Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

13 Temmuz 2019

öküz'den bir melek

2012 yılı Şubat ayında tanışmıştık ve saçma sapan hareketleri, olur olmadık anlardaki dengesizlikleri yüzünden ona Öküz Herif adını takmıştım. 
Zamanla öküzlüğünün sadece anlık tepkilerinden kaynaklı bir lakap olarak yakıştığını değil, aslında kişiliğine de yakıştığını düşündüğüm için, adı da Öküz Herif olarak yapışıp kaldı.

Beraberliğimiz sırasında öküzlüğünde çok ileri gittiği zaman, ikimiz için de en iyisinin birbirimizden ayrılıp kendi yolumuza bakmak olduğunu düşündüğümüz için ayrılıyor, bir kaç hafta veya 1-2 ay sonra ise tekrar dönüp dolaşıp birbirimize geliyorduk. 
Çünkü ikimiz de, karşımıza ilk çıkan kişiyi hiç yargılamadan, neler yaşamış olduğunun sonrasında neler hissederek yaşamakta olduğunu umursamadan sevmeye dünden razıydık, hemen razı davranıyorduk ve bundan dolayı, belkide hayatlarımızın aşkını, kendimizden kaçırtıp duruyorduk. Durduk.

Gidip sevecek başka kimsemiz olmayınca, birbirimize dönüp duygusal beklentilerimizi birbirimizde doyurmayı tercih ediyor, güle ağlaya günlerimizi geçirip gidiyorduk.
Günlerimizi geçirip giderken, aradan 7-8 yıl geçti ve işte şimdi tekrar aynı evde yaşamaya başladık. Üstelik bu kez onun evindeyiz, yani onun bir kaç yıl önce yatırım yapmak için aldığı eve yerleşmeye karar verdik. 

Geçen hafta itibariyle, iki yıl önce Kıbrıs'a okul okumaya gittiğimde, arkadaşımın balkonunda çürümeye terk ettiğim, yani dağıttıklarımdan sonra elimde kalan ev eşyalarımı da, buraya getirip yerleştirdim ve işte şimdi bir hafta dolmuşken, ikimiz beraber tamamen yerleşmiş olduk.

Yatağımız, onun internetten aldığı ucuz şişme bi yataktan ibaret ve açıkçası bu huzursuz uyku durumlarımız umrumda değil. Çünkü dün gece ona baktığımda içimden "şerefsiz yav, seni çok seviyorum" demekten kendimi alamadım.
Birini sevdiğimizde, hayatımızdaki diğer tüm eksiklikler kapanıyor galiba. Ya da bende durum bundan ibaret. Gerçi onda da farklı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü o da halinden memnun ve böyle sürüp gitmesi taraftarı olduğunu ifade etmekten geri kalmıyor. Gerçi onun şikayetsizliği genlerine işlediğini düşündüğüm cimrilikten de olabilir. Ama umrumda değil. Ben görmek istediğimi görmeye devam edeceğim.

Geçen gün ev eşyalarıyla ilgili konuşurken, ona "sıfır eşya almak yerine, sahibinden.com'de ev eşyalarını çok uygun fiyata veya ücretsiz veren insanlar var. ordaki ilanları takip edelim ve uygun fiyatlı yatak, masa, dolap, kitaplık gibi şeyler bulursak alalım" dedim diye sevinçten gözlerinin içi parladı ve bunu saklama gereği de duymadı. 
Onun bu huyunu seviyorum. Beni de bu konuda biraz eğittiğini ve hatta çok şey öğrettiğini söyleyebilirim ve belki de aslında onu; bana öğrettiği şeyler için seviyorumdur. o da belki beni, ona zorla öğrettiklerim için seviyordur. 

Günlerimiz şimdi çoğunlukla, internetten ev eşyası bakıp, birbirimize uygun veya beleş ilanların linklerini göndererek geçip gidiyor. Tabii benim iş aramalarım ve bu çağrılan görüşmelere gitmelerim ile onun işe gidip gelmeleri de var. 
Akşamlarımızı soracak olursanız tv izleyip kavga etmek ve sonrasındaysa sevişip uyumak dışında bir şey yapmıyoruz. 
Sabahlarımız ise; hafta sonu sabahları ve hafta içi sabahları diye ikiye ayrılıyor. Hafta içi sabahlarında benim osura osura yatmaya devam etmem esnasında, onun benim uyumaya devam ediyor oluşuma tepki olarak söylene söylene işe gitmeleri, hafta sonu sabahlarında ise, beraber geç saatte uyanıp kahvaltı etmelerimizle geçip gidiyor. 

