22.03.2011

Hayatımdaki insanlar 2 inci bölüm

Hayatımdaki insanlar 1inci bölüm için tıkırdatın =)

Diğer abim: Doğulu bi aile olduğumuz için, bizde bi kadının kadın sayılabilmesi için sokağa rahatça salabilecek en az 10 tane çocuk doğurması şartı var. Bu şart her hangi bi yerde yazmaz ama var diyorsam da inanın var. Neyse işte bu şarttan dolayı bende de abi ve abla çoktur. En küçükleri de benim işte. Neyse bu abim beni en çok döven abimdir. Onun yüzünden saçımı 3 numaraya vuramıyorum. Nedeni altta yatan kırık çıkıklardır ve bu kırıklarda hep bu abimin güzide eserleridir. Elleri dert görmesin dövdümü, tekme tokat artık elinden ne gelirse hakkını da fazlasıyla verir.

Bi keresinde beni banyoda şarkı söyleyip hoopidi hoppidi dans ederken görmüştü de "ne yapıyon lan ibne" diye sorup, daha ben cevap vermeden girmişti bana. Bi 5 dakkalık dayak faslından sonra "ağzı burnunu yıka içeri gel, bi daha görmiyim bu hareketleri" demişti. Sonra ben güzelce bi ağlamadan sonra elimi yüzümü yıkayıp içeri gitmiştim. Lan bi keresinde de çarşının ortasında dövmüştü beni. Sebebini hatırlamıyorum ama önemli de değil zaten. Ama hatırladığım şey, utandığımdan dolayı 1 ay boyunca, dayak yediğim o caddeden geçmemiştim. Şimdi düşünüyorumda ne malmışım lan. Sanki beni dövdüğü yerde millet yolumu mu gözleyecekti de ben 1 ay boyunca o yolu hiç kullanmayıp, kendimi unutturmaya çalışıyordum. Neyse zaten çok geçmişte kaldı. Ama bu abimde iyi biridir. Karı kız ayağı fazlacadır ve arkadaşlarından duyduğuma göre karıları götünden sikmeyi seviyor. Din iman işlerini sikine takmayan bi yapısı vardır ve genelde üniversiteli kızların peşinde koşar.

Son abim (artık başka abim kalmadı, eldeki son abi buydu): Bu abimde işte amerikan askeri gibi bir şey. Ben nasıl esmersem, ben nasıl bi zeytin tanesiysem, o da benim tersime sarışınlığı bi yana, yetmezmiş gibi bi de mavi gözlüdür. Keretayı severim hemde çok severim. Sanırım yaşı bana yakın olduğu için seviyorum. Karı kız ayağından çok sessizdir. Bazen telefonunu karıştırdığımda, öpüştüğü kızların videolarını çekip hafıza kartına saklıyordu. Din iman işlerinde biraz zaman ayırır, ama doğrusu ne kadar zaman ayırır hiç bir zaman anlayamadım. Öte yandan orospuçocukluğunun alasını yapar da hiç çaktırmaz. Ama işte nasıl diyim, biraz kıskançlığımda yok değil ona karşı. Piç miç ama severim onu da. Küçükken çok kavga ederdik. Özellikle yaşı bana yakın olduğu için karşılıkta verirdim. Gerçi eninde sonunda dayağı yiyip ağzı burnu yer değiştirilen ben oluyordum ama olsun, yine de ondan korkmayıp her kavgada köpek gibi boğuşurdum.

Komşumuz Huri Teyze: Allahım bi kadın 5 vakit farz namazı gibi, günde 5 vakit dayak yemesine rağmen nasıl ve neden bi kocaya tahammül eder anlamadım gitti. Her kavgada evin bi penceresi inerdi aşşağı. Çok da fakirdiler ve zaten kavgaların nedeni de kocasının eve yiyecek bir şey getirememesinden dolayıydı. Hatta bizden daha fakirdiler diyim siz anlayın durumlarını. Hele bi de kadının o genç yaşına rağmen, kendinden 30 yaş büyük annemle adeta yarış içine girmiş gibi ardı ardına çocuk dünyaya getirmesi yok mu, höh yemin ederim mahalleyi bırakın, bütün şehir konuşuyordu. Kadın her 9 ay 10 günde bir adı Musa, İsa yada Musap olacak bi çocuk dünyaya getiriyordu. Gerçi kadının da, kocasının da yapacak başka işleri olmadığı göz önüne alındığında, bu kadar çocuk az bile sayılırdı, ama işte o zamanlar yinede tuhaf bi durumdu. Kadın çok iyi bi kadındı da, kocası fakirdi.

