Musevi;
Onunla da gaydate sitesinde tanıştık. Daha doğrusu tanışmak zorunda kaldık. Çünkü profilime yazdığım saçma sapan bir cümleye o kadar çok takmıştıki, sırf o sikindirik cümle için günde en az 10mesaj atıyordu. Bende önce bozmıyım diye alttan alıp geçiştirdim, sonra baktım ısrarla mesaj atıyor "amaaan koy götüne gitsin. tanışmakla ne olacak ki?" dedim ve "tamam buluşalım. ama sex yapmak yok" dedim. O da gülerek "tamam sex yok" dedi ve buluşma yeri içinde onun evini seçtik.
Aslında günde 10mesaj atmasına karşın bu kadar uzatmamın nedeni adamın çirkin olmasıydı. Yani sıradan bi çirkinlik değildi, çünkü sıradan çirkin olan bi ben varım. Bu adam da beni rahatsız eden başka bi çirkinliğe sahip olmasıydı ve bende bu yüzden onunla muhatap olmamak için mesajlaşmayı uzatmıştım da uzatmıştım.
Uzatmıştım uzatmasına ama işte sonuç olarak onun dediği oluyordu ve zaten onun evindeydik.
Neyse işte; Adamla sikindirik bi konu hakkında konuşurken, şöyle alıcı gözle bi kaç defa bakındım ama yok olmuyordu. O ise benim aksime bana öyle bi sıcak davranıyorduki adeta hepten kaçasım geliyordu.
Sonra çok şükür "ne iş yapıyorsun?" dediğinde ben "ofisboy'um bi avukatlık ofisinde çalışıyorum" dediğim de, aaa iyiymiş dedi ve bende şarteller ufaktan attı. Bende sinirimi saklayarak "sen ne iş yapıyorsun" deyince o "sanat galerim var, genelde tanıdığım yakın sanatçı arkadaşlarımın eserlerini satıyorum" dedi. Ben tabii hemen göt oldum, sonra da çaktırmamaya çalışarak "aaa negzel. işler nasıl?" dedim.
Ama beyfendi benim bu cümleme alındı ve biz de ufaktan ufaktan bi sürtüşme başladı. Sonra artık ne olduysa konu akp ve siyasete geldi. Vay efendim neymiş de akp ülkeyi satıyormuş da sadece oy aldığı kesimi dikkate alıyormuş da neymiş de neymiş. O böyle deyince ben bi anda hemen ortalığı hepten bulandırmak için üstüne çöreklendim tabi "eee tabiki yapacaklar. sonuçta adamlar yüzde 50'nin üstünde oy almışlar ve dolayısıyla onların dediğini yapacaklar. Yoksa neden halk onları seçsinki? siyaset zaten bu değil mi? Şimdiye kadar da olan bundan farksız değildi" dedim ve onun şalterleri tam attı. Öyle bi sert şeyler söylediki, ben artık en son bununla tartıştığıma bile pişman oldum ve öfff saçma sapan konuşuyorsun. seçilenler, oylarını aldıkları insanların isteklerine göre siyaset yapmayacak, adım atmayacaklarsa seçimler neden var. salak salak konuşup canımı sıkma. hayat bir tek senin sanat galerinde eserlerini sattığın osbircilerden ibaret değil. dedim ve montumu alıp üstüme geçirdim. Benim böyle çıkışım sonrasında o da ne yapcağını şaşırdı. Sonra bende tanıştığıma memnun oldum. kendine iyi bak, görüşürüz. deyip çıktım.
öhhhh böyle çakma siyasetçilerden de nefret ederim. Keşke hiç tanışmasaydık.
Sarışınım;
Adamın fotoğrafını görür görmez vuruldum. Allahım; adam kılları tüyleri dahil herşeyiyle sarışın ve üstelik bu da yetmezmiş gibi gözleri de yeşil. Bi tek göbeğini sevmedim. Ayy allahım şu göbeği eritse, Brad Piçç'in yandan yemişi gibi olur, ama adam da artık nasıl bi özgüven varsa götü göbeği salmış. Saçları hafiften uzatmış, gözleri de zaten popers çeke çeke devirmiş ama hala adamda tık yok. Sarışın ve yeşil gözlülüğüne mi güveniyor ne yapıyor anlamadım.
