2.10.2010

Eğik cümleler (Konuyla alakası olmayabilir, ama ne biliyim ammına koyım aklıma böyle bi başlık geldi)

Bu sabah 11 de uyandım, ama hiç yerimden kıpırdıyasım yoktu ve koltukta öylece gömülü kalıp bilgisayarı açtım. Zaten koltuğun minderleri götümün kalıbını alalı uzun  zaman oldu. Ev arkadaşım gittiğinden bu  yana koltukta yatıp kalkıyorum ve çok geçmeden minderler götümden arta kalan bedenimin izinide alacaktır. Her sabah uyandığımda ilk işim maillere bakmak, eğer cevaplanacaksa yanıtları yazmak, sonrada boş işler için nette turlamaktır. Bugünde öyle yaptım. Sonrada pornodan,  Dexter dizisine saplandığım için nette dolanıp diziport.com a girdim. Üst üste 7 bölüm izledim ve sanırım şu an karşıma nefret ettiğim biri çıkarsa, etrafı naylonla falan kaplamaya bile gerek görmeden,erkekse önce sikini, kadınsa önce dilini kesmeye başlayarrak onu parçalara ayırabilirim. Hatta kadınsa dilini koparıp götüne, erkekse sikini kparıp ağzına tıkarım. Neyse içimdeki katili rahat bırakıp, acıktığımı farkettim, çünkü dün geceden bu yana bir şey yemedim ve sanırım en son enerji içeciği içtiğimdir. Kurban olduğumun Reb-Bull'u, gece boyunca beni zıplattığı yetmezmiş gibi, hem sikimi dik tuttu, hemde karnımı tok tuttu.

Elimi yüzümü yıkayıp üstüme, osbir çektikten sonra üzerine boşaldığım, sonra da buruşturup evin sağına soluna attığım kirli tişörtlerden birini geçirip balkonun kapısını açtm ve biraz sokağı izledim. Altımda, geçen gün terkos pasajından aldığım ucuz kapri vardı. Ve aslında bu kaprinin erkek değil kadın kaprisi olduğunu da balkonda henüz yeni farkettim. Çünkü fermuarı azcık açık unutmuştum ve kapatmaya çalışırken fermuarın sola baktığını ilk defa farketmiştim. Yıllar önce bir terzi arkadaşımla yaptığımız giyim kuşam tartışması esnasında, ben ''zaten artık kadın erkek giyimi diye bir ayrım kalmadı gibi'' deme cüretinde bulunmuştum, oda '' evet, kalmadı ama hala kadın pantolonlarında fermuar sol tarafa bakar'' demişti. Balkonda fermuarımı kapatmaya çalışırken bu cümle aklıma geldi ve bana pantolonu satan esnafın anasını, bacısını, gacısını siktikten sonra içeri döndüm.

Ammına koyduğumun esnafı neden o capriyi bana ucuz sattı şimdi daha iyi anladım. Hem sezon sonu, hemde hiç bir kadın, böyle siktiri boktan bir renkte capri alıp götünü güzel göstermeye çalışmazki. Ama benim gibi bi mal adam alır. Allahtan alırkende sadece evde giyinirim diye düşünüp almıştım. Vayy oruspu çocuğu yinede canımı sıktı piçoğlu piç. Bu düşünceleri boşverip, tişörtün sağında solunda bulunan kurumuş osbir lekelerini elimle çitileyip yok etmeye çalıştım.

Aklımda buzdolabında bulunan yumurtaları tavaya kırmak vardı. 2 haftadır lavaboda birikmiş olan bulaşıkların arasından tavaya elimi atıp çıkardığım an miğdem alt üst oldu. Tavayı yediklerimin kırıntılarıyla beraber bıraktığım için, tüm kırıntılar yağlar falan birleşip kurtçuk haline gelmişlerdi. Bide imansız gavurlar Allah yok derler. Al sana miğde bulandıran bi yoktan varoluş durumları. Tavayı olduğu yere bıraktım ve buzdolabına gittim. Dolapta ilk gözüme çarpanlar bi muz ve bi elma oldu. Sanırım geçen hafta sağlıklı beslenmeliyim diye kendimi gaza getirdiğim anlardan birinde almış olmalıyım. Muzu ayak üstü atıştırdım ve elmayı tabağa doğrayıp içeri bıraktım. Daha sonra önceki gün yarısını yediğim kızarmış tavuğu gördüm.  Bu açlıkla ısıtmak falanla uğraşamazdım, alıp soğuk soğuk yedim. Baktım doyacak gibi değilim, dolaptaki zeytin tabağından 1-2 tane atıştırırken, terayağını aldım ve getirip ekmeğin arasına sürdüm. Tereyağını bırakırken balı gördüm, bi çatal alıp bir kaç defa batırıp yedim. Balı ekmek arasına sürmekle uğraşmak istemedim. Zaten sonuç olarak hepsi bok olacaklardı :Pp

