Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

11 Aralık 2017

Travesti Sesli Cadı, Tiz Sesli Sevgilisi, Devasa ve Zemzem Üzerine

Okula gelişimin ilk günlerinde (hatta sanırım ikinci günündeydi) yapacak daha iyi bir şey olmadığı için, öğrenci işlerinin önündeki merdivenlere oturmuş, içerden aldığım kahveyi yudumluyordum. Bu kahve sanırım 2 veya 3'üncüsüydü. Çünkü okul yönetimi, öğrenci kayıtlarının olduğu hafta olmasından dolayı, aileleriyle gelenlerin gözlerini boyamak için beleş kahve ve kurabiye standı kurdurmuşdu. Bende oldum olası beleş şeylere dayanamayan biri olduğum için, standdan hakkımı fazlasıyla alıyordum.

Hem zaten az önce aşağıdaki kafe'de görmüştüm, 35 gram'lık beyaz peynir, iki parça domatesle, yarım salatalığın yanına bıraktıkları 3-5 zeytin tanesinin adını "kahvaltı tabağı" koymuş, üstüne de "sadece 15 TL" yazmışlardı. Doğrusu bu zihniyete para verecek aklım yoktu ve bu yüzden, standdan aldığım bi tabak kurabiye ve kahveyle dışarı kaçmış bulunuyordum.

Dışarda bu üçüncü kahveyi yudumlarken, iki kız geldi ve konuşmaya başladık. Nerdensin, ne okuyacaksın falan filanlı o günkü soru cümlelerinin sahip olduğu bir sohbet devam etti gitti.
Kızlardan birinin sesi, gece çalılıklar arasında fuhuş yaparken, etrafı kontrol etmekte olan polislere yakalanınca, kodese tıkılıp, sabaha kadar yeni yetme abaza polislerin tecavüzüne uğramaktansa, götürülmekte olduğu polis arabasında arbede çıkarıp, karakola gitmeden ekip otosunda iyice bi dayak yedikten sonra yol kenarına atılmayı daha cazip gören travestilerinki gibiydi. 

Doğrusu sesi hakkında bunları anlık olarak düşünüp geçtim. Yani o an çok takılmadım. Çünkü benim sesim de Hz. Davud'unki gibi değil, daha çok imüğü sıkılmakta olan fazlasıyla nezle bir punch lezbiyeninki gibi tizdi. Yani onun sesinin üzerinde durmam için, önce kendi sesime dönüp bi bakmam gerekiyordu. 
Neyse işte, onun travesti tonlu sesini kafama takmadım ve muhabbetimiz devam edip gitti. 
Ne kadar konuştuk, neler konuştuk, sonrasında sohbeti nasıl sonlandırıp ayrıldık bilmiyorum ve zaten o günkü konuşmamızın tamamını da onunla beraber unuttum gitti. 

Unutuşumun üzerinden 2 ay geçmişken bi gün ders notları için kurulmuş olan gruplardan birine "ingilizce bilen birileri yardım edebilir mi" dedim ve o sırada biriyle konuştuk. 
Whatsapp profilimdeki fotoğrafa bakınca, beni tanıdığını ve daha önce tanıştığımızı, nasıl tanıştığımızı falan da söyledi. Evet bu kişi, o Travesti Sesli Kızdı. 
Tabii o söyleyinceye kadar hatırlamadım. ama öyle bir tanışmanın gerçekleşmiş olduğunu anımsadım ve "evet hayal meyal hatırlıyorum" dedim. Konuşmamız, ertesi gün buluşmak üzere sözleştiğimiz için sonlandı.

Ertesi gün okulda yazıştık, ders çıkışında ise kütüphanede buluşmayı kararlaştırdık. Kütüphane'ye gittim ve kapıda karşılaşınca da yüzyüze tekrar tanışmış olarak, onun oturduğu masaya geçtik.

