Böyle yazacak bir şey aklıma gelmeyince bende film önermeye devam ediyim dedim. Hem öyle sikindirik filmler değil. Sizlerde kesinlikle izleyin. Heppinizi çok öptüm. Bu yazı şurdan devam edip geliyor: Şurdan
Scarface - Yaralı yüz
Filmde doğudan göçen kürtlerin yaşamlarına benzer bir yaşam anlatılıyor. (bu arada bende kürdüm)kahramanımız olan adam para için her boku yerken, bi yandanda değerlerinden vazgeçemiyor ve bu yüzden ikilemlerini falanda yer yer görüyorsun. Filmde sefillikten varlığın en tepesine tırmanan kahramanımız, filmin sonunda aslında yalnızlığıyla başbaşa kalıyor. Hala izlemeyenler vardır diye spoiler vermiyim, ama izlenip, üzerinde biraz düşünülmesi gereken bir filmdir. Bu arada filmi izlerken sakın ağlamayın.
Filme puanım: 6.3
Cube
Cube'ün ilk film güzeldi. Her filmin devamının çekildiği gibi, bu filmin de devamı boktan olmuş. Zaten sonraki filmleri izlerken keşke sonraki filmlerle ilkini kötülemeselermiş diyesin geliyor. Ama işte adamlar kötülemiş. Gerçi ilk filmde de (dikkat spoiler geliyor) onca akıllının arasında gerizekalının birinin kurtulmasına bi anlam veremedim, ama işte sonuç olarak bir filmdi. Sadece 1incisini izleyin diğerlerini izlemeseniz iyi edersiniz.
Filme puanım: 6.7
Matrix
Filmi gerçekten izlemeyen olmadığına inanıyorum, inanmak istiyorum.
Neyse işte, her filmin devamının bir önceki filmleri kötülemek için çekildiğini göz önüne alırsak, 2 ve 3üncü devam filmlerinin de aslında iyi olduklarını görürsünüz. Ama tabii 1incisinin kalitesi gelmiş geçmiş tüm filmleri ezip geçiyor. Filmdeki diyaloglar apayrı güzel, film ayrı güzel, tiriniti ayrı güzel, leo yakışıklı, morpheus çok karizmatik, ama bence mavi kablo
Filme puanım: 10
Serseri Mayınlar
Ferzan Özpetek'in filmi. Filmde ibne olan kardeş, gidip abisine açılıyor ve bunu akşam yemeğinde tüm aileye açıklayacağını söylüyor ve böylece babası tarafından red edilince özgür kalacağını falan düşünüyor. Ama asıl ibne meğer abiymiş ve akşam yemeğinde kardeşinden önce o açılıyor ve aile arasında kavga çıkınca küçük ibne kardeş susup ailede kalıyor. Filmin konusu ve içinde geçen olaylardan, ferzan özpetek'in konunun zenginliği, derinliğini çok üstün körü geçiştirdiğini görebilirsiniz. Ama aslında bu kadar güzel iç içe geçen konulu bir filmin, bu kadar sıradan çekilmiş olması, duygulsallık ve derinliğin üzerinde durulmaması, filmin tadını kaçırıyor.
Filme puanım: 3.7
Reader - Okuyucu
Film; hitlerin, yahudileri sabun köpüğü yapıp tarihin sayfalarına adını külleriyle yazamadından sonra geçiyor.
Nazi almanyasında görevli olan bir kadının savaş sonrasında, yaşadığı çevrede liseli bir çocukla tanışıp aşık olmasını o kadar güzel ve yalın bir dille anlatıyorki, erotizm sahnelerini bile gözünüz yaşlı izliyorsunuz. Kadının aslında okuma yazma bilmeyen bir kara cahil olmasına rağmen, bu kadar farklı bir aşk yaşamasının tek açıklaması, ülkemizdeki "paran yoksa aşk yaşama, sen önce götüne don al hayvan" düşüncesine sahip gerizekalılara iyi kapak olduğu görüşündeyim. Yalnız bunu anlamış olduklarını pek sanmıyorum. Filmin güzelliğini kaçırmış ve hala izlemeyen çoğunluk arasındaysanız izlemenizi tavsiye eder, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından öperim.
