Dangalağın tekiyim, aklıma gelen ilk kelimelerden cümleler kurarım. Rahatlığımla başkasının rahatını bozmadan yaşamaya çalışsamda, bazen başkasının rahatını kaçırdığımı çok sonradan farkedip geri adım atıyorum. Bu adımlarım kontrolümden çıkıp, benden bile çok geriye de gidiyor. Tabii farkında olmuyorum, ama çok sonra farkına varınca ani bi fren yapıyorum. Tüm cadde fren izlerimle doluyor. Dönüp tüm izlere bakıyorum. ne kadar süredir frenlemeye çalışmışımki diye düşünüyorum.
Esmerim bide ben. Ama esmerliğimi sevmiyorum. İnsanlar yakıştırsada ben sevmiyorum. Siyah saçlıyım ama saçımı da sevmiyorum. Bide büyük kocaman bi burnum var. Onu da sevmiyorum. Ayna karşısına çok ender geçerim. Çünkü orda beğenmediğim bi adamı görüyorum. Sırf o beğenmediğim adamı görmemek için bazen haftalarca ayna karşısına geçmediğim olur. Bazen ise her gün ayna karşısına geçerim. O anlarda sadece saçımı düzeltiyor olsamda, buna rağmen yüzüme hiç bakmıyorum. Orda iki çift göz olmasına rağmen onların bile kendilerine bakmasına izin vermiyorum. Dedim ya kendimi sevmiyorum.
Hep başkalarının beni sevmesine odaklanarak yaşamışım, yaşıyorum ve sanırım bugüne kadarki yaşantımdan dolayı öyle görünüyorki bundan sonrada öyle yaşayacağım. Kendimden nefret etmiyorum, sadece değersiz buluyorum. Emin değilim aslında, ama bi ihtimal kendi gözümde kendimi sevmemem bundandır diyorum. Bilmem işte böyle biriyim sanırım.
Bide kısa boyluyum ve boyumu da aslında hiç sevmem. Ama bazen içimden "boyum azcık daha uzun olsaydı etrafın ammına koyardım" diye düşünüyorum. Belki de allah etrafın ammına koymamam için bilerek boyumu kısa yaratmış. Doğrusu nedir Allah olmadığım için bilmiyorum.
Ha dersen yinede "bunlar önemli değil" o zaman sana "evet, aslında önemli değil ve sikimde olan tek şey, anı yaşamaktır." derim.
"gerisi ne olacak" dersen, beni sevecek birini bulduğum zaman, gerisinin ne olacağı hakkında bi cevap bulacağıma inanıyorum. Hem bulamazsamda canım sağolsun. Zaten kim kaybetmişki ben buluyım.
24.08.2011
23.08.2011
Ayyy iğrenç bi başlık atmıştım bu sikindirik yazıya. Sonra utanıp etiketlere aldım
Dün akşam yine tombalakla cevahir'de buluşup gezindik biraz. Sonra cinebonus'un önünde durup hangi filmler var diye bakınırken, tombalak bilet sırasında birini gördü "şu mavili çocuğu tanıyorum ama beni görünce tanımamazlıktan gelip diğer tarafa döndü" dedi. Bende "tamam, madem öyle sende tanımamazlıktan gel, belki çocuk müsait değildir" falan dedim. Ama nerde tombalak inat etti "illa gidip selam verecek"miş. Az sonra çocuğun yanında birini daha görünce "hımm sanırım yeni çıktığı olsa gerek, dur bi selam verip geleyim" dediği gibi onlara doğru gitti.
