7.02.2020

sigortalı bir iş

Resmi olarak otuzbeş yaşına girmek üzereyim ve gelip geçici olmasına rağmen kazık çakarcasına yaşadığımız şu hayatta sahip olduğum hiçbir şey yok. 
Bu iyi mi, kötü mü onuda bilmiyorum. Bilmek istiyor muyum, ondanda emin değilim. Öylesine, hiçbir şeyim olmadan yaşıyorum ve yaptığım tek şey yaşamak, yaşamak ve yaşamak.

Günün sonunda bir şeylere sahip olsamda, olmasamda öleceğimi biliyorum. Ama içimde bir ses "eğer olurda bi şeylere sahip olmadan, sağlıklı bi şekilde erken yaşta ölmeyip yaşlılığa yetişirsen ve işte tamda o sıralarda sağlığın bozulursa ne bok yiyeceksin?" diye sorup duruyor ve beni birazcık da olsa tedirgin etmeyi başarıyor.
Aslında bu soru sadece içimde yankılanıp durmuyor, aynı zamanda Öküz Herif'de sürekli "olm sigortan yok, şuyun buyun yok, ya bir şey olursa ne yapıcaksın" diye durmadan her gün soruyor da soruyor. 
Haklı da. Sahi bana bir şey olursa ne yapacağım?

Yapacak tek şey "henüz ayağa düşmemişken nalları iyice cilalayıp partlatmalı, havaya dikmeden önce ful bakımını yapmalıyım" diye düşünüyorum.
Bu yüzden bi an önce basitte olsa sigortalı migortalı bi işe kapak atıp, gözlerimi orda kapamanın bi yolunu bulmalıyım.
Bu aralar kafamda sadece bu var. Başka bir şey yok.


6.02.2020

yazmak veya yazamamak

Eskisi gibi uzun uzun durmadan bir şeyler yazmak istiyorum ama yazamıyorum. Doğrusu şimdilik net olarak "yazamıyor muyum, yoksa yazmak mı istemiyorum" onu da anlamış değilim. Ama bildiğim bir şey var ki; artık bilgisayar başına oturduğum zaman eskisi gibi döktüremiyorum.
Bunun nedeni acaba benim kendi kendime uyguladığım otosansür mü, yoksa başka bir şey mi onu da anlamış değilim. 

Evet, az yazmamın nedeni olarak kendime otosansür uyguladığımı düşünüyorum. Çünkü yıllardır yazıyorum ve yazdıkça, beni tanımak isteyen bir kaç güzel insanla tanıştım. Tanışmaların hepsi güzel bitmedi. Veya "güzel devam etmedi" mi demeliyim?
Ama kısaca şunu demeliyim ki; tanıştıklarımızdan bir kaçıyla aramız kötü oldu ve onlardan birinin her önüne gelene, kimliğimi afişe ettiğinden haberim var. 
Allahtan çokta öne çıkan biri olmadığım için, bu yazıları yazanın kim olduğunu bilmeleri bir şey değiştirmedi. Ben yine yazmaya devam ettim, ama zamanla yazmalarımın sıklığı düştü, tarzı değişti falan filan.

Ayrıca blogu yazdığım için tanıştığım yaşlı bilge bir şair, Öküz Herif'i blogdan haberdar etmemi önermişti ve bende içimden "adam yaşlı bir şair ve tabiki bildiği bir şey vardır" diye düşünerek, şairle konuşmamızdan bi kaç ay sonra Öküz Herif'i blogdan haberdar ettim. Oda durmamış okumuş, okumaya devam etmişti. Hâlâ da ediyor.
Ama şimdilerde ve hatta daha o zamanlar yani ona söyledikten bir kaç hafta sonra bile, onu  blogdan haberdar ettiğime pişman olmuştum, pişmanım. Fakat yapacak bir şey yok.

