6.05.2013

tek nokta bitişi, üç nokta devamının geleceğini, iki nokta ise kararsızlığı anlatır.

Kendi evimi bile hiç sevmedim. Belki de bu yüzden fazla eşyam yok. Hep; her an uzak bi yere gidecekmişim gibi yaşadım ve belki de bu yüzden çok fazla arkadaş edinmedim..
Sevmem zaten öyle sırf kendi yalnızlığına son vermek için birilerinin hayatında durmayı veya birilerini hayatımda tutmayı. Bence herkes her an gidecekmiş kadar özgür olmalı. Çünkü bağımlılıklar yeni mutsuzluklara sebep oluyor. İşte bu yüzden kimseye bağlanmadım..
Hem zaten ben yeterince mutsuz olabilen biriyim. Birilerine olan bağlanmışlığımdan kaynaklanan yeni mutsuzluklara ihtiyacım yoktu. Olmasını da istemedim..

Çünkü bir an bile olsa birileri yüzünden mutsuz olunca, ardından önümüze çıkan herkesi suçlamaya başlıyoruz. Bütün mutsuzluklarımızın diğer insanlardan kaynaklandığını düşünmeye başlıyoruz. Oysa birilerinin bizi mutsuz ettiğini söylemek, kocaman bir yalan.
Doğrusu şu ki; mutlu olmayı beceremiyoruz ve kendi beceriksizliğimizi hep başkalarına bağlıyoruz..
Oysa zaten kimse kimseyi mutlu etmek zorunda değil. Çünkü zorunluluklar kocaman bir kaos ortamı yaratır. Seni bir köle yapar. Karşındakini de bir tutsak. Sonra ne sen onu bırakabiliyorsun, nede bıraksan o bi yere gidebiliyor. Sonrasındaysa herkes ilişki denilen bir hapishane de yaşamaya başlıyor ve gardiyanımız da toplum denilen canavar oluyor..

İşte bu yüzden bende hayatıma girmeye çalışan herkese veya hayatlarına girmeye çalıştığım herkese; her an gideceklermiş gibi, her an gidecekmişim gibi davrandım..
Sırf böyle davrandım diye de onların gözünde büyük bi orospuçocuğu oldum.
Ama bunu hiçbir zaman umursamadım. Zaten umursayarak yaşayamazdım da. Çünkü umrumda olan hiçbir şey yokken kendimi çok hafif hissediyorum. Tıpkı bulutlar gibi, tıpkı hava gibi. Tıpkı var olduğunu bildiğin ama gösteremediğin, dokunamadığın bir şey gibi hissettim kendimi.

Birilerinin gelip hayatımda durmasını istediğim zamanlarda olmadı değil. Ama çok sürmedi bu durumlarım. Çünkü kimi sevsem, en fazla iki sevişmelik ömürlerimiz oldu. Sevişmelerimizin ardından çekip gittiler. Bunun nedeni bedenimden yararlanmak istemeleri değildi. Hayır öyle değillerdi. Bunun nedeni benim bencilliğimdi. Çünkü sadece yaşarken değil, sevişirken de sadece kendimi düşünürüm. Zaten yarım saat önce tanıştığım birini, yatakta mutlu etmeye çabalamakla zamanımı harcamam en büyük dolandırıcılık bence. İşte bu yüzden hep terkedildim. Yani sırf kimseyi kandırmadığım için hep yalnız bırakıldım.

Aslında adı terkedilmek olsada bu terkedilmek değil di. Çünkü hayatıma girmemişlerdi, sadece yatağıma girmişlerdi veya yataklarına girmiştim. Bir kaç boşalmalık saltanatımız vardı ve zaten boşaldıktan sonra bir daha toparlanamamak üzere yıkılıyorlardı..
Farkındaydım her şeyin, çünkü bilinçli yaşıyordum, farkında olarak yaşıyordum. Bu yüzden üzülmüyordum. Üzüldüğüm tek şey; bir sonraki karşılaşmalarımızda bana bok gibi davranmalarıydı. Ama kendim için değil, onlar için üzülüyordum. Çünkü birilerini kandırarak, kendilerini kandırarak mutlu olmayı seçmişlerdi..

4.05.2013

beni alıp uzaklara götürürsün diye çok bekledim, ama gelmedin. bende zaten vazgeçtim.

Gece'nin bi yarısı öylesine herkese atılan sıradan bir mesajdı aslında. "Napıyorsun" demiştim ve başlamıştı muhabbet. Bir şeyler konuştuk ve sonra fotoğraflarımızı gönderdik birbirimize.

Çok hoş biriydi, belki yüzyüze tanışmak daha iyi olur diye düşünerek "yarın bi yerde buluşup bi kahve içelim mi? oturur gevezelik ederiz" dedim. Gelen yanıt "olur. seni hatırladım. bir kaç yıl önce barda görmüştüm seni" dedi. Mesajını alır almaz dönüp fotoğraflara tekrar baktım. Hayır hatırlayamamıştım ve bu yüzden "akılda kalmış olmak güzel. ama kusura bakma hatırlayamadım. özür dilerim" dedim. gülücük göndermekle yetindiği yanıtına bir kaç defa ard arda bakındım. sonra bende gülücük gönderdim.