Allahım ben nasıl utandım. Ulan diğer tanıdığın çocuk zaten seni tanımamazlıktan gelip, rahatsız olduğunu belli ediyor, sen neden hala üsteliyorsunki. Ama yok bu gitti, mavili çocuğun koluna vurup "merhaba" deyip elini uzattı ve konuşmaya başladı. Bende bu sırada arkamı dönüp filmlere bakınmaya çalıştım. Tombalak bir iki dakika sonra gelince de "ahaha yanındaki sevgilisiymiş ve gözlerini benden alamadı" dedi. Onun bu hareketleri karşısında şaşırdım biraz, çünkü kendisi güya bu tür şeylere inanılmaz dikkat ediyordu ve nerdeyse işi iyice abartıp bana "ben bu şekilde hayatta kalıyorum" diye söyleniyordu. Hatta bunla ilgili ufak bi tartışma yaşamıştık, bu kadar kafana takıp büyütme, kimse seninle ilgilenmez, kimsenin umrunda değiliz falan demiştim ama ıhhh. Bende bu tür düşünceleri kafamdan siktir edip "tamam hadi gel sinemaya gitmekten vazgeçtim, zaten güzel film yok içerde gezelim" dedim ve yürüyüp gittik.
Yürürken de bu hala arkasını dönüp konuşuyor "yanındaki çocuk hala bana bakıyor, ama ben alışkınım bu tür şeylere" diye söylendi ve yüzüne inanılmaz farklı sevinçli yerleşti. Bende "bence sen alışmamışsın, senin götün kalkmış" dedim. Benim "götün kalkmış" dememle o bi an şaşırdı ve "ne dedin?" diye sordu, bende "götün kalkmış" diye tekrarladım ve sonra o "niye böyle söyledin" diye sordu. Önce anlamamazlığa geliyim diye düşünerek "neyi söyledim" dedim ve belki boş verir diye düşündüm. Ama yok bu "bana göt möt diyorsun, götün kalkmış diyorsun" dedi, bende "ee çünkü öyle, ama sen farkında değilsin" dedim ve sonra başka şeyler konuşa konuşa mağazalardan birinde girdik. Orda bu "götün kalkmış olma konusu"ndan tamamen uzak bi şekilde sağdan soldan laflarken, bi yandan da bu kolumu çimciriyordu. O böyle kolumu tutup bi kaç defa daha çimcirince, ben de dayanamadım, hafifçe dönüp pazusunu öptüm. O bunun üstüne bana hafif bi ses tonuyla "bi daha öpme" dedi ve bunun üstüne bende sırf piçliğine bi daha öptüm. Ben böyle bi daha öpünce de bu aniden arkasını döndü gitti. "Oha olm nooldu, nereye?" demeden, o önde ben arkada cevahir'den çıktık.
Ama nasıl kızmış varya böyle patlayacak gibi duruyor, o derece kızgın. Bende kızgınlığının farkındayım ve "tamam, özür dilerim" bi daha yapmam dedim. Ama yok bu hala "özür dileme, neden özür diliyorsun? bi daha yapma dedim, ama sen ne yapıyorsun" falan dedi. Sonra öyle böyle hiç konuşmadan biraz oyalandık ve eve gitmek istediğini söyledi. Metrobüs durağına doğru yürüyüp konuşmaya çalıştım. Amaa ııh ses soluğu çıkmadı. Sonra çektim kenara "gel şuraya. bi oturalım soluklan 2 dakka" dedim ve meydandaki oturma yerlerinden birine oturduk.
"Konuş, içindekileri boşalt, ama böyle sessiz durma" dedim ama ııh, sanki şeytan ağzını tutmuş gibi sus pus duruyor. Öyle böyle dayanamadım ve "tamam sinirlendin, çok sinirlendin ama cidden özür dilerim. gerçekten çok çok özür dilerim. Bak dersimi aldım ve inan bi daha tekrarlanıcak bir şey değil. Yeterki böyle sessiz olma" dedim ama ııh anlatamadım. Ne yaptıysam konuşmuyor piç. Sonra bi ara böyle biraz daha zorlayınca "o kadar sinirliyimki seni dövesim var" dedi. Bende ilerdeki taksileri gösterip "tamam, öyleyse gel şurdan bi taksi tutup tenha bi yerde inelim. sende istediğin kadar döv, valla ciddiyim istediğin kadar döv karşılıkta vermiycem, ama böyle sessiz olma" dedim.