Günler böyle geçip giderken ona artık Öküz Herif dememem gerektiğine de karar verdim ve bu yüzden ona yeni bir isim arayışındayım. Sonuçta artık onu bu haliyle, yani tüm kabalığıyla dengesizlikleriyle sevmişken, neden olumsuz bir çağrışımı olan isimle anayım ki?
Gerçi onu telefonuma aylar önce "canımıniçi"diye kaydettim ama yine de daha güzel bir isim arayışındayım.


2 Temmuz 2019

yeni bir istanbul macerası'nın başlangıcı

Şimdi her şey bitti ve işte tekrar İstanbul'a döndüm.
İki yıllık "istanbulsuz yaşama macerası"nın ardından tıpış tıpış dönüp dolaşacağım yerin İstanbul olması güzel. Ama yoğun geçen iki yıllık süreçten sonra, buraya dönüp amaçsızca, öylece boş boş kalmak, daha doğrusu geçip giden veya gidecek olan günleri bir amacım olmadan yaşıyor olmak; her zamanki gibi fazla yorucu. Bu yüzden bi an önce kendimi fazlasıyla meşgul tutacak, günlerime değersiz de olsa anlam katacak bir şeyler bulmalıyım.
Yazmak bunların ilki olacak. Sonrasında ise sırasıyla bulduğum yeni şeyler gelecek.

Aslında yazarken fark ettim de; sadece bi kaç günüm boş geçti. yani henüz o kadar da korktuğum veya korkacağım büyük ve yıpratıcı bir boşluğa düşmüş değilim. Çünkü geçen hafta İstanbul'a geldiğimden bu yana Pangaltı'da bi arkadaşımda kalıyorum ve bu yüzden "ondan bir an önce taşınmam lazım" düşünceleriyle azcık da olsa meşgulüm.
Bu düşüncelerin beni biraz da olsa meşgul tutuyor olması iyi bir şey. Kötü olan ise; bir kaç gün veya bir kaç hafta sonra taşınacağım evin; Öküz Herif'e yıllar önce "paranı bankada faizde tutacağına, gel uygun bi ev bulup, sana ev alalım kenarda kalsın. hem aynı miktarda paranın faizi kadar da kira alırsın. üstelik değerlenecek yerlerden alırız, şimdi verdiğin para belki 3-5 yıl sonra iki katına çıkar, sen de 10'larca yıllık faiz geliri yerine bi anda kazanmış olursun. ayrıca biliyorsun bankada para olması demek, bankaların sömürecek bir kaç insan daha bulması demek olur. en azından senin bankadan parayı çekip, piyasaya sürmenle, bir kişiyi bile banka sömürüsünden kurtarabiliyorsak daha ne olsun? :)" gibi süslü cümleler eşliğinde başının etini günlerce yiyerek aldırdığım ev olma olasılığı.

Bu durum yani; İstanbul'dan ayrıldıktan 2 ay sonra, evimi teslim ettiğim ev arkadaşlarımın attığı kazık yüzünden, evi dağıtıp kalan beyaz eşyalar ve ıvır zıvırları, bu evinde kaldığım arkadaşımın balkonundan alıp, Öküz Herif'in evine yerleşecek olmam beni biraz germiyor değil. Kafam bu yüzden birazcık karışmıyor değil. Çünkü daha önce yine onun evine yerleşme durumum ortaya çıkmıştı ama ne yazıkki ona ödeyeceğim kirada anlaşamayınca ben başka bi ev tutmuştum.
Anlaşamadığımız kira farkı ise öyle çok fazla değildi, sadece benim biçtiğim değer, onun biçtiği değerin 100 TL altındaydı ve durum böyle olunca, o da inat edip "ben durup dururken yıllık 1200 TL kaybetmek istemiyorum" deyip evini bana kiraya vermemişti.
Evet ev onun eviydi, zorla kiracı olacak değildim.