Masasının yanında bir masa daha vardı ve okuldan beğendiğim bir çocuk oturuyordu. Ona hafif içim geçerek bakıp, Travesti'ye kendimi verdim ve tam bu anda Travesti "bu çocuktan çok hoşlanıyorum, o yüzden buraya oturdum" dedi kulağıma. Ben de gözlerine bakıp "bende onun yanında bi arkadaşı var, biraz onu çekici buluyorum" dedim ve Travesti bana şaşırmış olarak uzaklaşıp "ciddi misin" dedi. Ben de "evet. hem kadınlardan, hem erkeklerden hoşlanıyorum" dedim ve onun şaşırmış olmasının etkisi geçmek bilmeyince "derse dönelim mi?" dedim ve ders çalışmaya başladık.

O ingilizce konusunda benim için bir şeyler yazmaya, arada ise sürekli telefonundan birileriyle görüşmeye başladı. Zaten oturduğum andan itibaren böyleydi ve ders çalışmak için buluşsak da doğru dürüst, derse kendini vermeyince biraz sıkılmıştım. Aradan 5 dakika geçmiştiki, yanımıza Devasa bi kız arkadaşı geldi ve Travesti, hemen ona dönüp "senin de ingilizcen iyi, sen anlatır mısın" dedi, bana da "ya bi işim çıktı, hemen gitmeliyim Devasa anlatsın" dedi ve kayboldu gitti. Ben de kıza ayıp olmasın diye 2-3 dakika anlatmasına izin verdim ve sonrasında "bugünlük yeter, ben bunlara biraz çalışayım" dedim ve defter kitap neler varsa toplayıp çıktım.

Ertesi gün Travesti'yi yakalayıp, beni hiç muhabbetim olmayan, selamlaşmadığım ve adını bile bilmediğim biriyle emri vaki bi şekilde orda öylece bırakıp gittiği için bi güzel payladım. O da özür diledi ve muhabbetimiz orada kapandı gitti.

Aradan bi kaç gün geçtikten sonra ise, ben de Hukuk deslerine girdiğim için mecburen yine selamlaşmaya başladık ve onun inatla yakın olma çabalarına da kayıtsız kalmadım. Selamlaşmamız bazen yanyana oturmamızla da tamamlanınca, bana "erkek arkadaşım var ama ben aslında geçen gün sana kütüphane'de gösterdiğim çocuktan hoşlanıyorum. onunla tanışmalıyım" dedi. 
Durup "o zaman erkek arkadaşından ayrıl, boşuna çocuğun zamanını alma" dedim ve bunun üzerine tartıştık. Yaptığının doğru olmadığını söylesemde "ama onunla da yeni tanıştık, daha 2 haftadır çıkıyoruz ve beni çok seviyor. ben ise daha emin değilim ve o çok iyi biri olduğu için teklifini kabul ettim" dedi.

Tam bir cadıydı, bu yüzden  "sen bilirsin. ama bence, bana söylediğin gibi erkek arkadaşına da başkasından hoşlandığını ve onunla tanışmak istediğini söylemelisin." dedim. Kocaman bir kahkaha attı ve "sence bu normal mi? bunu yapamam" gibi cümlelerle biraz tartıştık. 

Ertesi gün yine anfi'de karşılaştığımızda konumuz aynıydı ve artık sıkılmıştım "bu senin hayatın ve benim fikrim de bu. bana uymak zorunda değilsin ama fikrimi sorduğunda sana bunları yenilerim" dedim. Tam o sırada Fakültenin bahçesine çıkmıştık ve o "birazdan erkek arkadaşım gelecek, dersi bitiyor" dedi.
O böyle söylediği anda dönüp yüzüne tükürecektim ama boğazım kurumuştu. Kaltak resmen beni yanında bulundurarak, aslında sevmediği erkek arkadaşının bizi yanyana görmesini ve böylece onun bizi kıskanmasını istiyordu. 
Kendimi toplayıp "yaptığın şey çok ayıp. beni kullanarak, çocuğu kıskandırman çok çirkin" gibi medeni cümleler kurdum ve onu ikna edip, anfi'ye geri döndük. O ise her söylediğime gülüyor, bunun bir eğlence olduğu görüşünü beden diliyle ve bazen yüksek sesli patlayan kahkahalarıyla söylemeye devam ediyordu. 