Dedim ama nerdeee, piçin ağzı kilitlendi. Sonra biraz daha üstüne gidince açıldı. Neymiş işte "mağaza içinde onlarca kamera varmış, ya bi gören olursa ne olurmuş" falan filan. İçimden öffledim pöfledim ve "o an farkında olamadım refleks gibi bir hareket oldu, yoksa beni biliyorsun rahatlığımla başkasını rahatsız etmem" dedim ama dinletemedim. Sonra biraz daha konuşmaya çalıştım ama eve gitmek istediğini ve bu konu hakkında artık konuşmak istemediğini söyledi. Kalktık metrobüse gittik ve orda vedalaşıp ayrıldık. Bende yolda kulaklığı takıp bi arabesk radyo kanalını açtım, yıldız tilbe söyledi ben dinledim ve bi ara onu aradım meşgule attı. Sonra yalın söyledi, sonra bi kaç kişi daha şarkı söyledi onları da dinlerken eve gelmiş oldum.
Bilgisayarı açtığımda onu da online gördüm ve konuşmaya çalıştım. Hayır bye deyip kapadı. Piçte bi inat var, nuh diyor peygamber demiyor. Bide bana kibirlisin falan diyordu. Amcık kendisindeki kibrin farkında değil. Neyse bi kaç güne kadar siniri geçer diye umuyorum. Bakalım ne boklar olacak.
Allahım ben nasıl utandım. Ulan diğer tanıdığın çocuk zaten seni tanımamazlıktan gelip, rahatsız olduğunu belli ediyor, sen neden hala üsteliyorsunki. Ama yok bu gitti, mavili çocuğun koluna vurup "merhaba" deyip elini uzattı ve konuşmaya başladı. Bende bu sırada arkamı dönüp filmlere bakınmaya çalıştım. Tombalak bir iki dakika sonra gelince de "ahaha yanındaki sevgilisiymiş ve gözlerini benden alamadı" dedi. Onun bu hareketleri karşısında şaşırdım biraz, çünkü kendisi güya bu tür şeylere inanılmaz dikkat ediyordu ve nerdeyse işi iyice abartıp bana "ben bu şekilde hayatta kalıyorum" diye söyleniyordu. Hatta bunla ilgili ufak bi tartışma yaşamıştık, bu kadar kafana takıp büyütme, kimse seninle ilgilenmez, kimsenin umrunda değiliz falan demiştim ama ıhhh. Bende bu tür düşünceleri kafamdan siktir edip "tamam hadi gel sinemaya gitmekten vazgeçtim, zaten güzel film yok içerde gezelim" dedim ve yürüyüp gittik.
Yürürken de bu hala arkasını dönüp konuşuyor "yanındaki çocuk hala bana bakıyor, ama ben alışkınım bu tür şeylere" diye söylendi ve yüzüne inanılmaz farklı sevinçli yerleşti. Bende "bence sen alışmamışsın, senin götün kalkmış" dedim. Benim "götün kalkmış" dememle o bi an şaşırdı ve "ne dedin?" diye sordu, bende "götün kalkmış" diye tekrarladım ve sonra o "niye böyle söyledin" diye sordu. Önce anlamamazlığa geliyim diye düşünerek "neyi söyledim" dedim ve belki boş verir diye düşündüm. Ama yok bu "bana göt möt diyorsun, götün kalkmış diyorsun" dedi, bende "ee çünkü öyle, ama sen farkında değilsin" dedim ve sonra başka şeyler konuşa konuşa mağazalardan birinde girdik. Orda bu "götün kalkmış olma konusu"ndan tamamen uzak bi şekilde sağdan soldan laflarken, bi yandan da bu kolumu çimciriyordu. O böyle kolumu tutup bi kaç defa daha çimcirince, ben de dayanamadım, hafifçe dönüp pazusunu öptüm. O bunun üstüne bana hafif bi ses tonuyla "bi daha öpme" dedi ve bunun üstüne bende sırf piçliğine bi daha öptüm. Ben böyle bi daha öpünce de bu aniden arkasını döndü gitti. "Oha olm nooldu, nereye?" demeden, o önde ben arkada cevahir'den çıktık.
