Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

30 Eylül 2010

Kimin hayatını yaşadığımı bilsem, gider kendimi ona satardım. En azından bi sahibim olurdu.

Bu gece biri sessizce eve girip götüme mi koydu, ne oldu? bilmiyorum, ama sabah uyandığımda şöyle dönüp hayatımda her şey istediğim gibi mi diye düşünmeye başladım. Ve gördüm ki aslında hiç bir şey istediğim gibi değil. Doğru dürüst bi evim yok, doğru dürüst bi işim yok, doğru dürüst bi ailem yok, doğru dürüst bi dostum, arkadaşım diyebileceğim biri bile yok. Cebimde ay sonunu getirecek kadar param, beni sürekli dışarı çıkıp harcama yapmaktan alıkoyan internet bağlantım ve birde her şeye rağmen sırıtan bi ağzım var. Hani tüm yoklularımın çaresizliklerimin de farkındayım, ama ağlasam, yansam, kendimi parçalasam ne farkedecek ki? Yine aynı çaresizlikle tek başıma mücadele etmek zorundayım.

Doğru dürüst bi ailem olsun istemiyorum, ama en azından tam yorulup her şey bitti diye pes edip yere serilmişken, sırtımı sıvazlayıp ''yaşayacağın güzel şeyler bitmedi kalk, yürümeye devam et gerizekalı'' diyecek bir ailem olsun isterdim. Yani onlardan istediğim şey para değil, zaten para olsa hala onlarlaydım, ammına koyım paranın, ama en azından herkesinki gibi, her şeye rağmen arkamda durabilecek bi kaç oruspu çocuğu olsun istiyorum. Ve o oruspuçocuklarının genel adıda ailem olsun.

Hani sürekli yanımda durmasınlar, sürekli emzirilen çocuk gibiymişim gibi de davranılmasın, ama o bitip tükenmiş anımda söyleyecekleri sözlerle yüreklendirsinler, gaza getirsinler isterdim. Hani ''yediğin boktan dönme, doğruyu yapıyorsun sabırlı ol, senin için iyi olan neyse o olacaktır'' gibi  gerçek olmadığını bildiğim abuk sabuk bir kaç sallamasyon cümle duymak isterdim.

Yok ammına koyım, onlardan böyle bi kaç sözcük duyamayınca hiç bi bok olmuyor. Doğru dürüst bi evim olsun derken, malikane istemiyorum. Öyle şatafatlı bi ev de istemiyorum. Ammına koyım zaten hep sığıntı gibi, orda burda yaşadım. İstediğim şey sadece kendime ait bi ev. Hadi bunları falan geçtim. Sikiyim evi mevide, ailem dediğim insanların, maddi olarak değilde hava cıva sözlerle beni yüreklendirmelerini o kadar isterdim ki. Hatta söyleyecekleri her kocaman yalanın, farkında olmama rağmen onlara inanmaya razıyım.

Hayatımda açtıkları boşluklar o kadar büyük ki artık yalandan etrafa attığım gülücükler bile o boşlukları doldurmuyor. Dışardan farkedilen boşlukları artık anlık gülümsemelerimle kapatmaya çalışıyorum, ama tamamen kapatmak imkansız olduğu için, açık olduğunu gören herkes o boşluklardan  hayatıma doluşuyor. O koca boşluklardan girip, kendi hayatlarını, benim hayatımmış gibi yaşatıyorlar. Ve artık kimin hayatını yaşadığımı bile şaşırdım. Sadece kendi hayatımı yaşamadığımdan eminim.

27 Eylül 2010

Zaten bende şans olsa, annem beni kız doğurur, bende fındık kadar amımla dünyaya hükmederdim.

Cuma gecesi başıma vuran yarraksızlıktan dolayı, saat 00:45 de çıkıyım yemek yiyim bahanesiyle kendimi amın götün, sapın merkezi Taksim'e attım. Yemek yemek için neden oraya gidiyorsam artık. Neyse işte varır varmaz Nevizade'ye yürüyüp ordaki lokantaya girdim. Yemeği alıp yemeye çalıştım ama, soktuğumun miğdesi küçülmüş mü nedir yiyemedim. Aldığım her 2 tabağın toplamında, anca yarısını yiyebildim. Oda kendimi zorlaya zorlaya yedim. Hani kendime acımasam, aldığım yemekleri daha hiç karışmadan servis tabağıyla beraber masaya bırakıp yemek parasını verdikten sonra ardım sıra geri dönecektim.

Ama bu sıra çok osbirden olsa gerek midir nedir, zayıfladıkça zayıflıyorum. Aslında asılmayı azaltmam gerek biliyorum ama, elimde değil. Evde nete takılmak için bilgisayarı açmışken, bi bakıyorum açmışım pornoyu, kitlenmişim ekrana, sağ elim tombala çekerken sol elim tişörtün altından, olmayan göğüs kaslarımı okşuyor. Töbe yarabbim, kendimi okşayarak ne yapmaya çalışıyorsam. Zaten bu kendini elleyerek tahrik olma durumuna bi anlam veremedim. Eee hadi yarrağı okşuyorsun patlıyorda, memeni okşa okşa ne oluyor ki??  Hiç bi sikim olmuyor, zaten ellerimi üzerimde farkettiğim an çekip yarrağa abanıyorum. Neyse bunu atlıyım.

İşte bir kaç lokma yiyip dışarı çıktım. Dışarı çıktım ama, aklımda bara gitmekten başka bir şey yok. Girdim büfelerden birine, 1 paket portakallı  first aldım. Hani olurda barda biriyle tanışacaksam belki aranan kan odur da ağzımın bok gibi kokmasından dolayı, rahatsız edip vampir gibi kaçırtmıyım diye düşündüm. Sakızlardan birini ağzıma atıp, cıstak cıstak çiğneyerek bara girdiğimde pek hoşlanacağım birilerini göremedim. Kenarda durup milletin kopmasını izlerken, gelip geçenlerin ayaklarıma basmalarına izin verecek şekilde ayaklarımı eğik büğük bıraktım, böylece ayaklarıma basanların dönüp  sürekli benden özür dilemelerini sağladım. Bakarsın o arada  hani özür dilerken biriyle tanışırız falan. Yani ihtimal dahilinde her boku değerlendiriyorum. Arada benim kaçırdığım olursa, kendisi ayağıma basarda, dönüp özür diler, böylece farkederim hesaplarını yapıyorum. Ama yok, özür dileyenlere, öküz gibi pardon deyip geçenlere baktımda hiç bi halt yoktu. Ammına koyım sanki benim hoşlanacağım tiplerin kökü kazınmıştı o gece. Sonra iyice kenara çekilip milleti izlemeye daldım.

Aradan bayağ zaman geçti. Saatler ilerledi tüm kopuklar bara dolup etrafı ağır bir göt kokusu sarınca çıkmaya karar verdim. Zaten hoşlanabileceğim kimse çıkmıyordu da, o yüzden çıkmaya karar verdim ve girişteki barın oraya gittim. Hafif göbekli, 30lu yaşlarında biriyle karşılaşıp yavaşladım. O bana, ben ona, o bana, ben ona bakıp bakıp durduk. Sonra ben iyice kenara çekildim oda geldi ve biribirimize gülümseyip uzun uzun bakıştık. Bakışmaları uzatıp, onu yice cesaretlendirip kulağıma uzanmasını sağladığımda ''hi'' demesiyle içimden ''ananı sikiyim'' dedim ve kendimi tutamayıp güldüm. Ammına koyım, nedense son zamanlarda hoşlanabileceğim tüm tipler yabancı çıkıyor. Bu da Rus çocuğuymuş ve 34 yaşındaymış. Ama Şikago'da yaşıyormuş ve Kemer'e tatile gelmiş falan fistan. Neyse boşver nasılsa, senle aramızda bi bok olacağı yok, bari zaman harcamayalım sende hoş birisin, ben balımı alıp uçuyum dedim ve ilk höpücüğü yanağına konduruverdim.

Durdu baktı bana, oda höptü. Sonra sarıldık falan derken hadi otele gidelim dedi. Ben de tarzanca ''Aym soriiii, no hotelll, tenkkk yuuu'' dedim, o da ''okey no problem'' deyip ağız burun büktü. Sonra biraz daha höpüşüp '' aym go hom'' dedim ve ''alllaha ısmarladık koçum'' anlamında elimi uzattım. Oda elimi tutup gidelim anlamında bir şeyler söyledi. Dışarı çıktık ama içim rahat değildi, çünkü canım adamla gitmek istemiyordum. Sadece ilgi görmek, birinin benimle ilgilenmiş olması, gözlerimin içine bakıp öpmesi yetmişti ''sen gelme'' gibilerinden el kol işaretleri yaptım ama anlamadı. Bu sefer  tarzancamla ''ama istersen yarın görüşürüz'' deyiverdim. Tamam anlamında başını sallayıp, telefonunu çıkardı. Numaramı verdim ve höpüşüp ayrıldık.

Eve gelir gelmez koltuğa gömüldüm, laptopu açıp nete girdim, elim sikimde pornoya dadanmışken uyuya kalmışım. Sabah 10da uyandığım zaman, salak salak etrafa bakınırken buldum kendimi. Aklıma bi anda dün geceki adam geldi ve ne yaptığımı düşünmeye çalıştım. Sarhoş falan da değildim ama nedense, dün geceyi pek hatırlayamadım. Sadece telefon numaramı verdiğimi hatırladım. Başka da hatırladığım bir şey yoktu. Gün geçip saatler ilerlediğinde adamla gece 11 de Taksim meydanında buluşacağımızı kararlaştırdığımızı hatırladım. Saate baktığımda ise 15 dakikam vardı. Hemen çıktım ve 10 dakika gecikmeli olarak meydanda oldum. Etrafa bakınıp kimseyi göremeyince biraz sevinmedim değil.

Aradan bi 5 dakka geçmiştiki oda çıka geldi. Ama nasıl gelmek varya, adamın gözleri yaşlı ve kıpkırmızı. Yaklaştıkça palyaço gibi burnunu ve elindeki selpağı farkettim. Dangalak gece duş almış, kurulanmadan yatağa uzanıp klimayı açmış ve uyuya kalıncada böyle çarpılmış. Allam bende o gelinceye kadar aklımda 40 tane fantezi kurmuştum, hatta belki iyi biri olduğuna karar verirsem otele falan da gideriz diye düşünmüştüm. Ama onu böyle görünce, bütün fantezileri attım kenara. Sonra tokalaşıp İstiklal'in kalabalığına karıştık. Sağdan soldan konuşmaya başladık. Dikkatsizliğinden dolayı onlarca defa özür diledi. Sonra haftaya tatil dönüşü buluşalım diye ısrar edince sözleştik. Umarım haftaya Cumartesi kendini yanlışlıkla bi buzdolabına kitleyip donarak ölmez.

25 Eylül 2010

Doğru insan ne lan? Ammına koyım kim sallamış ki bu lafı?

Bana neden oruspu olduğumu, neden onunla bununla yattığımı, neden götümün adeta hiç yer yüzü görmediğini sorup duruyorlar. Oysa anlaşılmayacak pek bir şey yok, çünkü beyin bedava. Ne kadar çok insanla tanışırsam, doğru insan denilen herifle karşılaşma şansını da, o kadar çok yükseltmiş olacağım diye düşünüp, önüme gelenle yatıp kalkıyorum. Çünkü istiyorum ki ammına koyduğumun piçiyle, bi an önce karşılaşalım da, ne bok yiyeceksek yiyelim. Ama yok. Zaten doğru insan safsafatasına inanmamaya falan da başladım gibi.

Yıllarca; doğru insan karşıma çıkacak, doğru adam nerdeyse karşılaşacağım, doğru kişi kimse onu bulacağım deyip durdum. Ama yaş oldu 25 hala tek tabanca takılıyorum. Anasını sattığımın dünyasında, kaderime karalanmış biri vardır elbet. İşte ben, o karalanmış kişiyi bulmak için, karşıma çıkanlarla oynaşıp duruyorum. Hayır oynaşmıyım da ne yapıyım? Dizimi kırıp evde, örgü örerken doğru insanın bana gelmesini bekleyecek değilim ya? Bende örgü örmek yerine; ağzı iki güzel laf eden, eli ayağı hafif düzgün birilerinin ilk göz kırpşında yavşamayı daha doğru buluyorum. Ama yok, yavşamalarımdan da, yatıp kalkmalarımdan da hiç bi sonuç çıkmıyor.

