27.07.2025

yalnızlık allah'a mahsussa ben neden yalnızım

naber balım, terkedilmiş hissediyor musun?
hiç önemsenilmemiş, hiç umursanılmamış, hiç hiç hiç piç hissediyor musun
ben her şeyi hissediyorum.
neyim, ne olacağım derken yaşadığım o kakafonik hayat koşuşturmacası içinde hiçbir şeyi tam aşmaya ve atmaya kıyamadım ve sonuç olarak her şeyden biraz biriktirdim içimde. yani ben şimdi her şeyim sense phiçbir şey.

yeni taşındığım evimin karşısında bi hastane inşaatı var. temellerini atıyorlar. bu da demektirki evin içinde sabahtan akşama kadar gürültü.

geçen yıl ankara'ya taşındığımda ikinci el bi çamaşır makinesi almıştım ve 2 ay sonra bozulmuştu. şimdi bu eve taşındığımda yine ikinci el almaktansa, sıfır almaya karar verdim ve önceki gün mağazada görüp online'dan sipariş ettim, bugün geliyor. bunu niye anlattım bilmiyorum. daha doğrusu unuttum.

bi ev arkadaşı aldım yanıma. uzman çavuş'muş. bi komutanlıkta çalışıyor ve her şeyden şikayetçi. ona, üfff çok şikayet etme diye diye birazcık azalttım şikayetlerini. ama hayatından şikayet etmek dışında benimle hiç iletişim kuramıyor. asla gündelik konuşmalar gerçekleştiremiyor. kelime haznesi, maaşının azlığı, kazandığı paranın ona yetmediği, işinin zorlukları, sürekli çalışması, komutanlarının hepsinin orospuçocuğu olduğu cümlelerinden ibaret. 
işini beğenmiyorsa istifa etmesini söylediğim için bi kaç gün konuşmadı.
sonraki günlerden birinde, yine şikayet etmeye başlayarak iletişim kurdu benimle. evet benimle.
bu konuşmalar sonrası maaşının neden yetmediğini anladım. çünkü memleketten arsa almış, onun ödemelerini yapıyormuş. evi ve arabası olduğunu da söylemeliyim. bi karısı ve iki çocuğu olduğunuda.
karısı memleketteki evlerinde yaşıyor ve çocuklarına bakıyormuş. o ise çalışıp para gönderiyormuş.
onu biraz deşince "hiç evli gibi değiliz" demesinden, karısını sevmediğini, görücü usulü evlenmiş olmasından ise aslında dışarda onlarca kadın varken, ömrünü buna verdiğinden şikayet ettiğini anladım ve yine de "sakın ayrılma, boşanmak modern hayatta dayatılan bir aksiyon gibi görünüyor. ayrılmayın, kalın böyle. hayat bi şekilde geçiyor zaten." dedim ama beni anlamadı. çünkü kelime haznesi çok çok çok düşük ve dediklerim onun kulaklarına gürültü diye döküldü gittttttttiii.

bu yeni ev, öncekinden çok güzel. iki tarafı da güneş alıyor. yani doğu ve batı. sabah doğudan alıyor, akşam batıdan. 
evi ufak ufak döşedim. temel ihtiyaçlar tamam. sadece sevgilim yok.
beni hiç kimse sevemeyecek mi?
kadın veya erkek olmasını önemsemiyorum. sadece birinin beni karşılıksızca sevmesine şiddetli bir arzu duyuyorum. biliyorsun, çünkü hiç sevilmedim karşılıksızca.

bazen sokakta çok çirkin birini görünce onu sevsem o da beni sever mi diye düşündüğüm oluyor. onu benden başka kimsenin sevmeyeceğini bilerek bile sevse beni yeter diye düşünürüm.
kadın erkek fark etmiyor. öylesine bakıp hayallere dalıyorum.