Saat de ilerliyordu. Gece yarısı olmak üzereydi. Aynı semtteydik, ama tuhaf hiç karşılaşmamıştık. Ben bunları düşünürken yeni gelen mesajda "evde ne duruyorsun, gelsene bu gece sohbet ederiz" dedi "tamam geleyim" dedim ve adresi alıp ona gittim.

Üzerinde mavi bi şort ile "artık beni çöp at" diye bağıran bi tişört vardı. Ama yine de yakışıyordu. "kusura bakma ev biraz dağınık" dedi, bende "ya üff saçmalama" diye söylendim. Oysa ortalık dağınık değildi. çünkü evde hiçbir şey yok denecek kadar boş bir bekâr eviydi.
Bir arkadaşıyla yaşıyormuş, ama arkadaşı şu an şehir dışında olduğu için o da sıkılmış ve konuşacak birini arıyormuş. Laf lafı açarken, konu dönüp dolaşıp uçsuz bucaksız bi yerlere gitti. Biz sohbeti toparlamaya çalışırken, aynı zamanda iyice yaklaşmıştık. Göz göze baktık önce. Bi kaç saniyelik nefes tutulması yaşandı aramızda "acaba sohbete devam mı etsek, yoksa birbirimize suni teneffüs mü yapsak" diye düşünürken aniden öpüşmeye başladık. Zaten bu kadar uzatmanın bi anlamı da yoktu, bunu istiyorduk ve ben bunu istediğimizden o kadar emindimki; çok hızlı gittiğim için onun kırıldığını, onu kırıp paramparça ettiğimi anlayamadım bile..

Bir kaç dakika sonra öpüşürken osbir çekip boşaldık. Dönüp ona baktım ve yüzünden "aradığım kişi sen de değilsin" ifadesini gördüm. "kusura bakma sevişirken, sadece kendimi düşünecek kadar hayvanlaşıyorum. bencilliğin doruğuna çıkıyorum" demek istedim ama dilim dönmedi. Ben de sustum.

Bir müddet sokaktan gelen kedi mırlamalarını dinledik. Sonra onun futbol aşkından ve kumar alışkanlığı hakkında atıp tuttuk. Kumardan kazandığı her kuruşu yine kumara veriyordu ve bu yüzden eve doğru dürüst bir şey alamıyorlardı. Bazen para yetişmeyince arkadaşlarından borç alıyormuş. Öyle anlattı.
Durup baktım yüzüne "rahatsan ve  böyle yaşamak seni mutlu ediyorsa yaşa gitsin" dedim ve farkında olmadan bir daha kırdım. Oysa benden, herkesin ona sıraladığı klasik cümleleri duymak istemiş. Ne bileyim, bazen herkesin söylenmesine değil de, sadece bir kişinin söylenmesine ihtiyaç duyduğunu..

Sonra konuyu değiştirdik ve o da bana beni anlatmaya başladı. Beni ilk gördüğü andan bahsetti. Hep görürmüş beni. Hatta ilk karşılaşmamızda gidip onunla tanışmak istemişim, ama benim çok dengesiz biri olduğumu düşündüğü için teşekkür ederek reddetmiş beni. Bende sonra çıkıp gitmişim bardan. Sonraki gecelerde yine karşılaşmışız, o benim ona gitmemi beklemiş. Bense başkalarının peşinde gitmişim ve artık hiç ona bakmamışım. O böyle söylediği anda kendimi temize çekmek için "ama yani sen reddetmişsen, zaten ısrar etmemki" demekle yetindim. Boş veren bir "haklısın" ses tonuyla konuşmaya devam etti. aslında bir kez daha söyleseymişim iyi olurmuş falan "ama işte olmadı" diye kestirip attım.

Sonra sağdan soldan konuşmalarımız devam etti. Konuştukça sikim tekrar kalktı. Oysa içinde cinselliğe dair tek bir kırıntı bile yoktu. ama işte sikime söz geçiremiyordum. O ise, benimle sadece muhabbet etmek istiyordu. Bense sikime söz geçiremediğim için ha bire sevişmek istiyordum. Sonra dayanamadı ve döndü bana, bir kez daha seviştik, bir kez daha boşaldık. Sonra "dönüp uyuyalım" dedi. "tamam" dedim. Sarılıp uyumak için oyalanmaya başladık. Az sonra o, biraz da olsa uyumaya başlamıştı bile. Gözlerini açıp beni birazcık daha sıkarak "işte böyle uyumak çok güzel" dedi ve çok geçmeden uyuması derinleşmeye başlamıştı bile.

