Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

18 Aralık 2010

Götünde ağırlığınca silah olunca, cinsiyetin maganda oluyor.

Bu yazı, şu yazının devamıdır: ŞU YAZI

Bi kaç gün güzel vakit geçiriyorum silahımla. 15 yaşımdayım ve belimde, sağ kalçama batıp çıkan ağırlığımca ve üstelik dolu bi silah var. Fazla kurşunları eve yakın bi yerlerde saklamışım ve ortada silahla dolanıp duruyorum. Silah götüme girip çıkarken kendimi daha erkek hissediyorum. Sikim değil ama, silahım beni daha erkek yapmış. Etrafta herkese ters ters bakınıp duruyorum, abime bile gider yapıyorum. Daha önce kendi içimde boş ver diyerek atlattığım fırçaları ibne laflarını, artık silahım olmasından dolayı bazen cevaplayarak def ediyorum ve kendimi gayet iyi hissediyorum. Sikim umrumda değil, ama silahıma güveniyorum. Sonra dayanamayıp bi gün şehir dışında boş bi yere gidiyorum o arkadaşımla. Bana silah sıkmayı öğretiyor. Yol kenarındaki tabelalar delik deşik olmuş. Birde üzerlerinde ilanı aşklar edilmiş kalpler var bol bol. Tuhaf olan şuki, insanlar nefretlerini ve sevgilerini aynı tabelalarda dile getirmişler. Nefrette, sevgide çok yoğun yaşanılan duygular olduğu için olsa gerek aynı yerde tabelalarda varolmuşlar. Ama hiç kimse bilinçli olarak yapmamış bunu ve sanırım hiç kimse farkına varamayacakta.

Arkadaşım, kalpleri hedef almamı söyleyerek ateş etmeme yardım ediyor ve ateş ediyorum. O heyecan, o adrenalin, o ne olduğunu bilmediğim gizemli duygu hiç bir şeyde yok. Daha önce hissetmemiştim. Erkek oldum, silahım var ve ateş ediyorum. Kurşunlar tabelalardan geçip yokluğa karışıyorlar ve ben her kurşunda daha bi erkek olmaya başlıyorum.
Sonra ayrılıyoruz, silahım belimde eve geliyorum. Hiç kimse belimde bi silah olduğunu bilmiyor, bende çaktırmıyorum zaten. O yaşımda da zayıf olduğumdan dolayı,  kilolu görünmek için bol elbiseler giyiniyorum. silah arada götüme girip çıkarken canımı yaksada, dışardan belli olmadığı için kimse çakmıyor. Gece uyurken yatağımın altına saklıyorum, ama pek sık eve götürmeye cesaret edemiyorum. Dışarda bi yerlere saklıyorum. Ertesi gün büyük bi heyecanla gidip alıyorum ve belimde silahım varken erkekleşip sokakları dolaşmaya devam ediyorum.
Sonra yine bu ibne lafını işittiğim günlerden bi gün kendimden yine nefret ediyorum, oysa ne güzel kaç gündür alışmıştım bedenime, kendime, her şeyime, hatta özgüvenim vardı. Erkek olmuştum. Ama hayır demekki olmamışım ve hiç bir zamanda olamayacağım. Ne yaparsam yapıyım, nasıl yaşarsam yaşıyım abime göre ibnenin teki olacağım. Zaten allahda beni bi başıma bırakmış, zaten kimse dönüp yüzüme bakmıyor. Böyle böyle bu düşünceler, yine beynime işlemeye başlıyorlar ve beni alt ediyorlar. İşte böyle tekrar bunalımlardayken silahı alıp eve geldim..

Eve geldiğimde hiç kimse yoktu, yapayalnızım, aynada yine kendime bakıyorum. Oysa bakın benimde sizinkiler gibi kara kaşlarım, kara gözlerim var. Ten rengimi sevmememe rağmen sizinki gibi esmer bi tenim var diyorum kendi kendime, saçlarım aynı sizinki gibi, ellerim, ayaklarım falan hepsi aynı sizinki gibiler. Hadi bunları geçtim, bakın benimde pipim var diyorum kendi kendime. Kendimi bu aileye, bu insanlara bu topluma ait, bu toplumdan biri gibi saymak için bedenime bakıp bahaneler üretiyorum. Bahane olduklarını farkediyorum. Çünkü pipimin başı da önüne düşmüş, o bile benden utanıyor sanki. Oysa böyle olmamalı, o'nun başı önüne eğik olmamalıydı, baş kaldırmalıydı diyorum :))
(tamam burda şaka yaptım yahu, çok fazla gerilim oldu diye araya espri katıyım istedim, durun ciddiyete geçiyorum.)