Ama nasıl kızmış varya böyle patlayacak gibi duruyor, o derece kızgın. Bende kızgınlığının farkındayım ve "tamam, özür dilerim" bi daha yapmam dedim. Ama yok bu hala "özür dileme, neden özür diliyorsun? bi daha yapma dedim, ama sen ne yapıyorsun" falan dedi. Sonra öyle böyle hiç konuşmadan biraz oyalandık ve eve gitmek istediğini söyledi. Metrobüs durağına doğru yürüyüp konuşmaya çalıştım. Amaa ııh ses soluğu çıkmadı. Sonra çektim kenara "gel şuraya. bi oturalım soluklan 2 dakka" dedim ve meydandaki oturma yerlerinden birine oturduk.
"Konuş, içindekileri boşalt, ama böyle sessiz durma" dedim ama ııh, sanki şeytan ağzını tutmuş gibi sus pus duruyor. Öyle böyle dayanamadım ve "tamam sinirlendin, çok sinirlendin ama cidden özür dilerim. gerçekten çok çok özür dilerim. Bak dersimi aldım ve inan bi daha tekrarlanıcak bir şey değil. Yeterki böyle sessiz olma" dedim ama ııh anlatamadım. Ne yaptıysam konuşmuyor piç. Sonra bi ara böyle biraz daha zorlayınca "o kadar sinirliyimki seni dövesim var" dedi. Bende ilerdeki taksileri gösterip "tamam, öyleyse gel şurdan bi taksi tutup tenha bi yerde inelim. sende istediğin kadar döv, valla ciddiyim istediğin kadar döv karşılıkta vermiycem, ama böyle sessiz olma" dedim.
Dedim ama nerdeee, piçin ağzı kilitlendi. Sonra biraz daha üstüne gidince açıldı. Neymiş işte "mağaza içinde onlarca kamera varmış, ya bi gören olursa ne olurmuş" falan filan. İçimden öffledim pöfledim ve "o an farkında olamadım refleks gibi bir hareket oldu, yoksa beni biliyorsun rahatlığımla başkasını rahatsız etmem" dedim ama dinletemedim. Sonra biraz daha konuşmaya çalıştım ama eve gitmek istediğini ve bu konu hakkında artık konuşmak istemediğini söyledi. Kalktık metrobüse gittik ve orda vedalaşıp ayrıldık. Bende yolda kulaklığı takıp bi arabesk radyo kanalını açtım, yıldız tilbe söyledi ben dinledim ve bi ara onu aradım meşgule attı. Sonra yalın söyledi, sonra bi kaç kişi daha şarkı söyledi onları da dinlerken eve gelmiş oldum.
Bilgisayarı açtığımda onu da online gördüm ve konuşmaya çalıştım. Hayır bye deyip kapadı. Piçte bi inat var, nuh diyor peygamber demiyor. Bide bana kibirlisin falan diyordu. Amcık kendisindeki kibrin farkında değil. Neyse bi kaç güne kadar siniri geçer diye umuyorum. Bakalım ne boklar olacak.
22.08.2011
İnsan hayatının içine edecek kişileri kendisi seçiyor. Hayatına edilincede yapayalnız bi şekilde ağlıyor
Hani bugünlerde kafam karışık diyorum ya, aslında kafa karışıklığımın tek bi nedeni yok, 3 nedeni var. Biri işte şu bayramdan sonra illa geleceğini söyleyen askerdeki piç, diğeri şu metroda tanıştığımız hulk, bi diğeri ise hulk'dan bi iki hafta önce netten tanıştığımız sarışın tombalak.