Ertesi gün ve sonraki günlerde de biraz uzak durmaya çalıştım ama buna rağmen selamlaşmalarımız devam etti. Sonrasında ise hafif soğuk tavrımı devam ettirdiğim için, onunla sadece, selamlaşan iki kişiye dönüştük. Bi kaç sefer ise; ibnelik, biseksüellik, ilişkiler üzerine konuşmak istediğini söylediği için oturup konuştuk. 

Ona göre ibnelik anlaşılabilecek bir şey değildi. "Hem zaten erkek erkeğe nasıl seks olur ki? Çünkü erkeklerin amı yok" dedi ve ben de bunun üzerine kendimi tutamadığım için dakikalarca güldüm. gözlerimden yaş geldiğinde hâlâ gülüyordum ve o bana "lütfen tamam artık. sen söyle" dediğinde "erkeklerin amı yok, ama götü var" dedim ve o "ıyyyyy iğrençsiniz" dediğinde tekrar güldüm. 

Konumuz kapandığında "sen kadınlara ilgi duyuyor musun" dedim ve o "yok valla. ben erkeklere bayılıyorum. bütün erkekler benim olsun istiyorum. onlardan asla vaz geçmeyeceğim" dedi 19 yaşındaki cadı. 
Konuşmamız genelevler üzerine devam edip giderken, güneş tepelerin ardına saklanmak üzereydi. Akdeniz'de hava bulutlu, denizin görünen her yerinde dalgalar çoktan yerini almıştı. Yağmurun yağdığı günlere de girmiştik ve bu yüzden Allah aralara yağmur serpiştiriyordu, günler de yağmurun yapraklardan akıp toprağa karışması gibi hızlıca geçip gidiyordu.

Sınav haftasının tam ortasında bi gün, beni erkek arkadaşıyla tanıştırmak istediğini ve bizim de sadece arkadaş olduğumuzu söylediğini söyleyince, kabul ettim ve tanıştık. 
Erkek arkadaşı olan çocuk, bu mardinli Travesti Sesli'nin aksine, Urfalı ve hafif tiz sesli, esmer ve tatlı bir çocuktu. 
Üstelik kızla yanyana oturduklarında birbirlerine öyle çok yakışıyorlardıki anlatamam. Hele çocuğun kıza bakışı, ona dokunuşu, onunla konuşuşu öyle sevgi doluyduki, aşık olmadığını söyleme-mek imkansızdı. 

Çocuk bu Cadı'ya abayı fena yakmıştı. Üstelik cadıyı, cadının bedenini kullanmak için değil, gerçek anlamda sevdiği belliydi. Yani cadının, kendisi için doğru insan olduğunu düşünüyor ve bundan da adı gibi emindi.

Ama Urfalı'nın sevgisi, Cadı'nın amında bile değildi ve çocuğu da iplemiyordu. 
Şu an benim yanımda bile, nazlar, tuzlar, küfürler, çocuğa nerdeyse hakarete varan eleştiriler falan edip duruyordu. Bu eleştirileri sırasında ise bazen bana, kendisine hak vermemi istediği sorular soruyor, ben ise onun benden beklediği cevapların tam tersiyle cevaplayıp onu bozarak konuşmayı devam ettiriyordum. O da cevaplarıma fena bozuluyor, çaktırmadan bana kaş göz yapıp duruyordu.

Doğrusu cadı'nın cevaplarıma bozulması sikimde değildi. Sonuçta çocuğun bu cadı'ya fena tutulduğu gözlerinden okunuyordu ve açıkçası cadı'nın gerçek cadı olduğunu bildiğim için hiçbir zaman onun tarafını tutmayacak, şu garibanın yanında onu hiçbir zaman da yermeyecektim. 

Ama cadının atakları bitmiyordu ve sürekli beni, kendisine hak vermem gerektiğini belirttiği sorularla sıkmaya başlamıştı, en sonunda dayanamayıp "kusura bakmayın, ders çalışmak için kütüphaneye geçicem. tanıştığımıza çok memnun oldum" diyerek elimi çocuğa uzatıp, tokalaştıktan sonra hızla masadan kalktım.