Huri teyzenin kocası: Adam yapacak iş güç olmayınca günün 21 saati evde karıya abanıp ya çocuk yapıyorlardı, yada kavga ediyorlardı. Genelde pencereleri indiren kocası olurdu, attığı her hangi bir şey karısının kafasından sekip cama denk gelince camlar yerlere dökülürdü ve biz karısına söylediği bütün küfürleri işitirdik. Yalnız karısı da atatürk gibi karıydı valla. Evinde bütün mahallenin bildiğinden fazla dayak yer, o kadar hır gür olurdu ama dışarı çıktı mı yine gülümserdi, sanki az önce dayak yiyen kendisi değilmiş gibi dedikodusuna kaldığı yerden devam ederdi. Aslında karı dediğin onun gibi olacak ama neyse, zaten bu konuya bi ara gelcem. Neyse işte huri ablanın kocası kel mel bi adamdı. Karısıyla yan yana durduklarında ancak bi bacağının boyu kadar boyunun olduğunu rahatlıkla görebiliyordunuz. Ama işte ne demişler kısa boyludan korkacaksın. Adam evde şeytan oluyordu, dışarı çıkınca melek. Bide adamın boyuyla, az önce evden gelen bağrışları karşılaştırınca "o ses bu adamdan mı çıkıyordu, çıkıyorduysa neresinden çıkarıyordu" diye düşünürken küçük dilinizi yutuyordunuz.

Hemen yan komşumuz Hafize abla: Küçük bi bahçesi vardı. Bahçedeki domatesleri, hıyarları, maydanozları falan, bahçenin hemen alt tarafından geçen şehrin boklu deresinden tenekeyle taşıdığı suyla sulardı. Valla yalan olmasın, maydonozların tadını pek hatırlamıyorum ama, dometesler hıyarlar çok lezzetliydiler. Bide bahçe çitinin hemen dibinde kendi kendine büyüyüp serpilen bi erik ağacı vardı, o erik ağacınıda bizden çok severdi. Mahallelinin içine pek girmez, tığını mığını, oyasını filan alır balkonunda kendi kendine zaman geçirirdi. Sesi de güzeldi. Hayır şarkı söylerken dinlemediğimden değil, hıyarları çalmak için bahçesine girdiğimde bağrış çağrışlarından hatırlıyorum. Allahım sanki kadın bağırmıyor, mahalli şiveyle opera falan okuyordu.

Alt katımızdaki muallim: Adam imam hatipde öğretmendi. Klasik bidliğin gözlüklü mözlüklü, saçları yana taralı öğretmen işte. Bide duba gibi bir karısı vardı. Hey maşallah, karının bi sofraya oturuşu vardıki dersin kap kacağıda beraber yiyerek demir eksikliğini giderecek. Kaç yıldır evli olmalarına rağmen, bence iyi sikişemediklerinden, ama mahalledeki diğer dedikodulara göre de deliği tam tutturamadıklarından dolayı çocukları olmuyordu. Yalnız 5-6 yıllık bir zorlamadan ve hayırsever mahallelinin yardımıyla çocuklarını kucaklayıp tayinlerini istediler. Çocuk kız olmuştu, umarım bizim mahalleden birine çekmemiştir. Hadi hayırlısı.

Mahallemizdeki bakkal amca: Valla iyi biriydi ama, çocukduk diye o kadar bayat ürünü nerden getirip satıyordu bunun sırrını bütün mahalleli bi türlü anlıyamadık. Hayır bayat üründen dolayı mahallede kimse de ölmedi ama ne biliyim, belki benim ibne olmamın sebeplerinden biri de o bayat pisküvilerdir. Gerçi pisküvileri bi tek benim yemediğim düşünülünce, mahallenin topunun ibne olması da gerekiyor ama 5 kişi haricinde, onca adam dışında bi bozukluk görmedim, duymadım, bilmiyorum. Allah ölümünü geç göstersin ama, bi adamda artık bunca yıl sağlıklı sıhhatli nasıl yaşar hala şaşkınım. Artık öl be adam diycemde allahın işine karışmak istemiyorum.

