-->

21 Temmuz 2021

Kısa notlar

Biliyorum ama bilmek insanı sakinleştiren bir şey değil.
Sakinleşmek için olayların gerçekleşmesi lazım, yaşanması gerekenlerin yaşanması lazım.
Bilmek bi boka yaramıyor, gerçekleşmemiş olanı bilmek, henüz gerçekleşmemiş olanı bilmek bi boka yaramaz. Boka yaraması için gerçekleşmesi, gerçek olması lazım.
--------
Uzun zamandır (aslında 8 ay falan olmuştu) osbir çekmemiştim. Geçen hafta deneme yaptım olmadı. Yapamadım. Sikim, sudan çıkarılıp kenara atılarak ölüme terkedilmiş herhangi bi balık gibi öylece durmakla yetindi. "Kendimi parmaklasam kalkar mı?" diye düşünerek götümü elledim, popoma çimdik attım, göt deliğimi okşadım ama yok, bana mısın demedi, tık bile etmedi. "Herhalde bundan sonra osbir bile çekemeyeceğim" diye düşünüp uyuya kaldım.
Ertesi gün yine denedim. Götümü, oramı buramı falan ellemeden, sadece osbir çekmeye odaklanarak sikimi elime alıp biraz oynadım ve bu sefer başardım. Silah elimde patladığında, askerdeyken seviştiğim erleri düşünmüştüm.
Kuytu bir köşeye çekilmiş olmanın yettiği sevişmelerimizin hepsi masumcaydı. Amacın ayakta öpüşüp sadece karşılıklı osbir çekmek olduğu veya birbirimizden çok ama çok hoşlanmışsak, belki başka bi hayatta tanışma olasılığımız olursa da işi en fazla saksoya ilerlettiğimiz, ama ne olursa olsun bundan daha ilerisinin düşünülmediği günleri düşünerek boşaldım.
Hepsi çok güzeldi.
---------
Henüz 4-5 yaşlarındayken, annemle şeker pancarı veya tütün toplamaya giderdik. Annem çişi geldiğinde tarlanın ortasındaki hafif tepelik bi yere oturur çişini yapar, daha sonra da çişli amını kenardan aldığı veya daha önceden ayarladığı bir taşla silip taşı uzağına bi yere atardı. Bu anıların üzerinden 30 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ annemin çişini taşla siliş anını unutamıyorum.
---------
Benden daha bilgili olduğuna, olaylara-hayata daha olgunca yaklaştığına inandığım herkese saygı duyuyor ve elimden olmadan onunla sürekli konuşmak, sürekli onunla vakit geçirmek istiyorum. Her hangi bir şey hakkında saatlerce konuşmak, şu-bu-o konu hakkında ne düşündüğünü öğrenmek, olayı nasıl ele alıyor-neden ele alıyor diye anlamak için kuş gibi çırpınıp duruyorum. Üstelik yaşı da önemli değil. Kimden ne zaman ne öğreneceğimiz belli olmuyor. 
---------
Ailemden uzak olunca, onları seviyordum. Onlar beni dışlarına atmış olsalarda, bunun pek de bilinçli olarak farkında değildim aslında kendimin onların uzağında yaşadığımı düşündüğümden dolayı, onlarla vakit geçirmek için, mutlaka ama mutlaka yılda 1 ayımı ayırıyor, bayram seyran her fırsatı değerlendiriyordum. Hatta içimde derinlerime işlemiş olan "uzak olmayı kendimin seçtiği düşüncesi" yüzünden kendime her zaman kızıyor, suçluluk hissinden bi türlü kurtulamadığım için de kendime çok haksızlık ediyordum.
Ama şimdi şu tümör belasıyla yeni öğrendim ve çok emin olarak kabullendimki; aslında dışa kaçan değil, dışarı atılan, kusulan, sevilmeyen, hep dışlanandım. 
Ve artık karar verdim; ailemi sevmiyorum, sevmeyeceğim. Onlardan mecburi olarak uzak olmayı tercih ederek en iyisini yapmışım,  iyiki yapmışım, iyiki uzak kalmışım. Biliyorum, şu an onlarla vakit geçirerek kendime daha fazla haksızlık etmemeliyim ama elimde de değil. Birer şeytan bile olsalar, biraz daha vakit geçirmek istiyorum. Çünkü yakınlarında olarak, tanımaktan başka elimden gelen bir şey yok. Uzak kalmak, onları yeterince tanımadığım için kendimi suçlamamdan başka bir işe yaramıyor.
---------
2numaralıabim, 3numaralıabim ve bendne küçük olan erkek kardeşim parayı çok seviyorlar. Tabii hepimiz seviyoruz, ama onlar tapınıyorlar ve bunu; yani paranın kutsal bir şey olduğunu saklamaya gerek duymayacak şekilde seviyorlar. Tek tanrılarının, islam inancındaki Allah'ları olduğunu sanıyordum ama şimdi yanlarında yaşamaya, onlarla daha yakından etkileşime girdikçe kendim şahit olmaya başladım.
Bu onlar için çok acınılası. Çünkü para dışında başka bir dünyaları yok ve onların birbirilerini de kazıklama çabalarını gördükçe "iyiki bu dünyadan değilim" diyorum. Şükrediyorum.
---------
14-15 yaşlarındayken, abim tuvalete girdiğinde bende kapının altından abimin sikine bakardım. Bu izlemeler beni tahrik eden bir olay değildi. Hatta cinsel olarak en ufak bir uyarılmak dahi olsa hiçbir şey yaşamazdım. Ama bunu defalarca yaptığımı hatırlıyorum. Bunu yapma nedenim sanırım daha çok sokakta akranlarım arasında "TOP" olarak itilip kakılmanın nedenlerinden birini anlamaya çalıştığım bir dönemimdi ve abimle aynı cinsel organlarımızın olduğunu bilmenin verdiği bir rahatlık hissi yaşardım, bir erkek olduğunu bilmenin, erkek olduğundan emin olmanın verdiği bir huzur duygusu yaşardım.
---------
