşlı ibnelerden biriyle şakalaşırken duyduğu "şımarmayı bile bilmiyorsun" sözüyle yerle bir olduğunda anlamıştı. Evet aslında itiraf etmek gerekirse şımarmayı dahi bilmiyor. Hem nasıl şımarılır ki? Sahi insan nasıl şımarır? nasıl şımartılır?? nasıl şımarık olur ki?