Geçen hafta yeni bir bilgisayar aldım.
Yani şu 1 yılda topladığım parayı 2 dakikada harcamış bulunmaktayım. (hayrlı olsun bana ve güzel işler, güzel şeyler yapayım, yazayım inşallah) Hem zaten tek eğlencem ve iş yapabilme olanağım buna bağlıyken ne yapsaydım ki? Kısacası; İyi yaptım ve iyiki aldım.
Artık eskisi gibi ne boklar yediğimi ve hayatımda ne haltlar döndüğünü sık sık yazmaya başlıyorum.
"başlıyorum" dedim ama aslında hayatımda öyle çokta ahım şahım bir şey olduğu yok. Her zamanki hayati konular işte. Yani bir ceylan'ın gün içinde yenmemek için diğer ceylanlardan daha hızlı koşması gerektiği ve bi aslanın aç kalmamak için kaçan ceylanlardan daha atik ve hızlı olması zorundalığı dışında bir şey yok. Hepimiz böyleyiz ya. Hayat hangimiz yorgunsa, onu yere seriyor.
Bugün, okula başladığımdan bu yana biraz fazla gevezelik ettiğimi anlamış bulunmaktayım. Üstelik fazla olduğu kadar da gereksiz bir gevezelik. Yani sikimi kime ve hangi deliğe soktuğumu ne diye dillendiriyorum ki? değil mi ama?
Değil işte ve ben bi kaç genç kadının ilişkiler konusunda fikir danışmalarına "valla kadınlarla da erkeklerle de denedim, hepimiz aynı bokuz" diye cevap vererek ortalığı karıştırdım.
Aslında ortalığı karıştırmadım ama ben cevap verirken, o esnada bizi dinleyen yetişkinlerden biri, ben kızların yanından ayrıldıktan sonra hemen "erkek arkadaşı mı varmış" gibisinden sorguya başlamış ve kadınlarda "yok yok, sen yanlış anladın, öyle demedi" gibisinden cevaplarla geçiştirmişler.
Ama biliyorumki, aslında soran inanmadı ve zaten bu benim ikinci vukuatım olduğu için pek inanacak değiller de. Çünkü geçenlerde de bana karı kız muhabbeti yaptıklarında "valla ben artık erkeklerle ilgileniyorum" diyerek farkında olmadan onları göt ettiğimde, şaşırmışlardı ve benden sonrada beni, sık muhabbetim olan genç kadına sormuşlar. O da geçiştirmiş falan ama bugünkü olayla anladımki, ben bu konuda sussam daha iyi. Çünkü erkekler, erkekliklerine saldırı olarak algılıyorlar.
Bu arada aslında şu bir kaç açık görüşlü söylemlerimle, onların içlerindeki ibneyi kaşıdığımı da düşündürtmüyor değiller.
Ve evet, tüm bu soruşturmaları yapanlarında aslında ibne havaları var. Yıllardır bastırmakta oldukları, baskınlıkları yetmediği için de bi ihtimal boyunlarına 300 kg'lik ağırlık bağlayıp denizin dibini boylattırırcasına içlerine attıkları DEVASA İBNELİKLERİ var.
Bu olaylar benden habersiz gerçekleşirken, bugün bende 48 yaş büyük olan sınıf arkadaşım beni yalnız yakaladığı ilk anda "olm sen ne diye böyle böyle deyip duruyorsun. bak burası küçük bi yer. boş ver kimseye söyleme. bak oğlunda varmış? millet anlamaz bunları sana belki zarar bile verirler. zarar vermeye, bi şey yapmaya bile kalkışırlar. boş ver kapat konuyu, açma bi daha" diyerek beni uyardı.
Ciddi şefkatli arkadaş ses tonuyla şu an aklımda olmayan daha nice cümlesinden sonra ikna oldum ve evet, bu konuyu kapatıyorum. içimdeki ibneyi, sığ su da boğmaya kararlıyım. en azından bi süreliğine böyle yapmak benimde sakin bi hayat yaşamama yarayacaktır.
Çünkü hayatımı adadığım herkesten götüme tekme yemişken geldiğim burada, sakin bir hayat yaşayabilir miyim denemesi yapıyorum ve ne olursa olsun buna devam edip, en azından okul bitinceye kadar yerimden kıpırdamadan buralarda kalmaya çabalayacağım. Bakalım nasıl olacak, yapabilecek miyim.
