Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

6 Ağustos 2012

Belkide ne istediğimizden çok, ne istemediğimizi belirlemeliyiz. Hem belki hayat, o zaman bu sıkıcı sikimsoniklikten de çıkar

İşte bu ara kendimi aynen şu okumakta olduğun cümledeki gibi alakasızca, hiç olmadık yerde "bu ne lan" der gibi bir ruh halinde hissediyorum. Çünkü hayat insana; ne istediği şeyi veriyor, ne de istemediklerini verip onu yaşadıklarından sorumlu tutuyor. Böyle olunca da, insanın "ammına koyim böyle hayatın" diyesi geliyor. Zaten koya koya bi hal olduk, artık koysanda olmuyor koymasanda. Gerçi artık canım koymakta istemiyor. Çünkü koyunca bi bok değişmiyor. Ama keşke değişse, sabaha kadar koyar koyar dururum.

İşte böyle saçma sapan bir giriş gibi ilerliyor hayatım. Ne olacağı konusunda hiç bi fikrim yok, ne olmayacağı konusunda da. Bildiğim tek şey; siktiri boktan bi şekilde yaşamaya çalışıp, iş olsun diye etrafa sahte gülücükler fırlatıp duruyorum. Herkes mutlu olduğumu sanıyor ve "ne güzel ya hep gülüyorsun, her şeye rahatça gülebiliyorsun" adlı, içinde kıskançlık, çekememezlik, gizli bir karanlık yön bulunan cümleler kuruyorlar. Oysa kimse aslında "mutsuzken çok güldüğümü" bilmiyor. Hiç kimsenin mutsuzluğumu, aslında var olmayan bir mutlulukla kamufle ettiğimden haberi yok. Doğrusu bazen benim bile haberim olmuyor bundan. Bi bakıyorum söylenilen her şeye pişmiş kelle gibi sırıtıp duruyorum. Ben böyle sırıtınca da, sırıttığımı göreneler; alt metinlerinde çekememezlik cümlelerinin saklandığı "ne güzel yaa, hep gülüyorsun" adlı, o an ne olduğu belirsiz, ama aslında her şeyin ayan beyan ortada olduğu basit cümleler kuruyorlar.

Hayır bir tek, çevremdeki insanlarla, arkadaşlarımla ilişkilerim öyle değil. Bildiğiniz gibi; aşk denilen, ama asıl amacı istediğimiz zaman sex yapmak için uydurulan duygu yoğunluğuda bundan pek farksız değil. Çünkü bu aralar yaşadığım şeyin aşk olmadığından yüzdeyüz eminim. Çünkü aşk diye bir şeyin olmadığından da eminim. Çünkü canım sadece belaltımdaki koca yarrağı bi deliğe sokup rahatlamak istiyor ve bunu kendime itiraf etmeye korktuğum için burda yazıyorum.

Hayır aşk diye bir şey yok, artık buna cidden inanıyorum. Hatta her inanıp red edişimde bile tekrar tekrar inanıyorum; aşk yok.
Sadece; insanın sikinin kendisine başkaldırışı var. Yoksa başka bir şey değil bu ve bizler de, sikimizin bize başkaldırışının adına "aşk" diyoruz..

