geçen yıl girdiğim ösym sınavı sonrası tercihlerimle Kıbrıs'ta özel bi okulda psikoloji kazanmış ve gidip kaydolmuş, ilk dönemi de başarıyla vermiştim ama param sadece ilk dönem okumama yetti ve birikimim olan 100.000 tl bitti. para bitince bende okulu bıraktım ve döndüm geldim doğduğum yere.
2017 yılında okurken daha rahattım ve o rahatlığı yine bulacağımı sanmıştım. Fakat bu sefer öyle olmadı. 2017 yılındaki o benden de eser yok.
29.04.2024
param psikolojimi iyi tutamadı
anneye iyilik
Şu 3-4 yılda yaşadıklarımla beraber zihnimde bitmek bilmez bi kendimi soyup soğana çevirip masaya yatırma isteği tarafından teslim alındım. Her şeyi sorgulayıp durdum. Sorgulamadığımı sandığım zamanlarımda bile sorgulamam devam ediyordu.
bilirsin işte, zihin laf dinlemiyor. O senden daha akıllı.
Eski beni, şimdiki beni ve tabiki kaçınılmaz olarak gelecekteki benleri teslim alan zihnim, tüm bu zamanların nasıl yaşandığı-yaşanmakta olduğu ve yaşanacağı üzerine uzun uzadıya söylevlerde bulundu bana. Söylevlerinin çoğunda sapına kadar haklıydı ve hiç cevap veremedim, ama haksız ve boş laflarına karşılık da hiç susmadım açtım ağzımı, verdim veriştirdim kendisine.
düşündüğü konular arasında "arkadaşlık, aile, evlilik, çoluk çocuk, iş yaşamım, sokaktaki yürüyüşüm, kendi cinsimden birini sikme ve sikilme arzularım, yemek zevkim, oyuncu tarafım, kendi anne-baba ilişki ve bunlara bağlı kişiliklerim, ablamlar, abimler, iyi ve kötü insanlar, akrababalar" falanlar da filanlar vardı.
İlk zamanlar bi osbir patlatıp susturdum ama işte bi yerden sonra osbir çekmeyi bırakıp, elimdeki mikrofonu ona uzattım.
konuşması gereken en haklı tek kişi oydu, yarrağımın başı değil. zaten şimdiye kadar sikimin gösterdiği yolda, hiç durmadan yürümüştüm de ne olmuştu sanki? hiç.
çok da haksızlık etmiyeyim hani kendime, sonuçta bazı şeyleri de doğru yapmışım ve iyikilerim çoğunlukta. ki bunlara, sikimin gösterdiği yolda hiç durmadan yürümüşlüğümde dahil. güzel yanı şu ki; sikim, ara ara yüreğime kulak vermiş ve çekmiş kendini diğerlerine karşı, bildiği yolda da devam etmiş.
Eğer öyle yapmasaydı, belki şu an pişmanlıklarla dolu bi hayat yaşamışlığımdan dolayı kendime acı çektiriyor olabilirdim ama beni düşünmüş. Sağ olsun.
Kendi kendime açıkça gün saymaya başladım. En fazla 1-2 ay sonra içine doğduğum bu İsrailoğulları'nın arasından çıkıp, bir daha dönmemek üzere çok çok uzaklara bi yere gitmeyi planlıyorum. Çünkü bunların yola geleceği yok, kavmine küsen bi peygamber'i taklit etmekten başka çarem de kalmadı.
Gitmeyi planlıyorum ama eğer annem erken ölürse, onu gömdüğümüz gibi de gidebilirim. Yani illa ki 2 ay'ın dolmasını beklemeyeceğim. Fakat olurda 2 ay sonra dahi ölmemişte hala bu ölüm döşeğinde acılar içinde kıvranıyorsa, işte o zaman oturup derin derin düşünmem lazım.