Bu doğru insan denilen piç kimse çıksın artık karşıma. Ama yok, hiç bi şekilde çıkmıyor karşıma. Hani doğru dediğim kişiyi bulsam, bekaretimi de bozcam ama çıkmıyor. Gerçi doğru insanı bekliyorum, doğru insanı arıyorum diyerekte, herkes gibi bende daha en başından kendimde bir yanlışlık olduğunu kabul etmiş oluyorum. Evet evet doğru insan çıksın diyoruzya, kendimizin yanlış kişi olduğunu kabullenmiş oluyoruz. Eee biz doğru insan için, doğru kişi olmayınca, evren denilen bu saçma sapan şeyler nasıl bizi tanıştıracak. Ammına koyduğumun doğru insan'ı da, kendisi için doğru insanı'ı aramıyormudur?? Arıyor tabiki. Eeee ne oldu şimdi? Kendi kendimizi göt ettik değil mi??

Abi kendimize dürüst olalım, doğru insan karşımıza çıkacak derken, aslında kendimizin yanlış kişi olduğunu, kendi kendimize itiraf etmiş oluyoruz. Vay beee, inanır mısın? bak bende şimdi yazarken, bunu farkettim. Peki kendimizi düzeltmek için ne yapcaz? Ses yok, kendi kendime bile konuşurken, kendimden cevap alamayacağım bir soruyu, kendime yöneltebileceğim hiç aklıma gelmezdi. Vay be beyin bedava ama, insan kendisine sorduğu bi sorunun cevabını alamıyorsa ne yapıyım ben bu beyni? Tutup beynimi siksem hakkıdır.

21 Eylül 2010

Üşüyorum lan, öyle böyle değil, cidden üşüyorum.

Şimdi işyerindeyim. Ofiste, canım sıkkın azcık, ama yinede yüzüm gülüyor gibi yapıyorum herkese. Bide sanırım kendimi yalnız falan hissettiğimden olsa gerek, geldim bi kuytuda laptopla oturdum, bide üşüyorum. Yok lan bildiğin ciddi ciddi üşüyorum. Sırtımdan soğuk giriyor, meme uçlarım sertleşiyor. İşte altı üstü üşüyorum ammına koyım. Ama üşümemin yalnız kalmak istememden sonra ortaya çıkması tuhaf. Tabii havalarla da alakası olabilir ve üşüyünce de bana kendimi  yalnız hissettiriyor olabilir. Bilmiyorum işte ya. Şu an bildiğim tek şey, üşüdüğüm ve yalnız olduğum.

İnşallah gelecekte zengin menginimdir. Hatta paraya da; money diyorumdur.

Sevgili Hazelcik,  hazellova adlı blogunda ''yıllar sonra'' adlı bi mim başlatmış ve beni de mimiklemiş. Mimik de ''yıllar sonraki kendimize mektup'' yazıyoruz. Geçen ki Altındişliçingene'nin mektup mimiğinde, nasıl olduysa kendimi bi anda  allaha mektup yazarken bulmuştum ahanda o mektup

Doğrusu o mektuptan sonra çok uzun yaşayabileceğimi sanmıyorum. Ama olurda yaşarsam,  gelecekteki bana kalbim kadar temiz bu sayfayı ayırıp, şu satırları yazıyorum. Yazıyorum, yazıyorum, yazacağım. Ayyy valla aklıma bir şey gelmiyor, o yüzden uzatıp da uzatıyorum. Lan gelecekte bana ne diyim ki. Ammına koyım o zamana kadar ben, sokaklara düşüp para karşılığı saxo neyim çekerek hayatını kazanmaya çalışan her hangi bi ibne filan olmazsam veyahut her defasında ''lan belki beyaz atlı prens budur'' deyip, sağda solda ibne olduğumu sezip göz kırpan yarma piçlerden birine ilk fırsatta  atlayıp, sonrasında eydis meydis kapıp ölmezsem daha ne istiyim. Ama kesin ölürüm lan ben. Şöyle bakıyorum da kendime; bu yaşa kadar bile, nasıl oldu da yaşadım hayret ediyorum. Her halde kazara falan yaşayıp gidiyorum.

Lan kazara yaşıyorum da, kazara bi zengin olamadım gitti. Heyy allahım sen bana yanlışlıkla piyango vurdursan, ben gelecekte bu satırları şöminenin karşısında, ayak ayak üstüne atıp Apple'ın o zamanki en pahalı aletlerinden biriyle okusam, içerde hemşireler, doktorlar gezse, yada hemşireleri boşver, içerde sadece doktorlar gezse, dışarda kraysler marka araçlar olsa noolur. Ya bu arada hemşire derken kadın, doktor derken aklıma erkekler geliyor. O yüzden hemşireleri boşver dedim. Ama hemşirelerin, bana neden kadın olarak çağrışım yaptığını anlamadım. Tabii eğer hemşireler erkeklerse kalabilirler, doktorlarda kadınlarsa siktir olabilirler. Neyse bu teferruat çok önemli bişiy değil. Paralı falansam çok sallamam evdekileri filan ^_^


Neyse dur ben mektup yazıcam. Sevgili Ben:
(Ben diyince, sanki biraz gavur adı gibi durdu ama neyse) Biliyorsun, şu an çok zor günler geçirmiyorum ama, aybaşını falanda zar zor getiriyorum. Olurda köşeyi dönmüşsen, böyle paralı maralı havalı zengin menginlerden olmuşsan, lütfen paranı çar çur etme.  Bu cümlemden sonra, kendine ''siktir len'' çekip okumayı yarıda kesmediysen bak sana ne diyeceğim;
Eğer hala bu satırları okuyorsan ve çoooooook zenginsen git sokaktan bi kaç tane evsizi bulup, evine getir. Yemeklerini ver, karınlarını iyice doyur, ceplerine paralarını bırak ve eğer onlara güvenebiliyorsan (ki biliyorsun güvenilmeyecek hiç kimse yoktur, sadece herkesin bi şansa daha ihtiyacı vardır) ve onlarda istiyorlarsa yanında bi yerlerde onlara iş ver. Çalışsınlar işte ne olacakki ammına koyım, yemezler seni. Hem inan zarar vermezler sana, sen onları daha iyi tanıyorsun. Onlar sadece kendilerine güvenilsin istiyorlar, sadece inanılsın istiyorlar. Bu siktiğimin hayatından başka istedikleri hiç bi bok yok. Neyse kafanı şişirmiyim, sonra yazıyı yarıda kesip sayfayı falan kapatırsın allah korusun.

Yada siktir git len, senin ne mal olduğunu bilmiyor muyum amcık, oku işte. Şurda seni kaale alıp 2 cümle yazıyoruz. Geldiğin yerleri unutma, bak ne bok olduğunu biliyorum. Nerden geldin, nereye gidiyorsun, ne boklar yiyorsun hepsinden haberim var. Eğer olaki kazara zengin filan oldun, cebin biraz para gördüyse götün başın oynamasın. Geldiğin yerleri, yediğin bokları unutma. Herkes senin geçtiğin yollardan geçti. Kimi geçerken sokak lambaları yandığından dolayı önünü gördü, oyalanmadan çabuk geçti, kimi geçerken sokak lambalarının söndüğü anki acizliğe denk geldi, çok fazla oyalandı, ama nihayetinde herkes bu yolları geçti. O yüzden demem o ki, sakın kendini bi bok sanma, götünün kalktığını hissettiğin an, git aynada kendini izle. Neydin ne oldun gör. Daha da konuşmuycam amcık. Zaten bu satırları okuyabiliyorsan, ne mutlu sana. Umarım her şey istediğin gibi olmuştur.


Küçük, 2 katlı bahçeli bi evin, seni sevdiğini zırıldayıp duran bi kaç kişi, başını koltuk altına sokup nefes almaya çalıştığın bi yarma, bide, bide ya da siktir et yaa. Bunu sen ve ben yalnız bilelim. Umarım her şey yolundadır, kendine iyi bak ve herşeye rağmen seni sevdiğimi de unutma, olur mu?

20 Eylül 2010

Tuhaf bi çocuktum, cücüğümü kestirmek için can atıyordum.

Geçen bi moda blogunda, erkeklerin etek giymesi konusu işlenmişti. İşte renkli renkli etekler, fırfırlı etekler, iskoç tarzı falanda en bolundan kullanılmıştı. Sonuç olarak da, erkeklerin etek giyme konusu nerdeyse bilimsel olarak ele alınmış ve bu çok normaldirinden, gibi bir şey denilmeye çalışılıyordu. Hah işte konuyu nihayet bağlayabileceğim bir kaç cümle kurabilmişken size anlatacaklarıma geçiyim.

Şimdi ben anne baba ortak yapımı olarak, küçük taşşaklı, koca yarraklı oğlan çocuğu olarak dünyaya geldim. EE tabi bu çohh güzel bişi olduğundan ve aile ilerde ibne olacağımı bilmediğinden çohh sevinmiştir diye tahmin ediyorum. Neyse ailede para yok pul yok, ama ben bi şekilde büyümenin yollarını bulup sünnetlik çağları aşıyorum. Ben aşıp geliyorum ama, aile bi türlü sünnet ettirmiyor. Neyse işte ben de büyümüşüm, eşşeğin siki kadar olmuşum. Tamam lan yaşımı söylüyorum gelmişim 10 yaşlarına falan. Artık sikim kalkıyor, mahalledeki kızların oyuncak bebeklerini çalıp, bizim çatıda tecavüz ediyorum. Hatta bazen o çocuk halimle öyle bi aşka geliyorum ki, çaldığım bebeklerin bacaklarını kırıyorum, sonrada ata bindirir gibi pipime bindirip çatının içinde gezdiriyorum. O yaşta sikim kalkıyo, ama zerre kadar spermden eser yok. Böyle sikimin kalkıklığıyla çatıda koşturuyorum. Allam neler anlatıyorum ben böyle. Dur konuyu değiştiriciiiim. Çünkü konu bu değildi. Ama asıl konu dağıldı ve nasıl geçiciiimi bilmiyorum.

hah deyip konuya giriyim bakalım olacak mı? Neyse ben büyüdüm falan, ama doğal olarak sikimde benle büyüdü serpildi. Bizimkilerden ses seda yok. Ayda bir defa sünnetçi mahalleye geliyor, ben de ciğerim ağzımda korkuyla kaçıyorum falan. Oysa sünnetçi bize gelmiyorki, işte bilmem kimin piçini sünnet edip gidecek. Neyse işte sünnetçi her geldiğinde böyle devam ediyor, ama bizimkilerden sünnet edelim havalarından ses yok. Lan bide sünnet olanlar böyle anlatıyorlar işte hiç acımadı, hiç ağlamadım falan, ben zamanla  nasıl kıskanmaya başladım varya. Böyle onlar anlattığı zaman tutup siklerini koparasım geliyodu. Artık şimdi sikimi kestirme hevesim yok, ama o yaşda kulaktan kulağa sünnet maceraları anlatılınca ben hep kestirme hayalleri kurardım ''Allam demek hiç acımıycak, hımmm iyi güzel de niye kestirmiyorlar benimkini'' diye kendi kendime soruyordum. Neyse ben de bilmiyorum ki bizimkilerde zırnık yok, o yüzden kestirmiyorlar. Zaten bizimkilerde para olsa, daha o yaşımda tutup kökten kestirecekler.

Gel zaman git zaman baktım olacağı yok, bi gün 6 çocuklu bi  ailenin evine sünnetçi geldi. Çocuklardan biri yalnızca kız, diğerleri erkek çocuk. Aile dediğimde işte anne baba tavşan gibiler zaten hiç durmuyorlar. Her  9 ay 10 günde bir, kesin olarak 1 çocuk peydahlıyorlar. Biz daha o yaşımızda çocuklarla dalga geçip ''babana söyle ananı az siksin'' derdik. Bide ''olum aile futbol takımı mı kurucaksınız'' diye dalga geçerdik. Allam sen affeyle bak, şimdi çocukları kırdığımızı farkettim. Neyse işte, ışığı görüp gelen çocukların 5 i erkek olunca, aile bunları tek tek sünnet etmeyip, böyle üst üste biriktirip,  toplu katliama karar vermişler. Çocuklarda da hiç korku yok. Ammına koyım sünnet çocuğu olcaz diye sevinçten takla atıyorlardı. Bende bunların hallerini görüp daha bir kıskanıyorum.

Neyse işte sünnetçi gelince çocuklar eve alındı, biz diğer çocuklarla bahçede toz toprağın içinde oynuyoruz. Sonra dayanamadım kalktım merdivenleri çıktım, eve girince de, direkt olarak sünnetçinin yanına gidip ''bende sünnet olmak istiyorum'' dedim. Allam o anda, orda olan herkes güldü bana, ev sahibi gülerek beni tuttu kenara çekti ''tamam bekle'' dedi. Öyle sanki yemek yiycez gibi normal karşılayaraktan orda kenarda bekliyorum. Sonra evin çocukları sünnet oldu, hoop beni aldılar. Gittim sıyırdım attım pantolonu, sanki her gün sünnet oluyormuş gibi heyecansızdım, ama birazcık korku var tabii. Neyse ben yastığa oturdum, açtım bacakları, sünnetçi gözlerini kapa dedi, kapadım aldı elledi melledi sonra bi ''ağğhhh''  dedim, ama hiç açmıyorum gözleri, baksam kesin ölürüm falan. Meğer işte cücüğümü uyuşturmuşlar ben aç denilinceye kadarda açmayınca olayı bitirmişler. Sonra bitti dediler gözlerimi bi açtım ki ablam karşımda.