namaz kılmaya başladığım geçen yıllardan bu yana, çişimi tuta tuta önceki ay kendimi hasta etmişim. geçen ay pipimin ucu hafifi kızarınca ve çiş yaparken yanmalar olunca doktora gittim. kadın doktor "orospuya mı gittin lan" demeye utandığı için, erkek doktoru çağırdı ve kulakları kıllı yaşlı doktor beni dışarı yönlendirip koridorda "güvenli olmayan bir şekilde geçici olarak biriyle mi yattın" dedi, bende "5-6 ay önce penetrasyon değil ama oral seks yaptırdım birine" dedim ve bunun üzerine beni başka bi yere yönlendirdi. Ordaki erkek doktor şikayetlerimi dinledi ve beni yatırıp götüme bi iğne yaptıktan sonra, reçete olarak bi hap yazdığını, sabah akşam 1 hafta kullandıktan sonrasına kontorole geldiğimde durumu tekrar değerlendirip öyle bakacağını söyledi.
dediği gibi yaptım, hapları bi hafta boyunca yuttum ve gittim. tabii bu arada şikayetlerim bitmişti. kızarıklık geçmişti. başka bi doktordan randevu aldığım için, önceki şikayetlerden ona bahsettim ve o da geçmişse önemli değilmiş. galiba sen çişini çok tutuyorsun ve çişini çok tutmak, içerideki torbada mikropların oluşmasına neden olur. çişin geldiğinde çok tutma, git yap dedi. 3-4 saat aralıkla işemek sağlıklı olandır." dedi.
doktordan gönül ferahlığıyla çıkıp tuvalete gittim ve işerken "elhamdürillah, elhamdürillah elhamdürillah" dedim. namaz kılmanın kötü yanları da varmış. böylece görmüş oldum.
o günden bu yana azcık bile çişim gelse hemen koşuyorum tuvalete. abdestim kırılmışsa da yeni abdest alıyorum. çünkü abdest almak bedava. sadece üşenmemek gerekiyor. birde sağlığını düşünmek.

oğlum az önce, whatsapp'den "baba paran var mı" diye sorarak para istedi. şu an 300 TL'em olduğu için ona ayın 15'ine kadar beklemesi gerektiğini ve benimde bu parayla idare edeceğimi söyledim. "tamam" dedi, anlaştık ve konu kapandı. 
kerata, parası bittiğinde babası olduğumu hatırlıyor :FGFGGFFGşlnbfgblkdfjblş
olsun buna da şükür :) allahım sana şükürler olsun.

bugün pazara gittim. ikinci el bi tişört aldım. üzerinde GAZİ logosu var. Gazi Üniversitesi'nin tişörtü olsa gerek. satan kadın 25 TL istemişti, 20 tl verdim.
getirdim dolaba astım. öylece duruyor, önümüzdeki günlerde giymeye başlarım.
yeme içme dışındaki masraflarımı iyice düşürmeye başladım. ihtiyacım yoksa zaten bir şey almıyordum ama artık daha sıkı bir ekonomi politikası güdeceğim kendime. yani dünyanın çarkındaki dişlilerden biri olmayacağım ve mecbur kalmadıkça hiç tüketmeyerek, İsrail Terör Devleti ile işbirlikçilerine miligram kadar dahi olsa destek olmayacağım. bunu sıfırlamak mümkün değil tabii ama karınca misali elimden geleni yapmaya kararlıyım.
zaten genel olarak da kendimi tüketici konumundan çıkarmaya odaklı bi hayat yaşadığım için bunu yaparken zorlanmıyorum. 