Filme puanım: 9.3
I Love You Philip Morris
Filmde cim keri'nin evli barklı hayatını bırakıp yaşamak istediği gibi bir hayatı olması kararını verdikten sonra başından geçenleri anlatıyor. Film gerçek bir hayat hikayesidir ve George Bush'un valilik yaptığı dönemde ve üstelik onun kasabasında yaşanmıştır. Hatta George Pusht'un başı bu olay yüzünden o kadar ağrımıştırki, aptallığının o dönemden kaldığı rivayet edilir. Neyse filmi izleyin ve görün bakın bi ibne sevince neler yapıyor.
Filme puanım ilk başlardaki o karmaşıklıktan ve sıkıcılıktan dolayı biraz düşük olacak, ama filmin geneline bakarsak yüksek puanı hak ediyor.
Filme puanım: 7.8
Schindler'in Listesi
Stivın Şıpilbörg'ün muhteşem ötesi filmi. Gerçi yahudilerin kendi başlarına gelenin aynısını, şu an filistinlilere yapmalarıda ayrı bir olay ya o da başka bir durumdur. Filmde yahudilerin uğradığı haksızlığa tahammül edemeyen bir iş adamının ne kadar kurtarsam kardır mantığıyla yaptığı liste ve sonrasında geçen olaylar yer alıyor. Filmin kendi içindeki küçük sürprizlerini, zenginliğini, farklı bir açıdan hayata bakış açısını kaçırmayın. Yahudilerin gerçektende bu şekilde haksızlığa uğrayıp, öldürülmeleri insanın yüreğini delik deşik ediyor. Neyse filmi kaçırmayın ve ailece izlenebilecek bir film olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim.
Filme puanım: 9.9
Slumdog Millionaire
Film aslında mucizelere inanılması gerektiğini söylüyor. İçinde iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, zengin ile fakirin savaşını, cahil ile okumuş kültürlü adamın savaşını, okumuş adamın, okumamış olana tasladığı büyüklenmeyi, ukalalığı bi güzel eleştirip, aslında mucize sahibi insanların da toplumda asla rahar rahat kabul görmeyeceklerini en alt metinde söylüyor. Film; ağzınıza kadar boka batmış olsanızda ümidinizi kaybetmeyin ve küçük sürprizlerin, geçmiş yaşamınızdaki mutsuz olayların size ilerde yol göstereceğini unutmayın diyor.
Filme puanım, müziğininde ayrı güzel olmasından ve günlerce kendini dinletmesinden dolayı: 10.0
Devamı için tırtıkla
31.01.2011
29.01.2011
Bugün de diğer günlerden farklı olmayacak. Zaten doğrusunu söylemek gerekirse aslında her gün aynı günlerden ibaretti
Her tatil sabahı olduğu gibi bu sabahta erken uyandım. Dışarda geceden kalma sert bir rüzgar var ve balkonun korkuluklarına asılı olan perdeleri sallayıp duruyor. Sadece sert olan rüzgar değil, hava da biraz soğuk aslında ve ben battaniyenin altına uzanmış, kucağımda laptopla bu satırları yazıyorum. Ama yinede bugün güzel bir gün olacağa benziyor...
Tamam yalan söyledim. Aslında nasıl bir gün olacağı hakkında en ufak bi fikrim bile yok. İşin açıkçası güzel bir gün olacağını bile hiç sanyorum. Ama işte yazıya güzel, umut vaat eden bi cümleyle başlamak için öyle yazdım. Belki okuyanlarda kendilerini iyi hissederler diye. Yoksa aslında hepimiz biliyoruz, bugünün diğer günlerden hiç bi sikim farkı olacak gibi görünmüyor...
Dün gece eve geldiğim gibi yatağa girip, battaniye yorgan ne varsa altına girdim ve şu an hala üzerimdeler. Yanlış hatırlamıyorsan gece bi ara çişe kalktım o kadar. Onun dışında yerimden kıpırdamadım bile. Şu an bile o kadar çok çişim geliyorki; hem içeri soğuk olduğu için ve hemde kendimden görmediğim için kalkıp çişe gitmiyorum. Çünkü bedenim ve ereksiyon halindeki sikim, bu sıcak batteniyeyi bırakıp işemeye gitmek istemiyorlar. Öte yandan içimde başka bi ses "kalk git işe lan" diyor. Ama ııh gitmiyorum ve ha bire kendimi tutup duruyorum. Gerçi bu ruh halindeyken tuvalet bana o kadar uzak görünüyorki, sanki yataktan çıkıp tuvalete gitmeye kalkışsam, şehirlerarası yolculuk yapacakmışım gibi bir hisse kapılıyorum. Çünkü ev en üst kat olduğu için, içerisi inanılmaz soğuk ve arada it gibi titrediğim olmuyor değil. Gerçi titrmemi önleyecek olan şey doğalgazdan başka bir şey değil ama işte onu da açmaya korkuyorum. Zaten geçen ay bi açtım, gelen faturaya onca para verdim. Faturayı öderken o kadar zoruma gittiki, sanki boğazımdan lokmam alınmış gibi hissettim. Zaten geçen ay elde avuçta olan paralar iyice suyunu çekti. Ev kirasını bile hala ödeyemedim ve kadına bu ay ikisini beraber ödeyeceğimi söylemiştim. Ama şu an 2inci kiranın dolmasına 15 gün var ve cepte sadece 23 tl var. Bu ayın maaşını alırsam bile yine 2 kiranın 5te 1i kadar açık veriyorum. Elektrik, su, internet, telefon falan saymıyorum bile...
