14.02.2015

Geçmişinde Tacize uğrayan bizim Çırak

Yazı şurdan devam ediyor: ŞURDAN

Çocuk madem okul okumuyor o zaman Kur'an öğrensin diye kursa gönderiliyor ve...
Durun onun ağzından yazayım, böyle başkasının ağzından yazmaya çalışırken yazamıyorum. Bana çok yapmacık ve soğuk geliyor, sanki mesafeli gibi geliyor. Her neyse işte çocuğun ağzından:

Kur'an kursuna aslında okulu da bıraktığım için gittim. sonuçta yaptığım bir şey yoktu ve hepten boş kalmıyım diye. Tabii biraz da ailemin ısrarıyla. Çünkü ailem eğitimimi yarım bıraktığım için benim sokaklarda gezip hap satan çocuklardan olmamdan korkuyordu.  Abi zaten bizim mahallede para kazanmak için ya hırsız olman lazım, ya da hapçı falan. Burada başka yapacak bir şey de yok.
Tabii o zamanlar gerçekten sokakda biraz gezinince sıkıldım ve en azından dini'mi öğrenirim diyerek ailemin de teklifini kabul edip Kur'an kursuna yazıldım.

Kurs iyiydi güzeldi. İşte sabah namazında kalkıp toplu halde namaz kılıyorduk, sonra biraz kur'an okuyorduk, sonrasında kahvaltı ve sabah sporu yaptıktan sonra tekrar kur'an, sonra öğle yemeği, öğle namaz ve kur'an okumakla devam edip gidiyordu.
Günler bu şekilde geçerken ordaki çocuklarla kaynaştık. Artık bir kaçıyla yakın arkadaş olmuştuk ve her şeyimizi paylaşıyorduk. bu paylaşımlarımız arttıkça farklı muhabbetler açıldı aramızda. O zaman daha 16 yaşındaydım ve arkadaşlarımı çok sevmeye başlamıştım.

Onlarla beraber ders alıyor, namaz kılıyor ve 2 haftada bir de ailelerimizle görüşüyorduk. İyiydi güzeldi yani her şey. Hala da severim o arkadaşlarımı.
Biliyor musun sigaraya orda başladım. Geceleri abi'ler yatınca bizim o arkadaş grubuyla kalkıp çatıya gidip sigara içerdik. İlk zamanlar neki bu diye sadece öyle içip geçiyordum ama zamanla bağımlı oldum ve artık sigara içmeden duramıyorum.

O sıralarda hafta sonlarından birinde eve gelmiştim ve babam ceplerimi karıştırıp sigara pakedini bulunca çok kızmıştı. Önce beni dövecek gibi olmuştu ama sonra ben ona "madem kötü sen niye içiyorsun, önce kendin bırak. sonra bana gel benimle konuş" diyerek ilk defa babama karşı çıkmıştım.
Babamın yüzünün aldığı şekil hala aklımdadır. Çok fena bozulmuş ve ben ilk defa ona karşı geldiğim için çok şaşırmıştı. Şaşırtmaktan daha farklıydı, şok olmuştu diyebilirim.

Sonra bir şey demedi gitti. 6-7 ay benimle hiç konuşmadı, normalde Kur'an kursuna ziyarete gelirdi bana 3-5 kuruş para verirdi, ama hiç gelmedi de.
Annem gelip gitti o sıralarda hep.
Sonra bir gün ben yine hafta sonu izni için eve gittiğimde, tam konuşacak gibi olmuştu ama konuşmadı ve ertesi güne kadarda çok karşılaşmak istemedi benimle. Ama sonra ben kurs'a dönerken montumun cebindeki şişliği farkedince bi baktım bi paket Camel sigara.
O gün beni o kurs'a bıraktığı için sigarayı çıkarıp elimde tuttuğumda "başka ihtiyacın olursa söyle" dedi ve öyle barışmış olduk. Sonra bir daha problem yaşamadık. Gerçi bazen çok mal mal hareketler yapıp sinirlendiriyor beni ama yine de babamı seviyorum.

Neyse işte kurs'ta kur'an derslerimiz devam ediyordu ve  nerdeyse 2 yıl olmak üzereydi. Bizim kursun karşısında büyük bir market vardı. Bu marketin sahipleri 2 kardeşdi ve çok iyi iş yapıyorlardı. Müslüman oldukları için de sık sık kurs'a yardımda bulunuyorlardı.
Hatta zekatlarını falan bizim kurs'a veriyorlardı. Bir çok ihtiyacımız onlardan alınıyordu ve biz öğrenciler de arada ufak tefek ihtiyaçlarımız için hep oraya gidip geliyorduk.