Evet söylediğim gibi; öküz herif'le de birbirimize aşık değiliz. Çünkü ikimiz de bir bedene dokunma ihtiyacıyla yanıp tutuşuyoruz ve bu yanıp tutuşmalarımız, hiç bitmeyen kavgalarımıza rağmen bizi birbirimize mecbur kılıyor. İşte öküz herif'le böyleyiz bu ara. Kavgalar hayatımızdan eksik olmuyor, olmayacak ve biliyorum, kavgasız geçen bir günümüzü de yaşamamış sayacağız. Ama işte bunu ikimizde bilmemize rağmen her defasında kavga ediyoruz. Hem de dolu dolu kavga ediyoruz. Öylesine yapay cümleler falan da değil, hani romantik kavgalar da değil, bildiğin "ananı sikerim"le başlayan cümlelerin başrolünde oynadığı kavgalarımız oluyor. Saatlerce kavga ediyoruz, saatlerce laf sokuyoruz birbirimize. Sonra konuşmayı birimiz yarıda bırakıp cevap vermeyinceye kadar bu halimiz böyle devam ediyor. Taki gün bitinceye kadar. Gün bitince kavgada bitiyor. Ertesi gün ise ikimizden biri, ve aslında genel olarak, dün karşısındakinin yüzüne cevap vermeyen kişinin "günaydın" mesajıyla yeni bir kavganın fitili ateşleniyor.
Ateşliyoruz birbirimizi ve saatlerce kavga ediyoruz. Mesajların biri gidip biri geliyor, telefon konuşmalarımızın biri açılıp diğeri kapatılıyor. Arada o kadar çok öfkeleniyoruzki birbirimize; hani tabiri caiz ise; o an birbirimizi yakalasak hunharca siker atarız bi köşeye..

Nedensiz, sebepsiz ve aslında belki de nedenlice ve sebeplice kavgalardır bunlar. Ama kimbilebilir ki? Hem ben anlatsam haklı olanın ben olduğumu göreceksiniz, o anlatsa haklı olanın o olduğunu göreceksiniz. Yani kimin haklı olduğuna bile, siz; kimi dinlediğinize göre karar verebiliyorken, ben de onunla aramızda kim haklı hiç bilmiyorum.
Ona sorsak "artık yoruldum kavga etmekten" diyor, bana sorsak "ama herşeyi konuşmak zorundayız, içimizde kalmasın" derim. Ben böyle diyince onunki daha masum duruyor. Çünkü o artık kavga etmekten yoruldu. Ama bende kavga etmek için yanıp tutuşmuyorum, bende kavgaya "onun dediği gibi ontolojik olarak bağımlı" değilim.

Evet vet, ona göre ben kavga etmeye "ontolojik olarak bağımlı olduğum için" sürekli kavga ediyormuşuz, zaten başka nedeni olamazmış. Ama bana göre kavga etmemizin tek nedeni onun bitmek bilmeyen arayışlarından başkası değil. Çünkü her defasında karşıma "bir çift ayarladım gidip şunlarla yiyişelim, bomba sarışın bi çocuk ayarladım bu akşam gidip şunu sikelim" teklifleriyle çıkıyor. O böyle diyince benim de tepemin tası atıyor. Tıpkı dün attığı gibi ve tepemin atan tası yüzünden de ağzıma geleni sayıyorum..

Aslında bi yandan ona da hak vermiyor değilim,. Çünkü sonuç olarak; o da çoğu eşcinsel gibi karşısına çıkan herkesle yatmak zorunda hissediyor kendini. Tıpkı benim eski hallerim gibi.
Oysa böyle değil. Sırf eşcinseliz diye karşımıza çıkan herkesle yatmak zorunda değiliz, sikimize karşımızdakinin bokunu bulaştırma zorunluluğumuz yok.
Aksine; gayet güzelce, bana göre medenice, ona göre yobazca yaşayıp gidebiliriz.
Ama yok işte, amına koduğumun çocuğu, karşısına çıkan herkesin yarrağını, götüne sokmaya mecbur hissediyor kendini ve durum böyle olunca da 2 dakka yerinde duramıyor. Her 2 günde 1, bu konu yüzünden kavga etmemize rağmen, 2gün sonra bana yeni çift teklifleriyle geliyor, bende her defasında mantık denilen sikimsonik çerçeve içine sığacak kelimelerden, dilimin döndüğü kadar akıllıca cümleler kuruyorum.
Ama olmuyor, anlatamıyorum.
Hem artık sıkıldım bu oyundan.
Ben artık; sadece beni seven ve beni sevdiği için, bana kendini siktiren biriyle sikişebileceğim bir hayat istiyorum..

işte görüyorsun, ben; ne istediğimi biliyorum; ama etrafta bu kadar sex varken, istediğin şeyi bulsan bile onu alamıyorsun. Çünkü etrafta bu kadar sex varken; gücüm onu almaya, ona sahip olmaya yetmiyor ve biliyorum yetmeyecek de.