Şimdi ise belki bu, belki başka nedenlerden dolayı onun evine, beraber yaşayacak olsak bile, yerleşmekten korkmuyor değilim. Çünkü eğer onun evine yerleşirsem, bi anlamda ona iyice bağlı kalacağım ve biliyorum ki, onu ne kadar seversem seveyim, beni türlü türlü manipülasyonlarla çok sıktığında, ondan milyonlarca kilometre uzaklara gitmek isteyeceğim.
Evet böyle olacak, böyle hissedeceğim ve bunu ona da söylemekten geri kalmayacağım. Geri kalmamalıyım da.
İşin açıkçası şu ki; bu tür konularda geri de kalmam.
Ki bence zaten hep böyle olmalıydım da.
Hep böyle olmalıyız. Yani insan ne hissediyorsa, o konu üzerinde derinlemesine düşünmeli ve yeterince düşündükten sonra da doğru olanı, doğru bi şekilde yapmak için harekete geçmeli. Bunu ya diliyle, ya bakışıyla, ya sözleriyle yapmalı. Ben öyle yapıyorum.
(Tabii eskiden çok düşünmüyor, anlık hareket ediyordum ama artık düşünmeyi öğrendim. Çok düşünceli bir olup çıktım :))

Onun evine yerleşme fikrini ise, ona ben verdim ve şimdi fikrimin üzerinden haftalar geçmişken bu konu ciddi bi şekilde aramızda konuşuluyor.
Fikri ise geçen ay ben henüz Kıbrıs'tayken, ona "buraya gel, seninle burada da anılarımız olsun" dediğimde çıkıp Kıbrıs'a gelmişti ve biz onunla 1 hafta geçirmiş, bu süre içinde de İstanbul'a döndüğümde ev konusunda neler yapabileceğimi konuştuğumuzda vermiştim.
Konuyu başlatan konuşmayı ise o şöyle açmıştı:
-ee şimdi okul da bitiyor, ne yapacaksın?
-bilmem.
-nasıl bilmem?
-yani bilmiyorum.
-bana borcunu nasıl ödeyecen?
-üff zaten 10.000 TL değil mi? merak etme  öderim yavv.
-tamam da nasıl ve ne zaman ödeyeceksin
-en fazla okul bittikten sonra Antalya'ya gider çalışır, bi kaç ay içinde sana olan borcumu (borç para mevzusu şurdan kaynaklanıyor) biriktirir öderim. zaten oteldeki şefler de sürekli "işler başladı, ne zaman gelicen" diye sorup duruyorlar. yani anlayacağın önce okul bitsin de, sonra çalışıp veririm.
-iyi bakalım. peki sonra ne olacak.
-ne bileyim.
-ne bileyim diyor ya?
-e ne diyeyim?"dediğimde, Öküz Herif:
-ben de seni öyle bekleyeceğim değil mi?
-ee iyi de sana borcumu daha başka nasıl ödeyeceğim ki?" diye sert bi şekilde karşılık verdiğim için, sonrasında büyük bi sessizlik yaşadık ve konu kapandı. bir saat kadar sonra tekrar "ne olacak, ne yapıcan" gibisinden muhabbetlerimiz açıldığında, şöyle başladım:
-her şeyin en sonunda istanbul'a dönmekten başka yapabileceğim bir şey yok gibi. bu yüzden ne yapacağımı pek düşünmedim. hele bi geleyim de, bakarız o zaman.
-olum iyi de nerde kalacaksın, ne yapacaksın, ne yiyip içeceksin?
-ya gelince bulurum bi çaresini. hele bi geleyim de?
-allah allah! var mı böyle bi dünya? adama bak ya, gelince bakacakmış
-e iyide şimdi yapabileceğim şeyler belli. bu yüzden de ilk hedef olarak okulu bitirmem lazım. yani sende biliyorsun ki, şu an okul macerasını kazasız belasız bitirmekten daha öncelikli bir şey yok. şimdilik gördüğün gibi beni meşgul tutan tek şey bu. sonrası içinde oraya gelince bakılır. daha gelmeden nesine bakıcam. niye düşünüp boşuna stress olayım ki?
-hayata bak ya. adam ne güzel yaşıyor. ohhh
-üfff güzelse sende öyle yaşa. tutan mı var.
-heh şimdi tam oldu. tutan mı var diyor bide.
-ya olm kaşınıyor musun? kavga mı edelim istiyorsun. nedir olayın? derdini söyle, ona göre kısaca halledelim şunu
-kavga edelim demiyorum. ama böyle mi yaşanılır. "ne yapıcan" diyorum "bilmem" diyorsun, "ne olacak" diyorum "gelince bakarız" diyorsun. böyle bohem bi hayat mı yaşanılır.
-e iyide elimde olan imkanlar belli. şu an ne yapabilirim ki? düşünce gücümle de henüz dünyayı değiştirmeyi öğrenemedim gitti gitti. o yüzden bir konuyu farklı zamanlarda tekrar tekrar odaklanarak düşünmek yerine, o konuya bi sefer odaklanıp iyice düşünüp karar vermek daha iyi. şimdi ise daha gelmeme çok var. boşuna düşünüp düşünüp, kendimi zihinsel olarak niye yorayım ki?