Şimdi tüm bu götverenlikleri geçersek, buranın havasına alışmaya başladığımı da söylemeliyim. Yani evet bugünkü olaydan dolayı şu an gergin olsamda, aslında sakinliğin kendi elimde olduğunu da biliyorum. Bunu inatla devam ettirebilmek ve olmuş olanların defterini kapayıp, sanki hiçbir bok olmamış gibi küçük hayatıma odaklanarak yaşamalıyım. Zaten yapacak başka bir şey yok. Ne yapabilirim ki?
Şimdi yukarıda yazdıklarımı geçip gerçek romantizm dalgasına gelirsek; Burada da eşcinseller sadece yarrak ve göt peşindeler. Bu yüzden İstanbul gibi büyükşehirlerde kullanılan "gel sikeyim" ile "gel sik" cümleleri, uygulamalarda tanıştığım insanların gönderdiği mesajlardan eksik olmuyor. Kültür farklılığı, daha sakin bi hayat arayışı, sarılıp uyunacak bi kucak gibi şeyleri arayan merhametli ve şefkatli bakışları olan insanlarla tanışacağını sanıyorsun ama yok. O sadece benim sanmalarımdan ibaret.
İnternet dünyayı köye çevirdi diyeceğim ama aslında internetin günahı yok, çünkü bok her yerde boktur ve insan neyse öyle davranarak yaşıyor. İnsanların taşralığı da sadece toz-toprak ve taşlarından ibaret kalmış. Yani dünyanın öteki ucunda olduğu gibi burda da herkes siki elinde veya pantolonu dizinde domalmış halde yaşıyor. Kimse; iki bakışmanın, içten sıkı bi sarılmanın, güzel kelimelerin toplandığı cümlelerle ilgilenmiyor ve benim gibi iflah olmaz romanTİK'ler boş boş yaşayıp gidiyor.
Özetle buralarda "Tak fişi, bitir işi" mantığına çoktaaaaan teslim olmuş.
22.11.2022
Tak Fişi, Bitir İşi
20.10.2022
ne deliye ne veliye
4numaralıablam evlenip gittiğinden bu yana, koca evde ben, annem ve 3numaralıablam yalnız kaldık. Benim de okulum başladığı için, onu bahane ederek sabahın köründe kendimce yaptığım kahvaltının ardından kaçarak çıktığım eve, akşam geç saatlerde döndüğümü göz önüne alırsak; annem ve ablamın evde bsaçbaşa kaldıklarını söylemek daha doğru olur.
(Biri 45 yaşında, biri 85 yaşında olan bu iki kokuşmuş kadın, her an ve her şey için kavga edebiliyorlar.)
Zaten benim, ne olursa olsun onların arasına girme-meme tutumumdan sonra kavgaları azaldı diyebilirim. Ya da ben kavgalarını görmediğim-şahit olmadığım için azaldı sanıyorum ve belki de aslında onlar bana, abimi katmak istedikleri bi oyun oynuyorlardı ve ben kendimi onlardan uzak tutunca oyun da bitti. (Açıkçası onlarla iç içe geçtikten sonra, tüm söylem ve eylemlerinin büyük bir show olduğuna inanmış ve bu inanışımla da, davranışlarını anlamlandırmaya başlamış bulunmaktayım.) Dolayısıyla izleyicisi olmayan bir oyun da mecburen sahneden kaldırıldı.
Tabii bu "gösterileri"n sadece bizimkilere özel olmadığını ve sosyal tabakaların hepsinde oynandığını, küçük büyük ayırmaksızın tüm topluluklarda, kendilerinin durumlarına özel olarak farklı farklı gösterilerinin var olduğunu da düşünmekteyim. Yani insanlar bazen işleri, kendi istedikleri raya sokmak için ortaklaşa bir oyun sahnelerler ve herkes rolünün hakkını fazlasıyla vermiş olarak hayat devam eder, bu arada dürüstlük-doğruluk-ahlaki gelişmişlik gibi safsatalarla aralıksız olarak yıllardır yıkandığı için artık çakıl taşlarına dönüştürülen o kocaman kayalarsa; süzgeç deliğinden elenmişcesine, kendini toplumun dışına atarak kalabalıktan ayrılıp uzak diyarlara çekip giderler. Çünkü hayallerinde; uzak diyarlarda dürüst, doğru ve ahlaklı bir yaşam sürdürmekte olan bir toplum vardır ve topluluktan atılmış olduklarının farkında olmadan, kendi kurdukları hayalin peşinde bir ömür yaşamaya başlarlar.