Neyse işte bir iki mesaj sonrası buluşmaya karar verdik. İşte buraya kadar olan kısım tamam da, bundan sonrası pek güzel değildi. Çünkü akşam buluştuk ve hop bi baktım, fotoğraftakinden çok çok farklı bi adam. Burnu benim burnumdan bile büyük. Hatta adamın burnu ayak toğuğum kadardı. Gözleri de zatenb popers yüzünden yana devirmiş sanıyordum, ama galiba sorun popers değildi. Bence adam eroinman'ın önde gideni. Ne yapsam ne etsem de kurtulsam diye düşünüp bi yandan da onunla konuşurken, bi baktım adamın evine gitmişiz. Allahım ne yapsam da kurtulsam bundan diye kara kara düşünüp bi yandan da adama sahte iltifatlar ederken, o da boş durmamış mis kokulu mumlar yakmakla meşguldü. Mumları yakıp mutfaktan bize şarap getirmeye gittiğinde hemen telefonumı alıp whatsapp'den panpam piçoski'ye "10 dakika sonra beni ara ve ısrarla gelmemi söyle. ben hayır dersem de bağır çağır" diye yazdım ve telefonu cebime attığım an, o da elinde şarapkadehleri ile çıkageldi. Allahım adamın yüzüne bakmaya yüzüm tutmuyor. Çünkü adama 1 hafta boyunca ben yazıp durmuştum ve buluşmak için yanıp tutuşan da benden başkası değildi. ama işte o resimlerine ölüp bittiğim adam ile, bu karşımdaki arasında dağlar, denizler ve okyanuslar kadar büyük fark vardı. bi ara gözümü kaparım, vazifemi yaparım diye düşünerek öpmeye kalkıştım ama burnunda denk gelince hemen hihihi yapıp geri çekildim ve o anda Panpam Piçoski aradı ve biz onunla telefonda kavga etmeye başladık. Sağolsun bana biraz bağırdı çağırdı ve bende sinirle "tamam. geliyorum" deyip telefonu kapadım ve elimdeki kadehi masaya bırakıp "kusura bakma gitmek zorundayım. çok özür dilerim" deyip utana sıkıla giyinip kendimi dışarı attım. Dışarı çıktığımda ise piçoski aradı ve neler oluyor, yine ne boklar çeviriyorsun dedi, bende durumu ona izah ettim ve iyi bok yedin dedi ve telefonu kapadık. Çok şükür bunu da atlatmıştım. Ama diyeceğim o ki; keşke keşke instagram hiç icad edilmeseydi. çünkü güzeli çirkini ayırt edemez oldum.
28.03.2013
25.03.2013
Slm, nbr, tanışalım mı? -3-
"Slm, nbr, tanışalım mı?" yazı dizisinin "3üncü" bölümüne hoş geldiniz. Önceki bölümler için şuraya tıklayın. Tıkla
Çocuk;
Gerçekten daha çocuk. Ya da ben ona öyle baktığım için çocuk. Gerçi 22 yaşında biri artık çocukluktan çıkmıştır ama işte nedense ona baktığımda; onu hala çocuk olarak görüyorum.
Tanışmamız yine gaydate sitesinde oldu. İlk mesajı atan o olduğu için kendimi biraz ağırdan satayım dedim ama başaramadım. Yılışık tavırlarım, basit duruşum ve durmak bilmeyen dost canlısı yavşak tavrım onda da kendini gösterdi. Bi kaç gün espriler, şakalar makalar eşliğinde yazıştık ettik ve 5inci gün hadi buluşalım dedik ve buluşmak içinde ona gittim. Boyu benimle aynı, kilosu benimle aynı, saç rengi benimkinden biraz daha açık, ten rengi benimkinden açık ve yanakları az önce ısırılmış gibi sürekli kızarık duruyor.
Bu aralar firavun sakalına özendiğin için sakalını uzatıyor. Saçlarını hipster tarzı gibi yanlardan iyice kısaltıp, üstten uzatttıktan sonra sola doğru tarıyor. Bıyıklarını ise fettullahçılar gibi iyice inceltiyor. Bu haline rağmen, az önce lunaparkda balonunu kaybetmiş küçük bir çocukdan farkı yok. Çok masum ve masum görünüşüne rağmen; kendine özgüveni yüksek bir duruşu var.
Çocuk'la ısrarlarıma rağmen bende buluşmak yerine onun evinde buluştuk. Eve girdiğim an, ben gelmeden az önce evine hırsız girmiş sandım. Çünkü malum üniversite öğrencisi olduğu için evde pek eşya yoktu. Zaten bende eşyalar için gitmemiştim. Evde bir iki çekyat, beyaz eşya, bir iki dolap falan filan. Zaten eşyaları görmeye gitmediğim için kapıdan girdiğimin 20inci dakikasında elimdeki kahve fincanını kenara bırakıp "biraz sus" dedim ve sıcak dudaklarına yapıştım. Dudaklarını çekip güldü ve gülüşünü tamamlar tamamlamaz öpüşmemiz kaldığı yerden devam etti.
Sanırım kendimle aynı boyda, aynı kiloda biriyle ilk defa sevişiyordum. Bunu sevişme sonrası ona da söyledim. O da "aslında bende ilk defa kendim kadar kısa ve zayıf biriyle sevişiyorum" dedi.
