Öyle işte yine yazacak bir şey bulamadım. Gerçi yazdıklarımda pek bi sike yaramıyo ya neyse. Boş geçmeyelim diye Twitter saçmalıklarımı buraya alayım da dolu görünsün. Sizde beğendiklerinizin numarasını yazın. muck
1- Haberim yokmuş gibi "sev"
2- Bugün, 3 yıl sonra ilk defa sinek kaydı traş oldum ve aynada kendime bakıp "lan sen daha çok küçükmüşsün bee" dedim..
3- Farkında mısınız; dünyada milyonlarca orospuçocuğu var.
4- Beni sevdiğini söyle ve sonra hemen öl'ki; seni hep seveyim.
5- seni; o ağlayıp da yorgunluktan uyuya kalmış halinde öperim.
6- dedim "nooluyoruz?" dedi "aaaşık oluyoruz.."
7- gözden ırak olan, gönülden yunanistan'lı olurmuş.
8- Telefonunu ezberlememek için o kadar uğraştım ama, nafile..
9- Orospuları da seviyorum, çocuklarınıda..
10- Kana susamışlar, sürekli kan görmek isteyenler; bileklerinizi kessenize.
11- P.S. I Fuck You
12- Bir erkek eğer sürekli kızgın bi şekilde sağa sola sataşıyorsa, ya
gerçekten pipisi küçüktür ya da.. Ya da'sı yok. Pipisi küçüktür.
13- Çiftleri görünce "negzel yaaee bunlar sürekli yiyişiyorlar" diye aklından geçirmeyen bekarlar bizden değildir!
14- İlişki öncesindeki o tatlı yalakalıklar, karşılıklı hoşgörü ve alttan
almalar ilişki boyunca da sürse, eminim hiç kimse ayrılmaz.
15- Adama yüz verdim peşimi bıraktı. Oysa eskiden böyle miydi? Yüz verirsen astarını da isterlerdi.
16- Biri hayatınızdan çıkınca, yeni tanıştığınız her insanda o giden kişinin
özellikleri var mı diye bakınmaya başlarsınız.. İşte bu çok acı.
17- Birine sevgiyle dokunmak ile şehvetle dokunmak arasında çok fark var. Zaten herkese sikin kalkar, ama herkesi sevemezsin de..
18- Küçük şehirlerde de büyükşehir'lerdeki kadar büyük yalnızlıklar yaşanıyor.
19- Birini tanımak istiyorsanız, onunla yatın.
20- doğru kişi olduğuna inandığım herkesin peşinden koştum. onlar da ağzıma sıçarak yanlış kişi olduklarını gösterdiler.
pişman mıyım?
hayır.
21- Küçükken çok salaktım ben..
Çünkü herkes beni seviyor sanırdım..
22- Aşk bulamıyorlarsa, sex yapsınlar.
23- Yemin ederim bazen "yalnızlıktan ölecekmişim" gibi hissediyorum.
24- Aradığın kişi başkasıyla görüşüyorsa, onunla olmaz.
25- İlişkimiz kapı önü muhabbeti gibi, ha bitti ha bitecekti.
26- Güzel biriyle anında en büyük günahları bile işlemeye razı olursun, çirkin birine ise; dönüp ironik bir gülümseme atarsın..
27- Sana inanmam için yemin etmene gerek yok. Ben senin yalanlarına da inanıyorum.
28- Şiir kitapları kadar kağıt israfına sebep olan başka bir edebiyat türü
var mı bilmiyorum. Adam iki koca sayfaya sadece 2 satır yazmış amk
29- Artık aşklar boşalıncaya kadar sürüyor..
30- bazen kalabalıkta yüksek bi yere çıkıp "artık biri beni sevsin yoksa
kızmaya başlıyorum" diye bağırmamak için kendimi zor tutuyorum.
29.04.2013
26.04.2013
soğuk kanlı aşık
İşte başladık yine. Daha önce bıraktığımız yerden devam ediyoruz.