Bazıları; bu hayali, aslında kendilerinin kurduğunu anladığında acı çekmeye başlarlar ve acılarına son vermek için ait oldukları topluma tepki olarak "yenilgiyi kabul ettim" dercesine pes edip yaşamlarına son verir
Bazıları; yaşamaya bahane olsun diye, kurdukları bu hayalin peşinden inatla gitmeye devam eder
Bazıları, bazıları, bazıları...
Bazılarıysa işte benim gibi, dönüp sıçıldığı toprağa gelir ve geldiğinde anlarki aslında kafasındaki o güzel dünya ve güzel insanlar, güzel kafasındaki kendine özgü birer hayaldi. İşte tam da bu anda büyük bir hayal kırıklığı yaşar ve eğer olurda korkaklık edip intihar etmek veya dönüp kaçmak gibi bir eylem gerçekleştirmezse; peygamberlerin, budaların, matrix'lerin, fahişelerin, alimlerin, zabitlerin ve zahitlerin kurtaramadığı bu kokuşmuş bedenleri anlayarak, içlerinde debelenerek yaşamaya başlar.
Ben, sondaki BAZILARI'ndanım.
Tüm anlattığım durumlar, herkes için acısız ve doğal bir yaşam ortamı varmış görüntüsü sergilercesine toplumlar ve nesillerce de sürer gider. Ama ben etkileşimden uzak durunca, oyun kendi içinde boğulurcasına kalakaldı. Üstelik izleyicisiyle etkileşime girilerek sahnelenen bu oyundan uzak durmamın sonucunun bana zihinsel ve fiziksel olarak olumlu etkileri olduğunu söylememe gerek yok her halde. Hatta şu an yeri gelmişken, buraya özel olan "ne deliden göt al, ne de deliye göt ver." deyimini söylemenin de tam zamanı.
1.10.2022
yine aylardan eylül
Eylül ayı benim için biraz koşuşturmalı geçtiği ve zaten aylardır bilgisayarım çökük halde olduğu için ne yaptım, ne ettim paylaşamadım. Oysa yediğim bokları paylaşsam iyi ederdim. Çünkü yazma hevesimi dindirmek için kurguyla karışık yer yer fazlasıyla abartılı, samimi ve içtenlikle, kendi ve hayatıma girenlerin yalan tarihini tutarken çok rahatlıyorum. Bundan dolayı da yazmayı, sanırım ölünce bırakacağım.
Şimdi geçen ay'a dönersek şöyle oldu:
1-Kontroller için yine İstanbul'a gittim. 1 haftalık koşuşturmalarda her iki hastaneyi de ziyaret ettim, doktorlarımı gördüm ve kontrol sonrası her ikisinden de aynı dönüşü aldım; sonuçların iyi görünüyor. kemoterapiye ara verelim, epilepsi ilacına devam edelim, kontrol aralığını 3 ay daha artıralım. bu yüzden 6 ay sonra mr ve tahlillerle yine kontrollere gel.
İki hastanenin de aynı cevabı verip, aynı yönlendirmede bulunması içimi rahatlattı. Bu yüzden hemen dönecekken 1 hafta gezip tozduktan sonra meme'lekete döndüm...
2-İstanbul'a gittiğimin ilk günü Öküz Herif'le yaşadığımız eve gittim "hastane kontrollerime geldiğimi ve eğer mümkünse 1 hafta kalıp kalamayacağımı" bana tam açmadığı kapı aralığından sordum ama o; net, yersiz biriktirdiği öfkeli tereddütsüz kızgın ses tonuyla "hayır kalamazsın. hiç arkadaşın yok mu? siktir git arkadaşlarında kal. ardahanlı annen vardı ona git" dedi. Oysa ben, bi ihtimal artık onun bana karşı haksızca biriktirdiği öfkesini yendiğini ve bu görüşmediğimiz süre içerisinde, biraz da olsa ona baktığım yılların hatrına beni belki şimdi içeri alacağını ve en azından "nasılsın" adlı basit bir soru soracağını bile düşünmüştüm. Fakat kafamdaki ona ait bu basit olumluluğun, gerçekte şu an esamesi bile yoktu...