Tereyağlı ekmeği yedim ve sonra kalkıp ketılda su ısıtıp tüm bulaşıklara döktüm. Bunu bir kaç defa daha yaptım ve biraz olsun temizlenip kurtlardan arındıklarına emin olunca alıp bulaşık makinesine attım. Ammına koyım bulaşık makinesini de ne diye keşfetmişler anlamadım. Çünkü bulaşıkları atmadan önce senin kendin alıp yıkaman gerekiyor. Ee ammına soktuğumun dünyasında, sonuç olarak bulaşıkları yinede ben yıkayacaksam, bulaşık makinesini ne diye alıyorum ki? Al sana mantık hatası. Zaten bu hatalarla yaşayıp gidiyoruz. Neyse bulaşık makinesi ve bulaşık makinesindeki mantık hatasını da siktir ettim. Sonra makineyi çalıştırdım ve gidip dolaptan kola aldım.

Ha bide, dün gece bara gidip bi çocukla tanıştım. İlk farkettiğimde çok yeni olduğunu anladım, bende aptal şapşal hareketler yapıp, beni tavlamasına izin verdim. Bide tanıştığımızın ilk dakikasında bana ''utangaçsın'' demez mi ^_^  güldüm ama sanki söylediklerinden dolayı rahatsızlık duyup, utangaç havayla beni gülme tutmuş gibi bir tavır takınıp ellerimi cebime attım ve başka yöne döndüm. Oysa benim ne kadar ucuz biri olduğumu hiç bilmiyordu ve zaten bilsinde istemiyorum. Takındığım maskenin, el kol hareketlerini, mimiklerini bu kadar başarılı bir şekilde yaptığımı nerden bilecekki. O tamamen cinsel bir masumiyet içinde, benimle iletişim kurarken, ben iplerin onda olduğunu hissetirmek için türlü numaralar yapıp onunla oynuyordum. Bi ara utangaç biri olmadığımı, çok cesur biri olduğumu göstermek için sürekli onu öpmeye çalıştım. Sonrası geldi zaten. Ama aslında o benden daha utangaçtı ve ben yer yer onu taklid ediyordum.Tıpkı bi ayna gibiydim. Ondaki hareketin aynısını 2 dakika sonra ben yapıyordum. İşte bu kadar ucuzdum...

Biraz daha sohbet ettik. Bi ara beni karizmatik bulduğunu söyledi, o anda götüm tavan yaptı, pişmiş kelle gibi sırıtıp ''eheheheh saol'' falan diye söylenip ''sende çok tatlısın'' deyiverdim. Hatta bunu bir kaç defa daha söyledim ve aslında gerçekten tatlıydı. Onu beğenmiştim ama çok gentiç ve genç olmasından dolayı onunla  öpüşürken, çiğ et yemiş gibiydim. Kendimden bi kaç yaş küçük adamlardansa, 30lu yaşlarındaki adamları daha yakın buluyorum. Sanki istediğim şey her ne ise, onlar bana bir an önce verebilecek gibiler. Daha güvenilir gibiler. Her şeyi yeni yeni öğrenip sindirmişler ve öğretmeye hevesliler. Üstelik öğretirken 40lı yaşlarından gün sayan ve sürekli etrafa nasihatler veren ukala adamlar gibi de değiller. Gerçkten hayatı sindirmişler ve daha bilgece yaşıyorlar gibime geliyor. Sanırım bu bilgece yaşadıklarını düşünmemden dolayı onları daha çekici ve vazgeçilmez buluyor olabilirim. Neyse işte zaman geçip saat ler 03:00 e geldiğinde, illa yalnız kalmak istediğini söyleyince bana geldik. Ama erken çıkması için yolda gelirken ''evin bana değil, bi arkadaşıma ait olduğunu bu yüzden bir kaç saat takılabileceğimizi, yoksa sabah çocuğun iş dönüşü bizi yakalarsa ayıp olacağını'' söyledim. Birde ilişkiye girmeyeceğimi, ama isterse saatlerce sevişebileceğimizi ekledim ''Tamam'' dedi geldik, soyunduk ve işe koyulduk.