Yani yine eskiden olduğu gibi çocukça küsmeler, kızmalar, ufacık şeyler yüzünden büyüyen tartışmalar sırasındaki küfürleşmeler ve sonrasında kapıyı çarpıp anamızın ammına gidercesine çekip gitmeler.
Oysa öküz herif'e neden döndüğümü de bilmiyorum. Acaba yalnız olduğum için mi, büyüdükçe yalnızlığa daha az dayanabildiğim için mi döndüm, yoksa gerçekten onu seviyor muyum? İşte bu çok belirsiz. yani ne bok yediğimi bilmiyorum..
Bilmiyorum işte. Bilmediğim tek şey de bunlar değil; acaba o beni anlamamasına rağmen, anlar gibi davrandığı için mi, yoksa onunla saatlerce konuşmamıza rağmen en sonunda sanki hiçbir şey konuşmamışız gibi yeni bir konu açıp rahat rahat konuşabiliyoruz diye mi döndüm ona. Kimbilir belki onunla rahatça sex yaptığımız için de dönmüş olabilirim. Belki de o son ayrılmamızda bana "seni seviyorum, ama nasıl belli edeceğimi bilmiyorum" deyip sarılmaya kalkıştığı için de tekrar dönmüş olabilirim. Yani bilmiyorum işte. Zaten kafam bi milyon, ama pazarlıkla daha ucuza gidebilir..
Önceki hafta barıştık yine ve değişen tek şey; daha az sex yapıyoruz. Bunu o da söyledi. Aslında ilk olarak o söylediği için fark ettim. Oysa daha önce 4 duvar arasında her yalnız kaldığımızda soyunup işimize bakardık. Şimdi ise bende kaldığı zamanlarda ya sarılıp uyuyoruz, ya da işte yatağın en uç noktalarında farklı rüyalar görüyoruz.
Zaten genel anlamda da eskisi gibi pek sık kalmıyor bende. Hatta bazen birbirimizi günlerce hiç arayıp sormuyoruz bile. Bunda benim de artık soğuk kanlı bi aşık olmamın etkisi vardır elbet. Zaten suçu sadece ona atmak, çok canice olurdu.
Ama işte "madem o aramıyor, ben niye arıyım" diye basitçe düşünüp aptal bi cool'luğun ruh haline bürünüp aramıyorum, sormuyorum. Geçenki konuşmada bu konuya değinip "çok değişmişsin. ama bi insan 4 ayda bu kadar değişebilir mi aklım almıyor" dedi. Şaşırır gibi yapıp; "evet çok değiştim. ama zaten arasam ne olacakki, nasılsa sen yine yorgunsun, yine müsait değilsin ve kendini bi an önce eve atıp duş alman lazım. bu yüzden arayıp sormama, seninle buluşmak için planlar yapmama gerek yok. bunun yerine planları artık sen yap, buluşmak istediğinde söyle buluşalım, gelmek istediğin zaman benim davet etmemi bekleme çık gel. olması gereken bu. bende bunu artık kabullendim.." dedim, o da "haklısın" demekle yetindi.
Oysa haklısın kelimesini beklemiyordum, en azından "bende değişeceğim, artık ben arayıp soracağım, buluşma planlarını ben yapacağım" demesini bekliyordum. Ama demedi. Canı sağolsun.
Yani yine eskiden olduğu gibi çocukça küsmeler, kızmalar, ufacık şeyler yüzünden büyüyen tartışmalar sırasındaki küfürleşmeler ve sonrasında kapıyı çarpıp anamızın ammına gidercesine çekip gitmeler.
Oysa öküz herif'e neden döndüğümü de bilmiyorum. Acaba yalnız olduğum için mi, büyüdükçe yalnızlığa daha az dayanabildiğim için mi döndüm, yoksa gerçekten onu seviyor muyum? İşte bu çok belirsiz. yani ne bok yediğimi bilmiyorum..