Meğer o da kendisinden uzun ve yapılılardan hoşlanıyormuş. İlk ciddi ilişkisini 16 yaşında yaşamış. Adam bağdat caddesinden oturuyormuş ve bizim çocuk o dönem ailesiyle yaşadığı için dershaneye gitme bahanesiyle evden çıkıp ona gidiyormuş. Bir kaç ay sürmüş ilişkileri. Sonra her güzel şey gibi o da bitmiş.
"o zaman çok küçüktüm. ama ne yaptığımı biliyordum. pipisi fazla büyük değildi ama hayvan gibi üzerime çörekleniyordu. sonra olmadı ve ayrıldık. zaten o da amerika'ya yerleşti." dedi.
Böyle söyleyince anladım. Sanırım aynı yaşlarda, ama farklı şehirlerde, farklı zamanlarda aynı şeyleri yaşamışız. O anlatmasaydı, onunla aynı şeyleri yaşadığımızı hiç bilmeyecektim. Zaten her şeyi, ilk biz yaşadık sanıyoruz, oysa siktiğimin dünyası koca bi tekrardan ibaret..
Neyse işte. İlişkiye girmedik, bir kaç defa boşalıp seviştik. Kendi bedenime sarılır gibi sarıldım ona. Çünkü beni ondan uzak tutan bir göbek yoktu. Kollarımı, onun vucudunun etrafını 2 defa saracak kadar sımsıkı sarıldım ve dayanamayıp "çok hoşsun lan" dedim. O da aynısını söyledi. Sonra biraz daha öpücük falan filan derken bir kaç saat sonra "ben artık gideyim" dedim ve giyindim. O da giyindi benimle çıktı. Beraber sokaklarda turladık. Vizyondaki filmlerden, moda dünyasının içine düştüğü renk tekrarlarından ve daha bir çok şeyler hakkında konuştuk. Daha doğrusu o konuştu bende arada "evet yaaa, valla öyle, ufff ben hiç sevmem zaten o tür şeyleri" gibisinden saçma sapan şeyler geveledim. Aklımda ise ona sarılmalarım, sıcak dudaklarından öpüşüm ve pipimi boğazına kadar alışı vardı. Dayanamadım ve sokak ortasında yanağına bi öpücük kondurdum. "bu ne şimdi" dedi, bende "adını sen koy" dedim ve yürümeye devam ettim. Biraz daha sokaklarda dolaştık ve sonra ayrıldık.
Eve geldiğimde bana "ne yapıyorsun, eve vardın mı?" adlı bir mesaj attı, bende tutup onu aradım ve "ya kusura bakma mesaj pakedim olmadığı için mesaj yazamadım ve aramak istedim. şimdi mesaj yazar gibi konuşcam; eve vardım. işte oyalanıyorum. sen ne yapıyorsun?" dedim ve bunun üstüne o da güldü. Bir kaç şey konuştuk ve telefonu kapattık. Bu hafta içi tekrar istiklal'de buluştuk. Kahve falan içtik ve sağdan soldan konuştuk. Sonra istiklal'de gezinirken onu kuytu bi köşeye çekip sımsıkı sarılıp dudaklarını ısırarak öptüm. sokaktan çıktığımızda benden bir kaç adım uzaklaşıp güldü ve sonra yine yanıma geldi. Turladık biraz ve sonra da beşiktaş'a kadar yürüdük. Malum o karşıda oturuyordu. Vapur gişelerinden geçerken yanımızdan fazlasıyla feminen bir genç geçince bende "hanımefendiye vapura kadar eşlik eder misin?" dedim ve o kendini tutup kıs kıs güldü.
Sonra çocuk "kendine iyi bak" deyip, en masum tavrıyla gözlerimin içine bakıp vapura bindi. O vapura binince, bende döndüm gişelerden çıkacakken, kararımı değiştirdim ve vapura binip onun yanına aniden oturdum. "delisin sen" dedi ve sonra yine sağdan soldan konuşmaya başladık. Karşıya geçtiğimizde bir sonraki vapurla döndüm geldim eve. Ona mesaj attım "benim olsana, hep benim ol" dedim. O ise "bilmem, benim durumlar biraz karışık, seninkiler de pek iç açıcı değil. sonra konuşuruz" dedi. "peki" dedim..