Öğleden sonraki saatlerde ise bizim Cadı'ya whatsapp'den
"-çocuk iyi biri. belli tutulmuş sana. senin yanındayken ne yapacağını, sana nasıl davranacağını kestiremiyor" diye yazdım, Cadı ise
"-nerden anladın?" diye yazdı.
-nerden anladını mı var? bence sen boşuna çocuğu oyalama. yapamıyorum de ayrıl. belli çocuk iyi niyetli. yani seni sikip kenara atma derdinde değil. sırf bu yüzden bile onun kalbini yorma artık. hemen ayrıl, belki adamın karşısına gerçekten karşılıklı sevişeceği biri çıkar, senin yüzünden onu kaçırmasın
-yalnız sabah da masadan kalkarken beni bozmadan kalksaydın iyiydi
-amacım seni bozmak değildi. ama benim yanımda açtığın muhabbetlerle bana söz hakkı veriyordun ve sürekli bana soru soruyordun. açıkçası biri bana, senin çocuğa davrandığın gibi davransa, imüğünü sıkarım. hele arkadaş dediğimin yanında böyle ucuz muhabbetler yapsa, karı kız demem kafayı gömer öyle kalkarım
-ne muhabbeti
-üfff ne muhabbeti olduğunu iyi biliyorsun. ama "başkasının yanında, seni seven kişiyi utandırma konusu"nu bi düşün.
-ne yaptım. karşılıklık konuşuyorduk, utandıracak bir şey demedim ki
-valla ben çok utandım. çocukta sürekli kızardı bozardı. erkek olmanın verdiği ağırlıktan dolayı, senin, onu benim yanımda aşağılamalarını bile tebessümle geçiştirmeye çalıştı
-ya ne alaka, ne dedim ki ben?
-üff kendini şu an salaklığa vermen de ayrı bi sinir bozucu. artık bir şey yazma. bi ara yüzyüze konuşuruz.

böyle saçma sapan konuşa konuşa konuyu kapattık ve aradan bi kaç gün geçmişken, Cadı bana "okula geldiğinde konuşalım mı, muhabbet ederiz" dedi ve akşam için sözleşip buluştuk. Buluştuğumuzda da çocukla ayrıldıklarını ama kötü ayrılmış olduklarını söyledi. Meğer salak kız, çocuğun telefonunu alıp Devasa'yı aramış ve çocukla ilgili olumsuz bir şeyler söylemiş. Devasa'yla beraber telefonda çocuğun dedikodusunu yaptıktan sonra telefonu getirip çocuğa vermiş ve sonrasında da çocuk bizim Cadı'yı, durakta beklemekte olan okul otobüsüne bindirip dönmüş.

Döndüğünde ilk yaptığı iş, telefonunda kayıtlı olan ses kaydı programını açmak olmuş. duydukları karşısında şok olup, hemen Cadı'yı aramış ve ağzına sıçmış. sonrasında ise Devasa'nın ağzına sıçmış ve hatta Devasa'yı "seni sikicem. seni gördüğüm yerde öldürücem" diye tehdit etmiş. 

Artık cadı ve Devasa, çocuk hakkında ne konuşmuşlarsa bilmiyorum. Cadı detayları anlatmadı.
Ama kötü de olsa, ayrılmış oldukları için sevinçli olduğunu belirtmekten geri kalmadı. Şimdi ise işte sağdan soldan konuşuyorduk ve o bana dönüp "ya zaten ayrıldık. önemli olan bu. şimdi sen bana şu bizim sınıftaki çocuğu ayartsana. çünkü daha önce biriyle beraber olduğum için ayartmayacağını söylemiştin" dedi.
Ben şok geçirmiş halde gözlerimi küçültmeye çalışarak "ya beni bulaştırma senin işlerine. sen daha elindeki işi beceremedin. bir de ben sana birini ayartıcam da, onu mu becericen" dedim. 