Yemek konusuna hiç değinmesek daha iyi olacak. En azından cebimdeki bozukluklarla, sabah kahvaltısı için yumurta ve ekmek alıp düzenli yiyorum =)) her sabah yumurta yemekten dolayı bi gün yumurtlayacağım ama bakalım ne zaman.
Bu arada iş yerinin yemek kartı olmasa öğlen yemeklerinde düzenli olarak hiç bir zaman kuru fasulye ve pilav yiyemeyeceğim. Harbidende öyle haa. Allahtan ticket var, esnaf lokantaları var, yaşayıp gidiyoruz.
Şimdi bunları yazıyorum ya sanki çok mutsuz biri gibi görünebilirim. Ama mutsuzluğumdan dolayı yazmıyorum, çünkü böyle yaşamaya alışkın olduğum için bu tür şeyler, beni mutsuz etmiyor ve ben iyi veya kötü tüm yaşadıklarıma sadece gülüp geçiyorum...
Bu kadar çok yazmamın nedeni, beni bu kadar uzun süre konuşurken dinleyecek birinin olmaması. Zaten düşünsenize hepimizin çevresinde, her anlatacağımızı dinleyebilecek kaç kişi varki??
Hiç yok değil mi? sizi olduğu gibi kabullenebilecek hiç bir kimse yoktur. Bu işin en güzel tarafı aslında. Çünkü bunu anlayınca neden kendimizi yalnız hissettiğimizi daha iyi anlıyoruz, biliyoruz, kendimizi ve yaptıklarımızı daha iyi anlamlandırıyoruz. İşte hiç durmadan yazmamın nedeni bu. Evet sırf bu yüzden yazıyorum. Yazarken kendimi dinlenilen, tüm sözleri kaale alınan biri gibi hissediyorum. Çünkü düşünsenize, siz konuşuyorsunuz ve karşınızdakiler sus pus sizi dinliyorlar. Yazarken bunları hissediyorum ve egom tatmin oluyor...
Zaten aksini düşünsenize biri karşınıza geçmiş, kalaşnikof gibi durmadan vır vır vır konuşuyor. Yemin ederim benim karşıma biri geçip bu şekilde hiç nefes almadan konuşsa, ağzının üstüne bi tane çakıp "siktir git lan" derim. Yani olay budur abi. Yazarken dinlenildiğimi ve sözlerimin kaale alındığını düşündüğümden yazıyorum. Yoksa başka bi sikim yok. Zaten bu yazmış olduklarıma bazen dönüp bakıyorumda, kim böyle rezilce şeyleri dinlemek isterki? Açıkçası hiç kimse dinlemek istemez. Ben bile kendimi dinlemem. Ama işte yazılı olunca, böyle yazıyla ruh buluşmuş olunca farklı oluyor.
Birde biliyor musunuz, başımıza gelen tüm iyi veya kötü olaylara rağmen hayat çok güzel. Gerçekten çok güzel. Zaten yaşamak güzel olmasaydı, allah bizi niye yaratsınki?
Tamam yalan söyledim. Aslında nasıl bir gün olacağı hakkında en ufak bi fikrim bile yok. İşin açıkçası güzel bir gün olacağını bile hiç sanyorum. Ama işte yazıya güzel, umut vaat eden bi cümleyle başlamak için öyle yazdım. Belki okuyanlarda kendilerini iyi hissederler diye. Yoksa aslında hepimiz biliyoruz, bugünün diğer günlerden hiç bi sikim farkı olacak gibi görünmüyor...