Sanırım 3-4 yaşlarındayken annem ablamın entarisini giydirip "çok yakıştığını" söylemişti. Bunu garip bulmamıştım, sanırım o da bana, daha çok "kadın veya erkek elbisesi giymenin çok da fark eden bir şey olmadığı" hissini yaşamamı istemişti. Güle oynaya giyip, giydikten 5-10 dakika sonrada güle oynaya çıkarmıştık.
---------
11-12 yaşlarındayken bi ergenin, bi köpeği mahalle camisinin bodrumunda siktiğini, bodrumun penceresinden izleyerek görmüştüm. Çocuk onu izlediğimi görünce beni taşla kovalamıştı. Mahalle aralarında kaçıp, dayak yemekten kurtulmuştum. Hafif karanlıkta köpeği siktiği görüntüsü ise hâlâ aklımda. Her sokak köpek görüşümde aklıma gelmese de tenha bir yerde yalnız dolaşan köpek gördüğümde aklıma birilerinin o köpeği sikmeye geleceği düşüncesi beliriyor.
----------
Çocukken, gecekondu olan 2+1 evimiz vardı ve kış aylarında hava çok soğuk olduğundan dolayı annem, babam ve 8 kardeş hepimiz aynı odada yatardık. 
Annem ve babam bizim uyuduğumuzu sanıp seks yaptıklarında, seslerinden anlıyorduk. Daha doğrusu ben anladığıma göre, benden büyük olan diğer kardeşlerimde anlıyorlardı mutlaka.
Bu durumları bana hep normal gelmişti.
----------
Babam öleli 16 yıl oldu. Geçen gün annemle, babam hakkında konuşurken, annemin babamı çok sevdiğini, özlediğini ses tonundan anladım.
----------
Hayatımda anne-baba figürlerinin, anne-baba için ayrılması gereken parça veya parçaların gerçek anlamda eksik olduğunu bilinçli olarak farkına geç vardım. İş işten geçmişti. Geçti, gitti. 
Zaten 8-9 yaşına kadar da ablamı annem sanırdım. Ablamın annem olmadığını, annemin ise aslında annem olduğunu anladığımda ise pek bir şey fark etmedi. Bunun nedenini bilmiyorum ama sanırım beni çok nadir sevdiğinden olsa gerek. Hiçbir zaman öpüp koklamadı, ben istediğimde ise alelacele bir şeyler yapardı. Bu yüzden ergenliğime kadar sık sık "ben senin oğlun muyum, ben sizin çocuğunuz muyum" diye sorardım ve o gülerek "yok, seni tarlada bulduk" diyerek geçiştirirdi, ama ben ciddi ciddi "sen bizim oğlumuzsun, tabiki oğlumsun" cevabını veya buna yakın bir cevap beklerdim lakin o hiçbir zamana bana böyle bir cevap vermedi. Her soruşumdan sonraki bu cevaplarında üzülürdüm. Hiç anlamadı. Ya da üzülüşümü umursamadı...
Onunla aramızda anne ve çocuk ilişkisinden çok, sıradan iki canlının etkileşimi vardı, annem öyle davranırdı bana. Hep öyle hissettim.
Şimdi çok yaşlandı. Sanırım 75 yaşını geçeli de bi kaç yıl oldu. Onu sarıp öptüğümde utanıyor, geri çekilmek, hatta kaçmak istiyor. Sanırım ona cinsel olarak bir şey hissettiğim için sarıldığımı, öptüğümü düşünüyor. Oysa sadece çok yaşlı ve herkes onunla saygısızca konuştuğu, bağırıp çağırdığı için acıyorum ve bu yüzden yalnız kaldığımızda ihtiyacı olan merhameti göstermek istediğimden sarılıp öpüyorum.
---------
Babamla da baba-oğul ilişkimiz hiç olmadı.
Hatta tek anım, ben 13 yaşındayken, onun elini tutup arkadaşlarıma yanımdaki yaşlı adamın babam olduğunu şımarık hareketlerimle belli etmek istediğim 1-2 dakikadan ibaret.
Bu zoraki trajikomik anımızdan başka anımız yok.
Belki de aynısını oğluma yaşatmak istemediğim için olsa gerek onu sık sık öpüyor ve sürekli sarılıyorum.
Hâlâ durup dururken onu öpmelerime, kendimi zorla öptürmeme, zorla sarılmalarımıza alışmadı ama olsun, ilerde bir gün mutlaka onunla baba-oğul ilişkisi kurmak istediğimi, eksik kalan ilişkimizi alelacele de olsa tamamlamaya çalıştığımı, tamamlamak için çaba harcadığımı anlayacaktır.
---------
Karımla barışıp, yaşamakta olduğu şehre yerleşerek onunla sapıma kadar heteroseksüel gibi yaşamak düşüncesine kapıldım. Belki onunla burada, bu bereketsiz şehirde, sığ insanlarla tıka basa dolu bu yerde, hayata daha olgunca bakmaya, daha tahammüllü yaşamayı öğrendiğim bu yaşımda, ona ve diğerlerine sabrederek sakin bi hayat yaşayabilirim. Etraftaki birbirini sikip duran onca insan gibi bir yaşam kurmayı bende deneyebilirim. 
----------
Eğer olurda karımla tekrar bir araya gelirsek ve ben buraya yerleşirsem, onunla bir ev arkadaşı gibi ayrı odalarda uyumayı, çok nadir iletişime geçmeyi, karımı hiç sikmemeyi ve eğer o cinsellik yaşamamızı isteyecek olsa (ki hiç istemeyecek) bile, tıpkı onun beni red ettiği gibi bende onu hep red edeceğim. Gerçi, bu konudaki tek katılığımı sadece çocuk yapmak karşılığında bozabilirim.
Çünkü çocuk sahibi olmak istediğim için evlenmiştim ve onun doğurganlığından yararlanmak, doğurganlığını kullanmak insanlığa iyi gelebilir.
----------
Buraya gerçek anlamda yerleşme amacım; oğlumla vakit geçirmek, o büyürken en azından etrafında onu seven, ne yaparsa yapsın kendi kararıyla yapması gerektiğini öğreten, onu bu anlamda her zaman destekleyen bir babası olduğundan emin olmasını sağlamak yalnız olacak.