Meğer ev sahibi anlamış bizimkiler parasızlıktan sünnet ettiremiyorlar, benimde cücük kesme sevdamı görünce gitmiş bizimkilerle konuşmuş ve az bi paraya sünnet ettireceğini söylemiş. Bizimkilerde benim cücüğümü ne yapıp edip kestireceğimi anlayınca ses etmemişler. Neyse işte sünnet oldum, ayağa kalkmaya çalışıyorum falan derken, ablam eteği verdi. Etek ayaklardan giymeli değilde, böyle tutup beline sarıyorsun, sonrada iki tarafından uzanan köşelerini birbirine bağlıyorsun öyle bi etekdi. Ama giyinince çok hoşuma gitti. O etekle 2 hafta falan dolandım. Ayy iyikide etek giymiştim, bazen cücüğüm böyle orama burama yapışıyordu ben çığlık çığlığa ablamı çağırıyordum, allam ne pis bi sünnetçilik var mış o zamanlar. Bide ablam kahkaha atarak su falan getirip  döküyordu, öfff ama yapıştığı zaman çok ağrıyodu lan. Iyyy ama o iltihaplı pis hali aklıma geldikçe hala miğdem bulanıyor.


Neyse işte konu etek giymekdi ya, eteği sevmiştim, hatta mahallede dolanırken kadınlar falan görüp ''ayy çok tatlı olmuşsun'' diyorlardı. Bende ciddi ciddi sevmiştim, hatta eteğin rengine göre kazağım vardı bi tek onu giyinirdim. İkisi birbirine yakışıyordu. Kazağım siyah, eteğim siyah, ben siyah kara kuru bi çocuk, böyle kömür tanesi gibi akşama kadar sokaklarda dolanıp duruyordum. Tuhaf bi dönemdi, eteği sevmiştim ama, o yaşımdayken kadınların ne demek istediğini hiç anlamamıştım. Şimdi bakıyorumda kaltaklar benim ilerde ibne olacağımı, daha o yaşta biliyorlarmış.

19 Eylül 2010

Sin City izlerken aklıma geldi de, kayıtlara geçiyim dedim.

Sin City filmini henüz izleme fırsatı buldum. Hatta şu an ilk yarım saatinde falanım ve filmi durdurup aklıma gelenleri yazıyım dedim. Şimdi filmde hayvan gibi bi tane şeyy varya, adam bana inanılmaz güvenilir geliyor. Böyle yüzündeki çizikler, yara bereler, tipsizliği, salaşlığı hatta her şeyiyle bana ailemdeki herhangi birinden bile çok çok çok  güvenilir geliyor ve aslında yakınlarımda bi herde olsaydı ne yapar eder, gider onu tavlardım. Yok ciddiyim valla, eğer yaşasaydı gider bi şekilde tanışır, ne yapıp edip hayatımın bundan sonraki bölümünde ona bol bol yer verirdim.

Peki neden yer vermeliyime gelince;
Sanırım oldum olası hiç güven ortamında büyümediğimden olsa gerek, böyle izbandut gibi, hayvan gibi adamlar bana güvenilir geliyor. Yani onu seveceğimden falan değil, sadece güvende olmak istiyorum, hiç kimsenin bana ulaşamayacağı, dokunamayacağı kadar şiddetli bir güvenlik hissetmek istiyorum. Sırf onun yanındayım diye dokunamasın hiç kimse, en uzağımda dursun herkes ve o beni korusun. Onun yanında olduğumdan dolayı, hiç kimse bana karşı kötü bir söz bile söyleyemesin. Sussunlar, kıramasınlar beni, hiç üzemesinler. Ben de onun gölgesinde yaşıyım gitsin. Yada öyle koluna moluna dolanıyım, adeta bi maymun gibi yaşıyım gitsin.

Evet evet sanırım; benden uzun, piç yüzlü, kilolu ve hantal adamlardan bu yüzden hoşlanıyorum. Hantal dediğim de, öyle beyni boş adamlar değil. Bu hantallık başka bi şeyyy. Neyse işte bana, onunlayken güven versin, beni görüntüsüyle güvende olduğuma ikna etsin. Onun yanındayken, onunlayken bana hiç kimsenin zarar verebileceğine (ki zaten görüntüsüyle fazlaca ikna eder) dair korku yaşatmasın bana. Ama öyle kas yığını, beyni boş kütüğün biri olmasın. Piç yüzlü olsun, birine dönüp baktı mı bakışlarıyla ''ananı sikerim lan'' diyebilsin. Bide madem her şeyi istedim bari sesi de kalın falan olsun, öyle o koca cüsseli, ama ağzından tek kelime çıktığında ciyaklar gibi konuşup durmasın. Çünkü tiz sesli erkekler itici geliyor ve hiç alışamıyorum. Ammına koyım kükresin demiyorum, ama en azından karekteristik bir sesi olsun. İsteklerim bu kadar. Ver, ver, ver, ver, ver Allahım ver.

İnsan canını yakanları, diğerlerinden daha çok severmiş. O yüzdendir ki, götümüze koyanları da asla unutamıyoruz.

Önceki gün benim eskilerden biriyle, Ercan'la konuşmuştuk ve güya bende buluşucaktık. Ama olmadı ve ben yine bana verilen sözün tutulmamasına kızıp, içten içe kendimi yedim. Yemekle kalmadım verilen sözün tutulmamasından dolayı da, büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Bu da yetmedi, kendimi oruspuçocuğu gibi hissettim.

Aslında onunla geçenlerde msn de konuşurken, bir şey söylemişti ve ben de kızıp ''keşke seninle bardan hiç çıkmasaydım'' deyip silmiştim. Çünkü biz onunla hep barda karşılaşıyorduk ve o ''bana gidelim'' diyordu ben de ''bar dışında kimseyle görüşmüyorum, yiyişeceksek burda yiyişelim, yoksa dışarda allahın selamını vermem sana ibne'' diye redediyordum. Sonra işte bi gün, onun iyi biri olduğuna karar verip bardan beraber çıktık ve olay çığrından çıktı. Hooop bi anda ona alışıverdim ve bazen osbir çekerken bile onu düşünüyordum. Zaten eğer ki osbir çekerken ister istemez birini düşünüyorsanız, tamamdır boku yediniz manasına gelir bu.

Neyse işte oraları geçip, tekrar oruspuçocuğu olduğum durumlara döneyim. Bayram münasebetiyle küslerin barışması olaylarını msn listeme de taşıyıp, tüm engellediklerimin engellerini kaldırdım. Tabii Ercan'la sadece msn de ekli olmamız yetmemişdi, birde telefon numaralarımız vardı birbirimizde ve arada arayıp ''bara çıkıcak mısın?'' diye soruşurduk. Sonra kızınca msn yetmedi, bide telefon numarasını falan da silmiştim. Hatta bi kaç gün sonra ''lan keşke silmeseydim, iyi adamdı, boynumu iyi yalıyordu, hem beni seviyordu, üstelik totale vurduğunda, bugüne kadarkilerin hepsinden çok da iyi sevişiyordu, şu ilk tanışma aylarını atlatırsak sevgili falan da olabiliriz'' diye düşünmüştüm.

Ve gerçekten baktığımda şimdiye kadar tanıştıklarım arasında en mütevazisi, en oturaklısı, en erkeği, en samimisi, en en en hatta enlerin hepsi ondaydı. Diğer ibnetorlardan kat be kat iyiydi. Neyse işte; msn e bayram havası getirince, ortalık şenlik yeri oldu. Sonra dayanamadım yine engellelledim çoğunu. Tabii bayramdan bu yana msn de fazla kullanmadım ve kullandığım zaman, ya çevrim dışı göründüm, yada hiç bi sikim iş yapmama rağmen meşgul gösterip durdum. Sonra bu meşgul anlarımdan birinde (işte bi iki gün önce) hoop bi baktım bizim Ercan ''selam hayırsız, artık selam da ver miyorsun'' deyiverdi. Hemen msn listeme onu ekleyip ''yok yahu, görmedim'' falan gibilerinden bir şeyler dedim. Sildiğimi söylemedim, daha doğrusu ayıp olmasın diye söyleyemedim. Zaten konu o olmadığı için de, kem küm ederek ''engelliydin, daha yeni engelini kaldırdım'' demeye gerek görmedim. İşte negzel konuşuyorduk. Laf lafı açarken ''motor aldım, yarın o tarafa geçiyorum, seni kaçırıyım orman fantezin varsa yaparız'' dedi ve motorun fotoğrafını gönderdi. Motora baktım süperdi, hatta benden bile güzeldi dsjkhhdsghdsggd tamam lan espri yaptım :D

Ama hakkaten motor güzeldi. Dünyanın parasını vermiştir amcık. Neyse ''hayırlı olsun, ama benim orman fantazim yok, hem çalı çırpı üzerinde sevişirken, götümüze haşere girer, akrep sokar çıplak halde, üst üsteyken felç olursak kötü olur, hem ev arkadaşımı postaladım, sen gel bana'' deyiverdim. O' da ''tamam yarın görüşürüz'' deyince kapadık msn i. Sonra işte saatler geçti, ben uyudum sabah oldu, kalktım işe gittim. Akşamı ettim, bi arıyım dedim ki, nah bi baktım telefonu yoktu bende, ee biz nasıl görüşcez bu piçle dedim. Sonra eve geldim, nete girdim, sağa sola laf yetiştirdim derken gece saat 11 falanken, telefonum çaldı. allahtan o telefonumu silmemiş. Kem kümler arasında ''alo'' deyiverdim ''ne yapıyorsun hayırsız'' dedi ''heeeeççç oturuyordum, sen ne yapıyorsun'' falan deyip lafı geçiştirdim ''nerdesin'' deyince de ''caddedeyim'' dedi, hemen atlayıp ''bana gelsene'' dedim, o da atlayıverdi ''tamam, ev nerde?'' diyince, evi tarif ettim. sonra işte caddeye gelince gittim aldım, eve geldik. İçerde boş boğazlık yaparken hooppp ben dururmuyum yapışıverdim, o hemen ne yapıyorsun dedi, bende boşversene işte ne yaptığım belli değilmi. böyle böyle adamı kudurtup hooopp ayak üstü sevişmeye başladık.

Şimdi o benden 15 cm falan uzun, ama fazla aşşağıda eğilip dudaklarıma tam yapışmaya tenezzül etmiyor. Bende kısa olmanın verdiği aşşğılık duygusunu alt etmek için, ayak parmaklarımın üzerinde yükselip dudaklarına asılıyorum. Sevişme uzayınca ayak parmaklarım ağrımaya başladı, sevişirken bi yandan da içimden ''hoopp ne yapıyım? ne yapıyım?'' derken, öpüşmeyi kesip ''diğer odaya geçelim'' deyip yatak odasına gittik hoooop hemende seriliverdik. Ama nasıl sevişiyorsuz varya, o zaten boynumu bi öpüyor varya, ben nerdeyse kotumu aşşağı indirip hadi götüme koy diycem, öyle o şiddetde öpüyor piç. Sonra işte olay koptu, salya sümük sevişirken cıbıldak kalıverdik, herhalde 1 saat falan yiyiştikki 69a yatıp olaya noktayı koyuverdik. Noktayı koyuncada, 69 pozisyonunda, ikimizde mışıl mışıl uyuya kalmışız.

Ama arada onun horlamalarından falan uyanıyorum, dizimle boynuna vurup, horlamasını kesmek istiyorum, yalnız o anda uyanıcak, yanlış anlıycak diye düzeltemiyorum da, eee boşalmışım uykuya dalıp sersemleşmişim yerimden kalkmaya tenezzül de etmiyorum. Böyle ara ara onun horlamaları eşliğinde uyanıp tekrar uyuya kalıyorum. Sonra bi ara o da kendi horlamasından rahtasız olup uyanınca ''aman aman geç kaldım'' deyip kalktı, tuvalete gitti. Bende kalktım onu işerken izledim. Bana göre bir erkeğin en sexi olduğu anlardan biri de, işerkenki anıdır. Böyle ayaktayken falan ofssss. Neyse işte sonra gelip giyinmeye başladı ''hayırdır ne oldu'' dedim, o da ''saat 06 da işde olmalıyım'' deyiverdi. Hımm tamam deyip götüm başım açık, yatağa uzandım, o da giyindi. Çıkarken kapıya gittim, kalsaydın iyi olurdu dedim, oda pazar günü tatilim var, eğer istiyorsan cumartesiden gelip kalırım'' dedi. Böyle söyleyince gözlerimin içi parladı ''tamam'' dedim, sonra  o cumartesiye sözleştik ve o ''görüşürüz'' deyip çıktı.