Dün gece eve geldiğim gibi yatağa girip, battaniye yorgan ne varsa altına girdim ve şu an hala üzerimdeler. Yanlış hatırlamıyorsan gece bi ara çişe kalktım o kadar. Onun dışında yerimden kıpırdamadım bile. Şu an bile o kadar çok çişim geliyorki; hem içeri soğuk olduğu için ve hemde kendimden görmediğim için kalkıp çişe gitmiyorum. Çünkü bedenim ve ereksiyon halindeki sikim, bu sıcak batteniyeyi bırakıp işemeye gitmek istemiyorlar. Öte yandan içimde başka bi ses "kalk git işe lan" diyor. Ama ııh gitmiyorum ve ha bire kendimi tutup duruyorum. Gerçi bu ruh halindeyken tuvalet bana o kadar uzak görünüyorki, sanki yataktan çıkıp tuvalete gitmeye kalkışsam, şehirlerarası yolculuk yapacakmışım gibi bir hisse kapılıyorum. Çünkü ev en üst kat olduğu için, içerisi inanılmaz soğuk ve arada it gibi titrediğim olmuyor değil. Gerçi titrmemi önleyecek olan şey doğalgazdan başka bir şey değil ama işte onu da açmaya korkuyorum. Zaten geçen ay bi açtım, gelen faturaya onca para verdim. Faturayı öderken o kadar zoruma gittiki, sanki boğazımdan lokmam alınmış gibi hissettim. Zaten geçen ay elde avuçta olan paralar iyice suyunu çekti. Ev kirasını bile hala ödeyemedim ve kadına bu ay ikisini beraber ödeyeceğimi söylemiştim. Ama şu an 2inci kiranın dolmasına 15 gün var ve cepte sadece 23 tl var. Bu ayın maaşını alırsam bile yine 2 kiranın 5te 1i kadar açık veriyorum. Elektrik, su, internet, telefon falan saymıyorum bile...
Yemek konusuna hiç değinmesek daha iyi olacak. En azından cebimdeki bozukluklarla, sabah kahvaltısı için yumurta ve ekmek alıp düzenli yiyorum =)) her sabah yumurta yemekten dolayı bi gün yumurtlayacağım ama bakalım ne zaman.
Bu arada iş yerinin yemek kartı olmasa öğlen yemeklerinde düzenli olarak hiç bir zaman kuru fasulye ve pilav yiyemeyeceğim. Harbidende öyle haa. Allahtan ticket var, esnaf lokantaları var, yaşayıp gidiyoruz.
Şimdi bunları yazıyorum ya sanki çok mutsuz biri gibi görünebilirim. Ama mutsuzluğumdan dolayı yazmıyorum, çünkü böyle yaşamaya alışkın olduğum için bu tür şeyler, beni mutsuz etmiyor ve ben iyi veya kötü tüm yaşadıklarıma sadece gülüp geçiyorum...
Bu kadar çok yazmamın nedeni, beni bu kadar uzun süre konuşurken dinleyecek birinin olmaması. Zaten düşünsenize hepimizin çevresinde, her anlatacağımızı dinleyebilecek kaç kişi varki??
Hiç yok değil mi? sizi olduğu gibi kabullenebilecek hiç bir kimse yoktur. Bu işin en güzel tarafı aslında. Çünkü bunu anlayınca neden kendimizi yalnız hissettiğimizi daha iyi anlıyoruz, biliyoruz, kendimizi ve yaptıklarımızı daha iyi anlamlandırıyoruz. İşte hiç durmadan yazmamın nedeni bu. Evet sırf bu yüzden yazıyorum. Yazarken kendimi dinlenilen, tüm sözleri kaale alınan biri gibi hissediyorum. Çünkü düşünsenize, siz konuşuyorsunuz ve karşınızdakiler sus pus sizi dinliyorlar. Yazarken bunları hissediyorum ve egom tatmin oluyor...
Zaten aksini düşünsenize biri karşınıza geçmiş, kalaşnikof gibi durmadan vır vır vır konuşuyor. Yemin ederim benim karşıma biri geçip bu şekilde hiç nefes almadan konuşsa, ağzının üstüne bi tane çakıp "siktir git lan" derim. Yani olay budur abi. Yazarken dinlenildiğimi ve sözlerimin kaale alındığını düşündüğümden yazıyorum. Yoksa başka bi sikim yok. Zaten bu yazmış olduklarıma bazen dönüp bakıyorumda, kim böyle rezilce şeyleri dinlemek isterki? Açıkçası hiç kimse dinlemek istemez. Ben bile kendimi dinlemem. Ama işte yazılı olunca, böyle yazıyla ruh buluşmuş olunca farklı oluyor.