önceki hafta AUZEF bütünleme sınavlarım vardı ve önceki sınavlarda çıkmış sorulara çalışarak 3 dersimi daha verdim. yanisi; 2019 yılında kayıt olduğum SOSYOLOJİ bölümünü bitirip LİSANS mezunu olmaya kararlıyım. ama keşke geçen yıllardaki pandemi döneminde şifremi birine verseydim de yerime sınavlara girip derslerimi verseymiş. o dönem pandemi yüzünden güzel ülkemdeki bütün üniversite sınavları vs hep online olmuş ve ondan dolayı, aslında şu an hakkıyla mezun olan hiç kimse yok etrafta. yani; herkes birer üçkağıtçıya dönmüş o dönem ve şu an etrafta binlerce imamoğlu var, ben eksik kaldım.
zaten ben hep eksik kalırım. benim huyum ve kaderimdir ek sik kalmak.

artık seks yapmadığım için seks hikayeleri yazmıyorum, bazen özlüyorum o eski günahkâr günlerimi. bir taşın su üzerinde sekmesi gibi bedenler arası geçişlerim falan.
ulan ne çektirdim ben kendime öyle. yazık bana.
sevdiğimi sandığım için sımsıkı sarıldığım o ucubeler, esprilerime güldüğü için beni sevecek sandığım ibneler, cesaretini toplayıp "seni seviyorum" demesini beklediğim bana aşık olduğunu bildiğim tanıdık korkaklar falan filan inter milan. 
hepsi geçti gitti. hiç kimse yok hayatımda. anamın amından çıktığım günkü kadar yalnızım şu an. 
ve ben bunu hak etmedim. 
ben bu kadar yalnız olmayı hiç hak etmedim allahım bence.



25.06.2025

ankara hava durumu

Napıyon canım, nasılsın? Hayat nasıl gidiyor, herkes iyi mi? Yokluğumda neler yaptın, ne boklar yedin anlat bakalım. Ya da siktir et yokluğumu, varlığımda da yerdin ya sen o bokları. yokluğumda yemenin bi anlamı kalmamıştır. 
Beni soracak olursan aynı şeyler yok işte. Kafam artık karışık değil, canım sıkılmıyor, sağlığım iyi. Hatta eski çıtır halimden eser kalmadı sanki. 9 kilo almışım, götüm etlendi kendi kendimi avuçladığımda artık katur kutur kemik sesi gelmiyor, göbek deliğimin altı boxer'ımın lastik izleriyle dolu. ayna karşısında hopladığımda memelerim hafiften sallanıyor gibi ve geçen ay fark ettim; memelerimin altında yaşlılara özgü bedenin sarkmasıyla ortaya çıkan haleler var sanki.
Saçlarım da iyice çıktı. artık yana, sağa sola, öne arkaya vs her yöne tarayabiliyorum. Eski yakışıklıklılığım ve karizmam geri döndü. Kafatasımın sağ tarafı ise hafif göçük duruyor hâlâ. yani resmi olarak kafadan biraz eksiğim. Söylediklerine göre, ben "belli oluyor mu" diye soruncaya kadar asla fark etmiyorlarmış. 
bu cevaplarına "eşek siksin mi" diyesim geliyor ama acımaktan başka bir şey yapamıyorum. Zavallılar beni kırmaktan korkuyorlar. yalan söyleyerek kırmaları ise umurlarında değil umurcum.

cinsel perhizim devam ediyor. osbir bile çekmiyorum. önceki hafta aldım elime alıp deneme sürüşü yaptım. hiç de zevkli değildi. hep bu kadar zevksiz ve sıkıcı mıydı bu iş? yoksa ben uzuuuuuuuun bi ara verdiğim için mi öyle oldu, hissettim?

Sevişmeyi de unuttum. Nasıl sevişiliyordu? Ne yapıyorduk? Hiç canım çekmiyor. 
Birini sikmek nasıl bi hissti? veya sikilmek? ne hissediyorduk o anlarda. hepsi şimdi bana çok yabancı. bende onlara. birbirimize yabancıyız. 