Ama bir gün bu kardeşlerden biri biz 3-4 öğrenciyi hocalardan izin alıp alışverişe götürdü ve bizim belki de hiçbir zaman kapısından girip bir ürününü dahi alamayacağımız markaların ürünlerinden kazaklar, botlar, kotlar, montlar aldı. Hepimiz çok sevinmiştik.
Böyle böyle adam bizi ara ara alışverişe çıkarmaya başladı ve bende eve gittiğimde annemler bunları gördüğünde "kursta veriyorlar bunları" diye geçiştiriyordum.

Offf neyse içim şişti, uzatmayacağım. özetle şöyle: adam meğer tacizci çıkmış ve kursda beğendiği öğrencilere bir şey alma bahanesiyle bir kaç sefer bir şeyler aldıktan sonra taciz ediyormuş. Sonra tabii bizim çırağın yaşadığı bu sıkıntılı durum, annesinin sürekli rüyalarına girince, kadın bi gün dayanamamış ve kocasını da alarak kalkıp kursa gitmişler. Kursda Çırağı görüp "ne yapıyon, nasıl gidiyor" diye sorup soruşturduktan sonra, babası oğlunun telefonunu alıp mesajlara bakınca, market sahibinin attığı "akşam bizim eve gelsenize, eğleniriz" temalı mesajları görünce kıyamet kopmuş. Bir de o sırada başka bir ailede çıkıp gelmez mi, üstelik aynı rüyaları görmüşler. Etraf ana baba gününe dönmüş bir anda.
Sonrada işte aileler çocuklarını kursdan almışlar, market sahibi de dayak mayakla kurtulmuş, taciz edilenler taciz edildikleriyle kalmışlar.

11.02.2015

Gay Bakkal'ın Çırağı

Geçenlerde düşündüm taşındım ve bunca sıkılganlık içinde dükkana bir çırak almam gerektiğine karar verdim ve birini aldım. Zaten buraya haps olup kalmışken iyice hayattan soğumamak için bunu yapmalıydım da. Hem belki ufak da olsa kazandığımı paylaşmam, hepimize şu an olduğundan daha iyi gelebilirdi.
Zaten dünya, kazandığını yalnızca kendine saklayanlar tarafından bu kadar çirkinleştirilmemiş miydi?..

Çırak, karşı komşumuzun çocuğu. Daha geçen ay 18'ine basmış, ama etrafta 48 yaşına basmış gibi geziniyor.
Yüzündeki olgunluğu görmelisiniz, öyle bir havası varki sanki elinde baston taşıması gerekiyormuş gibi bir hisse kapılırsınız. Az konuşan, az hareket eden hımbıl bi hava var üzerinde. Bu havasıyla size baktığında, yaz ayında bile sonbaharın etkisini hissedersiniz. Spatulayla kazısanız çıkmaz, o havanın çıkması için çocuğun ölmesi lazım.

Annesi, zengin ve yalnız insanların evlerine temizliğe gidiyor. Ön dişlerinden ikisi yok. Başlarına ne geldiği hakkında bi fikrim yok ama bu dişlerin olmamasına rağmen kadının yüzünden gülüşleri hiç eksik olmuyor. Sanki dünyaya temizlik yapmak ve bu arada da karşılaştığı insanlara sebepsizce gülmek için gelmiş gibi gezinip duruyor.
Oğlunu işe aldığımdan bu yana beni nerde görse, eskisine nazaran biraz daha fazla ve abartılı güle oynaya selam vererek kendimi kötü hissetmeme neden oluyor. Çünkü kadının bu hareketlerini yalakalık olarak algılıyorum ve dünya tatlısı kadın, bu abartılı davranışları yüzünden sırf onunla karşılaşmıyım diye bana yolumu değiştirtiyor.
Kısa boyu, sırtından hiç çıkarmadığı eski püskü lacivert mantosu ve mantonun rengine uygun farklı başörtüleriyle kendi başına bir alem. Ahh şimdi bunları yazarken fark ettim de, ayakkabılarına hiç bakmamışım. Yoksa onlardan da söz ederdim.
Dediğim gibi kadın tam bir gülücük makinesi, o çirkin dişlerine rağmen gülmek onu o kadar tatlı hale getiriyorki anlatamam. Her şeysizliğine rağmen, ölünceye kadar yüzü hep gülsün inşallah.