O gidince şöyle kendime baktımda, yine yalnızdım boşverip, saati falan ayarladım cıbıldak cıbıldak yatağa uzanıp battaniyeyi çektim uyudum. Uyandığımda saat 10:00 du nete girdim, sağa sola bakındım, porno sitelerde sik taşşak resimlerine bakmak istedim ama canım istemedi, vazcaydım. Neyse işte, gün geçti akşam oldu. Gün içinde, akşama kadar geceyle ilgili hayaller falan kurdum kendimce;
İşte sarılıp uyumuşuz, sonra gecenin bi yarısı uyanıp 69 yapıyoruz sonra uyuyup kalıyoruz, sonra ben  uyanıyorum o uyurken dudaklarını falan ısırıyorum, sonra bakıyorum uyanıcak gibi değil, kendime onun koltuk altında bi yer yapıp, burnumu koltuk altına dayayıp uyumaya çalışıyorum.

Neyse ammına koyım ben gün içinde, böyle hayaller kurarak zar zor akşamı ederken, bi baktım saat olmuş 21:30 filan dedim arıyım, aldım telefonu onu aradım, ııııhhhh cevap vermedi. Dedim duymamıştır falan, görünce o arar. Ama yok herhalde gözleri kör falan oldu ki görmedi diye içimden geçirmeye başladım.Yani başka bi açıklamasıda yoktu. İnsan gelicem demişse gelir, gelemiycekse de ''işim çıktı gelemiyorum'' der. Ama yok, akşama kadar kurduğum hayallerle kaldım. Gelmedi, ben de kapıyı, pencereyi sımsıkı kapadım, battaniyeyi dizlerime çektim oturdum gece boyunca, korku gerilim filmleri izledim. Tabii bi yandan da, bol bol ona sinir oldum, kandırıldığımı falan düşündüm.


Aslında kızmıyorum, sinir falan da değilim, ama söz verip  gelmemesi ve üstelik aramaması insana koyuyor. Lan piç msn den ''biz bu gidişle sevgili olucaz'' deyip duruyor, ama bi halt yaptığı yok. Bende aslında onun ''biz bu gidişle sevgili olucaz'' sözlerini sevmiştim. Hani ne biliyim işte, böyle biraz laf sokar gibiydi ama, hoşuma gitmişti. Bundan anlıyorum ki:
İnsan; canını yakanları, diğerlerinden daha çok severmiş. Bu olaydan da bunu anlıyorum. Zaten diyecek başka da bir şey kalmadı. Ama bi daha da ona dönüp nah bakar, selamını alırım.

18 Eylül 2010

2+1 veya 1+1 ama üst katlar da, en fazla 550 tlye kiralık ev aranıyor!

Bugün ofisteki iş maceramız, hafta sonu olmasından dolayı kısa sürdü. Ben de eve gidip, netten millete salça olacağıma, bi işe yarıyım da kendime yeni ev arıyım dedim. Yeni ev arayışımın nedeni ise şu anda oturmakta olduğum eve ısınamadım, böyle alel acele tutmuştum ve bu gibi nedenlerden dolayı bi türlü bu evde rahat rahat oturamıyorum. Yaaa tamam yalan söyledim kirası çoook lan , göt kadar yere 750 tl veriyorum taaam mı??? Ve bu bana fena koyuyo, o yüzden çıkıcam, üstelik mahalle arası ve 2 inci kat. Ben üstkatlar falan olsun istiyorum taaaamm mı. Bu ve benzeri nedenlerle, geçen ev sahibine gelecek ay dolacak kiramdan sonra çıkacağımı söylemiştim ve şimdiden gidip bir kaç ev bakıyım dedim ve tuttum gittim Şişli'ye. Neden direkt oraya gittin diye soracak olursanız geçen, netten tanıştığım biri ''hadi gel yiyişelim'' demişti. Ona giderken baktım bayağ bi emlakçı vardı oaralarda. Sonra alelacele sevişip kendimi dışarı atınca bi koşu gördüğüm ilk emlakçıya girdim. Emlakçının camında gördüğüm uygun fiyatlı evi sordum.

Uygun fiyatlı dememe bakmayın lan, benim için deve yükü gibi para sayılır valla. Neyse ev 500 tllik 65 m2. Dedim ammına koyım tutuyım gitsin. Adam demez mi ''tadilatta'' bende içimden ''ohh'' dedim ve dile gelip ''tamam bende zaten önümüzdeki ay çıkıcam, o zamana kadar biter o zaman tutarım, ama evi görmem lazım'' diye devam ettim. Adam ''anahtar bende değil, al numaramı yarın beni ara konuşuruz, öyle gelirsin'' deyince de aldım numarayı ''tamam'' dedim çıktım. Sonra ben onu unuttum tabi arada kaynadı gitti. Bugün de erkenden çıkınca emlakçıyı aradım ve bana ''1 saat sonra gidip eve bakalım'' dedi ''Tamam'' dedim ve hooop kalktım gittim Şişli'ye. Ofise gittiğimde evin, az ilerde, 2 sokak ilerde demesinden bi bok anlamadım. Sonra kalktık eve bakmaya gittik. Allam bunun bana 2 sokak ilerde dediği ev, taaa anasının ammındaydı. Neyse dedim boşver falan. Birde paşam evin anahtarını başka bir emlakçıdan aldı. O emlakçıda katıldı bize. Böyle böyle kar topu gibi büyüyerek sokaklarda geziyoruz. Ama bu bize sonradan katılan emlakçı, diğerinden daha bi göz açık beni aldı bodrum katı olan bi yere götürmeye çalıştı. Dedim hayırdır hacı nereye gidiyoruz?'' O da normal bir şeymiş, sanki daha önceden konuşmuşuz gibi sıradan, heyecansız bi ses tonuyla demez mi ''şu altta bi dayree var onu da  göstereydim sana dedim'' diye dile geldi. Ben de ''yok saol bodrum falansa hiç bakmayalım, çıkalım'' ben böyle yarı yalvarır, yarı fırçalar bi ses tonuyla girdiğimiz apartmanın alt katlarına doğru ilk basamaklarındayken, onları döndürüverdim.


Valla açıkçası zar zor çıktık. Amcık baktı bende ibne tipi mi ne var, herhalde sikmeye karar verdi, açıkçası bu durumdan azcık korkup götümün yusuf yusuf dile gelmesine de engel olamadım. Lan bide düşünsene bodrum katına incez, evi gösterecekler odaları gezerken bıyıkları burup ''veeee burasıda yatak odası'' diyecek. Ohh bende o anda burulan bıyıklara ikna olupi gönül rızamla vermezsem kesin tutup beni sikecekler, sonrada öldürüp parçalara ayıracaklar. Parçalar içinde ise götümü ayırıp, her fırsaatta çıkarıp sikecek.

Neyse işte dedim boşver bodrum katını hiç bakmayalım. Böyle anca yok yok diye ikna edip ordan çıkıp diğer eve bakmaya gittik. Bu evde benim camda gördüğüm ev oluyor: 3 üncü katta, 2 artı bir,temiz gibi bi yer. Ama tadilatta. Tadilatıda bi haftaya kadar bitecek. Tamam dedim, bi hafta sonra biterken tekrar gelip bakarım, eğer beğenirsem tutarım. Ben böyle söyleyince paşam havalara girdi. yok işte gelen olursa veririm falan demeye başladı. Bende verirsen verirsin naaapalım, ama vermezsen de bir hafta sonra gelip bakar kararımı veririm dedim. Onlardan ''ben şu taraftan gidicem'' deyip ayrıldım.


Tabii  beni bu ev bakma macerası kesmedi, dedim lan 1 ay sonra baktın ev bulamadım, kadına da çıkıcam dedim sonra kadın beni sokağa atarsa ya sokakta kalırsam, dur gelmişken başka bi emlakçıya daha bakıyım. O arada sokak aralarında gezinirken gördüğüm başka bi emlakçıya girdim. Tonton mu tonton bi Sivas'lı amca çıktı. Ama siz tonton monton dediğime bakmayın kim bilir gençliğinde ne fındıklar kırmıştır,  kimbilir ne ibnelere siktirmiştir kendini. Zaten ben selam verdim içeri girdim, bide yetmedi bunun yüzüne 2 güldüm bu başladı hayat hikayesini anlatmaya, yok amerikadaki ablası, yok devletin millete yaptıkları, yok yanlış şehirleşme, yok eski İstanbul öfff biraz daha devam etseydi kalkıp imüğünü sıkıcaktım. Zaten bi kaç saat sonra ölecekmiş gibi bi hali vardı. Burnum iyi koku almıyor ama, sanırım bide ceset gibi kokuyordu.

Neyse işte biz bunla böyle konuşurken, bende İstanbul beyfendisi rolü yapıyorum falan. Dedim ''dayı bana göre bi evin var mı?'' dayı  bana ne dese beğenirsiniz, allam aklıma geldikçe küfür mü etti, iltifat mı etti hala düşünüyorum. Dayıya ''bana göre ev var mı?'' deyince ''sana göre bi evimiz yok, çünkü sana baktığımda çok efendi, giyimin ve konuşmanla buralarda yaşayabilecek biri değilsin, bunları söylediğim için beni yanlış anlama ve gerçekten özür dilerim'' o bunları söyleyince ben içimden ''ananı sikiyim!! Ne demek istedin dayı, bana açık konuş!! yoksa seni mütevazi bir şekide sikcem'' derken bi yandan da aval aval bakıyorum dayıya, dayı benim mallaşıp kaldığımı görünce ''tekrar özür dilerim'' dedi ve ben kendime gelip zoraki olarak ''yok yok bütçeme göre ev arıyorum ucuz olsun'' diye kekeledim, dayı da dile gelip ''o zaman tamam'' dedi.

Sonra ben camda gördüğüm 500 tl lik bi evi sordum konuştuk biraz, en son ''tamam gör istersen'' dedi. O arada elefon açtı çırağa ''gel müşteri var'' dedi, az sonrada çırak geliverdi. Bende çırak gelinceye kadar biraz hayal kurdum, benden 10 cm uzun, böyle pazuları falan olan, sarışın, bal dudaklı yeşil gözlü  birini bekliyorum. Hani ev bakmaya giderken, bakarsın yatak odasını gösterip gelecekten falan bahseder iki höpcük falan kondururuz diye şeyyyy ediyodum ki çırak geldi. Ayy Allah kahretmesin seni çırak.

Çocuk benden kara çıktı. Allam niye böyle yapıyosun ki? Tamam beni sevmiyosun ama, yani bu kadarda vurdum duymazlık olmaz ki, hem ben kulun değil miyim? Bari arada çıtır çerez niyetine atıştıracaklarımızdan iyi bir şeyler çıksın. Neyse baktım çırak da iş yok iş konuşalım deyip işe daldık. Bilgisayardan evleri gösterip beğendiğim bi tanesine bakınmak için çıktık. Lan ben ucuz olsun diye çıkacağım derke bu evde 650 tl lik bi evdi.Neyse dedim bakalım, nasılsa teras kat, 2+1 falan iyidir, bende at koştururum içerde. Çocukla eve bakmak için dayıyı oprda eceliyle babaşa bırakırken, teşekkür edip elini nazikçe sıkıp çıktık. Eve gidinceye kadar çocukla lafladık. Ama çocuk efendi biri. Evi göstermeye giderken mahallenin çok namuslu insanlardan oluştuğunu, çok temiz kişiler olduğunu söyledi. Hatta kendisi de daha önce başka bir yerde oturuyormuş ama ailesi buraya taşınınca buradan hiç ayrılamamış ve 16 yıldırda burada yaşıyormuş. Şöyle döndüm baktım, içimden lan amcık sen zaten 16 yaşında ya varsın ya yoksun diye geçirdim.

Neyse biz eve gittik. Bu ev kafama yattı, temizdi. Teras kat ve her tarafı açık. Taksim maksim her yer görünüyor. Dolapdere ayaklarımın altında, 2 tarafı balkon ve akşam güneşinide izleyebiliyorsun falan. Yalnız bizim bir sıkıntımız çıktı, adam diyoki evi tutuyorsan hemen tut ve kirayı ver, bende diyorum ki lan daha çıkmama var, bari kimseye verme gelip tutayım. O da yok falan dedi. Neyse evi beğendim, dedim madem öyle, 15-20 gün sonra benim kiram doluyor, eğer o zamana kadar sen kimseye vermemişsen tutarım, yoksa zaten boşver gitsin.