Aslında tombalakla sadece normal bi tanışma olmuştu. Yani öyle buluşup tanışacaktık. Ama ne olduysa oldu ve biz bi anda o gün karşılıklı oturunca çok fazla muhabbete daldık. Ayrılmaya yakın mecidiyeköy'de turlarken bi ara elini biraz çekinerek omzuma attı ve bende onun çekindiğini farkedince elini tutup biraz daha ileri getirip tamamen omzuma oturttum. Konuşmadık bi kaç dakika o şekilde dolaştık. Sonra ayrılırken metrobüs durağında vedalaşırken tokalaşıp "kendine iyi bak, tekrar görüşelim" falan dedik birbirimize ve yanaklardan öpüştük ve ben elimi hemen çekerken, o elimi bırakmadı ve ben elimi çekemedim. Elim onun elinde sıkılmış halde kalınca bi anda afalladım. Gitme der gibi, ama gitme demesi de "bak işte ben adamı böyle göt ederim" der gibiydi. O an afalladım, durup gözlerine baktım. O da bana hafif sırıtan bi ifadeyle bakıyordu. Belliydi apaçık benlen dalga geçiyordu. Bakışlarından, o anki hareketinden "bi kaç saattir tanışıyoruz ve o samimi muhabbetimizden biraz yakınlaşmış gibiydik, ama bak sen vedalaşırken hemen elini çekip arkanı dönmeye hazırsın. Oysa ben seni anlamaya, tanımaya çalışıyorum, sense bu iş oldu havalarında dolanıyorsun" diye avaz avaz bağırıyordu.
Aslında surat ifadesinden belli ettiği bunları düşünürken haklıydı. Çünkü onunla uzun uzun sohbet etmiştik, eli manalı bi şekilde omzumda dolaşmıştık ve sonuç olarak adamı çantada keklik diye, kendim bile farkında olmadan bilinçaltıma işlemiştim bile. Oysa o çantada keklik olmaktan çok uzaktı. Çünkü bi kaç yıldır mutlu süren beraberliği, onun anlatımıyla (sanırım) geçen yıl aldatılmayla son bulmuştu ve o da aldatılmayı kaldıramayınca ayrılmışlardı. Tabii durum böyle olunca onun kafasında hala devam ediyor ve bu yüzden unutamıyor da.
Neyse işte biz o günden sonra haftada bir defa falan görüşmeye başlayınca işler karıştı. Beynimin bi tarafı sürekli onunla ilgilenmeye onun hakkında bir şeyler öğrenmeye başladı. Tanıdıkça daha bi ısındım, ısındıkça daha bi sık görüşmeye başladık. Hayır aramızda sex falan da yok, hatta sağda solda buluşup konuştuğumuz konularda işte havadan sudan şeyler, ama işte ne bileyim, bir şeyler kendiliğinden oluyor demekki.
Bide tombalağı bi görseniz, hemen içinizden "allahım böyle şeker bi adamı nasıl sikerler, kıyılmazki buna" diye bi çığlık yükseliyor içinizden. Gözlerinin o derin yeşilliği, saçlarının güneş sarılığı, dudağındaki her an yüzüne yerleşmeye hazır o gülümsemesi, içten hareketleri, kasıntısızlığı, yürürkenki hantallığı, konuşurkenki o sürekli söylediği "olsun" kelimesi sanki dünyada hala yaşanılacak bir şeyler var hissi yaşatıyor insana.
Hani aslında ondan hoşlandığımı anladığımda bunu ona da hemencecik söyledim. O da "aslında bende senden hoşlandım" dedi. Ama işte sadece karşılıklı hoşlanılmış olmak yetmiyor. Çünkü o kendi deyimiyle hardcore bi aşktan, aldatılmayla çıkıp gelmişken ve onu hiç unutamıyorken başka birine kalbinde yer açması biraz zaman alacak. Onun dışındaki hoşlanmalar ise sadece yatağa girmekle yeterli görülmüş hoşlanmalar olarak kalacak. Çünkü o uzun süredir hoşlandığı kişiyle ilişki yaşamak kafasından çok, hoşlandığı kişiyle yatağa girme kafasında yaşıyor. Hayır böyle dememden, onu sex düşkünü biri olarak algılamayın. Çünkü öyle biri olsa biz bir kaç aydır tanışmış olmamıza rağmen hala yatmış değiliz. Sadece bi ara kuytu bi köşede ayak üstü elleştik o kadar. Bide buluşmalarımızdan birinde ayrılırken her zamanki gibi yanaklardan öpüşürken onu yumuşacık dudaklarından öptüm. Sonra da ayrıldık.
