Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

23 Ekim 2019

deliliğini afişe etme isteği

Son zamanlarda hayatımda bi' sorun yokmuş gibi yaparak, her şey yolunda ve muhteşem bir hayatım varmış gibi bir görüntüyü sokağa yansıtarak yaşamaktan yoruldum.
Oysa hayatımdaki çoğu şey yolunda değil, çoğu bok gibi ve canım çok sıkılıyor. Örneğin; tamamen sıfırı tükettim. Hatta bu dönemimde Canımıniçi ve bir kaç arkadaşım olmasa, sokakta yaşamaya başlayacaktım. Bu iyi bir şey değil.

Örneğin; haftada bir oğlumla konuşmak dışında geleceğine yatırımım yok ve bu durum umrumda bile değil. Ne bileyim işte, bi şekilde yaşıyor ve annesi onun tüm sorumluluğunu aldığından bu yana aslında kafam rahat.
Ama bazen tüm bu rahatlık bile canımı sıkıyor. Çünkü onun aslında babasız büyüyor olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Umarım büyüdüğünde yaşayacağı mutsuzlukların nedeni olarak beni görmez.

Örneğin ailemle ilişkim gittikçe düzeliyor mu, yoksa aslında tamamen kesiliyor mu emin değilim. Ama şundan eminimki, artık aile bağımızdan dolayı kimsenin bana istediği gibi hesap sorma yetkisi olmadığını herkes kabullendi. Kabullenince ise, herkes kendi hayatını kurmaya başladı. Bu da iyi bir şey olmasına rağmen, bu konu hakkında düşündüğüm zaman içimde bir burukluk, bir kırgınlık hissi oluşuyor. Bunun nedeni, bir aile olarak parçalanmış olmamız olabilir. ve aslında parçalayan da benim. bu beni üzüyor, üzüldüğüm için de ayrıca üzülüyorum.

diğer bir konudan daha bahsedecek olursam; düzgün bir işe giremiyorum. düzgün bir iş ne onu da bilmiyorum. bu iş olaylarını çözemedim. düzenli bir işde çalışıyor olduğumu göstermek için sevmediğim yerde, sevmediğim insanlarla çalışmaya devam etmenin düzenli olması da canımı sıkıyor. oysa insan para için bile olsa sevmediği yerde, sevmediği insanlarla vakit geçirmemeli.

Neyse işte; yukarıda yazdıklarım gibi onlarca şey canımı sıkıyor ve durum şu ki; tüm bu yolunda olmamazlık da umrumda değil aslında. Ama neden bu cümleleri yazasım var ve yazdıkça da devam edecek gibi bi ruh haline büründüm bilmiyorum. sadece yazınca biraz daha iyi hissetme umuduyla yazdım. çünkü biliyorum. tüm insanlığın canı sıkılıyor.

Bunların dışında ise, Canımıniçi ile önemli önemsiz hemen hemen her konuda çok fazla kavga etmemize rağmen ayrılamıyoruz ve bu iyi bir şey. Çünkü onunla olan karşılıklı ilişki durumumuz artık sik ve göte dayalı bir ilişki değil, birbirini seven iki insanın, birbirine verdiği değere bağlı hâle geldi.
Evet bu böyle. Üstelik eski halinden tam kurtulmuş olmasa bile, bana karşı olan davranışlarının çoğunda artık yapmacıklık yok ve bu, bana onun beni sevdiğini düşündürtüyor. İçten içe böyle hissediyorum, hissettiriyor. Bende onu sevdiğimi biliyorum ve bunu ona hissettiriyorum. (şimdi yazarken fark ettim; bu aslında iyi bir şey ve belkide şu sıçtığımın hayatını çekebiliyor olmamın nedeni bu olabilir. yani sevdiğimi bilmek ile sevildiğimi bilmek durumu; hayatı, tüm bu keşmekeşliği, bıkkınlığı, sıkılganlığı yapaylığı benim için çekilir kılıyor..)

Tüm bunların toplamında ise; yinede her şeyi siktir edip, huniyi kafama geçirip sokaklarda öylece gezinmek istiyorum.
İşe yarar gibi değil, öyle bomboş biri gibi, işsiz güçsüz hiçbir boka yaramayan ama yinede yaşayıp giden biriymişim sokakları gezmek, yorulduğum zaman olduğum yere oturup, yorgunluğumu atıncaya kadar oturduğum yerde öylece kalmak istiyorum. Sanki sadece hunimle mutlu olabilir mişim gibi hissediyorum. Kimbilir belkide hepimiz bir anda hunilerimizi takıp sokağa çıkmalı ve tüm bu yolunda giden her şeyin aslında yolunda olmadığını birbirimize göstermeliyiz.