Devamı için tırtıkla

18.03.2011

Hayatımdaki insanlar 1inci bölüm

Bugünlerde kafama sürekli "acaba ben deli miyim?, belki de deliyim kimse farkında değil, belki de tüm dünyada bi tek ben akıllıyım herkes deli, belki de delirmek üzereyim" gibi abuk sabuk şeyler geliyordu. Hatta geçen hafta kesinlikle deli olduğumu düşünüyordum, ama bu hafta henüz bu konuda düşünmeye başlamadım. Yalnız bazen cidden delirmiş olduğumu, ama deliliğimin tam olarak ne ben, ne de bi başkasının farketmediğini düşünmüyor da değilim.

Neyse işte, ben "acaba kafayı mı yedim" adlı düşüncelerimin meyvesini geçen attığım tweetlerlede tüm kamuoyuna açıklarken, bi arkadaş bana dediki;
"Bu kızgınlığın, hayata karşı bilmem nelerin falan için yardımcı olayım sana. O yüzden hayatındaki insanları listele ve karşılarına onlar hakkındaki düşüncelerini yaz. Böylece belki neden onlara kızdığını ve neden kendini böyle hissettiğini anlarsın." dedi. Bende hemen atlayıp "tamam" dedim ve sonra bi kaç gün boyunca hayatımdaki insanları düşünerek, listelesem karşılarına ne yazıyım diye düşünmek zorunda kaldım. Şu düşünme aşamaları çok zor bir şey. Hatta sanırım düşünmek, benim gibi biri için hayatımdaki en zor şeylerden biridir. O yüzden ilk başlarda kimseyi yazmak istemedim. Çünkü hem sıkıcı, hemde çok uğraştırıcıydı. Sonra yazmak falan derken, bende dedim en azından bloga yazıyım yazı çıkar yazıyım gitsin ammına koyım. İşte hayatımdaki insanlar:

Ev sahibim: İyi biri yahu. Bana bıkmadan usanmadan yemek getiriyor, kiramı geç ödüyorum sesini çıkarmıyor, bazen gelip evimi temizliyor, elektrik faturamı, suyumu falan ödüyor ben ona aylar sonra ödüyorum. O iyi olmasında ben mi iyi olayım.

Annem: Bazen bana annelik görevini yapmadığı için ona içimden kaltak maltak diyorum ama, sonuçta 60 yaşında bi kadın ve gözlerini köy yerinde hayata açmış ve eğitim öğretim görmeden bi şekilde bugüne kadar yaşamış. Kadın bir şey öğrenmemişki bana öğretsin. O yüzden bence ona da "iyi biri" yazmalıyım.

Abim: Dünyadaki en büyük orospuçocuğu olsada, sonuç olarak o kadar yoksulluk içinde yaşayıp, türkçeyi bile askerde 24 saat dayak yiyerek zorla öğrenmiş bi adam. Zaten sürekli dayak yiyen bi adamdan bana başka nasıl bi abilik yapmasını bekleyebilirimki? Mecbur o da hayatı askerlik gibi görecek ve her şeyi ya seve seve, ya sike sike yaptıracak. Mecburen ona da "iyi biri" yazmalıyım.

Diğer Abim: Hayatı sürekli başkalarından öğrenmiş bi adam. Ev almak için o kadar sıkıntı çekti, iş kurmak için o kadar sıkıntı çekti. Adam onca sıkıntının içinde birde bana baktı. Bence fazlaca "iyi biri"

En büyük ablam: Okul okutulmadı, bir eğitim almasına izin verilmedi. Gerçi izin verilmedi değil. Köy yerinde hangi okula gidecektiki? Hiçççç, sanki okul vardı da okutulmadı mı? 13 yaşında evlenmeyip ne yapsaydı. Bi kaç yıl sonra üstüne gelen kumaya ses çıkarmayıp ne yapsaydı. Belinden sopa, sırtından sıpaları eksik olmayan en "iyi" bana "en yabancı" ablam, köy yerinde ahırda yatıp kalkmasaydı da ne yapsaydı. Sanki babam mı sahip çıkacaktı, anam mı "gel kucağıma yavrum" diyecekti. "Kocan kaderindir sus" dediler, "çocukların allahın nimetleridir şükür et" dediler susturdular. Zavallı ablam, bana yabancı olsada, 5-6 yılda bir görüşsekde, ablam olduğunu bilmem, o kömür madeninde çalışmış gibi çatlak ve her çatlağın çizgisinin kaderin kara yazısı gibi duran ellerini tutarken içimi parçalasada, nedensiz bir duyguyla severim ben onu.