Ölmeden önce ölüm döşeğinde çekilen acı dolu anlara, SEKARET deniliyor ve annem 2 aydır sekarette. Sekaret'in toplum için, avam takımındaki derin anlamı şu ki;
kişi eğer güzel, hayırlı, iyilik dolu bi hayat sürdürmüş, haksızlık etmediği bi yaşam için çalışıp çabalayarak son güne gelmişse, yani iyi biri olarak yaşamışsa "sekaret'i kısa sürer ve ölümü acısız" bi şekilde hemen gelip kendisini bulur. Ama eğer hayatını kötülük yaparak, onun bunun dedikodusunu yayarak, hak hukuk tanımayarrak, iyi olmak dışında bir yaşamı sürdürmüşse vay onun haline ki ne vayyy.
dediğim gibi annem haftalardır sekarette ve bu gerçek karşısında da herkes onu ziyaret etme aralığını her defasında biraz daha açmakta.
aynı zamanda onun, annemin takma dişlerini çıkardığımız için yüzü iyice çökük gibi duruyor. ve tabi bu hali daha korkunçlaştı da. dişlerini çıkarınca, günden güne erimekte olduğuna daha açık bi şekilde şahit olunabiliyor. şahit olmak için gelip görenler artık "allah şifa versin, merak etme iyileşeceksin" demeyi de bıraktı.
ona, ev ahalisi dışında YASİN okuyan da kalmadı. okudukları yasin'in anlamı hakkında da bi bilgileri yok, edinmeleri için bi iki laf çıtlattım ama hemen kâfir ilan edilerek odadan çıkarıldım.
yaşasın en büyük kafir ben ve son müslüman annem.
ev ahalisi ve ziyarete gelenlerin geneli, müslümanlığın sadece günde 4-5 defa aerobik yapılan ve transa geçmek için anlamsız laf cümbüşüyle rahatlamak için kullanılabildiği kısmıyla ilgileniyorlar. bu dolandırıcıların türleri bitmez. her çağda ve her peygamberin arakasındaki kalabalığa karımışlardır.
ve şimdi anlıyorum; peygamberler gerçekten büyük insanlardı. peygamberliği hak etmişlerdiki allah onları elçisi olarak seçti.
Geçen annem'in bu son haline acırken buldum kendimi ve aklıma "kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin" ayeti gelince, kalkıp onunla biraz ilgilenmeye başladım. Yani öyle ayaklarına kapanmak falan değil, sadece kuruyan ağzına kaşıkla bi kaç damla su vermek, doktorun yazdığı reçeteli yetişkin mamasından yedirmek, üstünü başını biraz düzeltmek falan.
bi kaç gün çok göze batmadan, ev sakinken bunları devam ettirdim. Zaten evde 3numaralıablam dışında kimse olmadığı için görende olmuyordu.
Böyle devam eden bi kaç sakin gün sonrasında, ablam beni mama kaşığıyla yakaladı ve daha önceki seferlerde yaptığı gibi burnundan solumadı. Bunun yerine hemen kızgın bi şekilde "karışma, zorlama, yemiyor, yapma, etme" demeye başladı. Anlaşılan artık dayanamamış ve tepkisini soluyarak göstermek yerine, sözlere dökmeye karar vermişti.
Kızgınlığına karşılık vermedim ama abartım elime sarılıp beni engellemeye çalışınca "defol gi. gerizekâlı" gibi cümleler kurdum ve yine durmayınca, elimi kurtarıp onu ittim. İterken "haddini bil, gerekirse sana zarar veririm" adlı ses tonum ve bakışlarım iş başındaydı ve bu yüzden ürkerek kalkıp gitti.
3 saniye sonra salonda bağrış çağrı bi telefon konuşması yaptığını anladım ve öyle diyordu abime; işten çıktın mı, çıkmadıysan da çabuk gel. bu zorla yemek veriyor. anne boğulacak" diyordu.