Şimdi bunlara değinmenin sonucu olarak diyorum ki; askında yazıları yazanın ben olduğumu bilen insanlar olduğu için kendimi çok rahat yazmamaya odakladım ve bu da gittikçe benim daha az yazmaya itti. Çünkü yazdıklarımdan yola çıkarak bana kendilerince çeki düzen vermeye çalışan insanlar çıktıkça, ben yazmayı azalttım ve blogu yazanın ben olduğumu söylediğime pişman oldum.

Nedenler sadece bunlar da değil. 
Nedenler arasında, aslında benim artık sırf buraya yazmak için bir şeyler yaşamış olmayı bırakmış olmam da var. 
Evet acımasızca olacak ama eskiden; yani sikim her daim kalkık ve herkese meydan okumaya and içmiş bi halde etrafa bakınıp dururken, sırf buraya bir şeyler karalayabilmek için insanları kendi hikâyelerimin materyallaeri olarak kullanıyordum.
Sonra bir şeyler değişti bende, bir şeyleri değiştirdim kendimde ve bunun yanlış olduğunu, aslında sadece kendimi hırpaladığımı fark edip biraz durulmaya karar vermiştim. Çünkü yaptığım gerçekten yanlıştı ve yanlışlığı bilen tek kişi de bendim. Bana bunun yanlış olduğunu söyleyebilecek tek kişi bendim ve söyledim.
 Tüm bunları kendimce fark edip, hayatımı da sakinleştirmek uğruna odaklanarak yaşamaya karar verdikten sonra, yani sırf buraya bir şeyler yazmak için sikindirik gönül eğlencelerini yaşamayı bırakınca daha az yazmaya başladım. Daha az yazmak daha iyi geldi.

Birilerini metaryel olarak kullanmayı bırakmak isteğiyle beraber, başka bir nedeni de fark etmiştim. O fark ettiğim şey; daha kendine dönük, kendini tanıma odaklı sakin bir hayat yaşama isteğiydi. 
Bunu kabul ettikten sonra, çabalarım karşılığını vermeye başladı ve ben sakinleştikçe buraya da daha az yazmaya başladım. Karşılık buydu. Bundan daha güzel bir şey olamazdı. O zamanlar.

Dediğim gibi; zamanla buraya da az yazmaya başladım ve bu sayede; hayatımdaki o bitmez tükenmez koşuşturma, o her şeye verme veriştirme, her şey hakkında bir şeyler yazma ve hatta her şey hakkında küçük de olsa bir şeyler yaşama hevesimi yok ettim. Artık sakin bir hayatım vardı. Sakin bir hayata sahiptim. Bunun sonucu olarak bunlar hep benim buraya yazma hevesimi de azalttı.

Tüm bunlar, yani yazma isteğininin tetiklediği şeyleri hayatımda azalttım ve sakin bir hayata sahip oldum ama doğrusu şu ki; eskisi gibi yazmayı da özlemiyor değilim.
Evet özlüyorum ve yine o yazma sıklığını yakalamak istiyorum. Fakat yine sırf bir şeyler yaşama uğraşına girmek için değil. Gerçekten yaşadıklarımı yazmak veya düşüncelerimi dile getirmek için sık yazmak, yazma uğraşına kapılıp gitmek istiyorum.

1.02.2020

iyiki iyiki iyi ki


milyonlarca insana rağmen
dünyam ne zaman ıssız bir yere dönüştü farkında değilim.
kendi başıma vakit geçirmeyi öğrenmişim.
dört yanımı saran bir yalnızlığın içine atıldığımdan habersiz yaşamışım, yaşıyorum. helal bana.

önceleri geveze bir bülbül gibi sık sık öten kapım şimdi bir duvar kadar sessiz
öyleki kendim kalkıp çalsam yine gıkı çıkmaz.
belliki o da benim gibi konuşmayı unutalı çok olmuş.
zavallı kapım.

ve tüm bunların çok öncesinde
yani her şey bir toz bulutuyken
sırtım, güvenip döndüğüm herkes tarafından delik deşik edildiğinde,
iyiki, iyiki, iyiki canım yanmayı bırakmış.