Kır saçlı;
Yine amına koduğumun gaydate sitesinde tanıştık. Sohbet muhabbet derken, buluşmaya karar verdik. Buluşma yerimiz Cevahir'in önündeki Starbucks'dı. Çünkü onun yol güzergahı üzerindeydi. Adam karşıda bostancı'da oturuyor. 43 yaşında, fit ve maskülen bir duruşu var. Zaten en çok bu yönünden etkilenmiştim. Hatta o kadar etkilenmiştimki aşık olmaktan korkuyordum. ama ne yazıkki aşık olmadım. Çünkü adam 43 yaşında olduğu için her şeyi ölçüp tartıyor, her şeyi mantıklı düşünerek yaşıyor. Bense daha 30 bile olmadım ve bende zerre kadar mantık yok. Hayatı ölçüp biçerek yaşamak konusunda ise pek iyi düşünmüyorum.
Neyse oturduk kahvelerimizi içtik, hayatlarımız hakkında konuştuk. Benim pek anlatacak bir şeyim olmadığı için genelde o konuştu. İşyerindeki sıkıntılardan falan filan anlattı. Dinledim.
Sonra ona daldım. Negzel lan saçları, boyu posu, teni, kirli sakalı ve fit vucudu. Her şeyiyle güzel. Ama işte çok mantıklı düşünüyor her şeyi. İlla bilmem şu şöyle ise, bu böyle olur, bu böyle ise o şöyle olur deyip duruyor. Mantığını siktiğim.
Aradan 2 saat geçti. Gayet hoşsun dedi bana, bende ona "sende hoşsun. zaten bu yüzden seninle buluşmak istedim" dedim. Allah benim belamı vermesin. Böyle söyleyerek adama iltifat mı ettim, küfür mü ettim anlamadım. Ama çok şükür o da güldü geçti. Sonra metrobüs durağına yürüdük. Gişelerden geçmeden önce tokalaştık ve "tekrar görüşürüz" dediğinde sağ yanağıma doğru uzanıp dudağımdan öptü. Ben o 1 saniye içinde acaba yanlışlıkla mı dudağımı öptü, yoksa bilerek mi öptü? diye düşünüp dururken, bi yandan da akıl yürütüp "hem zaten bu kadar mantıklı düşünüp yaşayan bi adam adam bu kalabalığın içinde dudağımdan öpemezki" diye düşünmeye başlamıştım ama o busefer de sol yanağıma uzanır gibi yapıp yine dudağımdan öpmüştü bile..
Üstelik bu seferki öpücük az öncekinden bir kaç nanosaniye daha uzun sürdü. Bir de dudaklarını daha çok bastırmıştı dudaklarıma.
Öpücükler bitince "görüşürüz" dedim ve o gişelerden geçip gitti. Bende sevinçten takla ata ata sokaklarda dolandım gecenin bi yarısı eve gitmek yerine dolapdere'deki arkadaşıma gittim. O uyumaya giderken, bende buzdolabına dalıp sevinçten bir şeyler yedim. Lan insan sevinince karnı acıkır mı lan?
Çocuk;
Gerçekten daha çocuk. Ya da ben ona öyle baktığım için çocuk. Gerçi 22 yaşında biri artık çocukluktan çıkmıştır ama işte nedense ona baktığımda; onu hala çocuk olarak görüyorum.
Tanışmamız yine gaydate sitesinde oldu. İlk mesajı atan o olduğu için kendimi biraz ağırdan satayım dedim ama başaramadım. Yılışık tavırlarım, basit duruşum ve durmak bilmeyen dost canlısı yavşak tavrım onda da kendini gösterdi. Bi kaç gün espriler, şakalar makalar eşliğinde yazıştık ettik ve 5inci gün hadi buluşalım dedik ve buluşmak içinde ona gittim. Boyu benimle aynı, kilosu benimle aynı, saç rengi benimkinden biraz daha açık, ten rengi benimkinden açık ve yanakları az önce ısırılmış gibi sürekli kızarık duruyor.
Bu aralar firavun sakalına özendiğin için sakalını uzatıyor. Saçlarını hipster tarzı gibi yanlardan iyice kısaltıp, üstten uzatttıktan sonra sola doğru tarıyor. Bıyıklarını ise fettullahçılar gibi iyice inceltiyor. Bu haline rağmen, az önce lunaparkda balonunu kaybetmiş küçük bir çocukdan farkı yok. Çok masum ve masum görünüşüne rağmen; kendine özgüveni yüksek bir duruşu var.
Çocuk'la ısrarlarıma rağmen bende buluşmak yerine onun evinde buluştuk. Eve girdiğim an, ben gelmeden az önce evine hırsız girmiş sandım. Çünkü malum üniversite öğrencisi olduğu için evde pek eşya yoktu. Zaten bende eşyalar için gitmemiştim. Evde bir iki çekyat, beyaz eşya, bir iki dolap falan filan. Zaten eşyaları görmeye gitmediğim için kapıdan girdiğimin 20inci dakikasında elimdeki kahve fincanını kenara bırakıp "biraz sus" dedim ve sıcak dudaklarına yapıştım. Dudaklarını çekip güldü ve gülüşünü tamamlar tamamlamaz öpüşmemiz kaldığı yerden devam etti.