Çocuğun babası bir şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışıyor. Yıllardır aynı şirkette ve hiç bıkmadan vardiyalarına gidip geliyor. Sabırlı adam vesselam.
Karısından 3 yaş küçük olmasına rağmen, karısı çok kısa boylu ama onun aksine adamın Hulk gibi bir görüntüsü var. Omuzlarının genişliği iki şehrin mesafesi kadar. Zaten karısıyla arasındaki yaş farkını da Çırak söyledi ve ekledi; bazen annem, babama "seni, beni kaçırmaya ikna etmesem kim seni alacaktıki?" deyip espri yapıyor.

Bir de kız kardeşi var. Onu çok seviyorlar. Hatta Çırağın anne ve babası ilk çocuklarının kız çocuğu olmasını o kadar çok istemişlerki bizim Çırak sikli olarak doğduğunda anne-babası hayal kırıklığı yaşamışlar ve zamanla alışmışlar ona.
Ama sanırım o sıralarda bu nedenden dolayı bazı duygular tam yaşatılmamış çocuğa bir şeyler olmuş, bir şeyler yanlış gitmiş. Duygular tam olarak değil, biraz farklı evrilerek yaşanılmış. (Buraya çok girmek istemiyorum, belki ilerde)
Sonra kız çocuğu için biraz daha uğraşmaya başlamışlar ve yıllar sonra anca kız çocukları doğmuş.
Kadının normal hali bile zaten biraz terelelli gibiyken, kız çocuğu olduktan sonra iyice kafayı sıyırmış.
Çocuğunu 6 yaşına kadar, yani şu anki evlerine taşınıncaya kadar hiç dışarı çıkarmamış. Yani kızının doğumundan sonra bir psikopat olmuş çıkmış.
Bu yeni komşular misafirliğe gidip gelirken kadını telkinlerle ikna etmişler ve bayramda seyranda kızı dışarı çıkarmaya başlamışlar. Ama dışarı çıktığında da hep annesi yanında ve sürekli başının etini "aman kızım oraya dokunma, aman kızım şuraya girme, aman kızım onu elleme, aman kızım etme..." diyerek afiyetle yemiş bitirmiş.
Bu gittikçe garipleşen davranışlarının üzerinden yıllar hızla geçip zorunlu eğitimden dolayı, okula gitmeye başladığının bir kaç hafta sonrasındaki bir gün, kızı okuldan dönüşte bir anda yatak döşek hasta olmuş ve hastaneye götürmüşler. Doktorlar kızlarının bünyesinin çok hassas olduğunu ve okulda kaptığı bir mikrobun onu bu hale getirdiğini belirtmişler. Kadının dediğinine göre "kızımı hep böyle büyüttüm diye oldu. keşke onu küçükken sokağa çıkarsaydım da toz toprağa bulansaydı biraz. Şimdi en ufak bir gripte bile ölecek gibi oluyor..."
"Allahım şifa versin" demekten başka ayağımdan gelen bir şey yok. Pardon elimden. Pardon ağzımdan. Pardon gönlümden, yani içimden...

Hafta sonları sabah saatlerinde küçük eski model arabalarına binip bi yerlere gidiyor, teee akşam geç saatlerde anca eve dönüyorlar. Hayatlarındaki tek renk arabalarının gri rengi olabilir. Ailece arabaya tapıyorlar.
Yaşadıkları 1+1 evlerini krediyle almışlar, 4 yıl sonra kredi ödemeleri bitecekmiş ve kredileri bitince de köye (kütahya'ya) taşınacaklarmış. Babası öyle demiş ve yine üşenmeden uzun uzun "hiçbir zaman zengin olamayacağım, hayatım hep fakirlik içinde geçti. Annenin de öyle. Bize babamızdan bir şey kalmadı ve ona çok kızgındık. Ama sen bize kızma diye bu arabayı ve evi aldık. Bir kaç yıl sonra köye taşınıcaz, sana da bu evi bırakacağız. Kız kardeşin zaten evlenip bir ev kurar. Sen de evlenirsen bu evi kurarsın. bize de kızmazsın. Zaten istanbul'un pisliğini çekmemizin tek nedeni sana bir ev bırakabilmek. Başka da amacımız yok. Sana oku dedik okumadın, bizi okutmadıkları için ailelerimize kızgındık. ama sen okumayınca sana kızdık. İlerde anlayacaksın ama şimdi erken. Okumak istemiyorsan bu senin kararın, bir şey diyemeyiz" diye ekeleye ekleye aylarca çocuğun üstüne gitmemişler fakat yararı olmamış.