-ohh
-ohh moh değil. şu an yapacak bir şey yok. yani gerisi gelmeme kaldı. bu yüzden de, oturduğum yerden değiştiremeyeceğim şeyleri tekrar tekrar düşünüp stress olmama gerek yok.
-allah allah, adamdaki rahatlığa bak.
-allah allah ya allah allah
-olm senden adam olmaz. böyle yaşadıkça da hep bi sik gibi ortada kalırsın.
-senin sevdiğin de zaten sik değil miydi? daha ne istiyorsun?
-siktir git.
-olur
-senle konuşulmaz ya. laflara bak.
-üff amma sıktın ha. madem istiyorsun konuşalım o zaman!"dedim ve bunun üzerine Öküz Herif "konuş bakalım" deyince, açtım bayramlık ağzımı:
-oraya gelince ne olacağını bilmiyorum. ne yapacağımı da bilmiyorum. bildiğim tek şey şu ki; geldiğimde ne olacağı belli olur, bende duruma göre bakar bir şeyler yaparım. ama şimdiden bir şey diyemem. ha illa bir cevap arıyorsan söyliim; geldiğimde bi kaç gün Pangaltı'daki Ardahanlı arkadaşımda kalıcam. Bu arada da kendime göre bi ev bulup yerleşirim. başka ne yapayım.
-okul ne olacak. ya dgs'yle hukuk kazanırsan?
-bu bilgiyle, bu seviyeyle okul mokul kazanacak gibi de değilim. kazanırsam da o zamana kadar bi ayar çekerim.
-ohh ne güzel
-güzel tabi ya. ne olsun başka.
-peki biz ne olucaz, ne yapacağız
-valla Öküzüm biz ne olacağız bilmiyorum. çünkü benim imkanlar belli ve gördüğün gibi, bana verdikleri burs kesme cezasını bile senden dilenerek zar zor ödedim. yani anlayacağın ve bildiğin üzere; meteliğim zaten yoktu. şimdi ise bi kaç ayım daha senin tarafından ipotek altına alınmış olduğu için hiç kalmadı.
-heh şimdi oldu
-oldu tabii.
-olm böyle olmaz.bi düzen kurman lazım
-ya iyi de düzen kurmak için zaman lazım. zamanla birlikte de para lazım.
-bende zaman çok, para yok.
-iyi bakalım
-ya "iyi, miyi" deyip durma. sikecem belanı ha!
-sik sik, beni siktin. belamı da sik
-öff siktir git ya
-sen iyice kafayı yedin. hiçmi sorumluluk almayacan. ne olacak bu halin?
-bak beni kızdırıyorsun!
-kızarsan ne olur?"dediğinde, iyice dolmuştum ve bunun üzerine:
-kızarsam elin körü olur. bu yüzden de sorumluluk almaktan ve sorumluluktan bahsetme bana. hele bi de yıllarca ben sana bakmışken, bana sorumsuz diyemezsin. öyle bi hakkın yok ve şunu bil; aramızda bi sorumsuz varsa o da senden başkası değil.
-eee
-eesi madem sorumluluk sahibisin, şimdi sıra sende. al benim de sorumluluğumu. ben yıllarca senin sorumluluğunu taşıdım, sana baktım. artık sıra sana gelsin de, sen bana bak. he ne dersin? artık sıra sana gelsin mi?
-bak bak bak!laflara bak! olm ne biçim laflar bunlar? bakmadık mı?
-neyime baktın mesela?
-bakmadığım bir şeyin mi kaldı?
-ulan neyime baktın. senin için eğlenceden başka bir şey değildim. sadece seni eğlendirmem için benimle vakit geçirdin. önemli bir şey, bi sorunum olduğunda da "bana ne, senin sorunun" deyip durdun. tüm sıkıntılarımı ben tek başıma çektim, sorunlarla kendim ilgilendim, hepsiyle kendim mücadele ettim, engelleri tek başıma aştım. sende gelip benimle seks yapıp yapıp gittin.
-heh başka?
-ee öyle. sanki yalan mı söylüyorum. ulan ben karımdan ayrılma arefesinde sana "galiba ayrılacağız" dediğimde bile, bana en gaddar, vicdansız halinle "bana ne ya, bana anlatma böyle şeylerini" demedin mi? ki o zaman birileriyle konuşmaya o kadar çok ihtiyacım vardı ki. senden başka da konuşacak kimse yoktu. sen de öyle deyince içime atıp öyle kaldım.
-bak bu konuda bana haksızlık ediyorsun?
-ne haksızlığı ya, ne haksızlığı! yalan mı?
-yalan değil ama sen de beni anla
-neyini anlayayım. sadece etimle ilgilenmek dışında ne yaptın?
-hiçbir şey yapmadım, heh hiç
-ulan en çok konuşacak birine ihtiyacım olduğunda bile "bana ne, bana anlatma" dedin. bunu diyen adam ne yapmış ki? bi de gelmiş dalgasını geçiyorsun. nasıl vicdansız birisin sen yav
-bu konuda bana haksızlık ediyorsun
