Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

17 Aralık 2015

Gel gel Sarışın'ım gel

(Bu yazıda; Sarışın bi adamla tanışmam, yiyişmem ve yiyişmem sonrasında benim yataktan ona aşık olarak çıkıyor olmamı anlatıyorum. 
Tabii haftalar süren gelgitlerimiz sonunda da klasik olarak dramatik bir sonla ayrılıyoruz. 
Tüm yazı özeti bu kadar. Yine de okumak istersen buyrun devam et. Ama bence zamanına yazık ediyorsun.)

Veeeee başladık:
Sarışın’la, geçen aylarda keşfettiğim, toplumun çoğunlukla sikli bireylerinin acil boşalacakları bir delik bulmalarını kolaylaştıran sohbet sitelerinden birinde konuşmaya başlamıştık. Oysa osbir çekmek en güzeli ya neyse..
Sitenin konsepti de gereği muhabbetimiz dolaysız, ne istediğimizi açık bir şekilde söyleyerek ilerleyince, birbirimizi görmeye karar verdik ve skype üzerinden ekleşerek kameralarımızı açtık.
(Zaten o sitede felsefe, edebiyat, politika, şiir ve sanat tarihi gibi Türkiye'de sadece bir kaç yüz kişiyi ilgilendiren şeyleri tartışacak değildik. Tartışmaya kalkışsak bile ben o tartışmalara girebilecek kapasitede biri değilim. Hem sitenin teknik alt yapısı ve kullanıcı adlarımız da buna izin vermiyordu.
Her neyse işte kendimi aşağılama kısmını geçecek olursak; birbirimizi görmeye karar verdiğimiz için skype'ta ekleşip kameralarımızı açacaktık.) Kameralarımızı açtık ve açıldığı ilk anda da birbirimize hayran hayran bakınıp durduk.

Çünkü ikimizde sadece skip geçeceğimiz birini bulma ilericiliğiyle hareket ediyorduk (yazışmaya başladığımızda böyle söylemiştik) ve işte eli yüzü hafif düzgün birine fit olmaya çoktan razıydık. Hatta sanırım o gün sadece yüzü düzgün olsa yeterdi bile. Çünkü ne de olsa, sik denilen şey yüze kalkıp, göte giriyordu..

Bunları derken sırf laf olsun diye demiyorum. Kendimi hep bildim. Ben bu basitlikte biriyim zaten. Yani, bazen öyle çok içli beklentilerim olmaz. Sadece tanışmak ve rahatlamak isterim o kadar. Özellikle de ruhsal olarak çok yorulduğum ve iyice karanlıklara daldığımı düşündüğüm zamanlarda.
Ya da aslında "depresyona girmeye başladığımı düşündüğüm zamanlarda" desem daha doğru olur. Yani depresyona girmemek için hemen birileriyle yatıp kalkarak bunu aşıyorum.

İşte bu anlarımda sadece seks yapacak biri olsun yeterdir de artardı bile benim için.

Evet, böyle. Bazen bu huyumdan dolayı kendimden nefret etmediğim olmuyor değil. Oluyor, hem de fazlasıyla kendimden nefret ediyorum. Zaten yapmak, söylemek kadar kolay değil, bunu yapamıyorum, beceremiyorum. Bunu siz de benden daha iyi biliyorsunuz..

Ama tüm bu seks arayışıma rağmen, yine de kendimi "mutlaka aramızda duygusal bir şeyler olacak" düşüncesinden de alamıyorum. Yani o kişiyle seks için yatıyor olsam bile, içten içe "o sihirli an gelip çatacak, ikimiz de birbirimize sırılsıklam aşık olacağız" diye düşünmekten geri kalamıyorum. Hele bu kişiyi de beğenmişsem ve o da aynı şekilde beni beğendiyse, beynime söz geçirmek imkansız oluyor.

Sanırım kafamın içinde bir yerlerde bu konuyla ilgili bir taş eksik. O taşı görüyor olmama rağmen, onu tutup ait olduğu yere yerleştiremiyorum. Yerleştiremediğim için olsa gerek; her 1 saat beraber uyuduğum kişiye, o saatin sonunda aptal bi şekilde aşık olmuş olarak uyanıyorum.

