26.03.2017

Piç'e Sevgilerimle

(Aşağıdaki cümleleri 22 Aralık 2016'da yazmıştım ve o ara görüşmekte olduğum ve nerdeyse görüştüğümüzün her defasında kavga ettiğimiz Piç'e yazmıştım ama ona atmadım, içime attım. Çünkü bazen elinden gelen her şeyi yapmışsındır ve artık sadece içine atman gerekir.)

Merhaba,

Sadece içimden geçenleri, sözüm kesilmeden ve heyecandan titreyen sesimi  sana belli etmeden söyleyebileceğim tek yöntem bu olacak sanırım. Çünkü seninle konuşmaya başladığım zaman, açıklarımı yakalayıp benimle dalga geçebilmek için tüm dikkatini bana veriyorsun ve ben o an heyecanlandığım için tüm mantıklı cümlelerimi yere döküveriyorum. Bu yüzden yazmak, ama sadece sana yazmak, kelimelerim dökülmeden sana aktarabileceğim en mantıklı yöntem bu. 

Bu yöntemi keşfetmişken, sonda söyleyeceğimi de başta söylemek istiyorum; sırf seninle seks yapmak için buluştuk diye aramızda aşk olamaz diye bir şey yok. Böyle bir şey oldu diye de birbirimizi aşağılamak ve küçümsemek zorunda değiliz. Yapmamız gereken şey, kendimizi bir birimize bırakmak. İşte hepsi bu ve ben sadece bunu yapıyorum.

Hem iki erkek birbirini çok ama çok saçma bi şekilde sevebilir. Ya da bir erkek, diğer erkeği çok aptalca sevebilir. Hatta sadece seks amacıyla buluşmak için sözleşmiş olsalar bile, buluşma gerçekleştiği anda taraflardan biri  elinde olmadan diğerine aşık olduğu için oyun bozanlık edebilir. 
Zaten anlamsız olan dünyada, her şey koyulmuş olan kurallara göre olmak zorunda değil. Ya da ikimizin arasında yaşananlar kural dışı olsun. Ne olacak ki? Evet, zaten ben bir oyunbozanım ve bu elimde değil.

Hem bunu ilk defa yaşayan insanlar biz değilizdir. İlk defa böyle olmuş gibi davranmamıza gerek yok. Sadece bizim gibi saçma bir ilişki içinde olan insanlardan haberimiz yoktur ve bu yüzden saçma geliyordur, o kadar.
Zaten bizim dışımızda milyonlarca insan daha yaşıyor ve işte biraz da buna dayanarak söylüyorum; kesin bizim aramızdaki saçmalık olarak tanımladığın güzel şeylerin aynılarını onlardan binlercesi de yaşıyordur ve onların bizden olmadığı gibi, biz de onlarınkinden haberdar değiliz..

Tüm bunlar bi yana; ilk günler hatırlıyorum da; seni sevdiğime inanmıyordun ve “bırak bunları” tadında cümleler sarf ediyordun. Şimdi ise benim seni sevdiğime, ama senin beni sevmediğine yalnız inanıyorsun. Gördün mü aramızdaki ilerlemeyi; seni sevdiğime inanıyorsun ve bundan eminsin. Çünkü seni, sadece sen olduğun için seviyorum.
Zaten bu kadar öfke, bu kadar kızgınlık, bu kadar saçmalık normal insanlar arasında olmaz. Bu ikimizin arasında olan ve olmaya devam etmesi gereken özel bir şey. Hatta “en güzel şey” demeliyim buna.. 

Biliyorum, sen, sadece beni kısa boylu biri olduğum için sevmiyorsundur. Belki biraz da çirkinimdir. Tamam ama yapabileceğim bir şey yokki. Bunlar insana verilmiş olan değişmez özellikler. Gerçi bunlara değinmem de gereksiz oldu. Çünkü zaten biliyorsun ve keşke sırf bildiğin için boyuma takılmasan, sadece seni ne kadar uzun boylu sevdiğime odaklansan.. 