-yok artık
-evet
-yine ben haksızlık eden oldum. peki bu sefer nasıl bi haksızlık ediyorum?
-biliyorsunki, bende senin oğlunla aynı durumda büyüdüm. babam bizi bırakıp gittiğinde, biz babasız büyüdük. ben oğlunun babasız büyüyeceğini düşünüyordum ve bu yüzden sana "bana ne" dedim. o çocuğun günahını alamazdım.
-tabii tabii kesin aynen bu şekilde düşünerek "öfff bana ne, bana anlatma" diye söylemişsindir.
-ister inan ister inanma 
-inanmıyorum!
-sen bilirsin. ben durumumu dedim
-yalan söylüyorsun. çünkü aradan yıllar geçmiş olsa da, sana "galiba biz karımla ayrılacağız" dediğimde, senin o anki ses tonun, hareketlerin, bakışların falan filan hepsi hâlâ gözlerimin önünde ve sen gayet kendinden emin bi şekilde "öff bana ne ya, bana anlatma" dedin.
-öff tamam kapat konuyu.
-kapatmıyorum. madem bi yerinden tuttuk, devam edelim.
-et bakalım
-en basitinden yıllarca benimle yaşadın bi güne bi gün "bu ayın kirasını ben ödiyim" veya "su faturasını ben alayım" ya da "bu ayki doğalgazı ben öderim, sen elektriği hallet" hadi bunlar da olmadı, en azından "şu bi iki ayın internet ücretini ben öderim" bile demedin. geldin kuruldun evime, yedin yarrağı döndün evine.
-sus
-susmuyorum. ben kiramı bile ödeyemiyorken sen o gün kaç posta sikişicez derdindeydin.
-iyice iğrençleştin.
-demek iğrençleştim. peki o zaman sikim dışında hiçbir şeyime bakmamış olan sen, neyime bakmış oluyorsun?
-ulan arabamla o kadar gezdik, araba su mu yakıyor?
-aa doğru su yakmıyor, aylık 100 TL yakıt alıyordun ve o 100 TL anca benim doğalgazımı karşılıyordu. tabii o 100 TL'nin içinde ben arabanla anca 15-20 liralık harcama yapmışımdır. çünkü biz sadece senin iş çıkışında eve beraber dönüyorduk. bunun dışında bi bok yapmıyorduk. ama şimdi sanki yakıtı bana harcamak için alıyomuşsun gibi de utanmadan konuşuyorsun.
-ya eve aldıklarım? beraber yiyip içtiklerimiz? her hafta 80-90 lira harcama yaptım. onları da gökten yağarken mi toplayıp getirdim?
-haaaa doğru. gökten yağanları toplamak yerine marketten alıyordun ve yeriz diye getirdiğin her şeyin yarısını evine götürürken, diğer kalan yarısını da seninle beraber biz iki günde yiyorduk. haftanın diğer kalan günlerinde ise ben gidip gökten yağanları toplamak zorunda kalıyordum.
-heh abart abart
-ne abartması lan. ben mi abartıyorum. asıl evine aldığın şeyleri, şimdi bana almışsın gibi davranmak abartmak olmuyor mu? nasıl hayvan birisin sen ya? ulan zaten kuş eti kadar maaş alıyordum, onu da beraber yiyorduk ve sen bi güne bi gün yardım teklifinde bulunmamana rağmen, şimdi utanmadan bunları mı söylüyorsun? ne nankör, vicdansız birisin sen ya? insan biraz merhametli olur ya.
-ahaha abart iyice abart. "gaddar" de bi de bana
-ee öylesin
-dünyanın en kötü insanıyım da, değil mi?
-değilsin. ama "vicdansızı" olabilirsin. düşüncesiz bi öküzsün.
-ahahaha
-gül gül çok gülersin.
-iyice abart sen. birde "hep kullandın beni de" de tam olsun.
-yalan mı?
-hep kullandım seni zaten değil mi?
-açıkçası öyle yaptın ve ben bunun ilişki içerisinde olduğumuz için normal olduğunu sanarak yaşayıp bugüne kadar geldim. ama şimdi burda, şu iki yıllık süreçte edindiğim deneyimlerden gördüm ki aslında normal değildi. sen, benim seni sevdiğimden emin olduğun için, beni acımasızca manipüle ederek kullanıp durdun. üstelik onca sıkıntımın içinde kılını bile kıpırdatmadan, sürekli seni elimde tutmak için çabalamamı sağlayıp, kendimi yetersiz hissetmeme de neden oldun. ama artık bir şey yapmayacağım. İstanbul'a geldiğimde de sana bakmayacağım. hatta eğer beraber yaşayacaksak, bi ilişkimiz varsa, olacaksa, bunca yılın karşılığında artık sen bana bak.
-oldu başka bi emrin?
-başka emrim yok.
-olsaydı yav.
-şimdi sıra sende! geldiğimde 5-6 yıl boyunca sen bana bakacaksın ve ben hiçbir bok yapmayacağım!