Çocuk dediğim de dev gibiydi, ama o dev gibi görüntüsüne rağmen henüz 20 yaşındaydı. Zaten şimdiki 20li yaşlarına yetişen herkes böyle dev gibi. Ammına koduğumun bu yeni nesli, ne yiyorlar da böyle öküz gibi oluyorlar bi bilsem bende onların yediklerinden yiycem. Ama yok zıkkımın kökünü yiyorlarki böyle dev gibi oluyorlar. Çocuğu anlatıyım da, yazıyı bitiriyim. Tasarım öğrencisi, dazlak, hafif göbekli ve benden 10 cm uzun. Bide sakalı var ama seyrek. İlişkilerde sadece karşısındakinin isteklerini yerine getirmekten zevk alıyor. Osbir bile çekmedi, ''ne istiyorsan onu yapalım'' diye diye kulağımı sikti. Bende 69 u sevdiğimi söyledim, bunu duyunca 2 defa yaptık. Ben boşaldım o ''isteklerin neler'' deyip durdu. Ben de ''o esnada yapmak istediklerim neyse yaparım, şu olsun bu olsun diye şartlanma içine girmiyorum'' dedim ve onun fantezilerini sordum. Bir kaç defa kem küm edip sustu ve en son ''tamamen güvendiğim birinin beni yatağa bağlaması fantezim var'' dediğinde, öpüşüyorduk ve durup ''Ciddi misin'' dediğimde ''evet'' dedi. Şaşırdım, hemde çok şaşırdım. Hani bugüne kadar, üzerime işe, hatta ağzıma işe diyende oldu, ama beni bağla diyenle ik defa tanıştım.

Gece boyunca kölemmiş gibi davranmak istediğini anlamamak eşşeklikti ama, anlamamazlıktan geliyordum. Yalnız ben onu anladımda, o beni anlamadı. Çünkü ben sahiplenmekten yalnız değil, sahiplenilmektende hoşlanıyorum. Oysa o sadece sahiplenmekten çok, emir verilmesinden, verilen istekleri yerine getirmekten hoşlanıyor. Neyse işte, sabah 05:30 da giderken, benimle bi daha görüşmek istediğini söyleyip gitti. ''Hımm tamam'' görüşürüz falan dedim. Aslında bi daha çiğ et yemek gibi bir isteğim yok ve bu dev gibilerin görüntülerinin arkasından da böyle 20 li yaşlarından çoluk çocuk çıkmasıda miğdemi bulandırıyor. Sanırım barın ışığında biriyle kesişirken, yaşından iyice emin olmadan biriyle tanışmamalıyım. Yada daha ilk bakışmada nufus kağıdı göstermelerini istiycem gibi.

1.10.2010

Alın teri değil, hepsi miras

Babam yıllar önce yatalak şekilde öldüğü, zaman ölüm haberini abimden telefonda almıştım. İlk tepkim ''hım tamam'' olmuştu. Hiç bir tepki vermemiştim. Sanırım babamın ölümüne nasıl bi tepki vereceğimi bilmiyordum ve sadece ''hımm tamam''la yetinmiştim. Ağlamalı mıyım? gülmeli miyim? ne bok yemeliyim hiç bilmiyordum. Çünkü benim için bir anlam ifade etmiyordu. Benim için sokaktaki, her hangi bir adamdan farksız değildi. Ha yolda karşılaştığım sıradan biri, ha kendi öz babam. Yani o kadar kopuk ve uzaktık birbirimize.

Ölmeden çok  çok önce çeşitli nedenlerden dolayı zaten ayrılmıştık, aynı evde yaşamıyorduk ve yaşarken de geçim sıkıntısı nedeniyle bizimle hiç ilgilenemiyordu. Zaten yaşı ilerlediğinde, yatalak olmuş ve artık babalık olmaktanda çıkmıştı. O'nu suçlamıyorum, çünkü yapacak başka bir şeyi yoktu. Ama en azından baba iken bazen bizimle ilgilenebilirdi. Ya da ''benimle'' ilgilenebilirdi. Kendimi bu anlamda hep özel hissetmek istemişimdir. Ama hiç ilgilenmezdi.

Sadece o değil, evde hiç kimse benimle ilgilenmezdi, öylesine yaşardım. Günlerce eve uğramasam yokluğum farkedilmezdi. Şimdi büyüdüm eşşek kadar oldum, hala ayrıyız ve eve gittiğim zaman kendimi hala yabancı biri gibi hissediyorum. Annem sanki annem değil, kardeşlerim sanki kardeşlerim değil, ben sanki onlardan biri değilim de öylesine misafirliğe gelmiş biri gibi hissediyordum. Sanki az sonra '' ben çok oturdum, saatte geç oldu zaten, hadi artık ben kalkıyım, allah herkese rahatlık versin'' diyip siktir olup gidecekmiş gibiyim. Bu hep böyle oldu, onlarda bana hep misafir gibi davrandılar.

Tüm bunlara rağmen hiç bir zaman sesimi çıkarmadım, ama çok sıktıkları zaman da anında bir puta dönüşüp onları hep duymamazlıktan geldim. Çünkü biliyordum, yanımda olmalarını her istediğimde karşımda yüksek sesle konuşmak bir yana, bir de ağızlarından çıkan tükrüklerle yüzümü yıkardım. Elhamdülillah çok şükür nidaları arasında biraz daha sabretsem, boy abdesti bile alırdım. Bu hep böyle oldu, hiç bir zaman yanımda olduklarını göstermediler. Hep yanlış yapan bendim, hep ortalığın ammına koyan bendim, hep ben, hep ben, hep ben.