Tüm bunların yanında, evet, kendince haklısın ve sana saygı duyuyorum. Ama biliyorsun, az önce dediğim gibi; bu benim elimde olan bir şey değil ve bunu, seni boyumdan çok severek telafi etmekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok..

Biliyorsun, küçücük basit bi aklım var ve bu yüzden bazı şeyleri düz anlıyorum. Kimseye anlatmadığım ve anlatmayı da hiç düşünmediğim yönlerimden biriydi bu. Çünkü insanlar acımasız ve senin eksikliğini alıp, dalga geçilecek başka bir fırsata dönüştürüyorlar. 
Seninle yaşadığımız problemlerin başındaki sebeplerden biri bu. Ama kabul edersinki, ilk günlerdeki kadar problem yaşamıyoruz. Çünkü sana hiçkimseye anlatmadığım bu yanımı anlattım ve sen beni anladın. Anlamak için çaba sarf ettin ve bu yüzden; cümlelerin, davranışların benim anlayabileceğim şekilde evrimleştiler. Bu çok şiirsel. Bunun benim için olan değerini anlatamam. Keşke benim gözümden, senin bu basit gibi gördüğün davranışını görebilsen..

Diğer yönlerimden biri de “koku” alamıyor olmaktı. Bunu söylediğim bir kaç yakın arkadaşım ve ailem var. Onlar dışında hiç kimse koku alamadığımı bilmez, bende eğer karşımdakiyle uzun zamandır tanışmadıysak ve samimi değilsek söyleme gereği duymam. 
Ama bunu da sana söyledim ve sen benim yanımda osurdun. bu çok güzeldi. Senden çıkan “tırt” sesini duyduğumda, çok mutlu olmuştum. Benim yanımda kendin olman harika bir şey. Koku alan herkese göre iğrenç olan bu şeyi içten buluyorum.

Diğer bir yönüm ise; SADECE sana söylediğim “kelimeleri görsel olarak beyninin içinde görmek” konusuydu. 
Biliyorsun, bu konuyu da en ince detaylarına kadar anlattım. Hatta bu durumu herkeste yaşamadığımı da sana söyledim.. Kelimeleri görme işini, SADECE çok ama çok etkilendiğim insanlarda yalnız yaşıyorum. 
Senin söylediklerinin hepsi bir imge ile veya düz bir kelime ile karşımda duruyorlardı. Bunu seninle yaptık, hatırladın mı? ve hatta MESELA kelimesini örnekleştirmiş, sen de nasıl gördüğümü detaylı olarak sorduktan sonra "çok ilginç" demiştin.
Bu muhabbetimizden sonra benimle olan konuşmalarında daha dikkatli olmuştun ve daha az tartışmaya başlamıştık. Çünkü kurduğun cümleleri, kafamda birer nesne olarak gördüğümü biliyordun ve bu yüzden farkında olmadan daha dikkatli cümle kuruyordun. 
Böyle yapmanı da çok romantik buluyordum. Zaten elimde değildi.

Eminim bu yönüm olmasa bile, yine de söylediklerinden etkilenirdim. Çünkü her söylediğin önemliymiş gibi, her söylediğin bir Kutsal Kitap ayetiymiş gibi hissediyorum. Konuşman, konuşman ve konuşman. Dakikalarca susmadan konuşurken seni hiç bölmemem bu yüzden. Her hangi bir konu hakkında konuşman hoşuma gidiyor. Sonsuza kadar konuşmanı istemek gelirdi içimden, ama sen dalga geçtiğimi düşünürsün diye susardım ve öylece bakardım sana.
Bunu bana, sen de “bazen anlatıyorum öyle bakıp kalıyorsun ve ben içimden ‘niye anlatıyorum ki’ diye düşünüyorum” diye anlatmıştın. Hatırlıyorsun değil mi?
Evet seni dinlemek çok güzel. Önemli veya önemsiz bir şeyler anlatman çok hoştu ve zaten biliyordum, gerçek birileriyle konuşmaya ihtiyacın vardı. Ben ise kurduğun dünyalarındaki tek gerçeğindim. Büyük bir ihtimalle hep de öyle kalacağım. Çünkü zihinsel hastalığın yüzünden dış dünyada bir ucube olarak görülüyorsun ve tanımadığın insanlarla konuşmaya başladığın andaki kekelemen de bu yüzdendi. 
Oysa ihtiyacın olan tek şey karşılıksız bir sevgiydi. Ailen ise seni her şeyin bir karşılığı olduğu bakış açısıyla büyütmüş oldukları için buna inanmıyordun. ailen geleceğini çalmış. Belki de onlardan kaçmanın  bir (farkında olmadan) nedeni de budur. 