Pipime bakıyorum, aynadan, taşşaklarımı avuçluyorum farkı yok gibi diğer erkeklerden. Yani herkeste olan bende de var. Tabi o zamanlar bende olanın herkeste olamayacağı fikri aklıma gelmiyor. Pipime bi daha bakıyorum, güzel diyorum ve hatta pipimi seviyorum. Avuçluyorum ve belkide yanlış bi bedendeyim, belkide başkasının olmalısın diyorum kendi kendime. Sonra silahı alıyorum elime ve içimden "aslında her şeye rağmen yanlış bi bedende, yanlış bi aileye, yanlış bi topluma ait olarak yaşıyorsun" diyorum kendi kendime.

Çünkü inandığım din bile, beni daha en başından dışlıyor, allah dediğim yaradan bile, beni bi erkek bedenini arzuladığım için binlerce yıldır lanetleyip duruyor. Bu daha kötü ve çoğu zaman beni kahreden de bu oluyor?
Tanrı neden, yarattıklarına lanet okusun ki?
Yoksa tanrı içimizden biri mi?
Yoksa tanrı diye inandığımız şey, aslında bi insan mı ki, lanet okuma gibi insani bir duygusuyla, yarattıklarına sesleniyor?
Anlamıyorum, anlamak istemiyorum. Ve düşünmeyi bırakıyorum. Silah hala elimde, ne yapacağımı biliyorum aslında, ama hala bi işaret bekliyorum, hani bi mucize, ufacık bi bahane. Ama yok, hiç bir işaret yok. Duvarlar dile gelsin diye duvarlara bakınıyorum, aynadaki aksime bi daha bakıyorum, bakıyorum bakıyorum bakıyorum...

Evet çıplak, zayıf cılız bi beden, elinde kendisinden bile ağır bi silah ve boş boş kendine bakıyor. Sonra gözlerim bedenimde bi daha dolaşmaya başlıyor, her tarafıma, her milimime adeta. Hala bi işaret yok. Silah iyice ağırlaşmaya başladı, kaldırıp başıma tutuyorum. Aynada kendime bakarken aslında, elinde bu silah tutan kişi ben değilim diyorum. Her şey tamamda, sırf seni kabul etmiyorlar, onlardan biri değilsin diye kafana sıkacak değilsin ya" diyorum kendi kendime. İşte o anda kocaman bi boşluktan aşşağı yuvarlanıyorum. Her şey anlamını yitiriyor...

Devamı için tırtıkla...

5 yorum:

zihin dedi ki...

Ama bu filmin en heyecanlı yerin de elektiriklerin kesilmesine benzemiş :=)

zihni dedi ki...

Sen farkındasın anlıyorum, ince nüanslardan belli, tabuların ırzına geçiyorsun, eline diline beline kuvvet:)

Bir belgesel gibisin. Empatik kıvamdaki "deneme" türü anlatımlarında zerre ön yargı sezilmiyor.
Tanrı sana karşı çok mahcup.
Gelenekçilerin nasırlı anlakları seni okuyunca kadifeye dönmüyorsa namerdim.

okurların sanırım sadece eğleniyorlar.
Ama Ben ve belki de çok azı aynı zamanda düşünüyor ve ikna oluyoruz alışılmamış farklılığına....

Bilge dedi ki...

Ayıp ama yaaa...

Hikaye bitene kadar bekliyorum yorum yapmak için.

Kıreyzi Görl dedi ki...

Hiç heyecanlı bir yer değil. Olmamış. Çünkü ölmemişsin. Bunu biliyoruz. Kıskıs.

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Zihin elektrikler geldi :) yazı bitti

@Zihni :) kesin güzel şeyler yazmışsındır. Belki iltifat falan ediyorsun sağol ^_^

@Bilge hikaye bitti. Yorum penceresi senindir =)

@Kıreyzigörl :))