Oysa sakin sakin mama veriyordum ve anlaşılan, iyi biri olma çabam bile onu kızdırıyordu. Çünkü ondan daha kötü ve yine ondan daha iyi biri olmamalıydı.
Telefon konuşmasından sonraki bi kaç dakika içinde 3numaralı abim gelip beni bi güzel fırçaladı. Ne olup bittiğini dinlemeye, sormaya bile gerek duymamıştı. bi ara sadece yatağı düzeltmiş olduğum için bağıra çağıra "eğer bunu yapmışsan da allah razı olsun, böyle daha iyi nefes alıyor" demekten de geri kalmadı ablama karşılık ama bana da verip veritirmeye devam etti.
bi kaç karşılık cümle kurmaya yeltendim ama sikine bile takmadı.
bağırıp çağırdı ve bende, yine önceki günlerdeki gibi anneme karşı kötü biri olarak kalmaya karar verdim.
Kaltak ölürken bile bizi birbirimize düşürmeye devam ediyor.
ve kaltağın kızı, iyiliğime karşı durmak için bile elinden geleni yapmaktan geri kalmıyor.
sonra tüm bu olanlar üzerinden düşündüm; ben bu insanların arasında nasıl hayatta kaldım.
birazcık düşündüm ve anladım; gece gündüz sömürülürken, onlar için tam randımanlı bi işlerliğim varken neden hayatta tutulmayacaktım ki? hiç.
![]() |
25.04.2024
OL de, OLSUN
24 Nisan, saat 09:40
Annem, kendisine konan kanser teşhisinden sonra eve getirildi ve o artık nefes alan bi cenazeye dönüştü. İyileşmek, kalkıp eski hayatına dönmek için ufak bi takat bulduğunda, hırıltılarını kesip gözünü açmaya kalkıştığı ilk anda yanındakilerden biri ondan helallik istediği için yine az önceki, o ölmek üzere olduğu hale dönüyor.Şimdi, yani şu an itibariyle kesinlikle sevmediğimden emin olduğum bu kadının binlerce yıl önce canlı canlı gömülen firavun mumyasını andıran hafif kuru bedenine baktığımda içimde ona karşı yumuşak tuhaf bir şeyler kıpırdanıyor.
Biliyorum yani; onu kesinlikle sevmiyorum ama sevmiyor oluşuma rağmen neden ona bakarken "onu sevip sevmediğimi" düşünmeye başlıyorumki?
Yani belki geçen yıla kadar seviyordum, üstelik sırf annem olduğu, yaşayan herhangi bi insan olduğu için seviyordum ama şimdi sevemiyorum.
Ben niye bu kadını en azından şimdi, az sonra veya bir kaç an sonra ölmek üzereyken sevemiyorum allah'ım?
Daha 2 ay önce, daha 8-9 hafta önce ortalıkta caka satan, "bana kötü davranma"ması için beni tüm acınılası içtenliğimle kendisine yalvartan ve yalvarmalarımı duyduktan sonrada oyunbaz zevkiyle kaçmak için komşulara misafirliğe gidiyormuş gibi numara yapan o hoppa yaşlı kadın bu mu?
Evet bu o.
Hastalıksız bi halde 87. yaşını görmüşlüğünün kendisine verdiği güçle ve haklılıkla, daha geçen aya kadar ölmeyeceğinden ve yatağa düşüp en ufak bi kıpırdanışa bile muhtaç hâle gelmeyeceğinden emin olan o kadın, bu kadın..
Şimdi günlerdir yatakta uzanık, ara ara numara yapmıyorsa hırıltılar eşliğinde nefes alıp veren bu şeye durup bakıyorum, öylesine kırgın ve çok çok küsüm. hem bu yaşta birinin kötü olması gerçeğinin verdiği şaşkınlık, hemde bu kişinin annem olması kafamı allak bullak ediyor. çünkü ben kötülerin yabancılar olduğunu sanırdım ve tanıştığım herkes benden mutlak şekilde kat kat iyiydi. tanışmadıklarımsa tabiki kötü insanlardı ve kötülüğü onlar üretirdi belki de bilmem.