Aradan zaman geçmiş. Bilirsiniz zaman hızla geçer zaten. Bu geçip giden zaman ilerisinde bir yerde "çocuk soytarı, esrarkeş falan olur" korkusu sarın, en azından yoldan çıkmasın diye düşünerek götürüp zorla yatılı bi Kur'an Kursu'na yazdırmışlar ve çocuk 2 yıl sonra kurstan kaçmış.

Devamı için tıkla: https://hayaterkegi.blogspot.com/2015/02/crak.html

5.02.2015

gay bakkal'ın feminen halleri

İbneysen, toplum içinde kendini normal biriymiş gibi kamufle edemiyorsun. Oysa normalsin. ama işte seni normal kabul etmiyorlar ve sen de mecburen, kabul edilmeyen bu durumla baş etmek için kendini her şekilde sınırlayarak ve hatta kamufle ederek yaşamaya alışıyorsun. Sanki bir bukalemun gibi yaşamak senin için gerçek normallik oluyor. Oysa insanlıktan çıkıp hayvan olmuşsundur. Bu yüzden olsa gerek çoğumuz bir yerden sonra yolumuzu şaşırıyor ve nerede olduğunu bilmeden, nereye gittiğini bilmeden öylece yürüyüp gidiyor. Buna da yaşamak diyor herkes..

Görüntünü, hareketlerini başarılı bir şekilde kamufle edip onlardan biri olsan bile konuşmaya başladığın anda foyan ortaya çıkıyor gibi bir hisle dolup taşıyorsun. istediğin kadar saklan, merhaba dediğin anda bütün başlar sana "aaa ibneymiş lan bu" bakışıyla beraber dönüveriyor.
bugünlerde bakkalda bu durumu daha fazla hissediyorum.
1 kilo pirinç almaya gelen müşterilerin, siparişlerimi getiren toptancıların, sebze almaya gittiğim depo'cunun bakışını görmelisiniz. o masum başlayan konuşma, en fazla 45 saniye sonra resmen kendimi siktirecekmişim gibi bir bakışmaya dönüşüyor. İğrenç olan ise bazılarının benden onlara küçük bir işaret vermemi beklemeleri..

Bunu fazlasıyla farkediyorum ve yaşıyorum. Bir kadının toplum içinde nasıl yaşadığını ve neden sürekli tacize uğradığını daha iyi anlayabiliyorum. Toplum feminenliği "sikilecek" koduyla beraber algılıyor ve siz istediğiniz kadar "hayır ben sadece 1 torba patates, 2 kasa çarliston biber almaya gelmiştim" deyin.
Ne dediğim kimsenin sikinde değil, herkes ufak bi kırıklığı olanı orada anında sikmenin yolunu arıyor.

Müşterilerde öyleler. Sanki sesimdeki feminen kırılganlık tüm bedenimi önlerine sermişim gibi davranmalarına neden oluyor.
Evli barklı adamların gecenin bi yarısı karıları evde izin vermediği için, evin dışı diye bakkalın önüne gelip sigara zıkkımlanırken, açtıkları o "hadi bu muhabbet seks'le sonlansın" adlı subliminal cümlelerini duymalısınız.
Ya da ev kadınlarının "kocamı ayartmaya kalkışır mı bu" adlı bakışları.
Ya da küçük çocukların kapıdan girdiklerinde onlara "hoşgeldiniz fıstıklar, ne istiyorsunuz" dediğim andaki o kendi aralarındaki bana bakıp bakıp kıkır kıkır gülmeleri.
Çocuklarınki olmasa bile, bahsettiğim haldeki yetişkilerin hepsi midemi bulandırıyor. Bu bakkalı açarak yanlış yaptım.
Çünkü burada kalbim biraz daha kırılıyor.

Diğer yazı: http://hayaterkegi.blogspot.com/2020/02/cins-iliski.html