Neyse işte bende böyle göz açığım. Allam ne olur o evi kimse tutmasın, valla güzeldi beğendim. Bari kimse tutmasında ben önümüzdeki ay gidip tutayım. Ya da bu gece baş ucuma biraz para bırakda gidip kirasını veriyim ve hemen yerleşiyim. Sende biliyorsun metelik yok bende. Olsa böyle 1 ay vermeyin kimseye diye gülünç bir kaç cümle kurar mıydım? Kurmazdım değil mi? Hadi allahım nooolur bu gece azcık para gönder bana nooooolur.

17 Eylül 2010

Film beni korkutmuyor, yalnız izlemekten korkuyorum.

Şimdi evde tek başımayım ve oturmuş yüklediğim filmleri izlemeye çalışıyorum. Çalışıyorum diyorum çünkü yüklediğim filmler korku, gerilim filmi ve daha ilk dakikalarda hemen kapatmak zorunda kalıyorum. Mesela az önceki Anatomi2 gibi.

Oysa korku, gerilim filmlerini çok severim ve eskiden üst üste bir kaç tane izlediğim bile olurdu. Ama o zaman yaşım çok gençti ve korku nedir bilmiyordum. Şimdi büyüdükçe korkmaya başladım ve en çokda yalnız kaldığımda korkuyorum. İşte böyle yaşın ilerleyip kocaman adamken yalnızsan, doğru dürüst bi film bile izleyemiyorsun.

Oysa kim bilir ne güzeldir, biri yanındayken korku filmi izlemek. Düşünsene film başlıyor, adam orasını burasını kesecek, yada nur yüzlü, melek gibi birini kaçırıp masaya yatırmış tam baltayı boynuna vuracak sen dayanamayıp gözlerini folloş olmuş göt deliği kadar açıp, çığlığı bastıktan sonra hooop boynuna atlıyorsun. Hatta müziğin artış hızına görede adamın kolunu tırmalayıp duruyorsun. Offf hayat götüne koyım senin emi.

14 Eylül 2010

Allahım ben sana inanıyorum, sen de bana inanıyor musun?

Altındişliçingene (aslında hayriye), muzbotu adlı blogunda beni mimiklemiş. Mimiğin şartıda mektup yazacakmışız. Dedim tamam yazıyım. Lan düşündüm kime yazcam ki?? Allam kime nasıl, yazıyım sen söyle? Sana yazsam posta kutun yok, zarfı ya cami avlusuna, ya havra kapısına, ya kilisede günah çıkarma yerine bırakmam lazım. Ama ya bi satanist alıp okursa?? Yoksa sana ulaşacağını bilsem hemen çiziktirir gönderirdim. Zaten bu benim içinde kolay olurdu, neden dersen (ki demezsin, sen nedenide bilensin, ama bilmeyenler için söyliiim) senin 3 mekanınada bi kaç adımlık yakınlıktayım. Çünkü bi kilise hemen karşı sokakta, bi cami az ilerde, sinagog desen oda bi kaç yüz metre ötede. Hoop hemen sana ulaştırırverirdim, ama yok sana yazsamda gelmez ki.

Allam madem bunlar olmuyor, yarattığın şu internetten bi mail adreside sen alıp kullansaydın, biz zavallı kullarından özel olanlar (mesela ben çok özelim, hatta özellerin en başında birinci gelirim) yalnız adresini bilirdik, hiç kimseyede söylemez ve direkt sıkıntılarımızı, sana yazardık. Sen de yardım ederdin, benim gibi özel kulları, özellikle sevindirirdin. Hatta keşke MeSeNen de olsaydı, seninle akşama kadar yazışır, cevap vermediğin zaman, ekranını titretirdim. Sana şu smileylerden bol bol atardım  ^_^  hatta bazen kızmayacağından emin olduğumda dil çıkarırdım, nah aynen böyle :Pp belki sen de bana kahkahayla eşlik ederdin böyle :D:D yada smileyleri sevmiyorsan kahkahalarını saçma sapan harflerin bir araya gelmesiyle, yani böyle dfhjlladgglghdjlhdgjlslhjsdfk yaparak, yani yarılarak gülerdin bana.

Hem biz seninle böyle yazışsaydık, ben yatmadan önce her gece son iletimde xoxo derdim, sen de bana beo (yani : BanaEmanetOl) derdin.
Neyse, imkanların yok, msn kullanamıyor, bizimle mektuplaşamıyorsun, ben de bu yüzden buraya yazıyorum. Nasılsa sen, gören, bilen, duyan, okumayı ve bu kabloları, hatta ıvır zıvır her şeyi yaratansın. Ben yazıyorum sen oku:

Sevgili allahım, neden karşıma benden 10 cm kadar uzun, hafif göbekli, sürekli kirli sakalı olan, mavi veya yeşil gözlü olması tercihim, ama olmasada olur, onun yerine güzel bakmayı bilen, şaşkaloz olmasın ama hafif şühela bakışlı olmasıda güzel olur, kumral ve esmer arasında bir ten rengi olan, saçı yumuşak ve yetmezmiş gibi yer yer kırlaşmış, yüzünden gülücük eksik olmayan, hatta sürekli pişmiş kelle gibi sırıtan, konuşmayı bilmesede anlamayı ve dinlemeyi bilen, koltuk altı ve apış arası sürekli hafif uzunlukta kılları olan, herkesle geçinmekte üstüne olmayan, beni sürekli, hatta her fırsatta öpüp duran, hatta hiç nefes falan da almasın, sürekli beni öpsün  dursun amcık :)) hatta yörüngem olsun, etrafımdan eksik olmasın. Resmen götümün yörüngesi olsun. Dönsün dursun. Hahhh ne diyodum ben, iştee böyle birini neden nasip etmiyosun?? Haaa neden??


Tamam yörüngem olmasın ama en azından, bi bokum olduğunu belli etsin, etrafımda vızıldasın ve benide kendine benzetsin. Valla rahat olsun, ama tüm bunların yanında piçin allahı olsun, oruspuçocuğunun feriştahı olsun. Beni sıksın, siksin, hayatımdan bezdirsin. Sevgisiyle boğulup öleyim, elini başımdan eksik etmeyen biri olsun, ama gözlerinden de ışık hiç eksilmesin.


Allam çok şey mi istiyorum. Ne olur yani bu mektubuma/mailime ses versen, he desen, olur desen, al şu piçi başına çal desen? Hadi  allahım, sana inanıyorum, yap artık bi güzellik. Valla yoruldum, pes etmek üzereyim.

Hadi şimdi özgürsün, siktir ol git!!

Her şeyin bokunu çıkarıp, hayatımı alt üst etmekde üstüme tanımam. Beni tanısanız, sizde asla üstüme tanımazsınız emin olun. Nedeni ne gelince, anlatıyım:

Şimdi ben 9 günlük  adına tatil dediğim soğuk savaşa girip gezinince, aklım da sürekli olarak, bir şeyleri eksik yaptığıma dair hisler belirip duruyordu. Ama bi türlü ne olduğunu bulamıyordum. Soğuk savaşımın 3üncü gününde dayanamadım oturdum, evden çıkmadan önceki kontrollerimde, atladığım bir şeyler olmuştur diye düşündüm, taşındım ama yok, bi bok bulamadım. Çünkü evden çıkmadan önce tüpü kapamıştım, pencereleri kapamıştım, balkonun kapısını 10 defa kontrol etmiştim, çöpü dışarı çıkarmıştım. Hatta her şeyi çıkmadan önce onlarca defa kontrol edip çıkmıştım. Yinede bir şeyler zihnimi meşgul ediyordu ve ben şu mini minnacık beynimle durmadan düşünüyordum da düşünüyordum. Evet evet, çok nadir de olsa, bende arada bir düşünebiliyorum. Aslında düşünmüyordum, düşünmeye çalışıyordum, neyi unutmuş olabilirim diye ama ıııhhh bi bok yoktu.

En son artık düşünmeyi bıraktım, dedim unutmuşsam unutmuşumdur falan. Zaten ufacık beynimle, bu kadar fazla düşünmemeliydim. Maazallah sulanır mulanır, kimsenin başına bela olmıyım. Zaten siktiğimin mini minnacık beynimi, neyin meşgul ettiğini ise dönüp eve gelinceye kadar da bulamadım. Beynimde gittiğim ilk günden, eve döndüğüm son güne kadar sikilmiş gibi, nedenini bilmediğim bi konuda kendinde değildi. Lan hatta dönüşte otobüste ''heralde balkonun kapısını açık unuttum, hırsızlar eve girdi, girselerde çalacak bir şey bulamazlar, bulamayınca da sırf bana ders olsun diye salonun ortasına sıçarlar, sonra çalacak bir şey bulamadıkları için rahatlayamayınca eve molotof kokteyli falan atarlar'' diye düşündüm de rahatladım.

Neyse işte, otobüs herkesin böbrek taşını düşürdüğünden emin olmuşcasına düzgün bir yola girip sallanmayı bırakınca, bende uyuya kaldım. Zaten o düşünme aşamasını da, bi ara uyandığımda kendimde olmadığımdan düşünüvermişim. Hani düşünürken kendimden değildim, kendimde olsam düşünemezdim. O anda farkettiğim diğer bir şey ise, otobüs şöförünün aracı kullanmayıp uçurduğuydu. Evet evet otobüs yolda gitmiyor, adeta bulutların üzerinde uçuyordu. Dedim ''allahım herhalde şöför mahalline azraili geçirdin, herkesin canını tek tek almak yerine uğraşmayıp, otobüsü bi uçuruma sürdürüp hepimizin canını tek defada alıcaksın''. Böyle, düşünceler arasında, töbe edip bi ara dine tam dönmüştüm ki, baktım yol düzeldi, otobüsün sallanmaları azaldı, bende şehadet getirmenin kenarından dönüp tekrar uykuya daldım

Sonra işte kazasız belasız bi, şekilde İstanbul'uma dönüverince, direkt sağa sola takılmadan eve geldim. Allahım insanın bodrumdan ibaret evini özlemesi, onun havasını içine çekmesi, ahırdan az farksız bir yeri kral dairesi gibi gördüğü anları herkese nasip et yarabbim. Sen kimseyi it yuvası gibi evinden, bu kadar ayrı koyma inşallaaaaah diye içimden geçirerekten evin içinde biraz geznip oturdum. Baktım bi tuhaflık yok. En değerli eşyam adidas ayakkabılarımdı, onlarda yerlerinde duruyordu, salonun ortasına bok falan da yoktu ''eee bu kaçgündür beynimi siken şeyde neydi?'' diye habire düşündüm. Dedim herhalde bi sikim yok ben öyle takılıp kalmışım. Neyse falan dedim, oturdum bilgisayarı çıkardım çantamdan açtım bıraktım kenara, üzerimdekileri çıkarıp havluma sarındım ve oturdum bilgisayarın başına. Allam bilgisayarla yalnız kalmanın daha ilk dakkasında pornoya girince, yarrağım şahlanıverdi. O kudretlim şahlanıverince, bendeki 9 günlük eksikliği farkediverdim. Meğer ben 9 gündür osbir çekmemişimde beynim ondan bu kadar meşguldu.

Evet işte bu kadar basit, ucuz, oruspunun tekiydim. Lan insan bi kaç gün osbir çekmedi diye bu kadar kendinden şüphe eder mi yahu??? Neyse dedim, malum pornoda başlamıştı, zaten nasıl olmuşta ben 9 gün osbir çekmedim diye söylenerek filmi seyre başladım. 2dane chubbear er kişisi yalaşıp dururken bende osbirimi çektim, yığıldım koltuğuma. Iyyyy her zamanki gibi ilk iş olarak, önce kendimden iğrendim, kalktım duş aldım döndüm geldim. Maillerime bakınırken aradan 1 saat falan geçtiki kendimi yine porno izlerken buluverdim. Yine aynı pisliği yapıp bu sefer bağırarak boşalıp, banyoya gittim. Töbe yarabbim dedim ne oluyoruz, lan bi dur amcık dur, ama yok, banyoda da bi daha asılınca artık dizlerim ağrımaya başladı. Ayakta kalıcak takatim kalmamıştı. Hemen töbe estafurullah çekerek yıkanıp çıktım. Saatler akşamın 9 una gelirken, şeytanın beni götümden dürttüğünü farkedip giyindim. Osbir çekmek yok, kuruycaksın olcak o. Zaten bi kaç damla kanım yalnız vardı,  onlarıda osbir çekerken harcıycaktım. Lan bu halimle sokağa çıksam, millet tüüüüü kansız diye suratıma tükürürdü, ama ben tüm bunlara rağmen bi iki saat içinde 3 defa gidiyordum. ohhaaaaa dedim kendime.

