22.10.2014

Aptal şapşal bir filmin başrolünde kendimi oynuyorum

Eski saflığımı özledim. Ya da salaklığımı mı demeliyim..
Aslında kimine göre salaklık, kimine göre aptallık, beyinsizlik, gerizekâlılık ve kimine göre de işte saflık. Bana göre ise içimden geldiği gibi, hissettiğim gibi yaşadığım günleri özledim.

Özledim işte, o eski zamanlarımı özledim. Sadece içimden geldiği gibi yaşadığım günleri özledim. İçimden geldiği gibi konuştuğum, koşturduğum günleri özledim. Ama zaman değiştirdi beni, her şey değiştiği için ben de değiştim ve işte şimdi de değişimden önceki o aptal şapşal hallerimi özledim.

"Keşke değişmesek" diyeceğim ama işte insan sağdan soldan, alttan üstten kazık yerken değişmeden edemiyor. Elinde olmadan istemeye istemeye değişiyor.
Yani; sike sike değil de, sikile sikile değişiyor.
Zaten değişim iyidir. İnsanı geliştirir, hayatta kalmasını sağlar. Ama bazı konularda iyi değil. Keşke değişirken istediğimiz konularda değişebilsek, istemediklerimizde aynı kalsak.

Ben ise; en çokda duygusal dünyamda değişimler yaşadım. En çok da o salak zamanlarımı özledim.
Tanıştığım kişinin isminde, ismimden tek bi harf var diye uyuşacağımızı ve hayatımızın sonuna kadar mutlu mesut yaşayacağımızı sandığım günleri özledim.
İsmi benim baş harfim ile bitiyor diye, onu tamamlayacağımı düşündüğüm o aptalsı hisleri özledim.
 "Yanağında gamze var, benimkinde de var. o zaman biz mutlaka uyuşuruz" diye düşünüp üzerine üzerine gittiğim ve tanışmak için kırk takla attığım zamanlarımı özledim.
Aynı şarkıyı sevdiğimizi öğrendiğim zaman "ya biz bununla çıkarsak kesin ölünce ayrılırız, yoksa öteki türlü yaşayamayız" diye düşünüp hadi duygusal ilişki yaşayalım ve mutlu olalım diye can attığım günleri özledim.
Aynı kitabın aynı satırında durup bir an düşündük diye aynı incelikde olduğumuzu ve eğer bir ilişki yaşarsak asla birbirimizi kırmayacağımızı düşündüğüm günleri özledim.
En çok da; sırf bir an bana baktığında güldü diye "hımmm demek benden hoşlandı. o zaman mutlaka tanışmalıyız ve sonrasında da hemen aynı eve taşınıp hayatımızın sonuna kadar mutlu bir çift olarak yaşamalıyız" diye düşündüğüm günleri özledim.

Özledim yani. Salaklıklarımı, aptallıklarımı ve bunun gibi saçma sapan olan her şeyimi özledim.

7.10.2014

Elektirik alamadıysan trafoda sorun vardır

İlişkilerdeki, sikilen tarafın (yani yarrağı yiyecek olan kişinin) kendini "elde edilmesi gerekilen kişi" olarak görmesi veya sikecek olanın kendini "ulaşılmaz ve vazgeçilmez" olarak görmesi konusu midemi bulandırıyor.

Bu gibi ilişkilerde; sikilen taraf, her zaman için kendini hep bi elde edilen, peşinde koşulan, uğruna sürünülmesi gerekilen ve hatta gerekirse uğruna kan dökülmesi gerekilen kişi olarak görür. Onun için savaşlar bile çıkmalı, dünya yerle bir olmalı, bebekler boğazlanmaktan geri kalmamalı. (tarihte örnekleri çokdur) çok olmasına çok, ama yıl 2014 olmasına rağmen, bu ruh halindeki kezbanlarımızdan etrafda hâlâ var ve ne yazıkki bunların neslinin tükenmesi için tek çare; soykırım..

Tabii bu sadece sikilen taraf için geçerli değil. Siken taraf da sikeceği uğruna kan dökmekten geri kalmaz, kalmak da istemez. Sikeceği kişiyi elde etmek için dağları taşları aşmalı, karşısına dikilenleri bir bir yok etmeli, bedenlerini parça pinçik etmeli ve sikeceği kişiye geç de olsa, güç de olsa ulaşıp onu bi güzel sikmelidir..

İşte ilişkilerimizdeki bu durumları sevmiyorum. Çünkü kadın erkek ilişkilerinde olduğu gibi, erkek erkek ilişkilerinde de durum farklı değil ve farklı olmadığı için de bu durumdan nefret ediyorum. (Lezbiyen ilişkilerinden haberdar değilim, uzun zamandır lezbiyen ilişkilerini de gözlemlemiyorum. Lezbiyen arkadaşlarımla da pek bu tür konuları konuşmuyorum. İlişki konusunda kendi içime kapandım desem yeridir.)

Konu dağılmadan u dönüşü yapacak olursam; ilişkilerdeki, (kısaca)zevk verecek olan kişinin kendini üstün tutma durumları midemi bulandırıyor.
Ne bu abi, yani iki dakka zevk vereceksin diye tüm evrenin senin önünde diz çökmesini beklemen biraz abartı değil mi? Bence abartı. Zaten hepi topu iki girip çıkacaksın veya sana iki girip çıkacaklar diye olayı niye ölüm kalım savaşına kadar götürüyorsun ki. Bi bırak kendini bi rahat ol, bi elin ayağın yerinde dursun ve sakinleş. Sadece zevk almaya bak, karşındakini mutlu etmeye odaklanma, sadece kendi mutluluğuna bak, kendi rahatına bak amk..