bu muhabbetimiz ve benzeri, aramızda defalarca tekrarlandı ve şimdi onca zaman geçmişken, galiba artık onun bana bakma sırası geldiğine o da ikna oldu.

evet aslında gerçekten bana bakmalı da. çünkü tüm maddi imkansızlıklar içindeki yaşantıma rağmen yıllarca ona ben baktım ve şimdi ben beş parasız kalmışken o bana bakmayacaksa, başka kim bakacak ki?
evet ondan başkası bakamaz. bakmamalı ve Öküz Herif bana bakmak zorunda...

Geçen hafta İstanbul'a geldiğimden bu yana henüz onunla karşılaşmadık, çünkü annesiyle beraber tatile gitmişlerdi ve dün gece döndüler. Ama biz hâlâ buluşamadık, bu akşam buluşacağız. Bakalım neler olacak.
Umarım güzel şeyler olur, çünkü gerçekten meteliksiz kaldım ve onun evine yerleşip, onun bana bakmasını sağlamaktan başka yapabileceğim bir şey yok.
Sonuçta ben sıramı savdım. Şimdi bakma sırası onda.

30 Haziran 2019

DGS'ye girip çıktım. Dua edin de sonuç iyi olsun.

Bugün DGS sınavı vardı ve işte girip çıktım bile.
Gerçi dgs mi bana girdi, ben mi ona girdim hâlâ anlamış değilim ama ortada "bi giren çıkan" olduğu kesin.