Ah be kadın, sen kimden hakkını nasıl alacaksın hiç bilmiyorum. Yazık değil miydi 13ünde evlendirildin. Kocan denilen o öküz seni anlamazken nasıl sessiz kaldın. Ahh be canım ablam, kimsesiz ablam, daha 13ünde gelin giderken, düğününde yoksulluktan dolayı gelinlik yerine en yeni fistanı giydirilmiş zavallı ablam benim. O fistan düğünde gelinlik diye giydirildi sana, ama sende farkındaydınki aslında o senin kefenindi. O yüzden sessiz kalacaktın, kimsesiz kalacaktın. Hakkını kimlere, nasıl helal edeceksin? Kim senden hangi yüzle helallik isteyecek be ablam. Ahh be ablam, hakkını helal et olur mu ablam. Sen bence hayattaki "en iyi" olabilirsin. Ama işte birbirimize yabancıyız be ablam, tanımıyorum ki seni isminin karşısına "iyi biri" diye yazıyım. Tanısam iyi biri derim ama, tanımıyorum o yüzden "sessiz biri" desem yeter belki.

Bi küçük ablam: Oda okutulmadı, zaten köyde okul yok, zıkkımın kökünü mü okuyacaktı. En büyük eğlencesi; ceviz ağaçlarına çıkıp eğlenmek, köyün ortak ceviz ağaçlarından sabahın erken saatlerinde gidip ceviz çalmak, hayvanları otlatmak, ahırı temizleyip köyün merasına götürüp getirmek. Bide amcamlara gidip bir şeyler dilenmek işlerini yapan ablam.

Ablalarımın içinde, kendisinden büyük ablam erken evlendiği için evlilikten korkan ablam. Kız oğlan kız kalan ablam. Onu istemeye gelenleri kara lastikleriyle kovalayan ve bu kovalaması yüzünden cümle alemin diline dedikodu malzemesi olup yıllarca konuşulan ablam. Zaten çok da göz açıktır, hiç öyle lafını falan da esirgemez kimseden. Ağzına ne gelirse söyler, sonrada "ohşşş içim rahat oldu, ben içimdekini söyledim rahatladım gerisini siz düşünün" der. Şimdi yaşı kırklarına falan geliyor ve hala evlenmemeye kararlı. Bazen keşke evlense, çoluk çocuğunun anası olsa, kocasının bi tanesi olsa derim ama, bi yandan düşünüyorum da, o olmasa kim beni büyütecektiki? Ben yıllarca kimi annem sanacaktımki??

Zaten o olmasa, hepten yalnız olduğumu düşünürdüm. Kimseye söylemedim ama ben ablamı 8-9 yaşında kadar annem sanırdım. Rüyalarımda bile annem olarak hep onu görürdüm. Böyle hep beni koruyan, gözetleyen, pataklayan oydu. Ben daha küçük, sümüklü bi çocukken berbere gidecek para bizimkilerde olmadığından dolayı saçımı eline geçen ilk makasla o keserdi. Sünnetimde bana eteği o giydirmişt.
Hastayken en çok benle ilgilenen, sinirli bile olsa her daim gelip beni kontrol eden, sevgisini anlık nefretiyle beraber sunan çilekeş ablam benim.

Kontöre para vermemek için, aile bireyleri dışında herkese çağrı atan ablam benim. Çektiği yoksulluktan dolayı, kontörü bile 6 ayda bir alıyor. Öylede tutumludur. Yemin ederim ülke ekonomisi onun elinde olsa varya tüm ülke karneyle ekmek alır, yemeğini ısıtmak içinde tüp alamaz bu yüzden osuruklarımızı tutuşturup yemeklerimizi ısıtmayı öğrenirdik. Hiii anam anam anam. Ablam kadar cimrisi, ayy pardon tutumlusu bir daha dünyaya gelir mi bilmem ama, onu Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanı olarak düşünüyorumda, hiiiiiiiii aman allahım, kanım çekiliyor. Ülkenin bütün ambarları tıka basa dolu olmasına rağmen hiç kimseye ihtiyacı dışında zırnık koklatmaması falan aklıma geliyor.