Şaşırmış halde dönüp gidecekken, milyonsaniyeden daha kısa bi anda "kendimi biraz acındırırsam belki hadi kal" diyeceğini düşünerek acındırma numarası yaparak "sadece bi hafta" diye cümleme tüm zavallılığımı boca ettim ama o, tüm zalimlerin "acınacak birini gördüklerinde kırbacı daha sert vurmaları gerektiği yasası" uyarınca, ruhsal elindeki kırbacı, bedensel gözlerinden fışkıran "bana muhtaç biri var, o zaman bu fırsatı kaçırmayıp bir hamamböceğini ezer gibi hemen ezmeliyim" adlı bakışlarından okudum ve okumam biterken o da "hayır dedim, siktir git" cümlesini kafamın içine büyük harflerle kuruverdi.
Ona, bana hakaret ederek ezmesi için bir kaç yalvarma daha sundum ve o da sunumlarımı hiç red etmeden, beni hakaretlerine bulayıp ezerek, son cümlesinde ise aralık kapıyı suratıma büyük bir zevkle çarpıp üst kilitlerini de kitlediğini anladığım mekanik sesler eşliğinde def ederek kabul etti..
İki gün sonra yine eve gittim ve bu sefer evde Öküz yoktu, onun daha önce benimle "arkadaş" olarak tanıştırdığı Özbek Genco vardı. Kapıyı açtı içeri girdim, birbirimizi sorduk ve işte sağdan soldan lafladık. Genco bana benziyor;benim gibi ince beden, benim gibi esmer, benim gibi kıvrak beden hareketleri, benim gibi her şeye her an gülümsemeye hazır ağzı ve benim Öküz'le tanıştığım ilk zamanlarımdaki gibi ezik.
Biraz konuşturdum ve hangi boku yediğini anladığımı belli etmek için "siz Öküz'le sevgilisiniz değil mi" diye soru verdim ve o bi anda şok olmuşcasına "yok yok yok. o hiç yakışıklı da değil. hep şişkoo şişko. ben sevmem böyle çok şişkoları. benim sevgilim var, şimdi dışarda. zaten biz bu evi onla kiraladık." diye başlayıp devam ettirdiği bir sürü yalanıyla paniklemişcesine konuşmaya başladı. Gülümseyip konuyu değiştirdim ve sonrasında da çıkıp gittim.
Zavallı öküz, maddi anlamda her an kendisine muhtaç kalabilecek kadar ayakta durabilen ama buna rağmen güçsüz kalacağı için çekip gitmeyen herhangi birilerini hayatına alıp onu ruhsal, zihinsel, bedensel ve olabildiği kadarda maddi anlamda iyice sömürüp hiçbir şeyi kalmayıncaysa sokağa atacak yeni bir bedenle tanrılık kompleksini tamamlayabileceği yanılgısına kapılmış halde yaşıyor.
Bu tespitimde yanılmak isterdim ama geçmişteki ayrılıklarımız sonrasındaki takıldığı tipleri ve profilleri düşününce, aslında bunların hiç değişmediğini şimdi daha iyi görebiliyorum. Çünkü o bir sünepe olarak, ezik bir şekilde yaşarken yanında daha güçlü birinin olmasına tahammül edemiyor ve tamda bu yüzden, takıldığı kişi ufak bi toparlanıp hayatının iplerini eline aldığı zaman hemen harekete geçip ona düzenli aralıklarla aşağılayıcı davranışlarda, sözsel şiddette, küçük düşüreceği zihin oyunlarında, ufak hediyeler verip sonraki günlerde ise hediyenin karşılığını fazlasıyla beklediğini ima etmeye ve daha sonraki günlerde ise açıkça söylemeye başladığı davranışlarda bulunmaya başlıyor. (Bunu yıllarca bana uyguladığı için, şu anki hayatımda bana hediye ettiği hiçbir şey yok. Çünkü hediye olarak verdiği şey kırılabilecek bir eşya ise, karşılığını istediği an gözünün önünde kırmışımdır, kırılamayacak bir şey ise çöpe atmış veya başkalarına hediye diye verip hayatımdan çıkarmışımdır.)