Cadı resmen gerçek Cadı ya, meğer bi kaç gündür bana sürekli selam vermesi, sürekli yazması etmesi hep bu yüzdenmiş. İlla o yarrağı yemek istemesiymiş. Bende bunun üzerine:
"Arkadaşlığımız sadece ikimiz üzerinden yürüyecekse, yürüsün. ama üçüncü kişiler üzerinden arkadaşlıklara hayır diyorum. kimsenin arasını yapmam, kimseye sebep de olmam. hoşlanıyorsan git kendin söyle"
-ya manyak mısın, ben nasıl söyliim?
-ne bileyim
-ee o zaman?
-ee o zamanı mı var. sen hoşlanıyorsun, sen çıkmak istiyorsun. sen çıkmak istiyorsan git ayart. beni bulaştırma. hem çocuktan ben de hoşlanıyorum ama ben çıkmak istemiyorum. eğer çıkmak istesem, zaten çocuğun arada bir verdiği selamlarına fazlasıyla karşılık verir, hatta gider yakınlaşırım da. 
-üff saçmalama
-ne saçmalaması. çocuk çok çıtkırıldım birine benziyor. bence zaten geydir
-ya böyle deme. midem bulanıyor. senin bu muhabbetlerini sevmiyorum!!
-sevmezsen sevme. çocuğun tercihlerini bilmiyoruz. ikimizin de yarı yarıya şansı var
-ayyy tamam tamam. istemiyorum, ayartma.
-tamam. ama bi daha beni kullanmaya kalkışma. arkadaşlık edeceksen, karşılıksız et. senin ucuz arkadaşlıklarından biri olmaya niyetim yok.
-o nerden çıktı?
-nerden çıktısını boş ver. bi daha açma bu konuyu?
-iyi tamam.

Biz böyle konuştuk ama aradan iki gün geçti yine yazdı çizdi ve benim kankitolar, hazır burda değilken buluştuk. bi yerde oturup iki laf edelim dedik ama küçücük götü bi yer tutmadı. sürekli ordan oraya sürüklenip durduk. lan götünde kurt mu var nedir. her oturduğumuz mekanda, en fazla 10-15 dakka duruyoruz, sonrasında o "ayy sıkıldım kalkalım" diyor, kalkıyoruz. tabii bu arada yine telefonla konuşuyor, yazışıyor, ediyor falan. artık ne işler çeviriyorsa anlamadım gitti.

en sonunda mekanlardan birinde, FaceTime görüşmesi yaptığı biriyle beni de konuşturdu ve tanıştık. Tombiş bir çocukdu. Ne oldu, niye tanıştık hiçbir fikrim yoktu. Çocuk yavşar gibi konuştu, ama bi yandan da, kız ona bi ara ağzından kaçırmış gibi "aşkım" dedi ve alelacele, telefonu kapadı. bi garip yani.

Neyse bende bi bok anlamadım ve o günü bitirmiş olduk. Ertesi gün ise başka bi mekanda, yine karşılaştık ve yanında koyu makyajla, yaşından büyük gösterme hevesine kapılmış bi kız vardı. Kod adı Zemzem'di. Ne olduysa oldu ve bi baktım üçümüz ordan oraya sürüklenip duruyoruz. Aradan saatler geçtiğinde ise, bu ikisi, benim ona yürüdüğümü sanan hukuk sınıfındaki bi çocuğun, 4 kişilik whatsapp arkadaş gruplarındaki lafları, başka gruplara taşıması ve bu lafların da, onları ilgilendirmesi yüzünden kavga edip ayrıldılar, ben de otobüse binip yurda geldim.