Sanırım kendimle aynı boyda, aynı kiloda biriyle ilk defa sevişiyordum. Bunu sevişme sonrası ona da söyledim. O da "aslında bende ilk defa kendim kadar kısa ve zayıf biriyle sevişiyorum" dedi.
Meğer o da kendisinden uzun ve yapılılardan hoşlanıyormuş. İlk ciddi ilişkisini 16 yaşında yaşamış. Adam bağdat caddesinden oturuyormuş ve bizim çocuk o dönem ailesiyle yaşadığı için dershaneye gitme bahanesiyle evden çıkıp ona gidiyormuş. Bir kaç ay sürmüş ilişkileri. Sonra her güzel şey gibi o da bitmiş.
"o zaman çok küçüktüm. ama ne yaptığımı biliyordum. pipisi fazla büyük değildi ama hayvan gibi üzerime çörekleniyordu. sonra olmadı ve ayrıldık. zaten o da amerika'ya yerleşti." dedi.
Böyle söyleyince anladım. Sanırım aynı yaşlarda, ama farklı şehirlerde, farklı zamanlarda aynı şeyleri yaşamışız. O anlatmasaydı, onunla aynı şeyleri yaşadığımızı hiç bilmeyecektim. Zaten her şeyi, ilk biz yaşadık sanıyoruz, oysa siktiğimin dünyası koca bi tekrardan ibaret..
Neyse işte. İlişkiye girmedik, bir kaç defa boşalıp seviştik. Kendi bedenime sarılır gibi sarıldım ona. Çünkü beni ondan uzak tutan bir göbek yoktu. Kollarımı, onun vucudunun etrafını 2 defa saracak kadar sımsıkı sarıldım ve dayanamayıp "çok hoşsun lan" dedim. O da aynısını söyledi. Sonra biraz daha öpücük falan filan derken bir kaç saat sonra "ben artık gideyim" dedim ve giyindim. O da giyindi benimle çıktı. Beraber sokaklarda turladık. Vizyondaki filmlerden, moda dünyasının içine düştüğü renk tekrarlarından ve daha bir çok şeyler hakkında konuştuk. Daha doğrusu o konuştu bende arada "evet yaaa, valla öyle, ufff ben hiç sevmem zaten o tür şeyleri" gibisinden saçma sapan şeyler geveledim. Aklımda ise ona sarılmalarım, sıcak dudaklarından öpüşüm ve pipimi boğazına kadar alışı vardı. Dayanamadım ve sokak ortasında yanağına bi öpücük kondurdum. "bu ne şimdi" dedi, bende "adını sen koy" dedim ve yürümeye devam ettim. Biraz daha sokaklarda dolaştık ve sonra ayrıldık.
Eve geldiğimde bana "ne yapıyorsun, eve vardın mı?" adlı bir mesaj attı, bende tutup onu aradım ve "ya kusura bakma mesaj pakedim olmadığı için mesaj yazamadım ve aramak istedim. şimdi mesaj yazar gibi konuşcam; eve vardım. işte oyalanıyorum. sen ne yapıyorsun?" dedim ve bunun üstüne o da güldü. Bir kaç şey konuştuk ve telefonu kapattık. Bu hafta içi tekrar istiklal'de buluştuk. Kahve falan içtik ve sağdan soldan konuştuk. Sonra istiklal'de gezinirken onu kuytu bi köşeye çekip sımsıkı sarılıp dudaklarını ısırarak öptüm. sokaktan çıktığımızda benden bir kaç adım uzaklaşıp güldü ve sonra yine yanıma geldi. Turladık biraz ve sonra da beşiktaş'a kadar yürüdük. Malum o karşıda oturuyordu. Vapur gişelerinden geçerken yanımızdan fazlasıyla feminen bir genç geçince bende "hanımefendiye vapura kadar eşlik eder misin?" dedim ve o kendini tutup kıs kıs güldü.Sonra çocuk "kendine iyi bak" deyip, en masum tavrıyla gözlerimin içine bakıp vapura bindi. O vapura binince, bende döndüm gişelerden çıkacakken, kararımı değiştirdim ve vapura binip onun yanına aniden oturdum. "delisin sen" dedi ve sonra yine sağdan soldan konuşmaya başladık. Karşıya geçtiğimizde bir sonraki vapurla döndüm geldim eve. Ona mesaj attım "benim olsana, hep benim ol" dedim. O ise "bilmem, benim durumlar biraz karışık, seninkiler de pek iç açıcı değil. sonra konuşuruz" dedi. "peki" dedim..