Bi ara "madem bu kadar sık buluşuyoruz çıkalım" dedim. Güldü. Sonra söylediğim şeyi düşününce bende kendime güldüm. Salağın tekiyim valla. Hiç öyle bir şey söylenilir mi? pehh. Ama o gülmesine rağmen benimle neden ilişkiye hazır olmadığını "çok kibirlisin ve seninle konuşurken nefesimi kesiyorsun" diye belirtti. Sonra o böyle diyince bir kaç gün bu konu üstünde düşündüm ve aslında gördümki evet ben sikindirik bi kibre sahibim. Kibrim yok derken bile o kadar kibirli bi şekilde düşünüyorumki kibrimi farkedemiyorum bile. Bi yandan kibirli biri olduğumu geç farkettiğim için kendime üzüldüm, bi yandan onun böyle düşünüp bana söylemesine üzüldüm. Bi kaç gün sonra tabii bunları ona da söylemeden edemedim. O yine güldü.
Aslında gülmek ona yakışıyor. Hani, sanki gülmek için dünyaya gelmiş gibi biri. Ya da ben ona böyle yakıştırıyorum. Zaten birini beğenince onu her haliyle kendimden üstün görüyorum ya, o da ayrı bi kafa tabii. Ama tombalak'da cidden ayrı bi hava var. Onun yanında rahat hissediyoum kendimi, ne ben kasılarak yürüyorum ne o. Bi rahatlık çöküyor üstüme. Sanki "dünya yıkılsa sikimde olmaz" havalarında gezinmeye başlıyorum. Böyle bi rahatlık işte. Neyse işte ilerde neler olacak bilmiyorum ama, kafamın bi bölümünü de o meşgul ediyor ve bu ara bu 3ünü düşünmeden edemiyorum. İçlerinden biri hayatımı altüst edecek bundan eminim. Ama bakalım piyango hangisine vuracak.
Aslında tombalakla sadece normal bi tanışma olmuştu. Yani öyle buluşup tanışacaktık. Ama ne olduysa oldu ve biz bi anda o gün karşılıklı oturunca çok fazla muhabbete daldık. Ayrılmaya yakın mecidiyeköy'de turlarken bi ara elini biraz çekinerek omzuma attı ve bende onun çekindiğini farkedince elini tutup biraz daha ileri getirip tamamen omzuma oturttum. Konuşmadık bi kaç dakika o şekilde dolaştık. Sonra ayrılırken metrobüs durağında vedalaşırken tokalaşıp "kendine iyi bak, tekrar görüşelim" falan dedik birbirimize ve yanaklardan öpüştük ve ben elimi hemen çekerken, o elimi bırakmadı ve ben elimi çekemedim. Elim onun elinde sıkılmış halde kalınca bi anda afalladım. Gitme der gibi, ama gitme demesi de "bak işte ben adamı böyle göt ederim" der gibiydi. O an afalladım, durup gözlerine baktım. O da bana hafif sırıtan bi ifadeyle bakıyordu. Belliydi apaçık benlen dalga geçiyordu. Bakışlarından, o anki hareketinden "bi kaç saattir tanışıyoruz ve o samimi muhabbetimizden biraz yakınlaşmış gibiydik, ama bak sen vedalaşırken hemen elini çekip arkanı dönmeye hazırsın. Oysa ben seni anlamaya, tanımaya çalışıyorum, sense bu iş oldu havalarında dolanıyorsun" diye avaz avaz bağırıyordu.
Aslında surat ifadesinden belli ettiği bunları düşünürken haklıydı. Çünkü onunla uzun uzun sohbet etmiştik, eli manalı bi şekilde omzumda dolaşmıştık ve sonuç olarak adamı çantada keklik diye, kendim bile farkında olmadan bilinçaltıma işlemiştim bile. Oysa o çantada keklik olmaktan çok uzaktı. Çünkü bi kaç yıldır mutlu süren beraberliği, onun anlatımıyla (sanırım) geçen yıl aldatılmayla son bulmuştu ve o da aldatılmayı kaldıramayınca ayrılmışlardı. Tabii durum böyle olunca onun kafasında hala devam ediyor ve bu yüzden unutamıyor da.