Bide çocukluğumda hatırlıyorumda eve gelen misafirlere ikram edecek bir şey olmamasından dolayı konu komşuya gidip çay, şeker falan dilenen hep oydu. Allahım sen her şeyi onun gönlüne göre ver. Bazen onunla kavga ettiğimizde birbirimize ana avrat düz gitsekde "iyi biri" dir.

Bu cimri ablamın, bi küçüğü olan ablam: Ayy allahım, yemin ederim yahudi zekası dedikleri şey ondan başkasında yoktur her halde. Hey allahım hey. Bazen acaba anam, babamı bi yahudiyle aldattı da, bu ablam o kyahudinin kızı falan mı diye düşünmüyor değilim.
Aman nasıl ince hesaplar yapan, nasıl sessiz durup olayları kendi lehine çeviren, nasılda hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi numaralar yapıp fitne fesad işlerini yürütür varya. Yemin ederim onu tek başına sal Amerika'nın içine, ortalığı karıştırır da Amerikalılar ne oluyor, ne boklar dönüyor demeden ülke yok olur gider. Tarih bile Amerika diye bi ülke olup olmadığı hakkında ikilemlere düşer.

Ama bazen düşünüyorum da, aslında biraz da onun gibi olmak lazım. Çünkü insan fikrini şıppp diye orta yerde söyledikçe hiç bi yere varamıyor. Aynı bok, aynı tas, aynı siktiri boktan kafayla hayatta kalıp gidiyor. Ailede örnek alınacak erkek göremediğimden dolayı, bu ablamı bazen kendime örnek almışlığım olmuştur. Acaba örnek alırken fazlamı örnek aldım, ne oldu bilmiyorum ama, onun güzelliğini de kıskanmıyor değilim. O da diğer ablam gibi evlenmiyor kız oğlan kız kalmaya yeminli yaşayıp gidiyor. Belediyenin kursları onun en büyük eğitim öğretim yeridir. Zaten 30 yaşında bi kız oğlan kızı mavi önlükle ilk okulda görmek tuhaftırya neyse. Ama bu ablam, amanın allah korusunki kafayı birine taksın, allah korusunki hafifden bi laf sok ona. O an sana öyle bi laf söylerki, seni ananın ammından çıktığına pişman ederde, neye uğradığını şaşırırsın. Girecek delik ararsında, bulamayınca buhar olup yok olsam diye düşünürsün.

Öte yandan o da okul olmadığı için işte böyle kendi çapında hinlikleri, laf sokmalarıyla aile içinde yaşamını devam ettiriyor. Ama ablalarımın içinde en çok sevdiğim de ondan başkası değildir. Hemde fazlasıyla iyi ve gerçekçidir. Hiç öyle duygusal takılayım havalarında akıl veren biri  de değildir. Zırt diye lafı söyler ve köşesine çekilir.

Bu ablamdan da küçük olan zayıf çelimsiz ablam: Ahh canım benim, zayıf, kısa boylu ablam benim. İlk okula kadar beraber okuduk. Ondan sonra işte doğulu kızların kaderi olan "siktir git evinde otur para bulursan çeyiz hazırla, okul okuyup ne yapcan" denilen ablam. O da mecbur evde oturdu. Zaten sesini çıkarsa ne olacaktıki "okuyup başımıza orospu mu olacaksın" denilerek sesi kesiltiliverirdi. Hem ben bile en fazla orta okula kadar okumuşken, çelimsiz ablam mı ilkokuldan fazla okuyabilecekti. Zaten ilk okulu bile okuması büyük bi şansken. heheytt be.

Bu ablam da son bi kaç yıldır millete laf sokmayı öğrendi. Daha öncesine kadar vur başına al elinden lokmasını tarzında yaşamına devam ediyordu. Seviyorum ablamı ya, askerlik öncesinde bana o 50 tl'yi veren işte bu ablamdır. Beni benden çok seven ablam, o iyi olmasın da ben mi iyi olayım. Fazlasıyla "iyi biri"dir.