Ama onun aksine ben ve pipim dipçik gibiydik. İçimdeki şeytan durmak, uyumak bilmedi. Gözleri hep açıktı ve sikimle elele vermiş beni onu kırmam için bir daha zorluyorlardı. Dayanamadım. Onları dinledim ve elini, yüzünü, meme uçlarını derken, poposunu ısıra ısıra onu uyandırdım ve sonra bir şeyler yapmaya çalıştık. İstemeye istemeye onunda siki kalktı ve sonra yüzündeki o kırılmışlığın artık dehşet boyutunda olduğunu farkettim.
İşte o an durdum ve kalkıp giyinmeye başladım. "ne yapıyorsun" dedi, "eve gidiyorum. çünkü senin yanında uyuyamam. senin gibi birini bulmuşken ne içimdeki şeytana söz geçirebiliyorum, ne de kendime. üstelik sohbet bile etmedik. en iyisi kalkıp gitmem. hem seni de uykundan etmeye gerek yok." diye uzun uzun cümle kurdum. sözümü hiç kesmedi. cümlemi bitirince "saçmalama. benim için farketmez" dedi. "hayır. kusura bakma gitmek zorundayım. yoksa kendimi daha kötü hissederim" dedim ve o "tamam sen bilirsin. ama ben rahatım. yani kal" dedi tekrar.

Ama "kal" dediği andaki o ses tonu, o her harfin üzerine basa basa dışarı taşan hayal kırıklığı o kadar belliydiki, onu üzdüğümü, ona bir hayal kırıklığını da ben yaşattığım için pişmanlık duyduğumu anlatmak istedim. ama olmadı bir şey diyemedim. sonra giyindim, o da kalkıp giyindi. beni kapıda uğurlarken, tutup sımsıkı sarıldım ve "keşke yıllar önce, yanına geldiğimde beni reddetmemiş olsaydın. işte o zaman şu anki halimden daha farklı biriyle tanışmış olacaktın. belki de bu geceki sohbetimizin  başlarında söylediğin "birini bulursam, alıp burdan gidicem" cümlesindeki kişi ben olacaktım. o kişi olmak isterdim. çünkü yıllarca, beni alıp götürecek birini aramıştım" dedim. "sağlık olsun" dedi. "sağlık olsun" dedim ve öpüp çıktım.

3.05.2013

Bi kaç ayda bir mesajlaşıyorduk zaten. Yine mesaj atıp "tanışamadık gitti gitti" deyince, bende "hadi tanışalım" dedim ve buluşmak için yer belirledik.
Bi cafenin önünde selamlaşınca, o sıkıcı ve buram buram yapaylık kokan "nasıl gidiyor" muhabbeti dönmeye başladı aramızda ve bende dayanamayıp "cafe'yi siktir et, eve gidip sevişelim" dedim. Dönüp şaşırmış bi şekilde bana baktı ve 20 saniyelik bir sessizlikten sonra "tamam" dedi ve beraber ona gittik. Yolda bu sevişme öncesindeki gerilimli havayı sevmediğimi söyledim. Zaten uzatmaya da gerek yoktu. Eğer sevişirsek rahatlayacağımızı ve eğer gerçekten sohbet etmek istiyorsak sevişme sonrasında daha rahat konuşabileceğimizi söyledim. Aslında haklısın gibilerinden bir şeyler geveledi. Eve girdiğimizde içerde hiçbir zaman karşılaşmadığım bir havayla karşılaştım. Evde tek yaşamıyordu ve evin içindeki o doğal yaşanmışlık hissi o kadar sıcaktıki, kendimi koltuğa bırakıp içerideki havayı uzun uzun içime çektim. "Bir şey içer misin?" sorusunu "bi bardak su lütfen" demekle yetindim. O mutfağa giderken ardından bende mutfağa girdim. Her şey güzel ve temizdi. Aslında yalnız yaşamıyorsun değil mi dedim evet. ev arkadaşım var ama dışarda dedi. Ama sadece ev arkadaşın değil dii mi diye sorunca, evet 9 yıl süren bi ilişkimiz vardı, geçen yaz bitti. Ama bizde ev arkadaşı olarak kalmaya karar verip, ayrı evlere çıkmadık. Çünkü yeni bir hayat kurmak, yine birilerine alışma süreci falan çok yorucu. Hazır alışmış olduğumuz birileri varken, sadece duygusal anlamda birlikteliğimize son vermek daha mantıklıydı dedi. Nasıl anladın dedi, anlaşılmıycak bir şey yok. Piyano senin çalabilecğein bir şey değil. Kitap raflarına bakıldığında senin okumaktan sıkılacağın kitaplar olduğu belli ve üstelik hepsi düzenli. Sen ise biraz fazla dağınık birisin. Üstelik kitapları bu derece düzgün okuyabilecek biri değilsin. Her şey çok faklı görünüyor. Yalnız yaşayan birinin evinden çok uzak ve sadece ev arkadaşım diyeceğin bir ilişkiden başka bir ilişki olduğu çok belli oluyor. Durup güldü ve bunu ilk farkeden kişisin dedi.