Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

22 Mart 2011

Hayatımdaki insanlar 2 inci bölüm

Hayatımdaki insanlar 1inci bölüm için tıkırdatın =)

Diğer abim: Doğulu bi aile olduğumuz için, bizde bi kadının kadın sayılabilmesi için sokağa rahatça salabilecek en az 10 tane çocuk doğurması şartı var. Bu şart her hangi bi yerde yazmaz ama var diyorsam da inanın var. Neyse işte bu şarttan dolayı bende de abi ve abla çoktur. En küçükleri de benim işte. Neyse bu abim beni en çok döven abimdir. Onun yüzünden saçımı 3 numaraya vuramıyorum. Nedeni altta yatan kırık çıkıklardır ve bu kırıklarda hep bu abimin güzide eserleridir. Elleri dert görmesin dövdümü, tekme tokat artık elinden ne gelirse hakkını da fazlasıyla verir.

Bi keresinde beni banyoda şarkı söyleyip hoopidi hoppidi dans ederken görmüştü de "ne yapıyon lan ibne" diye sorup, daha ben cevap vermeden girmişti bana. Bi 5 dakkalık dayak faslından sonra "ağzı burnunu yıka içeri gel, bi daha görmiyim bu hareketleri" demişti. Sonra ben güzelce bi ağlamadan sonra elimi yüzümü yıkayıp içeri gitmiştim. Lan bi keresinde de çarşının ortasında dövmüştü beni. Sebebini hatırlamıyorum ama önemli de değil zaten. Ama hatırladığım şey, utandığımdan dolayı 1 ay boyunca, dayak yediğim o caddeden geçmemiştim. Şimdi düşünüyorumda ne malmışım lan. Sanki beni dövdüğü yerde millet yolumu mu gözleyecekti de ben 1 ay boyunca o yolu hiç kullanmayıp, kendimi unutturmaya çalışıyordum. Neyse zaten çok geçmişte kaldı. Ama bu abimde iyi biridir. Karı kız ayağı fazlacadır ve arkadaşlarından duyduğuma göre karıları götünden sikmeyi seviyor. Din iman işlerini sikine takmayan bi yapısı vardır ve genelde üniversiteli kızların peşinde koşar.

Son abim (artık başka abim kalmadı, eldeki son abi buydu): Bu abimde işte amerikan askeri gibi bir şey. Ben nasıl esmersem, ben nasıl bi zeytin tanesiysem, o da benim tersime sarışınlığı bi yana, yetmezmiş gibi bi de mavi gözlüdür. Keretayı severim hemde çok severim. Sanırım yaşı bana yakın olduğu için seviyorum. Karı kız ayağından çok sessizdir. Bazen telefonunu karıştırdığımda, öpüştüğü kızların videolarını çekip hafıza kartına saklıyordu. Din iman işlerinde biraz zaman ayırır, ama doğrusu ne kadar zaman ayırır hiç bir zaman anlayamadım. Öte yandan orospuçocukluğunun alasını yapar da hiç çaktırmaz. Ama işte nasıl diyim, biraz kıskançlığımda yok değil ona karşı. Piç miç ama severim onu da. Küçükken çok kavga ederdik. Özellikle yaşı bana yakın olduğu için karşılıkta verirdim. Gerçi eninde sonunda dayağı yiyip ağzı burnu yer değiştirilen ben oluyordum ama olsun, yine de ondan korkmayıp her kavgada köpek gibi boğuşurdum.

Komşumuz Huri Teyze: Allahım bi kadın 5 vakit farz namazı gibi, günde 5 vakit dayak yemesine rağmen nasıl ve neden bi kocaya tahammül eder anlamadım gitti. Her kavgada evin bi penceresi inerdi aşşağı. Çok da fakirdiler ve zaten kavgaların nedeni de kocasının eve yiyecek bir şey getirememesinden dolayıydı. Hatta bizden daha fakirdiler diyim siz anlayın durumlarını. Hele bi de kadının o genç yaşına rağmen, kendinden 30 yaş büyük annemle adeta yarış içine girmiş gibi ardı ardına çocuk dünyaya getirmesi yok mu, höh yemin ederim mahalleyi bırakın, bütün şehir konuşuyordu. Kadın her 9 ay 10 günde bir adı Musa, İsa yada Musap olacak bi çocuk dünyaya getiriyordu. Gerçi kadının da, kocasının da yapacak başka işleri olmadığı göz önüne alındığında, bu kadar çocuk az bile sayılırdı, ama işte o zamanlar yinede tuhaf bi durumdu. Kadın çok iyi bi kadındı da, kocası fakirdi.

