Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

10 Haziran 2011

Bazen "keşke bi yolunu bulup hep askerde kalsaydım" dediğimde olmuyor değil

Geceleri porno izlemeleri azalttım. Zaten midem bulanıncaya kadar porno izlemekten artık zevk almamaya başladım. Hem porno izleyip izleyip, sonrasında sike asılırken daha çok zevk almak için kendi omzumu dişlemek ve yalamak arasında gidip gelirken, bi yandanda en yakınındaki tişörtü göze kestirip boşalmak nereye kadar. Bi gün sperm bitcek, sikimde elimde kalcak, olcak o. Peki "ne yapıyorsun?" derseniz, valla artık "anormal insanlar" gibi, geceleri erken uyuyorum. Yani daha doğrusu eskiye nazaran daha erken uyuyorum. İşte gece saat 12 dedin mi, battaniyeyi başıma kadar çekip, ayaklarımı karnımda bitiştirip kollarımla iyice sarmaladıktan sonra "ne olacak dünyanın her gün daha kötüye giden bu güzel hali" diye üzülürken uyuya kalmış oluyorum. Bu sayede, sabahları da artık erken uyanıp işe; götüne yumurta gelmiş tavuk gibi, koştura koştura gitmiyorum. Oysa ben eskiden böylemiydim pehhh. Benki sabahlara kadar porno izler, sike bi güzel abandıktan sonra da boşalıp uyuya kalır, geriye kalan bir-iki saatlik uyku ile de güne zinde bi şekilde başlamış olurdum. Ama şimdi saatlerce uyuyup, sabah saat 7 dedin mi, telefonun alarmıyla birlikte gözlerimi açıp güne başlıyorum. Gerçi bi kaç gündür alarmdan 5 dakka önce uyanıyorum, o da ayrı bi durum ya neyse...

Sabahları gözümü açtığım gibi önce sikimi kontrol ederim. Sırf yerinde duruyor mu diye. Çok seviyorum onu. Zaten bu kadar sevmeme rağmen beni terk etmeyen tek canlı'm o. Ama bu sabah onda da bi terslik vardı. Çünkü normalde benden önce uyanan ve "hadi sende kalk, gidelim" dercesine hazır olda bekleyen sikim, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi baygın baygın yatıyordu ve bu yüzden bi an "lan gece başına bi iş gelmiş olmasın" diye korkmadım değil. Sonra iyice kavrayıp, alaattinin sihirli lambası gibi birazcık ovalayınca, hemende kendine gelip kocaman oluverdi. Ay canım benim yerim ben onu =)) Yalnız sabahları asılmak pek iyi değil. Çünkü kalçaların ağrıya ağrıya işe gitmek falan kötü oluyor..

Keyif osbirinden sonra ufaktan bi duş aldım, havluyla flörtleşerekten tüm odaları gezdim. Gerçi tüm odalar dememden 40 odalı bi evde yaşadığım düşünülmesin. 2 odalı bi ev işte. Sonra havluyu odalardan birinde elimden sexi bi şekilde "yanlışlıkla" düşürüp, salona geçtim ve dal taşşak halıfleksin üzerine oturdum. Birazcık "ne olcak lan benim bu halim" adlı düşüncelerden sonra "siktir len ne olacaksa olacak" deyip, tarihi eser niteliğinde sayılan giysi dolabına dadandım. Keşke dadanmaz olaydım. Kapı elimde kaldı. Sonra gevşeyen civataları falan bi güzel sıkıp, kapıyı yerine taktıktan sonra içine dalıverdim gitti. Keşke dalıvermeseydim. İşte hatırası olan ve bu yüzden giymeye kıyamadığım tişört karşımda duruyordu.

Gerçi "hatıradan mı" yoksa "çok cırtlak bi rengi olduğundan dolayı mı?" giyinmediğimi hala anlıyamadım. Ama bu sabah özellikle giyincem deyip aldım elime ve hiç düşünmeden kafamdan geçirdim. Altına da simsiyah kotu çekip, adidasları ayağıma geçirdiğim gibi, kendime "kararımı değiştirmeye fırsat vermeden" sırt çantamı alıp çıktım.

Kafa bi milyon olmuş vaziyette taksim'e geldim ve ordan yine yürümeye başladım. Bi kaç durak daha yürüyüp sonra bindim arabaya. Aklım, aslında üzerimdeki tişörtte kalmıştı. Tişörtü 6 yıl önce askerdeyken 2günde 1 muhakkak saxolaştığımız bi orospuçocuğu almıştı. Şimdi böyle orospuçocuğu diyorum ama hala osbir çektiğimde onu düşünerek boşalıyorum. Piçoğlupiçi seviyordum lan. Hemde öyle böyle değil. Zaten aradan yıllar geçmesine rağmen pornoya dadandığımda bile, osbir çekerken çoğu zaman kendimi "onu düşünürken boşalmış olarak" buluyorum.

Yazının götüne nokta koymadan önce, şunu da belitrtmekten kendimi alamıyciiiiim:
Şimdi seferberlik çıksa ve devlet beni yine askere çağırsa, eğer o orospuçocuğu da askere çağrılanlar arasında varsa, seve seve bi ömür askerlik yaparım valla.

Devamı burda: http://hayaterkegi.blogspot.com/2011/06/onunla-etle-trnak-gibiydik-yada-nasl.html

2 yorum:

bi'adam :) dedi ki...

ters bişey yapmadıysa görüşmeyi denesene? Hiiiç belli olmaz belki bir ömür boyu askerlik değil başka bişi sürer ;) ?

coni bıravo dedi ki...

diyecek birşey bulamadım. @bi'adam ın da dediği gibi tekrardan görüşmeyi dene.
sanırsam herkesin hayatında var öyle birisi.