Kır saçlı;
Yine amına koduğumun gaydate sitesinde tanıştık. Sohbet muhabbet derken, buluşmaya karar verdik. Buluşma yerimiz Cevahir'in önündeki Starbucks'dı. Çünkü onun yol güzergahı üzerindeydi. Adam karşıda bostancı'da oturuyor. 43 yaşında, fit ve maskülen bir duruşu var. Zaten en çok bu yönünden etkilenmiştim. Hatta o kadar etkilenmiştimki aşık olmaktan korkuyordum. ama ne yazıkki aşık olmadım. Çünkü adam 43 yaşında olduğu için her şeyi ölçüp tartıyor, her şeyi mantıklı düşünerek yaşıyor. Bense daha 30 bile olmadım ve bende zerre kadar mantık yok. Hayatı ölçüp biçerek yaşamak konusunda ise pek iyi düşünmüyorum.
Neyse oturduk kahvelerimizi içtik, hayatlarımız hakkında konuştuk. Benim pek anlatacak bir şeyim olmadığı için genelde o konuştu. İşyerindeki sıkıntılardan falan filan anlattı. Dinledim.
Sonra ona daldım. Negzel lan saçları, boyu posu, teni, kirli sakalı ve fit vucudu. Her şeyiyle güzel. Ama işte çok mantıklı düşünüyor her şeyi. İlla bilmem şu şöyle ise, bu böyle olur, bu böyle ise o şöyle olur deyip duruyor. Mantığını siktiğim.
Aradan 2 saat geçti. Gayet hoşsun dedi bana, bende ona "sende hoşsun. zaten bu yüzden seninle buluşmak istedim" dedim. Allah benim belamı vermesin. Böyle söyleyerek adama iltifat mı ettim, küfür mü ettim anlamadım. Ama çok şükür o da güldü geçti. Sonra metrobüs durağına yürüdük. Gişelerden geçmeden önce tokalaştık ve "tekrar görüşürüz" dediğinde sağ yanağıma doğru uzanıp dudağımdan öptü. Ben o 1 saniye içinde acaba yanlışlıkla mı dudağımı öptü, yoksa bilerek mi öptü? diye düşünüp dururken, bi yandan da akıl yürütüp "hem zaten bu kadar mantıklı düşünüp yaşayan bi adam adam bu kalabalığın içinde dudağımdan öpemezki" diye düşünmeye başlamıştım ama o busefer de sol yanağıma uzanır gibi yapıp yine dudağımdan öpmüştü bile..
Üstelik bu seferki öpücük az öncekinden bir kaç nanosaniye daha uzun sürdü. Bir de dudaklarını daha çok bastırmıştı dudaklarıma.
Öpücükler bitince "görüşürüz" dedim ve o gişelerden geçip gitti. Bende sevinçten takla ata ata sokaklarda dolandım gecenin bi yarısı eve gitmek yerine dolapdere'deki arkadaşıma gittim. O uyumaya giderken, bende buzdolabına dalıp sevinçten bir şeyler yedim. Lan insan sevinince karnı acıkır mı lan?
22.03.2013
Slm, nbr? Tanışalım mı? -2-
Bu yazı şurdan devam edip geliyor: Part 1 için tıkla
Ediz Hun;
Aman yarabbim adam da bi güzellik, bi boy, bi pos varki bakmaya kıyamazsın. Meslek desen o biçim, yaş desen mustafa kemal'e ermiş ama saçlar jöleli möleli, gözler şehla ama rengi de fena yani. Neyse işte biz bunla oturduk konuşuyoruz. Daha doğrusu o konuşuyor bende ağzımı ve kulaklarımı açmış dinliyorum. Sesi sanki dersin cennet sesi, el kol hareketleri bu kadar estetik olur desem anla işte. Neyse efendime söyliim, böyle o konuşuyor ben dinliyorum, ben dinliyorum o konuşuyor ve arada çaktırmadan salyalarını siliyorum. Sonra baktım ben çok sustum hep o konuşuyor, sırf bende bir şeyler konuşmuş olmak için "ya peki son sevgilinden neden ayrıldın" deme gafletinde bulundum ve adam bi anda duruldu. O anda pot kırdığımı farkettim ama artık yapacak bir şey yoktu ve yardırmaya devam etmeliydim. Ama keşke yardırmaya devam etmeseydim. Meğer adam son sevgilisinden önceki yıl "artık geçinemiyoruz, hep kavga ediyoruz" demiş ve bunlar bi müddet sonra ayrılmışlar. Ayrıldıktan 1 ay sonra da sevgilisi evde zehirlenip ölmüş. Komşuları bulmuş cesedini.