şimdi herkes bana bakıyor ve ben herkese de çok kalpsiz gibi görünüyorum. biliyorlar yani ona kızgın olduğum için öylece sadece izlediğimi. zaten bende bilmelerini istiyorum. çünkü ben bi müslümanım ve açıkçası, annem bile olsa sevmediğim birini seviyor gibi davranamam. allah içimi bilirken ve ben sadece ona sığınık yaşarken, neden bu insanları kandırayımki?
Hem zaten yaşamım boyunca, kimi sevmediysem onu sevmediğimi bilmesi için çırpınmadım mı? ve herkes sevdiğimden emin olduğu kadar, kendisini sevmediğimi de benden duymadı mı?
Yani evet ben böyleyimdir; birini sevmiyorsam, o kişi kendisini sevmediğimi bilir. asla onu seviyor muyum, sevmiyorum muyum diye düşünmez, düşündürtmem. doğruyu bilmek herkesin hakkıdır. müphemliğe yer bırakmamak benim yolumdur. bu yüzden herkes kendilerini sevmediğimi bilerek de ilişkisini sürdürür benimle. çünkü ben böyle bir müslümanlık bilinci oluşturdum kendimde ve işte şimdi yazarken anlıyorumki; düşmanım da benimle, bana hep dostça bi saygı duyarak düşmanlık güttü. beni gördüğü yerde kafası karışık bi halde saygı göstermekten de geri kalamadı.
ben birini sevmiyorsam, o kişi bilsin isterim. düşmanlık etmem, sadece sevmediğimi açık ederim. benden emin olur böylece.
annemse düşmanım değil, ya da en azından ben onu düşman olarak görmedim hiç. beni basit uzaklardan gelmiş bi yabacı olarak bile sevmediğinden emin olduğum şu 2 yıl içindeyse, yavaş yavaş ondan soğuyup koca bi buz dağına dönüştüm ve bana kurduğu veya aslında oyunbazkarakterine oturmuş oyunlarından da çıkıp, onu sevmediğimi kendisine de yeterince açık ettim. çünkü ben onun çarpık inançları arasına sıkıştırdığı sahtekârlığından daha kutsal ve gerçek bi islam anlayışına sahibim ve dediğim gibi; onu sevmediğimi bilmeye hakkı vardı ve tabii beni, islam'ı kullanarak sahtekârlaştıramayacağını da öğretmeliydim.
insanların yaşlandıkça bilgeleştiklerini düşünürken, annemle yaşadığım şu son 2-3 yıllık dönemde, tam aksine insanların yaşlandıkça bilgeleşmediklerini ve içlerinde besledikleri sonsuz dünya sevgisi, bitmek bilmez yaşam hevesleri ve asla yok olmasını istemedikleri ve varlığını devam ettirmesi için beslemeye devam ettikleri bencilliklerinden dolayı tamamen orospuçocuğulaştıklarını da annemle anlamış bulunmaktayım.
bunları da yeterince düşündüm şu ara, tekrar tekrar ve katmanlarca...
ve yine çok düşündüm; dışarıda gördüğüm muhtaç onca yaşlıya yardım için koşturup dururken, şimdi annem yanımda can vermek için bile takatsiz olmasına rağmen hiç umursamıyor olmam üzerine düşündüm.
Beni o yabancılara yakın eden, kolların girdirip karşıya geçirten, poşetlerini taşıtan, onlar için koşturtup duran şey ile annemden uzak tutan şey aynı mı? Aynı değilse nedir bu?
ve en çokda onlara yardım ederken düşündüm. ben iyi biriysem, neden annemin davranışlarını hoş görmüyordum, neden ona azcık sabretmiyordum? ben iyi biriysem, bu ara anneme niye iyi davranmıyordum?
en çok da, yabancılara yaptığımın iyilik olup olmadığını düşünmeden koşup kollarına girdiğimde veya poşetlerine uzandığımda, yani iyilik yapma esnasında kendimin "iyi biri" olup olmadığımı düşünmeye başladım. ben iyi biriysem, neden sadece yabancılara iyiyim? iyi biriysem, anneme neden iyi değilim?