Birde biliyor musunuz, başımıza gelen tüm iyi veya kötü olaylara rağmen hayat çok güzel. Gerçekten çok güzel. Zaten yaşamak güzel olmasaydı, allah bizi niye yaratsınki?
27.01.2011
10defa üst üste izlenecek filmler (1)
Bugünlerde biraz duruldum. Hatta biraz duruldum demek hafif kaçar, fazlasıyla duruldum. Çünkü ruhumda bi yorgunluk hissetmeye başladım ve bunun sonucu olarakda devlet memurları gibi bir hayat yaşamaya karar verdim. Artık iş çıkışı çantamı alıp, koyunların başlarını önüne eğip ahıra giden yoldan sapmadan direkt ahırlarına girip kafalarını yeme daldırmaları gibi bende direkt eve gelip mutfağa girip makarna falan yapıp zıkkımlanıyorum. Sonrasında da odama geçip film falan izliyorum. Tabii her işi abartmakta üstüme kimseyi tanımadığım için, film izleme işini de bayaa bi abarttım ve izlemeye başlamışken dedim bunları sağa sola önereyimde izlemeyenler varsa, belki onlarda izlemek isterler. Neyse lafı ağzımda fazla gevelemeye gerek yok, hemen ilk önereceğim filmden başlıyım:
Brokeback Mountain:
Türkçe halk diline "ibne kovboylar" olarak çevrilen güzelim filmi izlemeyen varsa lütfen yazıyı okumayı bıraksın, gidip filmi izlesin ve okumaya öyle devam etsin. Çünkü filmin sadeliği o kadar güzelki adeta baş döndürüyor. Basit bir konunun, izleyici üzerinde bu kadar derin bir etki bıraktığı çok az olmuştur. Filmi izlerken az kalsın ağlayacaktım ama ağlamadım. Yalnız şundan emin olun çok kişiyi ağlatmıştır.
Filme puanım 9.7
Gattaca
Filmde ünlülerin oynamasına bakıp filmi izlemeyin, ama filmin mantığını anlamaya çalışın. Konusu gelecekte geçiyor ve inanılmaz sikertmeceli konuşmalar var filmde. Hatta hayatıma yön veren bi cümleyi de ordan aldığımı itiraf etmek isterim. Filme puanım 9.9
A Single Man - Tek başına bi adam
Film bi sikime yaramıyor, boşuna izlemeyin. Sadece iki erkek öpüşüp koklaşıyor. Imdb'ye bakıyım dedim, ama şok oldum 7.7 vermiş ve resmen bu film için bu puan sıııııkandal bence. Çünkü bence bu film 1.7 den fazlasını hak etmiyor beyler. Ayrıca zamanınıza yazık. izlemeyin, hayatınıza 2 saat eklenmiş olsun.
Filme puanım:1.7
Titanik
Okunuşu taytanik dir ehehehe
Neyse film klasik zengin ve fakir konusundan yola çıkmış ve ezilenlerin hayatında, aşkın kapladığı yeri bi güzel anlatıyor. Zenginleri; "fakir adam, zengin kız" aşkıyla sikerten bu güzelim filmi hala izlemeyen varsa, gitsin boğaz köprüsünde hafta içi sabah trafiği esnasında gişelerde 2 gün boyunca götünü siktirsin. Filmin oyuncu kadrosu bu filmden sonra paraya para dememiş, balya balya evlerine para taşımışlar. Neyse konu para değil. Filmin sonunda fakir adam ölsede, zengin karı bi türlü ölmüyor. 90 yaşına kadar yaşıyor. adam aşkıyla beraber tarihe karışıp seyirciyi böyle ağlatıyor.
Filme puanım: 8.31
Testere7
Filmin ilk serileri güzeldi, ama işte adamlar para hırsına kapılıp filmin 3 den sonrasını da çekince, filmi boka çevirdiler. Hazır olan seyirci kitlesi bile filmi kötülemekten geri kalmıyor. Yönetmenin ne anası, ne bacısı, ne karısı, ne kızı, ne alış veriş yaptığı bakkal kaldı, hepsini bu testere7 filminin rezaletinden sonra siktik öldü. Oruspuçocukları otomata bağladılar 1-2-3-4-5-6-7 diye devam ettiler. Amcıklar 3 den sonra devam filmi çekilmemesi gerektiğini öğrenemediler. Ama size tavsiyem testere 1-2-3 ü izleyin.
Testere7 filmine puanım: 0.1 panpalar.