Tüm bunlar bir yana “Seni neden seviyorum ki?” diye bende çok düşündüm, bir neden bulamadım. 
Ama sevmemi tetikleyen şeyler olduğunu düşünmüyor değilim. Örneğin; gülüşün, bir olay karşısında hınzırca tebessüm edişin, sinirlendiğinde dik dik bakman ve el kol hareketlerini kontrol edemeyişin, sürekli düşünceli olman da ayrı güzel. Hatta sanırım en güzeli bu. Sen düşünürken, ben seni izlediğim zaman, içim huzurla doluyor. Bir de tatlıyı sevmeni de seviyorum. Hatta tatlı buluyorum.

Bedensel olarak ise; Adem Elmanı, alnın ile saçlarının birleştiği sağ alın kemiğini, sağ gözünün altındaki boş alanla, sağ yanağının ve sağ burun deliğinin hemen üstündeki o üçgene dönüşen alanı, kirli sakalını, azcık daha büyüyen göbeğini, parmaklarını ve parmaklarının üstündeki kılları, dişlerini ve son olarak; sağ ve sol kol dirsek boğumlarını seviyorum. 
Evet, sanırım bunu da söylemem lazım; pipini de seviyorum ve poponu da.

Tüm bunların sonunda ise; seni tümden seviyorum. Beni siktiğin için seni sevmiyorum, çünkü biliyorsun; seni sevdiğim için beni sikebiliyorsun. Bunu bil lütfen. Ama biliyorsunki, biz insanlar hayvanlardan farklıyız ve birbirimizi sadece sikmek için arzulamayız, birbirimizi sadece içine boşalacağımız bir eşya, bir avuç içi, herhangi bir nesnenin deliğiymiş gibi sikerek arzulamayız. Biz, hayvanların aksine birbirimizi sevdiğimiz için arzularız ve severek sikeriz. Bizi insan yapan şey biraz da budur. Diğer canlıların aksine, biz birbirimizi sırf sevdiğimiz için bile sikebiliriz. Seni seviyorum.


(Umarım çok karışık olmamıştır. Her şey hakkında yazmaya ve içimdeki dağınıklığı bu şekilde az da olsa toparlamaya çalıştım. seni ve sana aniden sarılarak seni öpmeyi özledim.)

Eski yaşadığım apartmandan insan manzaraları

O apartmanda 3 yıl 1 ay 15 gün oturdum.
Ev sahibim, sert mizaçlı pinti bir kokoşdu. Evi ilk tutmaya gittiğim günkü tavrından bana haşlayayabileceği biriymişim gibi baktığında gülümseyip, kıracağı ilk potu bekledim. Kadın hiçbir pot kırmadı. Sakin sert ses tonu, 70'lerde yapıp geldiği saç stili, beyaz süslü gömleğinin üzerine giydiği gri ceketiyle az sonra beni tokatlayacağını bile düşündüm.

Soğuk madeni bakışlarıyla "paramı ver ve kes sesini" dercesine bakıyordu ve o esnada emlakçı belgeleri tamamlayıp doldurmuş önüme uzatmıştı. İmzalayıp kadına uzattım o da imzalamak için elimden alıp, kaleme uzandı ve kalemi eline aldığı zaman "beni uğraştırma sakın, kiranı günü gününe öde başka bir şey istemiyorum. öyle gelip seni rahatsız da etmeyiz" dedi. Ses tonundaki o küçümseyici hava, beklediğim "kırık pot" anlamına geliyordu ve bende bu fırsatı kaçırmak istemediğim için, parayı cebimden çıkarıp uzatırken "kirayı gününde ödeyeceğimden şüpheniz olmasın. ama bende gelip gitmenizi hiç istemem. kiranız zamanında yattığı müddetçe gelp beni de sakın rahatsız etmeyin" dedim. Parayı ona uzatmıştım ve o cümlem biterken uzanıp almak istediğinde, parayı ona yanlışlıkla uzatmışım gibi davranarak "ah pardon, kemal bey saysın, o da kendi komisyonunu alsın içinden deyip" emlakçıya uzattım.