Zavallı Özbek Genco nasıl bir canavarla karşı karşıya olduğunun farkında değil ve kültürel seviyesi de bunu anlamaya hiç müsait değil. Umarım yaşayacağı sinir harplerinden sağ kurtulur ve hayatına sağlıkla devam eder. Çünkü içine düştüğü, teslim olduğu karanlığın farkında değil.)
3-İstanbul'da kaldığım süre içerisinde Ardahanlı annemde kaldım ve kaldığım süre boyunca kendimi hiç borçlu hissetmedim. Oysa eskiden borçlu hissederdim. Galiba bunun nedeni önceki aylarda onunla gerçekleştirdiğimiz telefon konuşmalarından birinde ona dediğim "hayatında, karşılık beklemediğin hiçbir konuşman yok. benimle bu şekilde konuşmanı sevmiyorum"du.
Evet o cümlelerim işe yaramış ve benimle konuşurken cümlelerini seçtiği çok belli.
Çocukları ise iş güç peşinde koşturuyorlardı. Hatta zamanında benim elinden tutup anaokuluna götürdüğüm kereta büyümüş de şimdi lüks bi restoranda garson olarak çalışıyor. Bana "abi boşver memlekete gitme! gel bizde kal. zaten ağzında iyi laf yapıyor, ben sana bizim orda iş ayarlarım. sende bi kaç haftada iyice ortamın dilini kaparsın. deli gibi para kazanırsın. ben bile şu an aylık 15.000 alıyorum"dedi. Güldüm ve "yok yav. ben bi müddet bizim oraları deneyeceğim. bakalım neler oluyor. hem olmazsa nasılsa döner gelirim. ama şartları iyice zorlamadan, olacakları ve olabilecekleri son damlaya kadar görmeden şimdilik gelmeyeceğim" dedim.
Şimdi geçen ay'a dönersek şöyle oldu:
1-Kontroller için yine İstanbul'a gittim. 1 haftalık koşuşturmalarda her iki hastaneyi de ziyaret ettim, doktorlarımı gördüm ve kontrol sonrası her ikisinden de aynı dönüşü aldım; sonuçların iyi görünüyor. kemoterapiye ara verelim, epilepsi ilacına devam edelim, kontrol aralığını 3 ay daha artıralım. bu yüzden 6 ay sonra mr ve tahlillerle yine kontrollere gel.
İki hastanenin de aynı cevabı verip, aynı yönlendirmede bulunması içimi rahatlattı. Bu yüzden hemen dönecekken 1 hafta gezip tozduktan sonra meme'lekete döndüm...
2-İstanbul'a gittiğimin ilk günü Öküz Herif'le yaşadığımız eve gittim "hastane kontrollerime geldiğimi ve eğer mümkünse 1 hafta kalıp kalamayacağımı" bana tam açmadığı kapı aralığından sordum ama o; net, yersiz biriktirdiği öfkeli tereddütsüz kızgın ses tonuyla "hayır kalamazsın. hiç arkadaşın yok mu? siktir git arkadaşlarında kal. ardahanlı annen vardı ona git" dedi. Oysa ben, bi ihtimal artık onun bana karşı haksızca biriktirdiği öfkesini yendiğini ve bu görüşmediğimiz süre içerisinde, biraz da olsa ona baktığım yılların hatrına beni belki şimdi içeri alacağını ve en azından "nasılsın" adlı basit bir soru soracağını bile düşünmüştüm. Fakat kafamdaki ona ait bu basit olumluluğun, gerçekte şu an esamesi bile yoktu...
Şaşırmış halde dönüp gidecekken, milyonsaniyeden daha kısa bi anda "kendimi biraz acındırırsam belki hadi kal" diyeceğini düşünerek acındırma numarası yaparak "sadece bi hafta" diye cümleme tüm zavallılığımı boca ettim ama o, tüm zalimlerin "acınacak birini gördüklerinde kırbacı daha sert vurmaları gerektiği yasası" uyarınca, ruhsal elindeki kırbacı, bedensel gözlerinden fışkıran "bana muhtaç biri var, o zaman bu fırsatı kaçırmayıp bir hamamböceğini ezer gibi hemen ezmeliyim" adlı bakışlarından okudum ve okumam biterken o da "hayır dedim, siktir git" cümlesini kafamın içine büyük harflerle kuruverdi.