Sonra nasıl olduysa gecenin 1 ine kadar öyle pipime dokunmadan zaman akıp gitti. Sonra saat 1 de yine pornoya dadanınca olan oldu, kızılca kıyamet göbeğimde patladı. Bu sefer kenara köşeye sıkıştırdığım peçeteye falan sarıldım, zaten banyo yapacak takati de kendimde bulmuyordum. Ama bitti mi dersiniz, tabiki bitmedi. Dedimya damarlarımda bi kaç damla kan kaldı, o son damlalarida dökünceye kadar pes etmek olmazdı. Nedense uzun yoldan gelmeme rağmen uyku falanda tutmuyordu, yol yorgunluğu namına bi zıkkımın körü de yoktu üzerimde. İçimden kendime küfür ede ede saatler geçip 4 e gelince son defa bi pornoya daha dadandım ve kıyamet tekrar göbeğimde patlarken, gözlerim kapanmaya başladı. Ohhhşş bi uyumuşum varya hiç sormayın. Yanımda büyükşehir belediyesinin palyaço mehteran takımı, hep beraber osmanlı davulu çalsa, kulaklarımın sikinde olmaz.
Hatta mehteran takımı gelip beni topluca sikse, hatta sikten geçirse uyanmam, o derece kendimden geçmişim. Gerçi göbeğimde kopan kıyametleri totale vurunca, ulan az yüklenmemişim diyorum, çünkü 5 defa gitmişim ve bunlarıda  10 saat içinde yapmışım. Ehhh maşşallah diyor ve olaya kaldığım yerden devam ediyorum.

Neyse işte mehteran takımı komple sikse uyanmam dedimya, gerçekten de öyle oldu. Uyanınca götümde acı macı hissetmedim ama birilerinin de eve girip beni sikmediğinden emin değildim. Yani sikmişlersede artık yapacak bir şey yok. Yalnız neden bu kadar farkında değilim deyip durduğuma gelince, ulan geceden sabah mesai başlıyor diye telefonu ayarlamıştım ama alarm malarm hak getire. Böyle ben koltukta zıbarıp uyumuşum ve uyanınca yeni gelin gibi nazlı nazlı gözümü açıp nerde olduğumu kestirmeye çalışırken, evimde olduğumu farkettim. Dedim bakıyım saat kaç. Demez olaydım.Allaaaaam bu neydi başıma gelen meğer, saat 11:10 olmuş ve ben hala nazlı nazlı yatakta sağa sola bakınıp duruyorum. Töbe yarabbim, bide telefonum çalmış, iş arkadaşlarım mesaj atmışlar ''hayırdır yetişemedin mi? neden işe gelmedin?'' falan diyorlar. Oyyy allaahım ben ne yaptım, şu çoğunluğu götten ibaret, şu minicik bedene yüklenip ha bire osbir çekiyorum, sonrada böyle uykuda kalıp kendimi işten attırmaya çalışıyorum. Nasıl giyindim, ne yaptım bilmeden evden çıktım. Yolda da geç kamış olmanın verdiği eziklikle, kendi kendime kovulma senaryoları kuruyorum.

1-Patron beni görünce, yüzüne bi tebessüm, bi mutluluk ifadesi yerleşecek, önce sakin sakin iyi bayramlar falan diye tatlı tatlı girecek konuya, sonrada krizden falan bahsedip ''hadi şimdi özgürsün, siktir ol git'' diycek diyorum içimden.

2-Ya da ''eee bayram nasıl geçti, iyi dinlendin mi bari?'' diycek, ben de ''ehh dinlendim valla daha ne olsun ki, valla saolun varolun'' ^_^ diycem , O'da ''yok yok sen, iyi dinlenmemişsin git bi kaç gün daha dinlen, hatta gün yetmez, bi kaç ay daha dinlen'' diye nazikçe götüme tekmeyi bascak.

3-Yada patron yanıma yaklaşıp kulağıma sexi bi ses tonuydu ''bugün çok tatlı görünüyorsun, bayramda yediğin tatlılardan olsa gerek, hadi sen çık git gönlünce, doyasıya kadar gez, hem İstanbul sokaklarını bu tatlılıktan mahrum etmek olmaz, hatta bi kaç ay dolanda öyle gel'' diyecek. Gibi onlarca kovulma şekli düşündüm. Düşün düşün boktur işin misali hoop ofise gelivermişim. Lan ne çabuk bitti bu yol, oysa böyle kısa sürmezdi, lan yollar bile bana düşman.

Neyse işte, ofise bi vardım, ayyy keşke gökten zenbille falan iniverseydim, yada köstebek falan olsaydım, böyle yeri eşerek ofise girer, sonrada sessizce gider koltuğuma çaktırmadan oturur, sanki sabahda işe ilk gelen ben mişim gibi millete surat yapardım. Ama yok, ne gökten zenbilli biriydim, nede  köstebekdim, böyle mal mal pişmiş kelle gibi sırıtmak yetmezmiş gibi, bide en tatlı ifademi yüzüme takınıp ezik bi ses tonuyla ''herkese iyi bayramlar, ben geldim'' diye utanmadan bağırır gibi yarapak, geçtim yerime oturdum. Allam geç kalmışlığın verdiği o utançla dilim bi çözüldü, herkese ayrı selam veriyorum, hal hatrını soruyorum, şakalar yapıyorum, esprilerin en bombasını ard ardarda patlatıyorum. Böyle benden sonra ofis, kahkaha bombası atılmış gibi çınlayıp durdu. En son biri dayanamayıp ''ya sende bi farklılık var'' diyince, ben de ''geç kaldım ya, kendimi affetirmeye çalışıyorum'' dedim. Sonra bunada ofisçene gülüp geçtik. Allahtan o anda çişim geldi kalkıp tuvalete gittim. Zaten aceleden sabah çişimi yapmadan evden çıkmıştım. Sabah ereksiyonu falan hak getire, nerdeeee? Küçük bey geceden mesai yapınca, sabah kalkmayı oda unutmuştu. Tuvalette 2 tokatla onuda iyice uyandırıp, çişimi yaptım.

Neyse işte tuvaletten döndüğümde herkes sakinleşip, işine dalmış harıl harıl çalışıyordu. Bende hemen işlere dalar gibi yaptım. Harıl harıl bişiler yapmaya çalışıyordum. Ama inanın o an ne yaptığımdan benim bile haberim yoktu, sadece çalışıyormuşum gibi bi izlenim vermeye çalışıyorumdum. Yani çalışmıyordum, ama çalışmaya çalışıyordum. ^_^  Neyse işte demem o ki; valla bugün çok zor bi gündü. Allam ne olur bi daha geç kalmıyım, valla geç kaldığımda millete bakacak yüzüm olmuyor. Allam, bide beni bu kadar çok üst üste osbir çekmekten alı koy, bi şey yap, yoksa kuruyup gitcem, demedi deme. Ya tamam biliyorum hepimiz muhakkak bi şekilde ölcez, ama en azından ölümüm osbirden olmasın.

12 Eylül 2010

Twitter'a kustuklarım

Şimdi blog da yazıyorum falan ama, birde blogda geçirdiğim zaman kadar da twitter'da zaman geçiriyorum. Ordada milletle çok uğraşıyorum. Aklıma bir şeyler geldikçe twit diye atıyorum. Kaç gündür tatil kafasıyla bir şeyler yazamadım, blogu iplemiyormuş gibi olmasın diye, bende twitlerden blog yazısı yazdım :))) beleşe geldi bu yazı. Arada bir toplu twitleri buraya yazı diye atarım artık. Yalnız en çok beğendiğiniz hangisi onu öğrenmek istiyorum :))
lütfen beğendiğinizi yoruma yazınız. 
Buda benim tvit adresim: http://twitter.com/Hayat_Erkegi
Neyse ahanda tvitler. Buyrun sizi başbaşa bırakıyım muahhh:


O kadar yalnızımki, kendimi okumaya vermek zorunda kaldım, ne bulsam okuyorum.Bi kaç aya kalmaz,dünya üzerinde okumadığım bir şey kalmayacak.

 Lady Kaka 147,820 kişiyi takip ediyor. Dayanamıycam: Çüşşşşş

Şu iki önermeden birini seçiniz: a)-Bütün ibneler zekidir. b)-Yada bütün zekiler ibnedir.

oh yeah dev adam #12devadam ah ohhhh dev adam #12devadam canlarımmmm :)

''Kim inanıyor ki Polyana sürtügüne! ''

Şu emir vererek tvit atanlar var ya, götünüze dinamit lokumu sokarım lan.

Gay Atasözü: Yemediklerimiz, arkamızdan ağlarlar :))

İstediğim tek şey, götümün kalkacağından korkmayıp, beni ölümüne seven birini bulabilmek.

Herkes avatarında işeyen adam senmisin?diye soruyor.Lan ben olsam,buralarda sürtermiyim,gider cigololuk yapar,hayatımı sikimlen kazıyarak kazanırdım:)      

Adam gibi sevdik göt gibi kaldık, Keşke göt gibi sevip adam gibi kalsaydık...

Oysa her şey sımsıcak bir ''merhaba''yla başlamıştı. Ne oldu ki sevgilim bize? ilk gün verdim diye mi bu ''siktir''i çekiyosun.  

Önceki gün çok çok soğuk su içmiştim. Bugün bademciğim şişmiş, nah taşşağımın teki kadar olmuş.

Götünden uydurduğun kelimelerle, cümle kurup tavladığın adam, tabiki eline geçen ilk fırsatta götünü sikecektir.  

9 Eylül 2010

Emrah yetişşşş, ''Ezik Edebiyatı'' yapıyorlar

Şimdi memleketteyim, güya bayram tatiline geldim, ama hiçte tatil edecek gibi değilim. Şiddetli baş ağrısı, miğde bulantıları, bademcik şişmesi, boğazımda yanmalar, sürekli kusar gibi boğazımın dolması derken, resmen götümden nefes alır vaziyete yaşıyorum. Bu ne ya, ben tatil yapıcam diye geldim buralara ama nerde sikiyim böyle tatili. Resmen işkence görüyorum. Gece uyuyamıyorum, gözlerim sürekli ağrıyor ve birde bunlar yetmez gibi Sovyet Rusya'sında yaşıyor muşum gibi, evdekilerle aramızda resmen soğuk savaş var.

Benim onları sevmemem ne kadar normalse, onlarında beni sevmemeleri o kadar normal ve zaten bu taktığım bir şey değil, ama bu ne böyle ya, birbirimize her fırsatta laf sokmalar, afra tafralar, surat asmalar, konuşurken kelimelerin üzerine basıp cılkını çıkarırcasına telaffuz etmeler. Yemin ederim geldiğime bin pişman oldum. Tatil dediğim şu soğuk savaş bi an önce bitsin de döneyim İstanbul'uma. Zaten özledim ki ibneleri, sokak köpeklerini, sokak çocuklarını, başı boş dolaşmayı, gecenin bi vakti kalkıp sokaklarda fotoğraf çekmeyi, canım sıkılınca istediğim yere oturmayı. Her şeyini özledim İstanbul'umun.

Zaten bu ailenin bir parçası olamamışım, hiç olamayacağım da. Boşuna kasıp durmanın bi anlamı yok. Hem ipler kopmuşsa, istediğin kadar bağla, istediğin kadar tutturmaya çalış, hiç bir şey eskisi gibi olmuyor.
Sen ayakların üzerinde durmak istedikçe onlar sana mani olmaya çalışıyor. Oysa sana destek olmalarını o kadar istersinki.

İstediğim maddi destek değildi, manevi bir destekti lan. Zaten maddiyattan yana hiç korkum olmadı benim. Hem ben artık büyüdüm,  iki elimle bi siki düzeltebilen biriyim. Allaha şükürler olsun, gözüm görüyor, aklımda beni aç bırakmayacak şekilde bazı şeylere yetiyor ve bende aklımı o tür şeylere göre yönlendirip bi boklar yapmaya çalışıyorum. Allahıma şükür aç kalmıyorum, açıkta kalmıyorum. Ama işte insan ailesi diye bildiği insanlardan ''yaparsın lan ibne'' sözünü duymak istiyor. Hani sevmeselerde, hani sende sevmesen bile, o sözleri duymak insanı güçlü kılıyor. Hatta 10 kaplan gücünde kılıyor lan. Ama yok hiç bir destek yok, içimde onlara karşı beslediğim son umudu ''sen bir şey yapamazsın'' diyerek yok ettiler.

Sevgili ailem hepinizden nefret ediyorum. Yok yok ciddiyim, hepinizden gerçekten nefret ediyorum.

8 Eylül 2010

Bayram mesajı :))

Herkesin bayramını kutlar, kiminin pipisinden, kiminin poposundan öperim.

 Muah muahhh :))

6 Eylül 2010

Ne kadar kaçarsan kaç, kendinden fazla uzaklaşamazsın.

İnsan ne yaparsa yapsın, kendinden ne kadar kaçarsa kaçsın, dönüp dolaşacağı, geleceği tek yer, babası tarafından, spermlerinin anasının ammına döküldüğü yerdir. Bunu size daha nasıl edebli bir şekilde anlatabileceğimi düşündümde, temiz cümlelerden bir şey bulamadım. En iyisinin edebi, edebsizce yazmak olduğunu düşündüm. Çünkü edebsizce yazmak, insanın içindeki acıyı dışarı vururken, kendisini bulunduğu ruh halinden, o an çektiği acıdan azcık da olsa, daha iyi hissetmesini sağlıyor.