sokak sokak yakışıklı peşinde koştuğum zamanlar aklıma geldi. en maskülen haliyle pantolonunu indirip beni sik diyen o zengin züppeler, bir erkekle yattığı için karısını aldatmamış olduğunu kendisine fısıldayıp duran içi ve vicdanı rahat o adamları, kendisini sevecek kimse olmadığı için, biraz sarılma ve kucaklanma karşılığında üstüne işenmesine razı gelen orta yaş krizine yakalanmış enteller, yaşlandıkça görücü usulü evliliğin doğru olduğuna ikna olmuş ama artık etrafında onu görüştürecek kimsesi kalmamış yalnız kalabalıklar vs vs. sahi ne olacak tüm bu kişiler ve ben.

oğlumla sık görüşemiyoruz. şerefsiz, sigara içtiği için kestiğim harçlığından bu yana beni whatsapp'da bloklamış bulunmakta. geçen aradığımda ise çalışıyorum deyip bir kaç saniyelik bir birbirimizi soruşturma muhabbetinin ardından kapattık.
iyi olsun. 
onun bu hırçınlığını seviyorum. sanki kendimden bi parça görüyor gibiyim. şu an bunları düşününce mutlu oldum.

geçen hafta bi kaç kız ve erkeğe yürüdüm. kız olan hemen kendisini dünyadaki tek amcık sandı ve ben yürümeyi  bırakıp olduğum yere oturdum.
erkek olan ise bi kaç dakika sonra kahkaha atarak "olm beni sikecen mi, yoksa kendini bana siktirecen mi kafam karışıyor" dedi :))) ikisi de olmayacak, çünkü sadece esprilerine karşılık veriyorum" dedim "ohh be rahatladım" dedi. 

önceki ay kontrollerimi oldum. sonuçlar iyiydi, geçen ay ise süresi dolmuş olan sağlık raporumu yenilettim. önceki %84'dü ve dolayısıyla bu sefer çok düşük beklerken, bunda %80 verdiler. mr sonuçlarıma vs iyi diyorlar, ama oranlar hep yükseks. 

yeni bir işe başladığımı söylemiş miydim. 
geçen yıldan bu yana Ankara'ya yerleşmiş bulunmaktayım ve bu haftasonu ise geçen yıl gelip apar topar tutup yerleştiğim evden, daha temiz havalı bi eve taşınmış bulunmaktayım. bi kaç eşya ve bi ev arkadaşı arayışım da devam ediyor. 
eşyalar pis ve eski. insanların da onlardan aşağı kalır yanı yok gibi bu ankara'da. ve burada, herkes bir şey satmaya çalışıyor birilerine. asla kimse elindekiyle, sahip olduğuyla yetinmiyor. adeta küçük bi amerika.
bunu geç fark etmedim. ama sanırım kabullenmeye başladım. insanlar çok bisssss...
pis demeye dilim varmıyor. çünkü ne olursa olsun, insanın hamuru iyilikle ve umutla yoğrulmuştur. 
ama yinede kahrolsun israil. sadece israil kahrolsun. onlar hamurlarını baştan ele aldılar ve sadece kötülükle yoğruldular. saf kötü oldular. kötülükle tıka basa doldular.
filisten'e olan bitmeyen saldırılarından sonra şimdilerde de İran'a saldırmaktalar.
güya nükleeer silahları yok ediyorlarmış. bahaneleri buymuş. kendi nükleer silahları ise tabiki haklarıymış ve kendilerini korumak için üretmeye devam edeceklermiş.
tüm dünya bunu izliyoruz. ekranda patlamaalar, sönmeyen ateşler, yükseldikçe yükselmeye devam eden dumanlar ve tabiki arada kaybolan çığlıklar. 
alıştık buna. ilk ufak patlamada ekonomi tuzla buz olurken, şimdilerde artık borsa dibe vurmuyor. enflasyon zıplamıyor. altın, dolar, övrö rekor kırmıyor.
toplu ölümler, katli amlar çok sıradanlaştı canım. 

15.06.2025

dağılmış hayatlar gördüm
paramparça.
sessiz, susuz kalmış kadar yalnız ve küskün
ama en çok ve sadece kendine kızgın.