8 yorum:

İçimdekigay dedi ki...

Hep daha iyisini bulma, daha iyisi ile yiyişme arzusu arayışlara sevk ediyor...Eskisi gibide değili ortam her yerde bar, herkesin evinde internet, birini bulmak da çok kolay oldu. Aşk yerini sekse bırakıp tatile çıktı anlaşılan.

özge dedi ki...

aşk diye bir duygu var ama aşksız seks yok. var olunca da platonik aşk oluyor zaten. neyse... biz eşcinseller diye söze başlayıp devam ettiğin cümleler aslında biraz beni rahatsız etmedi değil. genellemelerden oldum olası haz etmem. isteyen istediği gibi yaşasın eşcinseller şöyle yapsın demek doğru gelmiyor. sen tek eşli bir hayat istersin diğeri çok eşli bir açık ilişki ister. her şey olağan olabilir.

bence bu noktada ilişkin açısından kendini sorgulamalısın. madem sevgilin tek eşli bir hayat sürmek istemiyor ve sen de medeni bir hayat sürmek istiyorsun neden bu ilişkiyi bitirmiyorsun? yanız kalmak istemiyorum deme başkasını çok rahat bulursun biliyorsun...

Hayat_Erkegi dedi ki...

@özge'cim aslında genellemeleri bende sevmem. hatta genellemeleri geç, bir konu veya kişi hakkında kesin konuşmayı bile sevmem. ama işte yazarken bi anda oluyor. kelimeler ardı ardına diziliveriyor. sonra dönüp bakıyorum cümlenin akışına göre o an içimdeki kızgınlığı açıklıyorlar, bende karışmıyorum. öylece bırakıyorum.

ilişkinin gidişatı anlamındaysa, bilmiyorum işte. onunla konuşmadığımız hiçbir şey kalmadı, ama işte her defasında dönüp dolaşıp başa geliyoruz. ne o beni bırakabiliyor, ne ben onu terkedebiliyorum. öyle dönüp dolaşıp bakınınca, kendimizi; birbirimizi kucaklarken buluyoruz.

terketmek en kolayı, çünkü bu konuda çok fazla deneyimliyim. terkedilmek konusunda ise; sanırım terkedilmenin nirvanasını bile yaşaıdm. ama işte olmuyor. terkedemiyoruz birbirimizi. üstelik dün gece yarısı onunla yazışırken "benimle evlenir misin?" diye sordum, o da hiç uzatmadan "evet" bile dedi. yarın görüşücez, bakalım sonumuz nereye doğru ilerliyor. yani kafam bi milyon. alır mısın?

özge dedi ki...

çoktan aldım bile fark etmedin mi ?

özge dedi ki...

bu arada genellemeler noktasında böyle düşündüğünü biliyorum. sadece farklı yazmana şaşırmıştım. haklısın netlik kesinlik diye bir şey yok "hiçbir konuda" yok...

gasilhane dedi ki...

Son cümle Gia'dan galiba, beni de çok etkilemişti. Gia Carangi.. Bir odadayken odanın sadece içindekileri görürsün, dışındakileri göremezsin ya onunki de öyle bir umutsuzluktu. Aşk var mı. Bilmiyorum. Ama odadan çıkmadan dolu dolu bilmiyorum diyemem..

Hayat_Erkegi dedi ki...

@gasilhane evet Gia'dan. Zaten bak sayfanın en altında o cümlenin tamamı var. o cümle hep ordadır.

gasilhane dedi ki...

Oha çok dikkatsizim.

Çok bi tecrübem varmış gibi konuşcam şimdi: Bence siktir et gitsin. Herkesi herşeyi. Bırak git yani, hiç olmamış gibi yap. Canını sıkan her şeyde. Bakkal canını sıkıyosa onunla hiç tanışmamışsın gibi başkasına git.