Neyse işte biz o günden sonra haftada bir defa falan görüşmeye başlayınca işler karıştı. Beynimin bi tarafı sürekli onunla ilgilenmeye onun hakkında bir şeyler öğrenmeye başladı. Tanıdıkça daha bi ısındım, ısındıkça daha bi sık görüşmeye başladık. Hayır aramızda sex falan da yok, hatta sağda solda buluşup konuştuğumuz konularda işte havadan sudan şeyler, ama işte ne bileyim, bir şeyler kendiliğinden oluyor demekki.
Bide tombalağı bi görseniz, hemen içinizden "allahım böyle şeker bi adamı nasıl sikerler, kıyılmazki buna" diye bi çığlık yükseliyor içinizden. Gözlerinin o derin yeşilliği, saçlarının güneş sarılığı, dudağındaki her an yüzüne yerleşmeye hazır o gülümsemesi, içten hareketleri, kasıntısızlığı, yürürkenki hantallığı, konuşurkenki o sürekli söylediği "olsun" kelimesi sanki dünyada hala yaşanılacak bir şeyler var hissi yaşatıyor insana.
Hani aslında ondan hoşlandığımı anladığımda bunu ona da hemencecik söyledim. O da "aslında bende senden hoşlandım" dedi. Ama işte sadece karşılıklı hoşlanılmış olmak yetmiyor. Çünkü o kendi deyimiyle hardcore bi aşktan, aldatılmayla çıkıp gelmişken ve onu hiç unutamıyorken başka birine kalbinde yer açması biraz zaman alacak. Onun dışındaki hoşlanmalar ise sadece yatağa girmekle yeterli görülmüş hoşlanmalar olarak kalacak. Çünkü o uzun süredir hoşlandığı kişiyle ilişki yaşamak kafasından çok, hoşlandığı kişiyle yatağa girme kafasında yaşıyor. Hayır böyle dememden, onu sex düşkünü biri olarak algılamayın. Çünkü öyle biri olsa biz bir kaç aydır tanışmış olmamıza rağmen hala yatmış değiliz. Sadece bi ara kuytu bi köşede ayak üstü elleştik o kadar. Bide buluşmalarımızdan birinde ayrılırken her zamanki gibi yanaklardan öpüşürken onu yumuşacık dudaklarından öptüm. Sonra da ayrıldık.
Bi ara "madem bu kadar sık buluşuyoruz çıkalım" dedim. Güldü. Sonra söylediğim şeyi düşününce bende kendime güldüm. Salağın tekiyim valla. Hiç öyle bir şey söylenilir mi? pehh. Ama o gülmesine rağmen benimle neden ilişkiye hazır olmadığını "çok kibirlisin ve seninle konuşurken nefesimi kesiyorsun" diye belirtti. Sonra o böyle diyince bir kaç gün bu konu üstünde düşündüm ve aslında gördümki evet ben sikindirik bi kibre sahibim. Kibrim yok derken bile o kadar kibirli bi şekilde düşünüyorumki kibrimi farkedemiyorum bile. Bi yandan kibirli biri olduğumu geç farkettiğim için kendime üzüldüm, bi yandan onun böyle düşünüp bana söylemesine üzüldüm. Bi kaç gün sonra tabii bunları ona da söylemeden edemedim. O yine güldü.
Aslında gülmek ona yakışıyor. Hani, sanki gülmek için dünyaya gelmiş gibi biri. Ya da ben ona böyle yakıştırıyorum. Zaten birini beğenince onu her haliyle kendimden üstün görüyorum ya, o da ayrı bi kafa tabii. Ama tombalak'da cidden ayrı bi hava var. Onun yanında rahat hissediyoum kendimi, ne ben kasılarak yürüyorum ne o. Bi rahatlık çöküyor üstüme. Sanki "dünya yıkılsa sikimde olmaz" havalarında gezinmeye başlıyorum. Böyle bi rahatlık işte. Neyse işte ilerde neler olacak bilmiyorum ama, kafamın bi bölümünü de o meşgul ediyor ve bu ara bu 3ünü düşünmeden edemiyorum. İçlerinden biri hayatımı altüst edecek bundan eminim. Ama bakalım piyango hangisine vuracak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