"Nasıl geçti" derseniz, açıkçası böylesini beklemiyordum.
Çünkü gerçekten kolay ve sadece birazcık bilgi birikimi ve  dikkatli olarak ilerlendiğinde yapılacak türde sınavlardandı.
Ya da ben öyle hissettim.
Peki bilin bakalım kolay böyle hissetmeme rağmen ne yaptım?
Tabiki de kılı kırk yaran halimi de yanımda götürdüğüm için, sınav başladığında soruları da beraber çözmeye kalkıştık.
Durum böyle olunca da; bi kaç soruyla ilgilenirken zaman su gibi akıııııııpppp geçti.

Ama o iki saat gerçekten su gibi geçti. Hemde hiç durmadan ve fark ettirmeden.
Öyle bi geçmiştiki; görevli "son 40 dakika" dediğinde ben türkçe sorularının bi kaç tanesini boş bırakmış, 50'inci soruyla cebelleşiyordum ve bi anda hiç matematik sorularına bakmadığımı hatırlayıp, hemen ona geçtim.

Matematik'de bi kaç soru yapmıştım ki, görevli "zaman bitti" dedi ve öylece kaldım. Zaman yine geçmişti ve ben yine bi kaç soruya takılıp, tüm zamanımı harcamıştım bile.
Zaten hep böyle yapıyoruz; zamanımız çok sanıp, elimizdeki uğraşa dalıp gidiyoruz. Zamanın geçtiğini fark ettiğimizdeyse;  ne o, ne biz, geri dönebiliyoruz.
Her şey olması gerektiği gibi, olması gereken şeylerin olmayacağı şekilde olup bitmiş oluyor.

Şimdi şu entel cümleleri bırakıp asıl meseleye dönecek olursam:
Toplamda 45 üstü Türkçe, 17 Matematik yanıtlamış olarak kağıdımı bıraktığımda, içimden "oha 150 dakika nasılda hızlı geçti" deyip durdum.
Çünkü cidden zamanın böylesine hızlı geçeceğini düşünmemiş, içindeyken de hızlıca geçtiğini anlamamıştım. Resmen "2 saat, 2 dakika gibi" bana mısın demeden ilerlemiş, yerini sınavdan çıkış saatine bırakmıştı.
Biraz gereksiz stress, biraz boş heyecanla geçip giden zamanın ardından iyice sinirlenmişken de, görevli kağıdı alıp gitti, bende ösym silgimi ve kalemimi alıp çıktım.
Ama bu sınavdan şunu anladım ki; sınav gerçekten zor değil ve oturup düzgün, sistemli ve sabırlı bi şekilde çalışılınca kazanılmayacak bi sınav değil. Bundan emin oldum.

Çünkü benim gibi matematikle alakası olmayan biri bile, 2-3 ayda sağdan solan topladığı notlarla, arkadaşlarından dilendiği soru çözümleriyle, internetten izlediği konu anlatımlarıyla matematik temeli edinmeyi becermiş halde sınavda bir kaç tane yapabildiyse, düzenli bir eğitimi olan herkes bu sınavın üstesinden gelebilir.
Evet durum böyle. Ama tabii ben 20 yıl sonra matematik öğrenmeye başlayınca biraz zorlandım ve süreyi de dikkatli kullanmayınca sınavda sıçtım o ayrı bi konu.

Buna rağmen sınav sonuçları ve sonrasında yapılan yeleştirme tercihleri açıklandığında, büyük ihtimalle bi yerlere yerleşememiş (yerleşirsem kurban kesip, 1 ay oruç tutacağım :))olacağım. Ama tabii zoru seven ben, asla pes etmeyecek ve bu yüzden hırslı bi şekilde, önümüzdeki yılın sınavına erkenden hazırlanmaya başlayıp, hiç aksatmadan düzenli bi şekilde ilerleyerek, en sonunda da İstanbul-Ankara'daki hukuk fakültelerinden birine yerleşeceğimden eminim.
Yani şimdi diyeceğim o ki; bu sınavımın iyi geçmiş olmasını(en azından yapmış olduklarımdan büyük bir sonuç almış olmam) ve sonrasında da bi yerlere yerleştirilmemi dileyin.
Kendinize de iyi bakın. Her nerede yaşıyor veya yaşayamıyorsanız.