1 numaralı yengem: Amanın ortalığı karıştırmakta üstüne yoktur, ama zeytin yağı gibi de üste çıkma konusunda da onun gibi kimseyi tanımıyorum. Namazında, niyazında olması bi yana, sürekli yüzü gülen ve girdiği her ortamı kendi sohbet konularına bi anda çevirmekte ve millete kahkahalar attıran biridir. Ama iyi biridir, ayrıca fazlaca da anaçtır.

2 numaralı yengem: Ayy bu yengem kadar sessiz, sakin, kendi halinde birini görmedim. Yemin ederim elindeki ekmeği alsan, döner sana "afiyet olsun" der. Böyledir, sevilesidir. Güleç yüzlüdür, onca yoksulluk çekmesine rağmen daha üzgünken, surat asmışken görmedim.

Hayatımdaki insanlar 2inci bölüm için tıkırdatın =)

15.03.2011

Adnan Hiçler - Kavgam

Bugünlerde dedim şöyle artık cahilliğimi kenara bırakıyımda biraz kültürleneyim. Kültürleneyim derken param yoktu diye, bende geçenlerde bi arkadaşımla Kadıköy'de turlarken, yapıştım ona ve kendime zorla Adolf Hitler'in Kavgam kitabını aldırttım. Tabii ona da kitap tavsiyesiyle İskender Pala'nın Babilde Ölüm, İstanbul'da Aşk kitabını aldırdım. O da hemen sevdi kitabı, zaten okulda bir kaç hocası ve arkadaşı da tavsiye etmiş falan. O böyle diyince, ben daha bi havalara girdim "tabii olum, okudumda diyorum, kesinlikle okumalısın. Hele senin gibi biri muhakkak okumalı bence" falan diyede vın vın vın diye gazladım da gazladım. Sonra Kavgam'ı çantama atıp biraz da şirinlikler yapıp gönlünü falan aldım. Allahım ne pis adamım varya, bi kitap aldırmak için nerdeyse götümü siktircektim.

Neyse şimdi, benim kitap konusuna dönecek olursak, ammına koyım kitabı 2 haftadır otobüste, metroda, metrobüste falan filan elimden düşürmüyorum ama okuya okuya daha 150 sayfasını anca okudum, geriye 530 sayfası kaldı. Ammına koyım oku oku bitmiyor. Ama bi yandan da işte bende kuru bi inat var, madem başladım, kesinlikle okumadan bırakmamalıyım diye devam ediyorum. Ulan keşke biraz basit bi kitap falan olsaydı, nasıl ağır bi kitap, nasıl pis bi kitap varya anlatamam.

Ama yani Hitler'inde nasıl bi orospuçocuğu olduğunu işlemiş olduğu büyük günahlardan dolayı zaten biliyorsunuz. Ammına koduğumun piçi kitabı nasıl ağır yazmış varya. Resmen okumak için tüm hücrelerimi seferber ediyorum. Gerçi zaten hücrelerimde sayılı ama işte naparsın idare ediyoruz. Kitapta o kadar kalınki, yemin ederim sadece sayfalarına anca o kadar para verilse sayfalarının maliyetini anca karşılar. Gerçi kitapçının dediğine göre kaçakmış, yoksa 12,5 tlye asla satamazmış. Dur bakalım okumaya başladım allah bilir ne zaman bitiririm.

Bundan önce Elif Şafak'ın Pinhan'ını okumaya kalkışmıştım, arada 10 kitap götürdüm, Pinhan'ı anca 1 senede okudum. Gerçi canım kitap da bu arada kitap olmaktan çıkıp, bakkalın veresiye defterine döndü ama işte bende de inad olunca, çantadan çıkarıp bi kenara bırakamadım. Zaten bitirince de bi ara gidip kurban falan kesmeyi düşünmedim değil. Çünkü Elif Şafak'da döktürmüşde döktürmüş. Yani kitap resmen ben yazdım havasında olmaktan öteye gidememişti. Ama yinede okudum. Allah o kitabı okuyanlara, okumaya kalkışanlara büyük sabırlar versin. Hele o boş laf kalabalıkları, hele o bom boş lafı uzatmalar artık midemi bulandırıyordu. Yemin ederim öffleye pöfleye okumuştum o kitabı. Aman neyse okudum geçti gitti ya o yeter.