Bunları her koşturma ve yardım esnasında kendiliğimden düşünüvermeye başladım. "Belki de aslında iyi biri değilim" dedim kendime ve o yaşlıyla, o çocukla, o genç kadınla gideceği veya yeter dediği yere kadar yürümeye devam ettim.
Defalarca süren bu şeyler beraber zamanla anladım; Sanırım onlardan bana hiç kötülük gelmemiş olması, hiçbir bağımızın olmaması ve bağsızlığımıza karşılık onlardan hiç kötülük görmemiş olmak, kötü oldukları bi an'a bile şahit olmamış olmak beni onlar için koştururken, annemle olan ilişkimizde onun tüm içselliğine sinmiş olan kötülüğü beni ondan uzak tutuyor. yeni anlıyorum ve evet işte şimdi kabul ettim; insanın annesi kötüyse, ona yardım etmemeli. kötü olan hiç kimseye yardım edilmemeli.
"Annem, keşke annem olmasaydın ve ben şimdi, bi yabancıya yardım ediyor gibi yardım ediyor olsaydım sana" demekten kendimi alamıyorum.
25 nisan 22:43
Annem lütfen öl artık ve bitsin bu ikimizin de yaşadığı büyük saçma işkence.
Sırf sen ölmüyorsun diye gitmek istemiyorum bu evden! daha doğrusu gitmek istiyorum ama gidemiyorum sıçtığımın yerinden. Çünkü sen ölmezsen, sen ölmeden önce tüm haklılığımla, yani bu büyük istenmiyorluğumla siktir olup gitsem bile sanki yanlış bi karar vermiş, yanlış bir şey yapmışım gibi hissediyorum-hissedeceğimi sanıyorum.
Anlıyorsun değil mi beni?
Evet anlıyorsun. Şimdi can çekişmek yerine iki lafı bi araya getiren güçte olsaydın, siktir olup gitmem için kapıyı da bana sen açardın ya senin amınakoyayım.
hadi canım, hadi aşkım, hadi bitanem öl de gideyim artık.
ölmeni bile beklemeden gidecek kadar haklı olduğumu biliyorum dedim ya zaten ve burada yaşadığım şu kısa sürede farkına varıp kabullendiğim şey şu ki; eğer "sen ölmeden gidersem konu komşu ve tüm tanıdık-tanışmadıklarımın ağzına lafı vermiş olurum" adlı çarpıtılmış toplum kuralları, gelenekler, gözenekler ve inandığım allah'tan bile daha çok önem atfedilen bilumum şeyler tarafından zihnim ele geçirildi. bi yere kımıldayamıyorum.
eline geçtiklerimin hepsinin de ağzına vereyim lafı, ya aslında gitmeyi çok çok çok istiyorum ve üstelik bu gidişimin artık dönüşsüz olacağını da biliyorum.
benim bilmem kadar, içten içe herkes de biliyor bunu. hepimiz biliyoruz ve bu yüzden bi an önce gitmemi istiyoruz. hep bir ağızdan ve elden beni göndermeye çalışıyoruz ama buradaki yaşamı anladım, nasıl düşündüklerini kavradım ve bu yüzden zihnim tutsaklaştığından dolayı, yani; şu an milletin ağzına vermemek için lafı, annem ölmeden gidemiyorum.
hadi öl ve seni gömüp özgürleşerek siktir olup gideyim burdan.
ya da en azından; gitmek için herkesin ayan beyan kabul edip karşı çıkamayacağı haklı bi nedenim olmalı. Allah'ım "OL" de OLSUN o nedenim.