Ben "özür dilerim" falan demeye yeltenirken bizimki demez mi "aslında bugüne kadar 3 sevgilim oldu, 3'üde biz ayrıldıktan 1 ay kadar sonra öldüler. Hatta son sevgilimle tanıştığımızda önceki sevgililerimden ona bahsetmiştim. Bu yüzden onunla 'eğer benden ayrılırsan 1 ay sonra ölürsün' diye şakalaşırdık ve gerçekten öyle oldu. Sanırım ben biraz şanssız biriyim." dedi.
O anda hepten dondum kaldım ve o anlatmaya devam etti;
Meğer 2inci sevgilisi ayrıldıklarından 25gün sonra trafik kazası geçirmiş ve öteki aleme gitmiş. İlk sevgilisi ise ayrıldıklarında zaten hastaymış. Ayrıldıktan 1 ay kadar sonra hastalığı şiddetlenmiş ve ailesi adamı gece yarısı hastaneye kaldırmışlar. Ama doktor denilen orospuçocukları adama yanlış teşhis koymuşlar ve adam böbreklerinden rahatsızken, kalp ameliyatına almışlar, adam da o gece ameliyatta ölmüş.
Ediz Hun bunları anlatırken tatlımızı yiyorduk. O anda tatlının tadını alamadım ama, yediğim şeyin tatlı olduğu görüntüsünden, her halinden belliydi. Sonra bir şeyler daha konuşur gibi yaptık ve sakince kalkıp ayrıldık. Ondan ayrıldıktan hemen sonra telefonunu sildim, whatsapp'den blockladım falan. Çünkü ölmek istemiyorum.
Kültür Mantarı;
Ayyyy en nefret ettiğim tiplerden biriydi. Adamın evinde tek bir türkçe kitap yok. Elimi nereye atsam ingilizce veya fransızca bir şeylere çarpıyordu. Kendimi yurtdışına çıkmış gibi hissettim.
Resmen adam bir kültür mantarıydı ve ne desem her şeye bi açıklaması vardı. Hatta bi ara "offff başım çok ağrıyor, ateşim'e baksana cayır cayır yanıyorum" dedim, o ise "başın ağrıdığı zaman ateşin çıkmaz" diyerek beni göt etti. Ama aslında "başım ağrıyor"dan kastım, anlamadığım konular hakkında konuşmasıydı. Adam gelmiş bana Amerikan iç savaşının Fransa'ya etkilerinden, altın fiyatlarının düşüş sonrası İsrail'li Arap'ların daha da zenginleşmesinden bahsediyordu. Yuh dedim amk.
sonra baktım olacağı yok "ben kalkıyım, başım fena ağrımaya başladı" dedim ve kendimi zar zor sokağa attım. Sanırım ben benden daha akıllı insanları sevemiyorum. Benim sevdiğim insanlar genelde benim kadar aptal olurlar veya benden azcık daha akıllı ve zeki olurlar. Zaten daha fazlasını istemiyorum.
Engin Altan Düzyatan;
Ayy allahım, ayyyy ayyy ayy. Kesinlikle allah var ve o tektir. Muhammed onun kulu ve elçisidir.
Kâfiri müslüman edecek kadar yakışıklı bir gay'le ilk defa karşılaşıyorum. Yani o hangi dine inansa, bende hemen o dine geçerim. Ama adam müslüman ve bence sırf o müslüman diye, din değiştirmeye dünden razı yüzbinlerce hristiyan vardır. Yahudilik ve diğer dinleri saymıyorum bile. Neyse yani.
Adam tasarımcı. Pek iyi tasarımları yok ama kendisi tasarım harikası olduğu için, kimse tasarımlarının beşpara etmezliğine bakmıyor. Biz de tanıştık ettik. Sonra yetmedi biraz seviştik ve baktıkki, aslında ikimizde aynı telden çalmaya çalışıyoruz, birbirimizi rahat bırakmaya karar verdik ve rahat bıraktık. Yanisi şu ki; o ve benden; yani bizden bi bok olmaz.
Devamı için buraya tıklamalısın. Yoksa dev amını göremezsin.
Ediz Hun;
Aman yarabbim adam da bi güzellik, bi boy, bi pos varki bakmaya kıyamazsın. Meslek desen o biçim, yaş desen mustafa kemal'e ermiş ama saçlar jöleli möleli, gözler şehla ama rengi de fena yani. Neyse işte biz bunla oturduk konuşuyoruz. Daha doğrusu o konuşuyor bende ağzımı ve kulaklarımı açmış dinliyorum. Sesi sanki dersin cennet sesi, el kol hareketleri bu kadar estetik olur desem anla işte. Neyse efendime söyliim, böyle o konuşuyor ben dinliyorum, ben dinliyorum o konuşuyor ve arada çaktırmadan salyalarını siliyorum. Sonra baktım ben çok sustum hep o konuşuyor, sırf bende bir şeyler konuşmuş olmak için "ya peki son sevgilinden neden ayrıldın" deme gafletinde bulundum ve adam bi anda duruldu. O anda pot kırdığımı farkettim ama artık yapacak bir şey yoktu ve yardırmaya devam etmeliydim. Ama keşke yardırmaya devam etmeseydim. Meğer adam son sevgilisinden önceki yıl "artık geçinemiyoruz, hep kavga ediyoruz" demiş ve bunlar bi müddet sonra ayrılmışlar. Ayrıldıktan 1 ay sonra da sevgilisi evde zehirlenip ölmüş. Komşuları bulmuş cesedini.
