geçip gitmiş her şey
terkedilmiş koca bir dağa dönüşmüş tüm anıların
artık yorgun, kararsız ve sadece kendinlesin.
birilerinin kimsesi olamamak
kendine kimse bulamamak
varlığından habersiz milyarlarca insanla beraber bir hiç olarak yaşamak.
kader ve kederden başka dert ortağın yok.
sus ve yala, yıllardır kanayan yaralarını.
bir çiğ tanesi kadar taze
yaban otu gibi değersiz
daha ilk çimlendiğinde ezilmeye hazır, sökülüp atılmaya razı.
ulu bir değersizliği kabulleniştir seninki.
kes sesini ve sus. konuşmak işe yaramadı. susmak tek çarendir artık.
11.10.2020
yabanotu
10.10.2020
bal arısının duası
Artık sikim hiç kalkmıyor ve aile saadetimiz, içten içe çürümüş ve bu yüzden yıkılmak üzere olan ahşap bir evin çatırlarını andıran sesler çıkarıyor. Sikimin kalkmamasını Allah'tan ben istemiştim, lakin şimdi değil. Taeaee 3 yıl önce falan istemiştim. Fakat duamın kabul sırası şimdilere denk geldiği için olsa gerek sikim artık bana baş kaldırmıyor ve bu yüzden Öküz Herif(canmıniçi) sürekli bana şu cümleleri kuruyor:
-buna bi çare bulmalıyız
-böyle olmaz
-viagra mı kullansak
-eğer böyle olacaksa ayrılalım
-ihtiyaçlarımı nasıl karşılayacağım
vs vs vs beni terk etmek, ayrılmakla tehditler dair her şeyi barındıran cümlelerle sürekli yüz göz ettiriyor ama sikimde bile değil. Hatta sikimin umrunda bile değil. Öylesine bedenime yapışık bir şekilde durup, çişi geldiğinde işeyip, tekrar fermuardan içeri gidip karanlık dehlizlerde kayboluyor.
Doğrusu onun bu halinden şikayetçi de değilim. Hatta kalkmaması sanki daha iyiymiş gibi geliyor bana. Çünkü bunu bi sıkıntı olarak görmüyorum ve kalkmamasını ben istemiştim diye de söyleniyorum. Bunu geçenlerde Öküz'e de söyledim fakat o bana "iyi bok yedin" dedi.
Hatta geçenlerde bi şair arkadaşıma da dediğimde o da bana "sen istediğin için değil, bazen böyle olur" dedi. Ama bence ben istemiştim diye böyle oldu. Çünkü sik olarak görülmekten çok yorulmuştum.
Sevdiğim birine dokunmak, sarılmak, rahat rahat öpmek için önce sikimi öne sürmek bana zor geliyordu. Kendi kendime küfür ediyormuşum gibi hissettiriyordu ve ben de bu yüzden zamanla dualar etmeye başlamıştım.
Hem herkes beni değil de, sikimi seviyorken neden birilerine aşık olacak, onu karşılıksız sevecek, onun için ölmeyi bile göze alacak kadar peşinden sonsuzluğa doğru gitmeye razı bir şekilde yaşayacaktımki?
Gereksizdi ve tüm o gereksizliklerin farkına varıp kabullene kabullene "allahım, ne olur sikim kalkmasın ve ben tüm enerjimi sadece kendim için harcamaya, kendim için bir şeyler yapmaya başlayarak harcayayım. allahım ne olur içimdeki bi hissi yok et, artık kurtar beni bundan" diye diye dualar edip duruyordum. Çünkü kimsenin beni sevmeyeceğini, kendime göre birini bulamayacağımı, istediğim gibi birininin asla hayatıma girmeyeceğini ve insanların sikten başka bir arayışlarının olmadığını büyük bir üzüntüyle kabullenmiştim. Evet, kimse beni sevmeyecekti. Çünkü ben, içimde birikmiş olan o sevilmemişliğin verdiği açlıkla, önüme ilk çıkana tapmaya hazırken, kimse beni sevmeyecekti. İnsanlar sadece yarrak ararken, ben içimde bitmez bir enerjiyle "doğru kişi"hikayesine sıkı sıkı sarılmış, etrafta arıymışcasına gezinip druyordum. Komiktim ama kendimden haberim yoktu. Olmaya başladığında işte öyle dualar etmeye başladım ve hatırlıyorum şöyle bir dua da etmiştim: allahım içimdeki bu hissi yok et. ne olur allahım yalvarıyorum yok et bu hissi.enerjimi gücümü, daha yararlı, daha iyi bir şeye yönlendirmem için bana yardım et, yol göster. allahım beni kurtar sikimden. çünkü bunun gösterdiği hedeflerin hepsi yanlıştı.
tamam tamam, son duayı abarttım ama böyle bir şeyler söylediğimi hayal meyal hatırlıyorum. çünkü sevgi her şeyden ve herkesten ve her seksten sıkılmıştım ve dünyanın dibini bulamamıştım. yatmak ama duygusuzca, sırf bir ihtiyaç olarak görüp sadece seks yapmak bana göre değildi. seksin bir ihtiyaç olduğuna inanmıyorum. seks sadece üremek için var. geri kalan her şey için sevgi ve gerçek içtenlikle ilerler.
yazmaktan da sıkıldım. iyi geceler. her nerede seviyor ama sevilmiyorsanız.