Çünkü bu dünya sağlıklı biri olmak ve sağlıklı kalmak için çabalayan sağlıksız insanlarla dolu. Ben onlar gibi değilim.
Ben sizin gibi değilim.
Ben yanınıza gelince sağlıksız olduğunuzu fark etmekten yoruldum.
Ben uzaktan bakınca da sizin sağlıksız olduğunuzu anlamaktan yanayım.
Sağlıksız olduğunuzda, sağlıksız biri olduğunuzu sere serpe göstermenizden yanayım. Çünkü öteki türlü hayatı yaşamaktan yoruldum.
Tüm bu sağlıklı biriymişim gibi görünmek üzere kurgulanmış dayatılan gündelik hayattan yoruldum.

yani sağlıklı değilken, sağlıksız olduğumu göstermekten çekinmeden yaşamak istiyorum. Çok şey değil istediğim, ama biliyorum istediğim gibi, tarif ettiğim gibi yaşayınca da sistemin dışına tamamen itilmekten korunmak için, sanki hiç yorulmamışım gibi yaşamaya devam ediyorum. Oysa bilin istiyorum. Yorulduğumu, yorgunluğumu bilin istiyorum.  Yoruldum, yorgunluğumu saklamaktan, kendi kendime herkes için düşünmekten, herkesten ve her şeyden yoruldum.
Tüm rollerden, tüm sağlıklı görünen insanlardan yoruldum. Beni yoruyorlar. Dünya bu şekliyle bir cehennem ve çekilir gibi değil. Ama çekmekten de kaçmak istemiyorum. İstediğim tek şey, dünyanın beni yorduğunu göstermek. Ama deli ilan edilmeden göstermek. Çok şey değil istediğim. Sadece sağlıklı biri olarak yorulduğumu afişe etmek istiyorum.

21 Ekim 2019

bir şey aramak

16 Ocak 2017, saat 21:49'da not olarak şunu yazmışım "Eski ben ile şimdiki ben’i düşündüm. O sürekli sevilmek isteyen ve etrafta sevmek için birini arayan beni."

Yukarıdaki notu yazmamın üzerinden nerdeyse 3 yıl geçmiş ve çok şükürki, artık sevilme duygum o kadar yoğun değil. Bununla beraber sevme duygumda da düşüş var. Yani özetle; artık, sürekli sevilmek ve sevmek için yanıp tutuşmuyorum. Sönmüş bir volkan gibiyim ve biliyorum ki; asla faaliyete geçmeyeceğim. Çünkü hem kendime, hem hayatına girdiklerime zarar veriyordum.
Tabii en başta kendime zarar verdiğimi söylemeliyim. Sırf kendime zarar vermemek için bile olsa o duygudan kurtulduğum için çok mutluyum.

Bu adsız duygudan kurtulma serüvenim ise kolay olmadı. Canım çok yandı, çok can yaktım.
Ordan oraya savrulmalarım, sürüklenmelerimin ne kadar yorucu olduğunu bi ben bilirim, bi de allah. Bu yolda beni yalnız bırakmayan ve her an yanımda olduğunu, beni hiçbir zaman yalnız bırakmadığını bildiğim allah. Her bokumu biliyor ve yediğim her boku onayladı. Çünkü tüm kararı bana bırakmıştı ve sonra anladımki; aslında o onaylamıyor,  onaylamak yerine bana "bu sadece senin hayatın ve canı yanan da sensin. Ben ise yanında öylece seni izlemekten başka hiçbir şey yapmayarak, savrulduğun yere seninle beraber gelip düşüşlerini, düşüşlerinin ardından yine ayağa kalkmalarını, sonra tekrar düşüşünü, ardından tekrar ayağa kalkmanı izleyip, o sıradaki bakış açını ve kendine isyan ediş tarzını not alıyorum" diyor.