Kadın bi şaşaladı ve ama çabuk toparlayıp "tabiii" dedi ve ben bu sırada emlakçıya parayı uzatmıştım. Adam aldı saydı, komisyon ücretini aradan çıkardı ve sonra kalan parayı kadın'a uzattı. tüm bu olaylarımız esnasında kocası, bir süs köpeği gibi diğer sandalyede oturmuş bizi izliyor, arada da karısından kaçmak için fırsat kolluyordu. bi ara ben arabaya bakıp geleyim adında bi bahaneyle dışar çıkıp geldiği bile oldu.
Zavallı adam" diye düşünmeden edememiştim.
Ama tüm bunlara rağmen aslında en uzun süre kaldığım ev o oldu. Ve gerçekten de kiramı günü gününe ödediğim için de hiçbir zaman gelip beni rahatsız etmedi. Tabii bu karşıklık anlaşmamıza bağlıydı ve anlaşma bozulmadı için kimse kimsey rahtasz etmedi. bu hakkı kimseye vermedim ve doğrusu o hakkı verirsem yalan söylemş olabilecğeimi de düşündüm. O yüzden bunu bozmamaya çalıştım.

Her neys eşimdi hepsi geçip gitmişken o apartmanda oturanlardan bahsedeyim mi?

1 Numaralı Daire'de sanırım çekirdek aile denilen birileri vardı. Hatta sanırım geldiğim yıl başkası vardı ve taşınıp gittiler. Onlardan sonra gelenler ise


2 Numaralı Daire






3 Numaralı Daire: Hayal Meyal Kadın

Kadını sanırım 2-3 defa ya gördüm ya da gördüğümü sandım. O görme anlarımda yaz aylarıydı ve hava sıcak olduğu için diğer komşularla dedikodu saatinde kapının önüne konuşlanma esnasında idi. Diğer komşuları tanıyorum ve donu ranımayınca o'dur diye düşündüm. Zaten bir kaç kez daha görünce de o olduğundan emine oldum.
Önceki yıl taşındı apartmana ve taşındıktan sonraki aylarda evi satın aldı. Alma sebebi apartman komşularını sevmesiydi. Zaten kimi kimsesi yok. Çocukları evlenip çoluk çocuğa karışınca irtibatı kesilmiş. Burao

24.03.2017

sen, ben ve allah

biliyorum hiç yakışmadık birbirimize
ama buna rağmen kendimi o kadar güzel kandırdımki.

seninle, önünden geçtiğimiz dükkanların camlarındaki yansımalarımıza bile bakmadım
oysa ben en çok yanımdakiyle gezerken buna dikkat ederdim.

artık biliyorum, hep sırıttım yanında. 
sırıtışımı kendinden saklamak için
gizlice buluşmanı bile umursamıyormuş gibi yaptım.

beni, kalbimin büyüklüğünden, yüreğimin güzelliğinden, mütevaziliğimden dolayı değil de 
sikimin büyüklüğünden dolayı sevdiğini hep görmezlikten geldim. buna ihtiyacım vardı.
kendimi o kadar güzel kandırdım ki, zamanla ben bile inandım. hatta aşık oldum 

bu yüzden olsa gerek hiç kimsenin olmadığı yerlere gittik
hiç kimsenin olmadığı yerlerde buluştuk, seviştik. sadece allah vardı. zaten seni sevdiğimi de bi tek o bilmişti.


(Bunu 27 Ağustos 2015'de yazmışım. Şimdi yayınlıyorum.)