Üstelik bu öyle bir aptallık hali ki; eğer buluşmamızdan sonra onu arayıp sorarsam, ona ilgimi açıkça belli edersem, ondan hoşlandığımı açıkça ifade edersem, onun her halinin hoşuma gittiğini söylersem onun da benden hoşlanacağını ve yelkenleri suya indireceğini sanıyorum.
Hatta sanki, o da benden hoşlanmış ama ilk adımı benden bekliyormuş gibi davranmaya başlıyorum. Yani "küçük şizofrenik sancılar içinde kıvranıyorum" desem yeridir.

Ama işte tüm bu aptallıklarım bi işe yaramıyor. Tıpkı; yediğim elma şekerinin ardından, sapının elimde öylece kalması gibi bir durum yaşıyorum. Üstelik etrafta çöp kovası olmadığı için o sap elimde, öyle gezinip duruyorum..


Yıllardır bu tekrarları yaşamamın nedeni ise; tüm bunlara rağmen, bir göt yüzünden, herkese götmüş gibi davranma-mam gerektiği fikrine sımsıkı sarılmam.
Evet tüm bunlara rağmen akıllanmıyor gibi görünüşümün tek nedeni bu.. İşte yukarıdaki satırlarda kendisinden bahsettiğim taş, bi ihtimal bu olabilir..

Offf siktir et her şeyi, zaten illa derdimi anlatıcam diye edebiyat yapmaya çalışmaktan da yoruldum.
özetle; işte kameralarımızı açmış ve hayran hayran birbirimize bakıyorduk;  Onun masmavi gözleri, biraz koyu sarı saçları, saçlarının renginde hafif kirli sakalı vardı, benim de onun tersine koyu renk gözlerim, 13 yıldır temizlenmemiş soba borusuna kafamı sokup çıkarmışım gibi simsiyah saçlarım, kesmeye üşendiğim için uzamış 4-5 haftalık işid sakalım vardı. 
Kamera açıldığında, karşılıklı olarak aynı anda yazdığımız "oha" cümlesiyle ikimizde gülümsemiştik ve bu gülümsememizden de, karşılıklı olarak her anlamda iyi anlaşabileceğimizi düşünüp "hadi buluşalım" dedik ve bir saat sonra çıkıp bana geldi.

Evet, kameradaki adamın ta kendisiydi. Gözlerimizin fıldır fıldır dönmesinden dolayı onun da benden hoşlandığı belliydi. Gözlerine baktığım için, fıldır fıldır süzüşlerini görebiliyordum ama önemli olan kalpti. Onun kalbini bilmiyorum ama o kapıdan içeri girdiğinde benim kalbim milyon defa çarpmaya başlamıştı bile.
Sonra işte ayak üstü hal hatır sormaları bitirmiş, mutfaktan soğuk bir şeyler alıp içerken, birbirimizin yüzüne uzuun uzuun bakarak muhabbet etmeye başlamıştık.
Tüm cümlelerimiz erotik bir filmin sahnelerinden alınmış gibi buram buram seks kokuyordu, alt metinlerinde "hadi ilk önce sen beni öp" adlı küçük küçük notlar vardı. Gözlerimiz birbirimize dalıp gittiğimiz anı yakalamak için aniden birbirimizin yüzünde geziniyordu. 
Birbirimizi hayran hayran izlerken adem elma'larımızı saklayamayacağımız derecede uzuun bi şekilde yutkunuyorduk. 
off neyse, zaten bu kadarı fazlaydı ve yaklaşık 15 dakika sonra içecekleri siktir edip içerdeki yatağa geçmiştik.

Yatak faslı tabii şu bir kaç haftadır olanlardan daha güzel geçti.
Boşaldığımızda iltifatlar ardı ardına patladı, artık etkilerini kaybetmeye başladıklarında aynı yastığa başımızı koyup bir müddet tavana bakıp, açık pencereden içeri girip çıkarken vızıldayan sinekleri takip ettik. Duvardaki ölü sivrisinek lekelerine dalıp gittim.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama sonra kalkıp duş aldık. O duştayken ben buzdolabında dün geceden kalmış olan yemeği alıp ısıttım, oturma odasında yere gazete serip yemeği gazetelerin üzerinde beraber yedik, bir şeyler içtik, çok şey konuştuk akşam oldu ve ailesiyle yaşadığı için "gitmem lazım" deyip gitti.

Devamı: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/12/her-aktif-kendi-aktifini-buluncaya.html

Hiç yorum yok: