eskisine nazaran daha sakin bi şekilde olsada, bu aralar yine kendimi yeniden yeniden yeniden yeniden anlamlandırma çabası içindeyim ve sanırım hayat bu anlamlandırmalar esnasında geçip giderken bana nanik yapıyor ama görmüyorum.
ışıkları kim söndürdü.
oldum olası, anlamsız ve boş bir hayat yaşamış olmak korkunç geldi bana ve sanırım bu yüzden olsa gerek, yaşarken hep bir amaç aradım.
zaten içimde her zaman, önemli bir şey yapmak için doğmuş olma hissiyle dopdolu bir halde şaşkınlıkla etrafa bakınan biri vardı. acaba neye gelmiştim bu dünyaya, ne yapacaktım, yapmalıydım.
yapmam gereken şey nedir allahım?
o küçücük halimle bile bu dağ kadar ağır hisle mücadele ederken, ne yapmak için doğduğumu anlamakla yıllarca çırpınıp durdum ama hiçbir şey bulamadım.
sahi ben niye doğdum allahım...
yaşım bu yıl 39 oldu. artık 40'ım çıkmak üzere ama sorsan sanki az önce bu halimle var edilmiş gibiyim. ne zaman üzerimden geçti tüm o yıllar ve bu arada niye kimse beni sikmek ve kendini siktirmek dışında dürtmedi? yalasın dünya barışı.
son bi kaç aydır kendimde, gittikçe, yalancı da olsa toplum kurallarına uygun bi hayat yaşama arzusu duymaya başladım. galiba kendim olarak, kalarak, şakasına bile olsa karşımdakine asla yalan söyleme-yerek yaşadığım bu hayatta bir bok olamayacağımı anladım.
evet anladım ve şimdi en kendisi olmayan, en kendisi olmaya çalışmayan, şakayla bile olsa doğru söylemeyen birine dönüşmek üzereyim.
bunu siz istediniz. değil mi?
geçen gün "bir daha erkek sikmeyeceğim allahım" diye tövbeler ettim ve zaten bi kaç aylardır da "allah'ım bana erkek sikme iradesi verme artık. erkeklere duyduğum bu sonsuz sevme ve sevilme arzusunu, kadınlara yönelt. iyi kalpli, iyi huylu, güzel yüzlü ve sözlü, çok merhametli, benim ona göre, onun bana göre olduğu bi eş ver ve güzel bi yuva kurdur bana allahım. çünkü ben kuramıyorum." diye dua ediyordum.
allahım dua mı kabul et. amin.
yakışıklı erkekler görüyorum, varlar ve bu hisse neden odaklandığımı düşününce anladımki, aslında tüm erkeleri yakışıklı görüyorum. yani o hiç sevilmeyecek kadar huysuz, baktığın anda iğrenebileceğin kadar çirkin ve salt erkek olduğu belli bi siluete sahipliği dışında hiçbir özelliği, güzelliği, aklı ve ilmi olmayan erkeklerde bile sevecek bir taraf arıyormuşum. hemde inatla. tüm kibirli inadımla.
yanisi başımdan geçip giden bu zamanlar içinde, kendimi "sadece erkek sevmeye" o kadar kaptırmışımki, yer yer onları ilahlaştırmış ve sadece onların rızasını kazanmaya adanmış bi hayatın kıyısına kadar varmışım.
ve yine yanisi; ne yaptığının hiç farkında olmayan ve bu davranışının da şüphesiz tek doğru olduğunu sanarak yaşayan bi zavallı ben.
oysa Allah kitabında şöyle der "Fakat onların çoğu aklını kullanmaz."
gerçekten de bazen aklımı hiç kullanmadım. sen bana doğruyu buldur. benim bulacağım yok.
bu, sadece erkeğe odaklanma meselesini ben tek başıma edinmedim.
bu, kadınların gözüme herhangi bir şey gibi görünmeleri yetisini ben tek başıma kazanmadım.
bu, kendimi sadece erkek sevmeye koşullandırdığım,
bu, kendimi kadınlardaki arazlardan uzak tutmak için sadece erkek sevmeye koşulladığım zihinsel inşa sürecini ben tek başıma becermedim. bunu da yeni anlıyorum.
Şimdi doğruya doğru; onca yakışıklıyla beraber onca çirkin erkek için ölüp bitmememin de başka bi açıklaması yok ve evet, bi erkeği sikip atsan veya bi erkek seni sikip atsa bile, bunun verdiği sosumsuz rahatlığı, hangi kadın verir ki? hiç.
şimdi aklıma gelmeyen ama kendimi ibneleştirmek için sıraladığım tüm o haklı ve bol mantılı kadınsız kolaycı akıl yürütmelerim, kadınlardan kaçmak için bana yakıt sunan çarpık toplum kuralları, içsel huzur sağlayan tek başıma günahsız küçük sahte romantik anlar, allah'ı anarken bile hiç yokmuş gibi yaşayan büyük kalabalıkların ikiyüzlülüğüne karşı takındığım güya tek yüzlü güçlü dürüst duruşum falan, hepsini geç amınakoyim. bu yarrağı sokacak, yüreği salt insan sevgisiyle tıka basa dolu sımsıcak bi amcık bulup hayatıma devam etmeliyim.
gerisi fasa fiso.
bu düşüncelerle beraber, kadınlara dair bakış açımı da şimdiye kadarkinden farklı bi yönde ve anlamda düzeltmeye başladığımı söylemeliyim. örneğin, hayatıma giren veya henüz daha az önce tanıştığımız o ilk andan itibaren, onları her an sikme potansiyelim olduğunu düşünerek yaklaşan ve sesi titreyerek iletişim kuran, iletişimi bu titrek halleriyle sürdüren kadınların benden korkmalarını gerektirecek bi durum olmadığını belirtmek için o anda tonladığım "korkma ilk fırsatta seni sikecek biri değilim" adlı sesimle, aslında ibne olduğum ve bu yüzden sikimin ona doğru kalkmayacağı garantisini veriyordum ve böylece, benimle geçirdikleri zaman dilimlerinin tümünde iki insan olarak iletişimde kalacağımızı söylemeye çalışıyordum ama nerdeeeeeeeeeeee
şimdi anladım ve kabullendim. Tanıştığım kadınlardan 3ü 5i hariç hepsi, onları her an sikebileceğimden korkmuşlardı ve ben aslında onlara benden, onları sikebileceğime dair bir korku duymamaları için tüm iletişimimizde ibneliğimin altını çizip, asla onları sikmeye kalkışmayacağıma dair garanti veriyordum. oysa kimseyi sikmek istememiştim. salt insandık diye iletişim kuruyorduk ama bak neler olmuştu ve ben onlarla olan tanışıklığımız süresince ibne rolümü sürekli yüklenmiş olarak oynamak zorunda kaldım. oysa onların beni sıkıştırdıkları sığ dünyalarının aksine kocaman bi dünyam vardı.
şimdi bunları yazarken, yine hatırlıyorumda; ibne olduğumu belirterek iletişimde kaldığımız bi kaç kadın arkadaşım (ki 22 ve 40lı yaşlar arasında değişen farklı kültür ve profillerdeydi bunlar ) onlara meyletmediğim için bana kırıldıklarını açık açık söylemişlerdi. hatta içlerinden birinin, 2 yıl boyunca ona ilgi göstermediğim için sürekli erkekliğimle dalga geçmişti ve bende onunla beraber kendime gülüp geçmiştim.
o ise bu gülüp geçmelerime her defasında şaşırıp kalmış ve bana inatla yeşil ışık yakmasına rağmen neden ona yürümediğimi sorup durmuştu. çünkü ona göre erkekler, sonuçta sadece sikleri olan akılsız ve çok hissiz, sevgisiz ve merhametsiz sıradan birer canlılardı ve günün sonunda siklerini sokacak bi amcık bulmak dışında başka bi şey için yaşamazlardı. bu yüzden nasıl olurdu da, gerçekten hiç kadınlara ilgi duymuyor, onu sikmek istemiyor olabilirdim?
bunu farklı yaşlardaki erkekler gibi kadınlar da soru olarak açıkça-defalarca sormuşlardı ve benim "çünkü ben sadece gerçekten sevdiğim ve beni gerçekten seven biriyle yatmak istiyorum. amacım seks yapmak olsa, az sonra birini bulmak benim için zor değil" cevabıma, beni küçümseyerek gülüp geçmişlerdi.
O zaman anlamamıştım ama şimdi anlıyorum; kadınlar, onları sikmek istemiyor oluşuma inanmamışlardı.
ben de artık kendime inanmıyorum ve hayatımın sonuna kadar sadece kadın sikmek istiyorum.
bilinç akışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilinç akışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19.04.2024
kadın sikmek mi ister, sikilmek mi, kadın ne ister?
29.06.2020
bilinçakışı
35 yaşındayım ve yolun ortasında durmuş öylece bakınıyorum etrafa. Ne tarafa gideceğim hakkında en ufak bi fikrim yok. Ne yapacağım hakkında, nerden geldiğim ve nereye gideceğim hakkında da. Yani fikirsiz fikirsiz olduğum yerde öylece bekliyorum. Sahi nerden gelmiştim, nasıl geldim?
Hayat denilen bu zig zaglarla dolu yolda, amaçsızca, sırf durmuş olmak için, ya da yapacak başka bir şey olmadığı için, şu an öylece olduğum yerdeyim ve sanki öncem yokmuş gibi hissediyorum. Hatta sanki annem beni az önce 35 yaşımda doğurmuşta giydirip yolun ortasına bırakıp gitmiş gibi sahipsiz ve şaşkınım.
Oysa böyle olmayacaktı, ya da böyle olacağını düşünmüyordum. Sahi diğer 35 yaşına basanlar, basıp geçenler nasıl düşünmüştü?
Bence yaş almak veya yaşlanmak boktan bir şey. Çünkü etrafında neler olup bittiğini daha iyi anlıyor ve anladığın için de; zamanını, kandırıldığını düşünmekten başka hiçbir şeye harcamıyorsun.
Yani dünya, gerçek bir aldatmacadan ibaret ve sen bunu geç kabulleniyorsun.
Gerçi erken kabullensen ne olacak ki? Onu değiştirebilir misin? Ya da değişimi başlatabilir misin?
Ben yapamadım. Değiştiremedim, değişimi başlatamadım da.
Öylece yaşadım geldim ve işte sanki tüm bunları yeni fark etmişim gibi bir hisle sarmalanmış halde öylece olduğum yerde şaşkın bir aptal olarak duruyorum.
Yaş aldıkça, gülenlerin aslında gülmüyor olduğunu, ağlayanların aslında ağlamıyor olduğunu görmeye, anlamaya başlıyorsun ve bu yüzden de içten içe "keşke bi aptal olarak kalsaydım" diye düşünerek kendine üzülüyorsun.
Tabii ben kendim için üzülmüyorum. Daha çok; hayatı doğru bildiğim gibi yaşamama rağmen, yer yer yanlış anlaşılmış olmalarıma üzülüyorum. Bu beni gerçekten çok üzüyor.
Yanlış anlaşılmak, doğruyu anlatmaya çabalamana rağmen yanlış anlaşılmaya devam edilmek insanı üzmeyecekse başka neye üzülünür ki?
ve işte bunları anladığım için de, bazı insanların neden inzivaya çekilircesine dağdaki 3-5 metrekarelik arsalar alıp şehirden el etek çektiklerini, hatta bazılarının iyice abartıp kendini dağa taşa adadığını, ya da şehirde kalanların neden hayvan sevgisini abartıp konuşamayan kedi köpekle konuşmaya başladığını ve bir müddet sonrada onu diğer insanlardan daha önemli, daha değerli görmeye başladıklarını anlamaya başladım.
Çünkü her şeye rağmen çabalayan insanlar artık bir yerden sonra ümitsizliğe kapılıp pes ediyorlar ve yanlış anlaşılmayı bile umursamadan, doğrusunu anlatmaya bile lüzum görmüyorlar. Çünkü çabanın görülmemesi veya görülmesine rağmen yok sayılması, yanlış anlaşılmadan daha çok can yakar ve insanlar artık canlarının yanmasını istemedikleri için, yaşamın ortasından el etek çekip köşede bi yerde sessizce yaşamaya gidiyorlar.
Dışardan bu insanlara baktığımızda; her şeyden ellerini çekmiş olduklarını sandığımız için azla yetinmeyi öğrenmiş olduklarını sanırız ama aslında bu yetinmeyi öğrenmek değil, daha çok pes etmekle, bıkmakla, yorulmakla inancını kaybetmekle ve özünde ise ümitsizlikle ilgili.
Dışardan bu insanlara baktığımızda; her şeyden ellerini çekmiş olduklarını sandığımız için azla yetinmeyi öğrenmiş olduklarını sanırız ama aslında bu yetinmeyi öğrenmek değil, daha çok pes etmekle, bıkmakla, yorulmakla inancını kaybetmekle ve özünde ise ümitsizlikle ilgili.
Yani etrafındaki herkesten ümidini kesmişler, anlaşılmak için çabalamayı bırakmışlar, yetinmek yerine ümitsizlikten kaynaklı olarak elindekini de yere çalarak çekip gitmişler.
Bu konu üzerine düşünürken, yani çekip gitmeler üzerine düşündüğümde; bu çekip gitmelerin bi çeşit intihar olduğunu düşünmeden edemem. Daha acılı ve hâlâ hissedilir olan bir acı. Ölümle son bulan hayat macerasından çıkılan andaki acıdan daha büyük bir acı. Çünkü acı hâlâ devam ediyordur.
Zaten tüm dünya, tüm yaşanmışlığınız, başlayan ve biten tüm dostluklar, tüm anılarınız hala orada bi yerde duruyorlarken, uzağa çekilmeyi seçmek bir son değil, başka bir açıdan bakmak ve bakıp derin derin iç geçirmektir. Bu acı şüphesizki; korkakların seçimi olan intihardan daha büyük bir acıdır ve hep sürüyordur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