Ona, bana hakaret ederek ezmesi için bir kaç yalvarma daha sundum ve o da sunumlarımı hiç red etmeden, beni hakaretlerine bulayıp ezerek, son cümlesinde ise aralık kapıyı suratıma büyük bir zevkle çarpıp üst kilitlerini de kitlediğini anladığım mekanik sesler eşliğinde def ederek kabul etti..
İki gün sonra yine eve gittim ve bu sefer evde Öküz yoktu, onun daha önce benimle "arkadaş" olarak tanıştırdığı Özbek Genco vardı. Kapıyı açtı içeri girdim, birbirimizi sorduk ve işte sağdan soldan lafladık. Genco bana benziyor;benim gibi ince beden, benim gibi esmer, benim gibi kıvrak beden hareketleri, benim gibi her şeye her an gülümsemeye hazır ağzı ve benim Öküz'le tanıştığım ilk zamanlarımdaki gibi ezik.
Biraz konuşturdum ve hangi boku yediğini anladığımı belli etmek için "siz Öküz'le sevgilisiniz değil mi" diye soru verdim ve o bi anda şok olmuşcasına "yok yok yok. o hiç yakışıklı da değil. hep şişkoo şişko. ben sevmem böyle çok şişkoları. benim sevgilim var, şimdi dışarda. zaten biz bu evi onla kiraladık." diye başlayıp devam ettirdiği bir sürü yalanıyla paniklemişcesine konuşmaya başladı. Gülümseyip konuyu değiştirdim ve sonrasında da çıkıp gittim.
Zavallı öküz, maddi anlamda her an kendisine muhtaç kalabilecek kadar ayakta durabilen ama buna rağmen güçsüz kalacağı için çekip gitmeyen herhangi birilerini hayatına alıp onu ruhsal, zihinsel, bedensel ve olabildiği kadarda maddi anlamda iyice sömürüp hiçbir şeyi kalmayıncaysa sokağa atacak yeni bir bedenle tanrılık kompleksini tamamlayabileceği yanılgısına kapılmış halde yaşıyor.
Bu tespitimde yanılmak isterdim ama geçmişteki ayrılıklarımız sonrasındaki takıldığı tipleri ve profilleri düşününce, aslında bunların hiç değişmediğini şimdi daha iyi görebiliyorum. Çünkü o bir sünepe olarak, ezik bir şekilde yaşarken yanında daha güçlü birinin olmasına tahammül edemiyor ve tamda bu yüzden, takıldığı kişi ufak bi toparlanıp hayatının iplerini eline aldığı zaman hemen harekete geçip ona düzenli aralıklarla aşağılayıcı davranışlarda, sözsel şiddette, küçük düşüreceği zihin oyunlarında, ufak hediyeler verip sonraki günlerde ise hediyenin karşılığını fazlasıyla beklediğini ima etmeye ve daha sonraki günlerde ise açıkça söylemeye başladığı davranışlarda bulunmaya başlıyor. (Bunu yıllarca bana uyguladığı için, şu anki hayatımda bana hediye ettiği hiçbir şey yok. Çünkü hediye olarak verdiği şey kırılabilecek bir eşya ise, karşılığını istediği an gözünün önünde kırmışımdır, kırılamayacak bir şey ise çöpe atmış veya başkalarına hediye diye verip hayatımdan çıkarmışımdır.)
Zavallı Özbek Genco nasıl bir canavarla karşı karşıya olduğunun farkında değil ve kültürel seviyesi de bunu anlamaya hiç müsait değil. Umarım yaşayacağı sinir harplerinden sağ kurtulur ve hayatına sağlıkla devam eder. Çünkü içine düştüğü, teslim olduğu karanlığın farkında değil.)
3-İstanbul'da kaldığım süre içerisinde Ardahanlı annemde kaldım ve kaldığım süre boyunca kendimi hiç borçlu hissetmedim. Oysa eskiden borçlu hissederdim. Galiba bunun nedeni önceki aylarda onunla gerçekleştirdiğimiz telefon konuşmalarından birinde ona dediğim "hayatında, karşılık beklemediğin hiçbir konuşman yok. benimle bu şekilde konuşmanı sevmiyorum"du.