Zaten cinsellikte kendi mutluluğunu bırakıp karşısındaki  mutlu etme çabasına, uğraşına girmeyi de anlamadım gitti. Hele bir de karşısındakinin "mutluluğundan mutlu olmak" çabası var ki, onu hiç anlamadım, inatla anlamayacağım da. Çünkü özellikle bu son söylediğim (cinselliği sayesinde karşısındakini mutlu etmekten dolayı mutlu olma hali) bana çok ilkel geliyor. Hatta çok dehşet verici bir şekilde cahilce geliyor.

Mesela ben, gayet seks yaparken kendi mutluluğuma odaklanıyorum ve iki dakka sonra pırt diye boşalıp altımdakinin üstüne yığılıveriyorum. Altımdaki de, bendeki kazma sapıyla onu saatlerce sikmemi beklediğinden olsa gerek, pörtlemiş gözlerle başını çevirip"ne oldu? boşaldın mı?" diye soruyor, ben de "evet" deyip geçiştiriyorum.

Ama o an altımdakinin hayal kırıklığını, beklentisinin büyüklüğünü falan bedeninin gevşemesinden hemen anlıyorum. Anlıyorum anlamasına da çok siklemiyorum ve "ya kusura bakma, benim erken boşalma sorunum var da" deyip geçiştiriyorum.
Bu cümlemden sonra ise karşımdakiler, sikilerek uzun uzun zevk verme hayallerinin suya düşmesini saklamayı umarak, tüm samimiyetsizlikleriyle "önemli değil ya" falan diyorlar. Ama onlar için ne kadar önemli olduğunu ne yazıkki bedenleri, yüz mimikleri, siklerinin hemen inmesi falan ele veriyor. Tabii ben bunu da siklemiyorum ve o arada çoktan yana uzanmış, kendi rahatlığıma odaklanmış oluyorum.

Genel olarak durumum böyle oluyor. Çünkü birini sikerek mutlu etmeye çalışmak bana göre değil abi. Ben o anda karşımdakini siktir edip, sadece kendi mutluluğuma bakarım. Bu durum hep böyle oldu. Zaten sanırım erken boşalma sorunum da bundan kaynaklı. Çünkü o an düşündüğüm tek şey bir an önce içine girip boşalmak. Durum böyle olunca da en fazla bir iki dakika sonra game over oluyorum.

Ama öte yandan; ciddi anlamda, erken boşalma sorunumun nedeni bu olabilir. Çünkü geçenlerde bir kaç defa geç boşalmayı denedim ve başardım da. Boşalmamak için ise pencereden dışardaki ağacın dalına konup duran kuşları izliyordum. Hani o an altımdaki her ne kadar "ah oh uh" dese de ben pek zevk almıyordum. Ama kendimi dışardaki ağacın dalındaki kuşlardan alıp, altımdaki göte verince bi anda zevk almaya başladım ve çok geçmeden de eyjafjaylakül gibi patlayıverdim.

Neyse işte demem o ki; seks yaparken karşımdakinin mutluluğu falan sikimde değil. Ben kendi mutluluğuma bakarım o kadar.

4.10.2014

unutmak veya unutmamak. işte bütün mesele bu

Bu aralar kendimi yine okumaya verdim. Öyle belli başlı şeyler değil de karşıma ne çıkarsa alıp okuyorum. Sonuçta herkesin anlatacak bir hikayesi varken, bizim de kimden ne zaman ne öğreneceğimiz, nasıl öğreneceğimiz belli olmuyor. Bu yüzden kendimi "illaki şunu oku" gibi belli bir okuma sınıfına sokmuyorum, gelişi güzel karşıma çıkmış olan her hangi bir şeyi okumaya çalışıyorum.

Bu sabah da aynen böyle şeyler okurken bir gazete köşe yazısında Milan Kundura'dan alıntı olduğu belirtilen şu cümlelerle karşılaştım;
"Yavaşlık ile hatırlama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Bir şeyi hatırlamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü  bir olayı unutmaya çalışan insan, elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır."
Bu cümleden sonra durdum düşündüm. Sanırım hayatı yaşayış şeklim ikinci cümlede özet geçilmişti. Onca yıl yaşamış olmam tek bir cümleye sıkıştırılmış ve bana sadece bir kaç defa daha okuma şansı veriyordu.
Çünkü hayatım aynen böyle olmuştu. Hep koşarak yaşadım, koşturarak ve bir şeylerden kaçarken başka bir şeye yetişmeye çalışma hissiyle geçmişti.
Bunların nedeni de sanırım unutmak istediğim çok fazla şeyin olduğuydu. Gerçekten de unutmak istediğim o kadar çok şey vardıki, bu yüzden hayatı nasıl yaşadığım ve hatta yaşadığım  şeylerin iyi veya kötü, güzel ya da çirkin olduğunu siklemedim bile. Öylesine hızlıca yaşadım geçtim.

Zihnim de yardım etti bana. Ben hayatı koşarak yaşarken o da yeni anılara yer açmak için eskileri sildi. Uunutamadıklarımı ise işte buralarda yazarak unutmaya çalıştım ve aslında doğrusunu söylemek gerekirse; unuttum da.

Bu arada iyi bayramlar efendim..