Bunu anladıktan sonra, yani yukarıdaki notu yazdıktan tamda 1 yıl sonraki düşüşümün ardından tekrar ayağa kalkarken "nerde lan bu beni sevecek insan, nerde lan seveceğim insan" diye allah'a kafa tutarken anladımki,  allah çok sabırlı ve ben aslında onu bir insan gibi düşündüğüm için onunla konuşmaya çalışıyordum. oysa allah insan değildi. allah sadece allah'dı. yaratmış ve izlemeye başlamıştı.

böyle düşünmeye başladığım günlerde "allahım içimdeki bu enerjiyi başka bi şekle çevir, ya da tamamen yok et" diye dua etmeye başladım. çünkü etrafta deli gibi dönüp dururken, asıl istediğim şeyin ne olduğunu bilmediğimi kabullendim. kabullendim ve rahatladım. rahatladım ve sakinleştim. aramayı bırakıp, kendi içime çekildim. kendi içime çekilip, kendime zaman ayırmaya başladım. kendime zaman ayırınca da işte böyle sakin ve daha mantıklı birine dönüştüm.
beni mantıklı birine dönüşmem gerektiğine inandırdığın için sana şükürler olsun allahım.

16 Ekim 2019

yorgunum ve bilmediğim bi yere gitmek istiyorum

İnsan yeni bir bilince ulaşınca mı yaşlanıyor, yaşlanınca mı yeni bir bilince ulaşıyor ve tüm bunları siktir et; yeni bir bilince nasıl oluyor da ulaşıyoruz? 
Bu aralar bunları merak ediyorum ve merakım yüzünden kafamın içi, fırtınalı bir havada denize düşmüş kişinin, kocaman dalgaların küçücük bedenin üstüne düşüp durmasına rağmen sakinliğini korumaya çalışırken bi yandan da suyun yüzeyinde kalma çabasından başka bir şey değil. 

Önceki yıl yaşadığım ilk "gerçekliğe bağlanma halim"den bu yana çok şey değişti. Özellikle son 2 aydır bu durumu üst üste o kadar çok yaşamaya başladım ki, bu konuda sakinliğimi yer yer korumayı başardığım için bu duruma karşı bi alışkanlık halim bile peyda oldu diyebilirim. Hatta yer yer bu konu üzerinde düşünmeye başladığım anda "acaba şimdi yine o ruh halini yaşayabilir miyim?" diye içimden geçirirken, gerçekliğe bağlanmaya başlıyorum ve bulunduğum mekândan kopup tüm bedenimi kaplayan ama sol tarafımı daha çok baskı altına alan bi karıncalanma durumu yaşanıyor. Bu karıncalanmayla beraber, artan korku ve neler oluyor hissiyle beraber, bi yandan bilincimi kaybetmemeye odaklanarak, karıncalanmanın yoğun olduğu sol elimi kıpırdatmaya, parmaklarımla bi yerlere dokunmaya çalışıyorum. ama dokunurken hissettiğim şey tam bir dokunma değil ve hatta nasıl bir dokunma olduğunu şu an hatırlamıyorum bile. 
Ama şunu biliyor ve tam olarak hatırlamasamda eminim ki; farklı bir dokunma deneyimi yaşıyorum. Dokunmanın farklı bir hissini yaşıyorum. Yani şu an tuşlara basarken yaşadığım dokunma deneyimi değil, ruhsal ve fiziksel olarak farklı bir dokunma deneyimi.

Tüm bu yaşadığım deneyim her ne ise umarım bi an önce iyice alışır ve kendimce bunu çağırıp gönderirken, ne olduğunu da çözmüş olurum. O güne kadar ise kendimdeki bu şeyi anlamış,  başka insanlarda yaşıyorlarsa, onlar için de anlaşılır bir şey olarak onlarada sunmuş olurum.

------------

Bu belirsiz can sıkıcılıktaki konuyu geçip, herkes gibi akıp giderken yaşadığım hayata dönersek; Canımıniçi ile aynı eve yerleştik ve işte güzel güzel yaşayıp gidiyoruz. Gerçi çok da güzel diyemem, çünkü bazen birbirimize karşı çok kırıcı da olabiliyoruz. 
Bu gerekli mi gerekiz mi önemsiz, ama şu bi gerçekki; o an ne hissediyorsak bunu en yalın haliyle, ilk haliyle hissettiğimiz andaki rahatlıkla dile getiriyoruz. Yani; kemiksiz dillerimizin üzerine gelen halleriyle, yani hiç ama hiç düşünmeden, beynin en ilkel kontrollü haliyle çat diye karşımızdakinin kulaklarına döküveriyoruz. bıçaktan keskin cümlelerimizi.  

Bu bıçaktan keskin cümleleri birbirimize salladıktan sonraki anların bazılarında, her şeyi olduğu gibi bırakıp onu terketmek için yanıp tutuşmaya başlıyorum ve giyinmeye başladığımda beni durduruyor. Tabii bende o gitmek istediği zaman onu durduruyorum.
ve tüm bunlar bazen beni çok yoruyor.