1.10.2020
ölümlü şeyler
Dünyanın nereye doğru gittiği ile ilgili bir bilgim yok. Zaten kendim daha kendimin nereye gittiğini bilmiyorken, dünyanın nereye gittiğini bilmek çok aptalca olur. Çünkü insan önce kendini bilmeli, sonra şu koca küçük dünyanın nereye doğru gittiği hakkında istediği kadar atıp tutmalı.
Bilmiyorum, bana bir şey sormayın. Hiçbir şey bilmiyorum. Bilmediğiniz her şey kadar bilmiyorum. Kafam bi milyon değil, sarhoş olmadım hiç. Alkolü aptal icadı buldum diye, bir kaç deneme dışında ağzıma bile sürmedim. Eğlenmek için, kafayı bulmak için, rahatlamak için, yetişkinliğimi göstermek için, birilerinden ayrışmak için veya birileriyle aynı olmak için alkol almayı hiç mantıklı bulmamıştım ve bulanları da hep kendimden daha cahil gördüm. Hor görmedim. Sadece cahil gördüm.
Hiçbir şeyim olmamasına rağmen her şeyden bıktım. Her şeyden bıkmak için bir şeyin olmasına gerek yok. Bıkabilirsin. Hiçbir şeyin yokken hepsinden bıkman daha kolaydır. Belki de bunun nedeni; sahip olmak istediğinin asıl sana sahip olmuş olmasıdır. Çünkü kölelik artık içimizde ve boynumuzdaki ipler görünmüyor. Herkesin elinde olabilirler.
Dünya bir kazan ve içimde büyük bir kepçeyle karıştırılıp duruyor. Kepçem kimin elinde bilmiyorum ama her defasında hissediyor ve karıştırıldığını anlayabiliyorum. Dünyam küçücük dünyam. Büyük düşünemedim. Çünkü çok ezildim, çok ezdirdi kendimi.
9 yaşında parmaklarım soğuktan donduğunda anlamıştım bir şeyleri. Ama sonra unuttum. Çünkü unutmak, bir tür ilaçtır. Ama hangi tür olduğunu bilmiyorum. Sormayın. Ben bir şey bile bilmiyorum.
Henüz ikinizde ergenken, arkadaşının babası öldüğünde, onu telefonla arayıp baş sağlığı dilemek yerine, bir kaç gün veya ileriki günlerde ama mutlaka bir gün göreceğini düşünerek aramayı ertelediğin oldu mu hiç?
Benim oldu. Erteledim ve arkadaşımı 2 ay sonraki yaz tatilinde gördüğümde bana kırgın olduğunu, onu aramayarak kırdığımı bana sakin ama kırgın bir ses tonuyla "hı hı sen sus. sen hiç konuşma. babam öldü, sen hiç aramadın bile" diyerek dile getirdi. ben sustum ve hiçbir şey diyemedim. onu her gördüğümde utandım.
aradan 5-6 yıl geçip, yıl 2014 olduğunda o arkadaşıma freni patlamış bir kamyon çarptı ve o olduğu yerde öldü. Aylar sonra öldüğünden haberim olduğunda ruhuna fatiha okudum ama sanki bir daha onunla karşılaştığımızda utanmayacağım ve ayıbımla beraber ölmüş olduğu için de rahatladım gibi hissettim. fakat içimde de onun sesi hep yankılanıp durur. şu an bile aklımdadır " sen sus, hiç aramadın bile" deyişi.
ölüm düşüncesi bu aralar çok aklıma geliyor.
oysa eskiden, yani bi kaç yıl önce falan ölümü kendimden çok uzak ve hiç yokmuş gibi hissederdim.
vardı ama yoktu gibi. sanki sadece başkaları için varmış gibi hissederdim. Bugünlerde ise kendim içinde ölüm olabileceği fikri aklımda ve ne olacağı, nasıl olacağını merak ediyorum.
yani; ölümlüyüz ama ölüm hep başkaları içinmiş gibi yaşarız ya, durum öyle değil. korona günlerinde bunu biraz daha iyi ve derinden anladım.