Canım yurdum. Dört bir tarafı yalnızlıkla kaplı. 4 kişilik odada tek kişi uyumak ne güzeldir. 
Soyundum, şortumu giydim. Dişlerimi fırçaladım. Yanağımın üzerindeki kılları, traş makinesiyle aldım. Sakalımı üstten biraz kısalttım, yüzümü yıkadım. Aynada kendimi izlerken "ne gerek var bu salak saçma muhabbetlere. sen 32 yaşında kocaman yaşlı bi çınarsın. onlar ise 20'sinde yaş ağaç dalları. boş ver takılma onlara. okulun ilk günlerindeki gibi, selam verenin selamını al. lafı uzatma, yürü geç. selam vermeyeni görmezden gel. böylece hep kendine gel" dedim.

sonra ışığı söndürdüm, balkona çıktım. şehirlerarası yoldan son sürat geçmekte olan abaza şöförlerin egzozlarını bağırtarak kullandığı araçların boş yolda geçişlerini izledim. göğe baktım, hava kapalı olduğu için, yıldızlardan eser yoktu. uzaktaki şehir ışıklarına daldım. istanbul'u özlediğimi fark ettim. biraz daha kalınca rüzgarın ürpertisinden dolayı içeri kaçtım, balkonun kapısını kapadım. yatağıma geçtim, başucumdaki anahtarından lambayı söndürdüm. yakışıklı bir adamı düşünerek osbir çekip boşaldım. sonrasında uyudum. böylece bu salak Travesti Sesli Cadı, Urfalı Tiz Sesli Sevgilisi, Devasa (kız çok iri, ayrıca donuk bakışlı) kız arkadaşı ve Zemzem hayatıma girmiş oldular. 


8 Aralık 2017

istanbulda evsiz kaldım :/

Geçen ay başında İstanbul'daki evimde başlayan "evin" dağılma krizi, ayın bitimine bir kaç gün kala evin gerçekten dağılmasıyla son buldu. Yani, artık istanbul'da bir evim yok. Çünkü evi tamamen boşalttım ve ihtiyacı olan birine verdiğim kaba eşyalarımdan arta ise, Kurtuluş'ta bir arkadaşımın balkonuna taşıttığım bir kaç koli içine sıkıştırılmış giysilerim, 2-3 battaniyem, halılar, kitaplarım, benim kadar küçük şirin çalışma masam, mutfak ve beyaz eşyalarım kaldı.

Bu süreçte büyük sıkıntı yaşamadım değil. Çünkü "ev arkadaşlarım" dediğim siktiğimin piçleri, arkalarına bakmadan kaybolup gitmişlerdi. Ev sahibim de, eşyalarıma boku gibi davranmıştı. Oysa şunu unuttular; dünya çok küçük ve ben büyümeye devam ediyorum.

Ev arkadaşlarım ortadan kaybolurken, ben de bu arada ev sahibiyle kötü oldum. Çünkü bana evi boşalt dediğinde, 1 ay içinde sözümü yerine getireceğimi, söylemiş olmama rağmen, daha ben evi boşaltmadan içinde tadilata girişmiş ve tüm eşyaları da gelişi güzel toplayıp güya üzerlerini de poşetle kaplamıştı.
Oysa siktiğimin eşyalarımdan ucuz poşeti, eşyalarımı koruyamamış, evin içinde çalışan ustalar da eşyaları, her defasında bulundukları odaların ortalarına doğru gelişi güzel toplayarak adeta birer çöp yığınlarına dönüştürmüşlerdi.

(Oysa ev sahibine, eşyalarıma kötü davranmayacağına dair güvenmiştim. Çünkü sadece mutfakta çalışılacağını, oranın düşmekte olan duvar seramiklerini değiştireceğini söylemişti. Bu söylemi yüzünden, ben de "aslında mutfak da çalışabilirler, nasılsa diğer odalardaki eşyalara bir şey olmaz" diye düşünmüş ve tamam demiştim. Ah kahrolmayasıca ben. Zaten herkese güvenirim.

Benim herkese her an güvenebilme sorunum var, ama neden var bilmiyorum. Oysa güvensiz bir dünyada, güvensiz bir aile ortamında büyüdüm. Sırf bu yüzden bile kimseye güvenmemem lazım. Sırf bu yüzden hep diken üstünde durmam ve o çirkin ağızlardan çıkan sözleri ciddiye almamam, onları sikime takmamam ve cümleleri birer birer tutup, beynimin içinde sürekli elekten geçirmem gerek. Ama yapmıyorum ve olan bana oluyor.