Şimdi babaevindeyim.Ailemle bir tür curcunanın içinde, bir tür sevgi gösterilerinin içindeyim. Ailemi seviyormuyum diye bir soruyu kendime soracak olursam, cevap: bilmiyorum olacak.
Evet soğuk bir bilmiyorum cevabını verebilirim. Nedenleri ne? Neden  ''evet'' veya ''hayır'' gibi bir net cevap değil de ''bilmiyorum'' gibi belirsiz bir cevap olduğu hakkında bilgim yok. Sadece onları sevip sevmediğmi bilmiyorum ve o yüzden şimdilik en iyi cevabım ''bilmiyorum''

Eskiden babamı da sevmediğmi söylerdim. Ama ölünce ağlamıştım, neden ağladığım sorusunu, kendime onlarca defa sordum ama bir cevap bulamadım. Ağlamıştım işte, öylesine sebebsizce ve ölüm haberini aldığım zaman değil, saatler sonra ağlamıştım. Ağlamam da öyle sakinken normal bi şekilde durup dururken olmuştu. Bi kaç arkadaşım gelip başın sağolsun demişlerdi ve ben o şekilde ağlamıştım. Oysa babamı sevmiyordum, O'na sevdiğimi hiç söylememiştim. Ama sevmediğimi de söylememiştim. O'da aynı şekilde sevdiğini veya sevmediğini hiç söylememişti. Ama ölünce, sırf o öldü başın sağolsun denildiği için ağlıyordum. Üstelik normal bir şekilde değil, azğımdan burnumdan, salyalar sümükler iç içe karışarak ağlıyordum. İnsan sevmediği biri için niye ağlasındıki???

Bazen aklıma geliyor ve ben neden ağladım diye soruyorum, ama her zaman ki gibi yine bi cevap bulamıyorum. Şu an seviyor muyum? diye bir soru soruyorum kendime, ama cevabım yine açık ve yine belirsiz. Bilmiyorum...

Babam inançlı biriydi, aklıma geldikçe onun için fatiha okurum. Acı çekiyorsa acılarının hafiflemesi için okuyorum. Umarım benim yüzümden hiç acı çekmiyordur. Umarım hiç çekmezde. Babamı sevmiyorum ama yinede hakkım varsa bile helal olsun. O da bana varsa hakkını helal etsin, ama ben üzerimde bir hakkı olduğuna inanmıyorum. Ne verdiki hakkı olsunnnnn.

3 Eylül 2010

Kendi kendime yetmeye çalışırken, tükeniyor muyum?

Ailem öyle zengin, varlıklı bir aile değildi. Fakir, yoksul, Allah'ın sopasını 24 saat sırtlarından eksik etmediği kimselerdi. Hep açtık lan, bi gün bişiler bulup doysak, 2 hafta ortalıkta karnımızı tutup aç aç dolanırdık. Zaten küçük çocuklar, daha ikinci günden diğer kardeşin bacağına pişmiş koyun bacağı diye bakardı.
Biz çocuklar ağladık mı, elimize bi parça kuru ekmek tutuşturulurdu da öyle susardık. Yoksa akşama kadar burnumuzu çeke çeke ağlardık. O bi parça kuru ekmeğin tadını şimdilerde hiç bir şeyde almıyorum, desem de yalan vallahi. Şu an o kadar güzel şeyler varki. Ama o kuru ekmekleri de unutamıyorum. Peki ya büyükler, evde bir şey olmadığı için acıktığını dahi söyleyemeyenler.

Sik kadar boyum vardı, ama her şeyin farkındaydım. En büyük sıkıntılarımızı da eve misafir geldiğinde yaşardık. Şeker yok, dem yok, sadece musluktan akan su vardı. Misafire bir bardak çay vermek için, ablam bütün konu komşuyu gezerdi, birinden bi tabak şeker alırdı, birinden bi avuç dem falan. Tüm mahalleli birleşip, evdeki misafire bi bardak çay ikram ederdik. Tabii misafirin bunlardan haberi yok, beyfendi götünü yaya yaya içerdi çayını.

Bide 3 ayda bir ödenen elektrik faturamız vardı. Onu öderken bile evde herkes birbirine laf söyler, ne bu faturanın hali diye fırçalar havada uçuşurdu, biz çocuklar da aptal ıslatan yağmuruna yakalanmış gibi, başımızı kaldırıp tükrükler suratımıza rahmet olarak düşerken, mal mal bakınırdık. Sırf bu kavgalar yüzünden, çoğu zaman oturulan odadan, başka bir odaya geçişte büyük bir kaos yaşanırdı. Çünkü evde kural, tek bi lambanın yanlız yanmasıydı. Bu kuralı, yanlışlıkla dahi ihlal edene hepimiz çatık kaşlarımızla bakar, onu anamızın amından çıktığına pişman ederdik.

O günlere dönüp baktığımda güzel şeyler var mı diye düşünüyorum da pek güzel bir şey de bulamıyorum. Bundan dolayı hiç öyle dönüp, fakirdik ama mutluyduk yalanlarını sıralamayacağım. Mutlu değildik, huzur yoktu, her gün bağrış çağrışlar arasında yaşayıp giderdik. tüm bunlara rağmen o yüzden hatırladığım şey çocuk aklımla kavga, bağrış çağrış olduğunda sokağa çıkmaktı. Sokak mutlu edermiydi beni? Hayır etmezdi ama evde de mutlu değildimki. İşte böyle mutlu olmadığımı anlaya anlaya, her yaşta kaçtım ailemden. Taaa sik kadar boyum varken kaçmayı öğrenmiştim ve hala kaçıyorum.

Herkesi, herşeyi hiç siklemeden çok çok geride bırakıp kaçıyorum. Belki fakirliğimle yüzleşmeyi kabullenirsem, belki aslından ailemden kaçtığımı sanıp, kendimden kaçmayı bırakırsam her şey daha güzel olacak.

2 Eylül 2010

Veeee şowww başlıyorrrrr (1)

Önceki gece saat 01 e geldiğinde içimde bir ses burger kingin sloganı gibi ''gay bar seni çağırıyo'' deyip duruyordu. Ama bi yandanda yerimden kalkamıyordum, içimde yaşadığım gelgitlere rağmen, bedenimi zar zor dışarı attım. Ama nasıl zorla varya, sanki biri bana dışarı çık yoksa kafana sıkarım gibisinden bir tehdit savuruyor. Zaten bi ara tam ohh bugünkü gömlekten başka bi bok yok deyip tam vazgeçecekken, bi de baktım balkona asmış olduğum bi tişörtüm bana göz kırpıyor. Sanki al beni giy ve çık siktir git diyor gibiydi. Göz kırpması da mandalın teki düşmüş bir ucu sallanıyordu, dedim bari alıyım içeri yoksa düşcek. Tişört öyle çok ahım şahım bir şey değildi, altı üstü 5 liralık tişörtü, terkos pasajından almıştım. Gidip diğer mandalıda söküp tişörtü geçirdim üstüme. Gün boyunca giydiğim kirli çoraplarımı, tek temiz kalan pantolonumu da giyinip dışarı çıktım.

Kapıdan çıkmamla rüzgardan tokadı yemem bir oldu. Kendime gelip başımı göğe kaldırıp baktığımda gördüğüm şey tuhaf bir grilikte havaydı, nah hava o kadar kapalıydıki anlatamam. Yemin ederim deprem olacak falan diye düşünerek mahalleden çıktım. Dedim nooluyoruz, götümüzü siktirmekten dolayı mı hava böyle oldu falan diye düşünürken komşularla göz göze geldik. Amcıklar gecenin 1 inde sokağa oturmuş, dedikodu yapıyorlar. Tüm gözlerin üzerime çevrilip ''ibne bu saatte nereye gidiyor acaba'' bakışlarıyla sokağın köşesine kadar kendimi zor attım. Sokağı döndüğüm gibi her yer bana aynı nasılsa. Allam mahallemde bok yemiyorum da mahalleden dışarı çıkınca neden böyle arsızlaşıyorumki?

Neyse İstiklal'e vardığımda pek bi sakin gördüm etrafı. Nerdeyse in, cin top oynuyor gibi bi hava vardı. Sokakta kimseleri de göremeyince iyice tırstım lan, bide hava kapalı, arada rüzgar çiww wuwww vayvm diye ötüyor aklımada direkt deprem geliyor başka bişi yok. Ama nasıl tırsıyorum varya, içimden deprem olurda, o anda gaybarda oursam ve bina yıkılınca göçük altında kalıp can verirsem ne bok yiycem. Lan nasıl tırsıyorum varya. Bi ara düşündüm dedim banka kartlarımı, ehliyetimi işte adım soyadım olan her bokumu eve bırakıp geliyim. Sonra baktım onca yol gidicem vazgeçtim. Dedim sikerim ammını götünü, ama içimden böyle kendimle kavga ediyorum. Sonra içimden kendime akıl vermeye devam ediyorum; Öff bişi olmaz, bara gidince direkt bahçeye çık, deprem olup binalar yıkılsada en azından bahçede kurtulma şansın var. Ama olurda herhangi bir ihtimale karşılık binalar üstüne yığılırsa ve sen altta bi kaç gün geçirmek zorunda kalırsan nasılsa adın soy adın falan yazılı olan bir sürü kart mart var, onları yiyerek bi kaç gün yaşarsın. En son telefonun hart hurt yersin. Geçen süre içinde hala sana ulaşamamışlarsa artık bi zahmet öl, nasılsa hayatta kalsan bile, toplumda kimliksizliğinle çok yaşamazsın diyorum kendime.

Neyse ben bunların hepsini ailem benim ibne olduğumu, geceleri kaçamak yapıp götümü ellettirdiğimi öğrenip üzülmesin diye düşünürken bara varıverdim. Kapıdaki badigard a selam çakıp içeri geçerken, o uzun giriş koridorunda nasıl tırsıyorum varya. Artık kendimi nasıl inandırdıysam, içimden lan diyorum inşallah ben bahçeye yetişirim de öyle deprem olur. Bu korkular arasında bara girip hiç oyalanmadan direkt bahçeye çıktım. O kadar hızlı bahçeye çıktım ki barda kim var kim yok, kalabalık mı, ben tek miyim bakamamıştım. Bahçeye çıktığım gibi arkamı dönüp camdan içeri baktım, benim dışımda bi avuç kuduruk yanlız vardı. Bide garsonlar. Az sonra garsonlardan biri bahçeye geldi, yanımdan geçerken uzanıp koluna dokundum, dönüp bakınca içeceğimi söyledim. O'da sağolsun, işler bu akşam düşük olduğundan hemen gidip getirdi. Teşekkür edip içkimi zıkkımlanmaya başladım. Zıkkımlanırken arada gelen giden var mı diye çevreme bakınmaya başladım. Baktım bahçede de içerdeki kalabalık kadar ibne var. Ama bir, ikisi dışında tipim yoktu. Zaten bu 2 piçle her karşılaştığımızda birbirimize mal mal bakıp yolumuza devam ediyoruz.

Neyse işte böyle böyle bara girişimin ilk saati kutlanırken, daha önce müşteri olan, ama şimdi garson olarak çalışmaya başlayanlardan biri gelip milletin ortasından ''ayol birazdan show başlıyor'' açıklamasında bulunup içeri kaçtı. Sonra ordakiler falan toplaşıp içeri girdik. İçerde show başlamışken, her zaman arkadaş grubuyla gelip takılan, çok konuşkan ve fazlasıyla flörtöz olduğunu düşündüğüm, sürekli kırıtan ama kırıtması kız gibi değilde yerinde duramayan çocuk gibi olan, beğendiğim bi adamı gördüm. Ama sürekli olarak her gördüğümde yanındakilerle muhabbet eder, bide götünde yarrak olan hiperaktifler gibi yerinde hiç duramaz. Sürekli bi sallanma haline, sürekli bi kahkahası duyuluyor. Böyle kendi dünyasında eğlenir. Her gördüğümde ben buna bakıp iç geçiririm. Bu gecede bunu yaptım. Show yerine bi kaç dakika uzaktan uzaktan onu izledim ve sonra showa döndüm. Show dediğimde bişiy sanılmasın, işte ordaki garsonlar kadın kıyafeti giyinip kadın şarkıcı rolü yaparak adı sahne denilen yere çıkıyorlar ve karaoke gibi bir şey yapıyorlar.

