insan yaş aldıkça, geçmişinde uğradığı haksızlıkların, gerçekten haksızlık olduğunu anlamaya, çok fazla haksızlığa uğramış olduğunu anlamaya, hep haksızlıkla karşılaşmış olduğunu anlamaya, anlamaya, anlamaya başlıyor.
oysa eskiden böyle düşünmüyordur ve olan her şeyin, başına gelen her şeyin, başından geçen her ama her şeyin kendi tercihlerinden dolayı yaşanıldığını, yaşadığını sanıyormuş.
şimdi anlıyorum.
yani yaşımız daha çok gençken ve gücümüzün her şeye yettiğini düşünecek kadar safken, etrafta olup biten her şeyin bizim isteğimizle nefes alıp verdiğini düşünürken, kendimizin haksızlığa uğradığımızı ve hatta uğramakta olduğumuzu düşünmeyiz. anlamayız.
belki de aslında haksızlığa uğradığımızı, uğramakta olduğumuzu anlıyoruzdur ama haksızlığa karşı yapacak bir şey olmadığını, yapacak hiçbir şeyimizin olmadığını bildiğimiz için sessizce karşılayıp, her şeye sırtımızı dönüp, sakince etraftan çekilip cehennemimizin dibine gideriz.
bu gidişlerimiz sessizlikle olmaz. sadece haksızlığa karşı bir şey yapamamanın verdiği o büyük hırsla, o etrafınızdaki kalabalığa rağmen büyük bir kimsesizlikle, tüm şehri birbirine katıp arkanızdan "deli bu" dedirterek çeker gidersiniz.
herkes arkanızdan sizin delikanlı olduğunuzu, genç yaşta kafayı yediğinizi, kimsenin lafını dinlemediğinizi söyler durur.
Ama aslında deli değil, sadece en yakınlarınız tarafından haksızlığa uğramış bir garibansınızdır ve haksızlığa nasıl karşı geleceğinizi bilmediğiniz için çekip gitmişsinizdir.
sahi insanın henüz küçücük bir kalbi, her şeye gülümseyen bir suratı varken, en yakınındakinin aslında kendisine zarar verebileceğini, verdiğini, vermekte olduğunu 2 üst kattaki yabancı birilerine nasıl anlatabilir ki? nasıl anlatırdı ki?
o yaşta anlatamazdı. hiçbir şeyi düzgün ifade edemezdi. küçük bir kalbi olan, küçük bir çocuktu ve küçük çocuğun kafası karmakarışıktı. karıştırılmıştı. karmakırışıktı.
işte bu yüzden, en yakınındakinden başlayarak koşmaya, ama deli gibi koşmaya başlayıp, çok uzaklara gitmekten başka yapabileceği bir şeyi yoktu.
hem insan sonradan anlıyordu; yol ne kadar uzarsa, huzur o kadar çoktu.
gerçi yolu uzattıkça, huzuru da bulamadı ama olsundu. şimdi dönüp bir şeyleri daha iyi görüyor ve kaçışı artık kendisinden başkasına değil. ona da şükür ediyor.
23.05.2020
18.05.2020
helal
Artık, kesinlikle ama kesinlikle yaşlandığımı düşündüğüm zamanlarımdayım. Böyle düşünmemin nedeni, saç ve sakallarımdaki ak sayısının artmış olması değil. Sadece ayaklarım şimdi yere daha sağlam basıyor, daha sağlam bastığım için daha derin düşünebiliyorum ve sanırım en önemlisi de; daha az konuşan birine dönüşmeye başladığımı fark ettiğim için yaşlandığımı düşünüyorum.
Ve evet, az konuşmak galiba gerçekten, yaşlılık alameti olsa gerek. Az konuşmak ve az tepki vermek. Kesinlikle yaşlılık alameti, yaşlılık göstergesi. Aksini düşünemiyorum bile.
Yaşlandım ve işte gördüğünüz gibi, geçmişte yediğim tüm bokların çetelesini gözlerinizin önünde tuttum. Bokları yerken kaşığın ağzıma girip çıkmasına şahit değildiniz ama ne tür boklar yediğimden sizleri hep haberdar ettim. Çünkü benim anlatmaya ihtiyacım vardı. Çünkü kimsem yoktu ve ben yalnızlığımı fark etmemek için, terkedilmişliğimi, kimsesizliğimi bilinçli olarak fark etmemek için birileriyle konuşmaya ihtiyacım olduğunda koşup buraya geldim. İyiki gelmişim. Yediğim bokların tadı kötü olsa da, iyiki gelip anlatmışım.
ve yediğim tüm o boklara rağmen, boka batmamayı başarmışım. helal bana.
Ve evet, az konuşmak galiba gerçekten, yaşlılık alameti olsa gerek. Az konuşmak ve az tepki vermek. Kesinlikle yaşlılık alameti, yaşlılık göstergesi. Aksini düşünemiyorum bile.