Sahi, benim neden böyle sikik bi hemen güvenme sorunum var? Özellikle de, samimi görünen gülüşlere, tatlı sözlere, o küçük sahte tebessümlerin sahiplerine?
Bu güvenmelerimi en kısa zamanda yok etmeliyim. Çünkü dünya, güvenilir olmayan milyonlarca onunbunun çocuğu insanla kaplı bir yer. dünya da iyilik kadar kötülük de var. iyiliği görmeyi tercih ederek, kötülüğü bitiremiyoruz ve bitiremeyeceğiz de. en azından şu yaşıma kadar ben bitiremedim. bitmedi. bi ara ben bitecektim ama o bitmedi. bitmiyordu.)

Eşyalarıma dönecek olursak:
Ben o eşyaları büyük zorluklarla dişimden, tırnağımdan ve gerçekten; sikimin keyfinden artırarak yavaş yavaş aldım. Zaman içinde parça parça almış olsamda; hepsine, alın terimle kazandığım paranın helal olduğunu bilerek ve içim rahat bi şekilde ödeme yapmıştım. Ev sahibinin de o eşyalarda alın terim olduğunu bilerek yaklaşacağını varsaymıştım. Yanıldım.
Zaten varsaymak koca bir aptallık göstergesi. Tekrar deneyimledim.

Aslında eşyalarımı düşürdüğü durum için ve ben henüz evden çıkmamışken, tadilata girişip eşyalarımı birer bok çuvalına çevirdiği için dava açmayı, onu yakasından tutup mahkeme salonlarında sürüm sürüm süründürmeyi de düşünmedim değil ama "değmez" diye düşünerek yapmadım.
Şimdi konu üzerine tekrar düşünüyorum da, keşke yapsaydım. Hayatı boyunca unutamayacağı bir ders verip, bir daha kimsenin eşyasına bu şekilde davranamayacağını öğretmiş olsaydım. Hem bir daha birinin yuvasını, böyle gelişi güzel dağıtmanın ne demek olduğunu belki öğrenirdi de bu şekilde davranmazdı.

Ama ona, eşyalarıma yaptığının ayıp olduğunu söylemek dışında bir şey söylemedim ve o da "hiç haberim yoktu. ustalar yapmış olmalı" demekten başka hiçbir yalan söylemedi.
yalanından sonra bir şey demedim ve o ara sınav haftasında olduğumdan dolayı, kafama takmadan hayatıma devam ettim. etmeliydim.

Nasılsa hayatımın biraz ilerisinde, daha güzel eşyalar alabilirdim. Alacaktım da. Daha önce de hep böyle oldu. Defalarca hayatıma sıfırdan başladım ve her defasında, yeni başlangıcım öncekinden çok daha iyiydi. Çünkü biliyorum, ben güçlüyüm ve allah'a çok şükür ki, gittikçe daha da güçleniyorum.


5 Aralık 2017

karpuzcu ile hayat üzerine

Geçen gün karpuzcu ile aramızda şu diyalog geçmişti:

Karpuzcu: Sen hiçbir zaman bi kızı sikemezsin
Hayat Erkeği: niye
-dayı kızlarla muhabbetine dikkat ettim, çok empati yapıyosun yav
-ne alaka lan?
-ya alaka malaka. kızlarla çok empati yapmıycan. sadece fırsatını buldun mu sikicen. o kadar!
-üff saçmalama
-üff değil. onlar da bunu istiyorlar. ama sen çok anlayışlısın. böyle anlayışlı oldukça da sikemezsin. hatta şunu söyliim; bi kızla tanıştıktan sonra, sen onun sadece en yakın arkadaşı olursun. bense onun fakbadi'si. yani senin arkadaşın olurlar, benim ise oruspum. bana verirler, sana anlatırlar. belki de aslında çok anlayışlı biri olduğun için ibne olmuş olabilirsin.

ona göre, kızlarla ilişkim olmamasının nedenlerinden biri de fazla empati yapmammış. hatta onlara karşı çok merhametli oluşummuş. bilmiyorum, böyle şeyler konuştuk. resmen piç işte.