Sonuçta bir şeylerin olup-olmayacağını veya nasıl olup-olmayacağını da ancak deneyerek görebiliriz.
Denemeden ne olacağını asla bilemeyiz. Hiçbir şey yapmazsak, hiçbir şey olmayacak, ama bir şey yaparsam mutlaka bir şey olacak.
Hem oğlumun etrafında olup arada bazen biraz yol gösterici, biraz arkadaş, biraz babalık da yapmam eminim ikimiz için de iyi olacaktır.
---------
Oğlumun hareketleri, konuşması veya davranışlarında bazen bi gariplik sezdiğim için gay olduğunu düşünmeye başladım. Hatta daha çok kadınların olduğu ortamda vakit geçirmeyi sevdiğini, bundan keyif aldığını, o ortamda bulunmaktan hoşnutluk duyduğunu fark etmeye başladım. Evdeyken dışarı çıkıp arkadaşlarıyla vakit geçirmek yerine, akşama kadar dışarı çıkmadan sadece hala'larıyla vakit geçirmeyi de tercih ediyor.
Öte yandan, eğlenme-vakit geçirme tarzı da diğer çocuklar gibi değil. 
Doğrusu oğlumun gay-bisexuel-homo vb olmasını istemem. Çünkü hayat yeterince zor ve bir eşcinsel-biseksüel-vsvs için hayat ekstra zor oluyor.
Ayrıca büyüdüğünde, daha bilinçli hareket etmeye başladığında, gay-ibne vs olmasının, hayatındaki "eksik baba" figüründen kaynaklandığını düşünerek yaşamasını da istemiyorum. 

Bana sarılırken biraz temkinli, biraz mesafeli yaklaşıyor ve ben "hiç samimi, içten bi sarılma değildi. hadi gerçekten sarılalım. böyle yapmacık olmadan" diyorum ve o sinirlendiğini, gıcık almaya başladığını saklamadan daha yapmacık sarılıp öpüyor.
Onun bana sinir olmasına, benden o anda bıkmasına-gıcık olmasına rağmen, gerçekten isteyerek sarıldığını hissedene kadar yanımdan ayrılmasına izin vermiyorum ve bu sarılıp öpme ritüelini devam ettiriyorum. Böyle anlarda daha çok dalga geçerek sarılıyor ve ben inat ettiğimi daha çok belli ederek ve söyleyerek "düzgün sarılıncaya kadar, beni içten sımsıkı öpünceye kadar bırakmam" deyince, o da bunu yapacağımı,  cidden "bırakmayacağımı anladığından" emin olarak, artık mecburi olarak içinden gelerek, biraz daha az bıkmış ama önceki sarılma ve öpmelerine nazaran daha samimice sarılıp öpüyor.
Bu durum, geldiğimden beri devam ediyor ve zamanla sanki aramızda, onun da hoşuna giden bir oyuna dönüşmüş gibi hissediyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

düşüncelerini kendine saklama, benimle de paylaş.