Sonra ben uzakta bi çocuk gördüm, böyle biraz esmer ve beyaz arasında bi ten rengi vardı. Dedim iyice şuna yaklaşıyım neyin nesidir, bakarsın aşk denilen zırtapozu, bu gece alnın ortasından vururum. Ama nerde yanına gittim, baktım daha çocuk lan. Bi tek götü göbeği salmış, bide sakalı acccık çıkmış. Başka bi bok göremeyince de döndüm yerime. Böyle mal mal showu izliyorum ayaklarına yatıp, sinsi sinsi milleti takip ediyorum. Kim ne yapıyor ne boklar çeviriyor falan derken, show bitti. Benim bara gelişimde elime aldığım içki hala bitmedi. İçki dediğimde bi enerji içeceği falan işte.
Ama yok bitmiyor, resmen koklayarak içiyorum. Aman bitmesin, biter miter elimde boş bardakla dolanırken garson görürse ayıp olmasın, zaten garsonlarla bara girdiğimde bir şey almadıysam, garsonlarla köşe kapmaca oynuyorum. Benim kafa dengi garsonu buluncaya kadarda bu halde kaçıp duruyorum. Sonra kafa dengini bulunca ohhh çekip bahşişsizde atlamıyorum.

Neyse bardağa baktım koklayarak bitecek gibi değil, diktim kafaya. Boşalan bardağı masalardan birine bırakıp bahçeye çıktım. Rüzgar esmeye, ibneler birbirine arkadaşım ayağına yatıp sürtmeye devam ediyorlardı. Sonra birinin bana baktığını farkettim ve dönüp bende ona baktım. Ben boylarında ve ben yaşlarında esmer biri. Bir iki defa uzun uzun bakınca, tanışmaya cesareti olmadığını düşündüm ve merhaba dedim. Tanıştık. Adını hatırlamıyorum, sadece o tanışmak istediği için tanışmıştım ve zaten böyle durumlarda adını aklımda tutamıyorum. Yani tanışmak isteyen bensem, tanıştıktan sonra adını biraz zor unuturum, ama karşımdaki ise ve hoşlanacağım biri değilse asla adı aklımda kalmaz, görmezsem de artık onu tamamen unuturum.

Neyse işte adını hatırlamıyorum ama tanıştık, baktım bir şeyler yapmaya dokunmaya çalışıyor, çektim kendime yapıştım dudaklarına. 5 dakika kadar öpüştük. Sonra baktım tad alamıyorum ''ben içeri gitmeliyim'' deyip onu bırakıp içeri gittim. İçerde biraz oyalandım ve tekrar bahçeye çıktım. Bahçede yalandan oramı buramı kaşıma numaraları yaparken yanımda sigara içenlerden biri bana asılmaya başladı. Ben kaşınma bahaneleriyle tişörtümün altına elimi sokup karnımı kaşıyıp dururken adonislerimde hafiften hafiften görünüyordu. Durum böyle olunca onlar biraz daha fazla ilgi göstermeye başladılar, ilgileri de beni mıncıklamaları falan değil, işte kendi aralarında benle ilgili bi kaç şey söylüyorlar, ama sesleri her kelimenin sonunda yükseliyor, bakışları orama burama kitleniyordu. Bide farkettim, ben kendimi kaşıdıkça onlar da dalıp gülümsemekle, gülümsememek arasında gidip geliyorlar.

Ayyy bıktım yazmaktan arkası yarın

Merhaba tatlı şey seniii

Haberleri falan izlerken veya gazeteleri okurken işlenen cinayetlerin katillerine hiç dikkat ettiniz mi? Sizi bilmem ama ben çok dikkat ederim.
İzlenimlerimden da şu sonuca vardım;
Yakışıklı, eli yüzü düzgün, eğitimli, kültürlü, güzel insanlar daha büyük katliamlara, hatta ses getirecek katliamlara imza atıyorlar.
Benzersiz, kusursuz, zor ve hatta anlaşılamayan cinayetler, olaylar hep bu eli yüzü düzgün insanlar tarafından işleniyor. Abi adamlar kusursuz görünüme sahipler ama içlerinde kocaman fırtınalar kopuyor. Resmen kendi kendileriyle harbe girmişler. Kendilerine ya hiç rakip görmüyorlar veya herkes onlar için rakip. Bu yüzden tuttuklarını sikiyorlar.
Neyse sözü daha fazla uzatmadan şunu diyeceğim, herkes kendisine iyi baksın, yakışıklının biri götünüzü keserse hiç şaşırmayın. Aaa bu arada tahmin ettiğiniz gibi, benden korkmanıza gerek yok, ben zararsız bi çirkinim.

1 Eylül 2010

Bir erkeğin yaşı kaç olursa olsun önemli değil, ama lütfen olabildiğince piç olsun

Geçenlerde twitterdan biriyle tanışmıştım. Ama nasıl yazışıyoruz varya, dersin okuma yazmayı yeni sökmüşüz. O bana yazıyor, ben ona yazıyorum falan, böyle it gibi yazışıp duruyoruz. Mesajlaşmalar o kadar hızlandıki anlatamam. Nerdeyse işi gücü bırakıp onunla yazışıcam. EE tabii adam işi gücü bırakmış tatile çıkmış, kumsala da uzanmış almış eline rahat rahat yazıyor, ben ofiste göt olmuş ona cevap yetiştiriyorum. Sonra neyse işte, biz bi kaç gün böyle kudurmuş gibi yazıştık olan oldu falan bu tatilden döndü. Döndüğünün ertesi günü bi cafede buluştuk tanıştık koklaştık falan derken hoop bi anda onun evine gittik.

Eve gittik ama nasıl utangaç rolleri yapıyorum varya. Sanki daha önce hiç yarrak görmemiş köylü rolündeyim. Adamında benim ne bok olduğumdan haberi yok. Bende hiç çaktırmıyorum.
Böyle falan derken yemek istedi oturduk zıkkımlandık falan, bu arada tv açık ve bana bişiler gösterip yanıma oturdu. Yanımda dediğimde ben 2 kişilik bi koltukta oturmuşum oda hop götünü koyuverdi. İşte o kendince bahanelerle falan dokunmaya çalışıyor, bende arada bir sanki ilk defa böyle bi bok yapıyormuşum gibi rahatsız olmuşum havalarında, artistik yapıyorum ve adam elini çekiyor.

Allam o anları hiç unutamam. Sonra neyse işte bi ara iyice elini rapp diye omzuma bırakınca ses etmedim. Şöyle yavaşça döndüm yüzüne baktım ve kendimi arkaya doğru yasladım. Elini koltukla, omzum arasında biraz sıkıştırıp küçük kız çocuğu gibi yüzüne baktım tekrar. Yemin ederim gözlerinin içi ışıldadı. Sanki dersin vereceğimi anladı da bi anda mutlu oldu. Neyse işte ben böyle utangaç havalarında Kemal Sunal'ın, Şaban filmlerindeki Zeyno karakterini canlandırıyorum. Sonra laflamaya devam ediyoruz, laflarken de bu bana gıdım gıdım yakınlaşıyor. Lan ibne tutsa kendine çekse, gözlerimin içine bakarak ''farkındaysan buraya gevezelik yapmaya gelmedik'' dese tüm çirkinliğine rağmen dudaklarına yumulcam. Ama yok adam hem çirkin, hem cesaretsiz. Böyle 2 ucu boklu değnek misali uğraştırıyor. EE bende hep atlayan taraftım ve o gün atlayan olmamaya kararlıydım. İnad ettim, dedim bakıyım ne haltlar dönecek. Ama yok, saat doldu bu hala dokunmak için kıvranıyor. Yemin ederim adamda iş yoktu, zaten nerdeyse bi ara Zeyno rolünü kenara bırakıp ''öfff yeter sikişeceksek sikişelim, yoksa sıkıldım, gidiyorum'' diye çıngar çıkaracaktım. Ama tutum kendimi onu da yapmadım.

İçimden sabır çeke çeke tvye bakıp mal mal konuşmaya devam ettik. Ne konuştuğumuza da bilmiyorum. Zaten artık bi ara iyice sıkılmıştım ve kenarda duran moda dergilerini karıştırmaya başladım. Ama nasıl karıştırıyorum varya dersin derginin genel yayın yönetmeni benim ve eksik bişiler var mı diye böyle ağır ve havalı bi şekilde karıştırıyorum. Sonra ortalarda bi yere gelmişken hoşuma giden bi resmi gösterip şu tür çalışmaları çok beğeniyorum zırvalığına başladım. O da katıldı sözleriyle ahh evet, bende çok severim.

Baktım yanaşacak gibi değil, ona doğru yanaştım ve ''bak sana şuna çok tatlı ama yaaaeee'' deyiverdim. O'da mal mal ''aaaa evet gerçekten çok tatlı'' dedi. O arada kendimi biraz daha yaklaştırdım ve dergiye beraber bakmaya başladık. İbne herif anca o zaman harekete geçti. Zaten harekete geçmese yüzüne tükürdükten sonra, büyük bi küfür edip kalkıp çıkacaktım.

Biraz daha yakınlaşınca osbir çekmekten nasır tutan elini sağ omzuma attı ve ben de acıyıp biraz daha yakınlaştım. Yemin ederim tam o anda kalbinin davul gibi ses çıkardığını duydum. O böyle kendi içinde kopa dursun, ben de onun kalp atışlarına odaklanmıştım. 50 yaşındaydı ve kalbi inanılmaz hızlı atıyordu. Adam ölecek, bende katil olucam diye götüm yusuf yusuf atadursun, kendimi biraz sürttüm ve sakinleşsin istedim. O anda iyice sardı beni ve bende öyle durdum. Sonra öpmeye başladı. Hiç karşılık vermedim, hiç bişi yapmadım. Koltuğa uzanırken benide çekti, uzanıverdik beraberce. Pantolonumun üstünden iki eliyle götümü okşarken, bi an durup dikkat kesildim titriyordu, hayır beni sikebilecek biri değildi. O da sadece tepkilerimi ölçüyordu. Eğer elini götüme atarsa nasıl bi tepki vereceğimi görmek istiyordu. Hiç karışmadım, istediği gibi okşadı, ben de kedi gibi biraz daha hızlı sürtünmeye başladım.

Sonra malafatlarımız iyice sertleşince haydi yatak odasına gidelim dedi. Kalktık seni kucağıma alıyım dedi. Yıldırım hızıyla şaka mı yapıyor, ciddimi diye bön bön bakınırken o beni gerdeğe girecek gelin gibi kucağına almaya kalkıştı. O anda dayanamadım patladım ve aman aman kalsın işte gidiyoruz dedim. Odaya girdiğimiz gibi soyunduk uzandım yatağa, oda soyunmuştu uzandı yanıma ve bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Ne yaptığını anlamadım ve eminim oda ne yaptığını hiç bilmiyordu.

Şöyle baktım da, zaten pek hoşuma giden bi tip değildi ve nerdeyse yaşına hörmeten yatağına girmişim, kendimi kasmayı ve Zeyno rolünü bırakmaya karar verip o bi yerlerimi yalarken bende asılmaya başladım. Adam ne kadar çirkin olsada yaşı büyüktü ve yanımda olduğu için biraz olsun içimde bişiler vardı. Malafata asılıp bunları düşünürken, yüzümü yeni çıkmaya başlayan sakalına sürdüğümü hatırlıyorum ve zaten o anda boşaldım. Boşalmamla ''lütfen biraz uzak dur'' demem bir oldu. Oda biraz öte tarafa giti. Yatakta öylece kendime baktım ve içimden ''ne yapıyorsun gerizekalı'' dedim kendi kendime. Tam bi gerizekalıydım. Sırf adamın yaşı büyüktü, sırf birazcık erkeksiydi ve ben onun yatağına girmiştim. İçimden, kendime kocaman küfürler arasında siktir çektim ve o bir şeyler gevelerken kalkıp banyo yapmak istediğimi söyledim. Ben banyo girdiğimde, O'da bana bir havlu getirdi. Suyun altına girdim. Su vucudumdan akıp giderken, yaptığımdan pişmanlık duyuyordum. Çünkü tamamen rol yapmıştım, oda oynadığım role hiç sesini çıkarmamıştı. Oynadığım role uygun davranmıştı ve bundan rahatsızlık duyuyordum.

Sanki benim sessiz duruşuma aldanmamalı ve oda piçliğini dışa vurmalıydı diyordum. Ama sonra yıkandıkça adamın aslında piç olmadığını büyük bi mal olduğunu kabullendim. Sonra çıkıp kurulandım ve giyindim. Ben giyinirken o banyoya girdi, fırsat bu fırsat dedim çantamı aldım ve kapıyı sessizce açıp çıktım. Telefonumu kapadım ve o gece hiç açmadım. Sonra defalarca aradığını ve ''sorun ne'' diye bi mesaj yazdğını gördüm. Cevap vermedim ve yine kapadım. Sonra unuttum o olayı. Böylece 50li yaşlarındaki mallardan hoşlanmadığımı farkettim. Şundan eminim artık, bir erkeğin yaşı kaç olursa olsun önemli değil, ama lütfen olabildiğince piç olsun.