Baktım böyle olmuyor, rahmetli pederde ölmeden çok önce abimin bir konu hakkında ona danışmasının ardından verdiği bir nasihatte ''ne yaparsan yap, ne karar alırsan al, ama kendi bildiğinden şaşma. Yanlış bile olsa o yanlış senin kararınla meydana gelmiş olsun. Başkalarının kararlarıyla, yaptığın işlerde onların yanlışını sırtlanma.'' demişti, bende o nasihati beğendim. Hatta beynime kazındı. Hep onunla yola devam ettim. Tüm kararlarımda bu nasihat aklıma geliyor ve şimdi bile, tüm doğrulara rağmen yanlış yapıyorsam, o sözlere olan inancımdan dolayı yapıyorum.

Peder ölürken yat, kat, mal, mülk vermedi, ama bu nasihati bırakıp gitti ya, o bana yetti. Gerçi başım boktan hiç çıkmıyor ama en azından dönüp arkama baktığımda hiç bir pişmanlığım yok. İçim rahat ve peder bana babalık yapmamış olsa bile, şimdi yukarlarda zebaniler peşinden koştururken bana bakıp ''doğru yoldasın evlat'' diyordur.

Hayata, kaldığım yerden zor(t)luyorum

Üzerimde kaç gündür bi ağlak hava durumu var ne oluyo anlamadım. Ammına koyım sanki bacaklarımı kesmişler yürüyemiyorum, sanki ellerimi kesmişler bi iş yapamıyorum, sanki sikimi koparmışlar 31 çekemiyorum. Böyle tuhaf bi bunalım havası yapıştı. Neyin nesidir, nerden geldi yapıştı bi anlasam, böyle bi oturup ağlıyım vay başıma gelenler diye dövünüp durayım diyorum, ama oda yok. Hani kalbim taş bağladığından olsa gerek, göz yaşı dediğim merhamet belirtisinden bi eser yok. Onun yerine öyle oturup karalar bağlıyım, başımı oraya buraya vurayım psikolojisi hakim oldu.

Gerçi işte böyle yazdığım zaman falan ne olduğunu biraz biraz anlıyorum, ama o değildir diye kestirip atıyorum. Hani malum ya parasızım, para suyunu çekti ve kirayı ödeyemiyorum diye ev değiştirecem ya, herhalde onun baskısından olsa gerek diye aklıma takılmaya başladı. Ama başka bir şey olduğunu da, alttan allatsan böyle hissediyor gibiyim de, ne olduğunu tam olarak bulamıyorum. Zaten böyle durumlar hakkında, çok kitap okuma hevesim falan varken bi yerde okumuştum, orda diyordu ki; insanın hayatında 3 önemli evre vardır. Bu 3 önemli evre aşılırken insan tuhaf olur kafayı yer falan diyordu. Yani böyle demiyordu ama ben öyle ona yakın bişiler hatırlıyorum. Neyse işte bu 3 önemli evreyi sayıyorum, biri işte ayrılık, biri ölüm, birde taşınmakmış.

Şimdi düşünüyorum, acaba ben bu 3evrenin hangisini yaşadım. Beyinciğimi fazla yormama gerek kalmadan hooooop  bi bakıyorum zaten 2 sini yaşamışım. Aileden ayrıldım, ayrılınca otomatikman taşınmış oldum. Evet 3ünden 2sini yaşamışım. Ananı sikiyim çok önemliymiş bu olay, ama ben ilk günden bu yana, öyle sikime takmıyor gibi yaşıyordum. Aslında tam olarakta öyle değildi, geçen farkettim ki sikime takmıyor gibi yaşıyorum ya, aslında hepsini bilerek öyle yapıyormuşum. Sonra ilk ayrıldığım günler aklıma geldi. Evet o ilk günlerde kendi kendime hep içten içe ''boş ver atlatırsın, rahat ol, takma kafaya'' diye diye söylenip duruyordum. Hatta kimse anlamasın diye ota boka, sike göte gülümsüyordum. Lan ne keyifliydim varya, bi arkadaşım o günlerde kafayı mı yedin deyip duruyordu da, o zaman için bi anlam veremiyordum. Demek sorun oydu.

Eee neyse sorunun kaynağını azcıkda olsa bulduğuma göre, üzerimden bu ağlak hava durumunu atmanın zamanı geldi de geçiyor. Hayatıma kaldığım yerden zort zort zort diye devam etmemin zamanı geldi. Yazınca da rahatladım valla. Sanki sırtımdan 10 deve yükü taşşak kalkmış gibi hafifledim. Ohhh misss