Sin city:
Film abartının en güzel örneği denilebilir. Kahramanların dünyasında, orospuların olduğu bir film. Filmin içinde asıl orospu kimdir ikilemini yaşayabilirsiniz. Görsellik desen o biçim, kızlar desen öf öf öf, hayatın gerçek anlamını bi ara sorgular gibi olursun. Ayrıca film ilk dakikadan itibaren kalitesinden hiç ödün vermiyor. kesinlikle izlenmeli.
filme puanım: 8.1
Arada bazen böyle film yazıları yazmaya devam edeceğim. Sevdim ben bu filmler hakkında sallama işini =))
Devamı için tırtıkla
Brokeback Mountain:
Türkçe halk diline "ibne kovboylar" olarak çevrilen güzelim filmi izlemeyen varsa lütfen yazıyı okumayı bıraksın, gidip filmi izlesin ve okumaya öyle devam etsin. Çünkü filmin sadeliği o kadar güzelki adeta baş döndürüyor. Basit bir konunun, izleyici üzerinde bu kadar derin bir etki bıraktığı çok az olmuştur. Filmi izlerken az kalsın ağlayacaktım ama ağlamadım. Yalnız şundan emin olun çok kişiyi ağlatmıştır.
Filme puanım 9.7
Gattaca
Filmde ünlülerin oynamasına bakıp filmi izlemeyin, ama filmin mantığını anlamaya çalışın. Konusu gelecekte geçiyor ve inanılmaz sikertmeceli konuşmalar var filmde. Hatta hayatıma yön veren bi cümleyi de ordan aldığımı itiraf etmek isterim. Filme puanım 9.9
A Single Man - Tek başına bi adam
Film bi sikime yaramıyor, boşuna izlemeyin. Sadece iki erkek öpüşüp koklaşıyor. Imdb'ye bakıyım dedim, ama şok oldum 7.7 vermiş ve resmen bu film için bu puan sıııııkandal bence. Çünkü bence bu film 1.7 den fazlasını hak etmiyor beyler. Ayrıca zamanınıza yazık. izlemeyin, hayatınıza 2 saat eklenmiş olsun.
Filme puanım:1.7
Titanik
Okunuşu taytanik dir ehehehe
Neyse film klasik zengin ve fakir konusundan yola çıkmış ve ezilenlerin hayatında, aşkın kapladığı yeri bi güzel anlatıyor. Zenginleri; "fakir adam, zengin kız" aşkıyla sikerten bu güzelim filmi hala izlemeyen varsa, gitsin boğaz köprüsünde hafta içi sabah trafiği esnasında gişelerde 2 gün boyunca götünü siktirsin. Filmin oyuncu kadrosu bu filmden sonra paraya para dememiş, balya balya evlerine para taşımışlar. Neyse konu para değil. Filmin sonunda fakir adam ölsede, zengin karı bi türlü ölmüyor. 90 yaşına kadar yaşıyor. adam aşkıyla beraber tarihe karışıp seyirciyi böyle ağlatıyor.
Filme puanım: 8.31
Filmin ilk serileri güzeldi, ama işte adamlar para hırsına kapılıp filmin 3 den sonrasını da çekince, filmi boka çevirdiler. Hazır olan seyirci kitlesi bile filmi kötülemekten geri kalmıyor. Yönetmenin ne anası, ne bacısı, ne karısı, ne kızı, ne alış veriş yaptığı bakkal kaldı, hepsini bu testere7 filminin rezaletinden sonra siktik öldü. Oruspuçocukları otomata bağladılar 1-2-3-4-5-6-7 diye devam ettiler. Amcıklar 3 den sonra devam filmi çekilmemesi gerektiğini öğrenemediler. Ama size tavsiyem testere 1-2-3 ü izleyin.
Testere7 filmine puanım: 0.1 panpalar.
| load |
Film abartının en güzel örneği denilebilir. Kahramanların dünyasında, orospuların olduğu bir film. Filmin içinde asıl orospu kimdir ikilemini yaşayabilirsiniz. Görsellik desen o biçim, kızlar desen öf öf öf, hayatın gerçek anlamını bi ara sorgular gibi olursun. Ayrıca film ilk dakikadan itibaren kalitesinden hiç ödün vermiyor. kesinlikle izlenmeli.
filme puanım: 8.1
Arada bazen böyle film yazıları yazmaya devam edeceğim. Sevdim ben bu filmler hakkında sallama işini =))
Devamı için tırtıkla
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