Yaşlandım ve işte gördüğünüz gibi, geçmişte yediğim tüm bokların çetelesini gözlerinizin önünde tuttum. Bokları yerken kaşığın ağzıma girip çıkmasına şahit değildiniz ama ne tür boklar yediğimden sizleri hep haberdar ettim. Çünkü benim anlatmaya ihtiyacım vardı. Çünkü kimsem yoktu ve ben yalnızlığımı fark etmemek için, terkedilmişliğimi, kimsesizliğimi bilinçli olarak fark etmemek için birileriyle konuşmaya ihtiyacım olduğunda koşup buraya geldim. İyiki gelmişim. Yediğim bokların tadı kötü olsa da, iyiki gelip anlatmışım.
ve yediğim tüm o boklara rağmen, boka batmamayı başarmışım. helal bana.
15.05.2020
çarpım tablosu
yaşın başını almış gidiyor ve sen öylesine bir hayat yaşamış olduğunu yeni fark ediyorsun. artık kabul et, bu saatten sonra hiçbir sikim olmayacak. zaten daha önce de olmamıştı. önemli görünen hiçbir şey yapamadın. öylesin bir hayat yaşadın, yaşıyorsun.
belki kimsenin önünde eğilmedin, kimseye boyun bükmeden hızlıca yaşayıp bugüne geldin ama sonuç olarak bu boyun eğmemelerin %100 doğru ve iyi bir gerçek kazanç olarak görülebileceğini kim net olarak söyleyebilir ki?
hiç kimse.
farkındasın değil mi? yaşadıkça, yaş aldıkça, yaşlandıkça, ikilemlerin de artıyor. daha düne kadar uğruna kan dökmeye hazır olduğun değerlerin değişti, değersizleşti. hatta senin için öylesine büyük bir değersizleşmeye doğru uğradıki; değil uğruna kan dökmek, tükürüğünü bile çok görür oldun.
oysa çocukken, ergenken, sonrasında genç bir adamken ne güzeldi her şey.
o zamanlar uğruna yaşamayı göze aldığın bir duruşun vardı? herkese kafa tuttuğun ve ısrarla anlattığın, anlatmak için her fırsatı kolladığın doğruların vardı. ne güzel yayıyordun, ordan burdan duyarak oluşturduğun çala kalem doğrularını.
ama bak şimdi ne oldu? hiçbirinin kıymeti yokmuş değil mi? hepsi boş, hepsi yanlış, hepsi kulaktan dolma, hepsi tırtmış.
değdimi kalp kırmaya, insanları şoke etmek için bol bol atıp tutmaya, kafalamaya ve hatta kafa kırmaya.
hadi kırılan kafalar kalındı, sahiplerinin canı çok yanmadı ama ya kırdığın kalpler?
onlara ne olacak. kalın kafaların altındaki o temiz ama kalpleri kırmaya değer miydi?
doğrularının hepsi, meğer o küçücük kalplerin yanında un ufak bile değilmiş. yokmuş. bir yokmuuuuuuş, bir yokmuş.
yazık etmedin mi o kalplere, o canım güzel gülen yüzleri astırmaya. yazık ettin. çok yazık ettin.
şimdi sakin bir hayat yaşa.
topla kendini ve çarp duvara.
(anlık gece sayıklamasından)
belki kimsenin önünde eğilmedin, kimseye boyun bükmeden hızlıca yaşayıp bugüne geldin ama sonuç olarak bu boyun eğmemelerin %100 doğru ve iyi bir gerçek kazanç olarak görülebileceğini kim net olarak söyleyebilir ki?
hiç kimse.
farkındasın değil mi? yaşadıkça, yaş aldıkça, yaşlandıkça, ikilemlerin de artıyor. daha düne kadar uğruna kan dökmeye hazır olduğun değerlerin değişti, değersizleşti. hatta senin için öylesine büyük bir değersizleşmeye doğru uğradıki; değil uğruna kan dökmek, tükürüğünü bile çok görür oldun.
oysa çocukken, ergenken, sonrasında genç bir adamken ne güzeldi her şey.
o zamanlar uğruna yaşamayı göze aldığın bir duruşun vardı? herkese kafa tuttuğun ve ısrarla anlattığın, anlatmak için her fırsatı kolladığın doğruların vardı. ne güzel yayıyordun, ordan burdan duyarak oluşturduğun çala kalem doğrularını.
ama bak şimdi ne oldu? hiçbirinin kıymeti yokmuş değil mi? hepsi boş, hepsi yanlış, hepsi kulaktan dolma, hepsi tırtmış.
değdimi kalp kırmaya, insanları şoke etmek için bol bol atıp tutmaya, kafalamaya ve hatta kafa kırmaya.
hadi kırılan kafalar kalındı, sahiplerinin canı çok yanmadı ama ya kırdığın kalpler?
onlara ne olacak. kalın kafaların altındaki o temiz ama kalpleri kırmaya değer miydi?
doğrularının hepsi, meğer o küçücük kalplerin yanında un ufak bile değilmiş. yokmuş. bir yokmuuuuuuş, bir yokmuş.
yazık etmedin mi o kalplere, o canım güzel gülen yüzleri astırmaya. yazık ettin. çok yazık ettin.
şimdi sakin bir hayat yaşa.
topla kendini ve çarp duvara.
(anlık gece sayıklamasından)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