Ben "özür dilerim" falan demeye yeltenirken bizimki demez mi "aslında bugüne kadar 3 sevgilim oldu, 3'üde biz ayrıldıktan 1 ay kadar sonra öldüler. Hatta son sevgilimle tanıştığımızda önceki sevgililerimden ona bahsetmiştim. Bu yüzden onunla 'eğer benden ayrılırsan 1 ay sonra ölürsün' diye şakalaşırdık ve gerçekten öyle oldu. Sanırım ben biraz şanssız biriyim." dedi.
O anda hepten dondum kaldım ve o anlatmaya devam etti;
Meğer 2inci sevgilisi ayrıldıklarından 25gün sonra trafik kazası geçirmiş ve öteki aleme gitmiş. İlk sevgilisi ise ayrıldıklarında zaten hastaymış. Ayrıldıktan 1 ay kadar sonra hastalığı şiddetlenmiş ve ailesi adamı gece yarısı hastaneye kaldırmışlar. Ama doktor denilen orospuçocukları adama yanlış teşhis koymuşlar ve adam böbreklerinden rahatsızken, kalp ameliyatına almışlar, adam da o gece ameliyatta ölmüş.
Ediz Hun bunları anlatırken tatlımızı yiyorduk. O anda tatlının tadını alamadım ama, yediğim şeyin tatlı olduğu görüntüsünden, her halinden belliydi. Sonra bir şeyler daha konuşur gibi yaptık ve sakince kalkıp ayrıldık. Ondan ayrıldıktan hemen sonra telefonunu sildim, whatsapp'den blockladım falan. Çünkü ölmek istemiyorum.
Kültür Mantarı;
Ayyyy en nefret ettiğim tiplerden biriydi. Adamın evinde tek bir türkçe kitap yok. Elimi nereye atsam ingilizce veya fransızca bir şeylere çarpıyordu. Kendimi yurtdışına çıkmış gibi hissettim.
Resmen adam bir kültür mantarıydı ve ne desem her şeye bi açıklaması vardı. Hatta bi ara "offff başım çok ağrıyor, ateşim'e baksana cayır cayır yanıyorum" dedim, o ise "başın ağrıdığı zaman ateşin çıkmaz" diyerek beni göt etti. Ama aslında "başım ağrıyor"dan kastım, anlamadığım konular hakkında konuşmasıydı. Adam gelmiş bana Amerikan iç savaşının Fransa'ya etkilerinden, altın fiyatlarının düşüş sonrası İsrail'li Arap'ların daha da zenginleşmesinden bahsediyordu. Yuh dedim amk.
sonra baktım olacağı yok "ben kalkıyım, başım fena ağrımaya başladı" dedim ve kendimi zar zor sokağa attım. Sanırım ben benden daha akıllı insanları sevemiyorum. Benim sevdiğim insanlar genelde benim kadar aptal olurlar veya benden azcık daha akıllı ve zeki olurlar. Zaten daha fazlasını istemiyorum.
Engin Altan Düzyatan;
Ayy allahım, ayyyy ayyy ayy. Kesinlikle allah var ve o tektir. Muhammed onun kulu ve elçisidir.
Kâfiri müslüman edecek kadar yakışıklı bir gay'le ilk defa karşılaşıyorum. Yani o hangi dine inansa, bende hemen o dine geçerim. Ama adam müslüman ve bence sırf o müslüman diye, din değiştirmeye dünden razı yüzbinlerce hristiyan vardır. Yahudilik ve diğer dinleri saymıyorum bile. Neyse yani.
Adam tasarımcı. Pek iyi tasarımları yok ama kendisi tasarım harikası olduğu için, kimse tasarımlarının beşpara etmezliğine bakmıyor. Biz de tanıştık ettik. Sonra yetmedi biraz seviştik ve baktıkki, aslında ikimizde aynı telden çalmaya çalışıyoruz, birbirimizi rahat bırakmaya karar verdik ve rahat bıraktık. Yanisi şu ki; o ve benden; yani bizden bi bok olmaz.
Devamı için buraya tıklamalısın. Yoksa dev amını göremezsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