Huri teyzenin kocası: Adam yapacak iş güç olmayınca günün 21 saati evde karıya abanıp ya çocuk yapıyorlardı, yada kavga ediyorlardı. Genelde pencereleri indiren kocası olurdu, attığı her hangi bir şey karısının kafasından sekip cama denk gelince camlar yerlere dökülürdü ve biz karısına söylediği bütün küfürleri işitirdik. Yalnız karısı da atatürk gibi karıydı valla. Evinde bütün mahallenin bildiğinden fazla dayak yer, o kadar hır gür olurdu ama dışarı çıktı mı yine gülümserdi, sanki az önce dayak yiyen kendisi değilmiş gibi dedikodusuna kaldığı yerden devam ederdi. Aslında karı dediğin onun gibi olacak ama neyse, zaten bu konuya bi ara gelcem. Neyse işte huri ablanın kocası kel mel bi adamdı. Karısıyla yan yana durduklarında ancak bi bacağının boyu kadar boyunun olduğunu rahatlıkla görebiliyordunuz. Ama işte ne demişler kısa boyludan korkacaksın. Adam evde şeytan oluyordu, dışarı çıkınca melek. Bide adamın boyuyla, az önce evden gelen bağrışları karşılaştırınca "o ses bu adamdan mı çıkıyordu, çıkıyorduysa neresinden çıkarıyordu" diye düşünürken küçük dilinizi yutuyordunuz.

Hemen yan komşumuz Hafize abla: Küçük bi bahçesi vardı. Bahçedeki domatesleri, hıyarları, maydanozları falan, bahçenin hemen alt tarafından geçen şehrin boklu deresinden tenekeyle taşıdığı suyla sulardı. Valla yalan olmasın, maydonozların tadını pek hatırlamıyorum ama, dometesler hıyarlar çok lezzetliydiler. Bide bahçe çitinin hemen dibinde kendi kendine büyüyüp serpilen bi erik ağacı vardı, o erik ağacınıda bizden çok severdi. Mahallelinin içine pek girmez, tığını mığını, oyasını filan alır balkonunda kendi kendine zaman geçirirdi. Sesi de güzeldi. Hayır şarkı söylerken dinlemediğimden değil, hıyarları çalmak için bahçesine girdiğimde bağrış çağrışlarından hatırlıyorum. Allahım sanki kadın bağırmıyor, mahalli şiveyle opera falan okuyordu.

Alt katımızdaki muallim: Adam imam hatipde öğretmendi. Klasik bidliğin gözlüklü mözlüklü, saçları yana taralı öğretmen işte. Bide duba gibi bir karısı vardı. Hey maşallah, karının bi sofraya oturuşu vardıki dersin kap kacağıda beraber yiyerek demir eksikliğini giderecek. Kaç yıldır evli olmalarına rağmen, bence iyi sikişemediklerinden, ama mahalledeki diğer dedikodulara göre de deliği tam tutturamadıklarından dolayı çocukları olmuyordu. Yalnız 5-6 yıllık bir zorlamadan ve hayırsever mahallelinin yardımıyla çocuklarını kucaklayıp tayinlerini istediler. Çocuk kız olmuştu, umarım bizim mahalleden birine çekmemiştir. Hadi hayırlısı.

Mahallemizdeki bakkal amca: Valla iyi biriydi ama, çocukduk diye o kadar bayat ürünü nerden getirip satıyordu bunun sırrını bütün mahalleli bi türlü anlıyamadık. Hayır bayat üründen dolayı mahallede kimse de ölmedi ama ne biliyim, belki benim ibne olmamın sebeplerinden biri de o bayat pisküvilerdir. Gerçi pisküvileri bi tek benim yemediğim düşünülünce, mahallenin topunun ibne olması da gerekiyor ama 5 kişi haricinde, onca adam dışında bi bozukluk görmedim, duymadım, bilmiyorum. Allah ölümünü geç göstersin ama, bi adamda artık bunca yıl sağlıklı sıhhatli nasıl yaşar hala şaşkınım. Artık öl be adam diycemde allahın işine karışmak istemiyorum.

Devamı için tırtıkla

5 yorum:

EzoNe dedi ki...

Ne güzel bir ifade hoşluğu bu :))

Yiğit Tan dedi ki...

Çook güzeldi. Özlemişim seni okumayı. Devamı var değil mi bunun? En son eve yeni taşınmıştın, ev sahibi yemek falan getiriyordu. Orada kalmıştım ben. Demek hala devam ediyor. Sevindim...

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Ezone =))

@Yiğit bende sevindim =)

Adsız dedi ki...

Harikasin!! Insallah bu yazilarin birgün seni biraz daha rahat olacagin bir yerlere getirir..
Kendine iyi bak canemin..

Hayat_Erkegi dedi ki...

@adsız eywâllah bîremîn