Evet o cümlelerim işe yaramış ve benimle konuşurken cümlelerini seçtiği çok belli.
Çocukları ise iş güç peşinde koşturuyorlardı. Hatta zamanında benim elinden tutup anaokuluna götürdüğüm kereta büyümüş de şimdi lüks bi restoranda garson olarak çalışıyor. Bana "abi boşver memlekete gitme! gel bizde kal. zaten ağzında iyi laf yapıyor, ben sana bizim orda iş ayarlarım. sende bi kaç haftada iyice ortamın dilini kaparsın. deli gibi para kazanırsın. ben bile şu an aylık 15.000 alıyorum"dedi. Güldüm ve "yok yav. ben bi müddet bizim oraları deneyeceğim. bakalım neler oluyor. hem olmazsa nasılsa döner gelirim. ama şartları iyice zorlamadan, olacakları ve olabilecekleri son damlaya kadar görmeden şimdilik gelmeyeceğim" dedim.
Gerçekten de böyle düşünüyorum. Belki bi gün yine İstanbul'a dönerim ama bu dönüşüm, memleketten tamamen umudumu kestiğim zaman olacak. Şimdilik ufuk az olsa bile görünmeye başladı.
4-Kayıt falan oldum okula. Belge teslimleri, ders muafiyetleri falan derken her şeyi bitirdim ve okul başladı bile. Daha önce adalet okuduğumdan dolayı, şimdi muaf olduğum ders fazla olunca, haftanın iki günü yalnız derslerim var ve okul havasına pek girmiş sayılmam. Onun için sosyoloji hocam'a "hocam ders anlatışınızı çok sevdim. diğer sınıflardaki derslerinize de katılmak istiyorum" dedim, olur dedi. Yakında hocanın kuyruğuna dönüşeceğim. Kerata çok da sevimli bi tip. ısırırım :)
5-Bi kaç tanışma amaçlı flört denemesi yaptım ama şimdi tek tek saymak istemiyorum. Fakat bunları yaşadıkta sonra bi daha emin oldumki salak sevmiyorum, tahammülüm de yok. Ne aradığını, istediğini bilmeyenlerle vakit harcamak istemiyorum. Kimseyi eğitip sokağa salacak vaktim de yok. Ayrıca tip hoş olsada zihinsel gelişimini tamamlamamış, parası dışında hiçbir şeyi olmayanları da beğenemiyorum. Bundan artık iyice emin oldum.
6-Annem ve 3numaralıablam'la konuşmayı kestiğimden bu yana huzuru buldum, evde bol bol kitap okumaya başladım.
Sanırım uzun zamandır hiç bu kadar kitap okumamıştım ve bu uğraşım beni çok mutlu ediyor.
4-Kayıt falan oldum okula. Belge teslimleri, ders muafiyetleri falan derken her şeyi bitirdim ve okul başladı bile. Daha önce adalet okuduğumdan dolayı, şimdi muaf olduğum ders fazla olunca, haftanın iki günü yalnız derslerim var ve okul havasına pek girmiş sayılmam. Onun için sosyoloji hocam'a "hocam ders anlatışınızı çok sevdim. diğer sınıflardaki derslerinize de katılmak istiyorum" dedim, olur dedi. Yakında hocanın kuyruğuna dönüşeceğim. Kerata çok da sevimli bi tip. ısırırım :)
5-Bi kaç tanışma amaçlı flört denemesi yaptım ama şimdi tek tek saymak istemiyorum. Fakat bunları yaşadıkta sonra bi daha emin oldumki salak sevmiyorum, tahammülüm de yok. Ne aradığını, istediğini bilmeyenlerle vakit harcamak istemiyorum. Kimseyi eğitip sokağa salacak vaktim de yok. Ayrıca tip hoş olsada zihinsel gelişimini tamamlamamış, parası dışında hiçbir şeyi olmayanları da beğenemiyorum. Bundan artık iyice emin oldum.
6-Annem ve 3numaralıablam'la konuşmayı kestiğimden bu yana huzuru buldum, evde bol bol kitap okumaya başladım.
Sanırım uzun zamandır hiç bu kadar kitap okumamıştım ve bu uğraşım beni çok mutlu ediyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