Bilmiyorum işte. Bilmediğim tek şey de bunlar değil; acaba o beni anlamamasına rağmen, anlar gibi davrandığı için mi, yoksa onunla saatlerce konuşmamıza rağmen en sonunda sanki hiçbir şey konuşmamışız gibi yeni bir konu açıp rahat rahat konuşabiliyoruz diye mi döndüm ona. Kimbilir belki onunla rahatça sex yaptığımız için de dönmüş olabilirim. Belki de o son ayrılmamızda bana "seni seviyorum, ama nasıl belli edeceğimi bilmiyorum" deyip sarılmaya kalkıştığı için de tekrar dönmüş olabilirim. Yani bilmiyorum işte. Zaten kafam bi milyon, ama pazarlıkla daha ucuza gidebilir..
Önceki hafta barıştık yine ve değişen tek şey; daha az sex yapıyoruz. Bunu o da söyledi. Aslında ilk olarak o söylediği için fark ettim. Oysa daha önce 4 duvar arasında her yalnız kaldığımızda soyunup işimize bakardık. Şimdi ise bende kaldığı zamanlarda ya sarılıp uyuyoruz, ya da işte yatağın en uç noktalarında farklı rüyalar görüyoruz.Zaten genel anlamda da eskisi gibi pek sık kalmıyor bende. Hatta bazen birbirimizi günlerce hiç arayıp sormuyoruz bile. Bunda benim de artık soğuk kanlı bi aşık olmamın etkisi vardır elbet. Zaten suçu sadece ona atmak, çok canice olurdu.
Ama işte "madem o aramıyor, ben niye arıyım" diye basitçe düşünüp aptal bi cool'luğun ruh haline bürünüp aramıyorum, sormuyorum. Geçenki konuşmada bu konuya değinip "çok değişmişsin. ama bi insan 4 ayda bu kadar değişebilir mi aklım almıyor" dedi. Şaşırır gibi yapıp; "evet çok değiştim. ama zaten arasam ne olacakki, nasılsa sen yine yorgunsun, yine müsait değilsin ve kendini bi an önce eve atıp duş alman lazım. bu yüzden arayıp sormama, seninle buluşmak için planlar yapmama gerek yok. bunun yerine planları artık sen yap, buluşmak istediğinde söyle buluşalım, gelmek istediğin zaman benim davet etmemi bekleme çık gel. olması gereken bu. bende bunu artık kabullendim.." dedim, o da "haklısın" demekle yetindi.
Oysa haklısın kelimesini beklemiyordum, en azından "bende değişeceğim, artık ben arayıp soracağım, buluşma planlarını ben yapacağım" demesini bekliyordum. Ama demedi. Canı sağolsun.
15.04.2013
yarası bayat, hep aynı nakarat..
Her sabah biraz daha yorgun uyanıyorum. Yataktan kalkmak istememeler, ereksiyon olamamış bir yarak ve ağız suyumla sırılsıklam olmuş bir yastıkta ıslanmaktan kaçan bir yanağım var.
Bedenim sanki 30larına doğru koşturmuyor da; sanki, sanki, sanki 60larındaymış gibi davranıyor bana. Onu da anlamıyorum artık. Oysa her şey bu kadar güzelken; yani hayatım olabildiğince sakinken, neden bir demir parçası gibi ağırlaştımki. Bedenim neden işe gitmemek için bu kadar çırpınıyor ki?..
İş yerimden nefret etmiyorum. Ama sevmiyorum da. Zaten hepimiz gibi bende zorunluluktan dolayı çalışıyorum. Gökten ekmek yağsa, kim çalışırdı ki? Çalışmak iyiki de var. Çünkü bu sayede dünyadaki tüm sorunların patronlarımız tarafından yaratıldığını sanıyoruz. Sanki patronlarımız ölse tüm sorunlar çözülecekmiş gibi hissediyorum bazen. İşte bu kadar düz'üz.
Ev sahibimle bu aralar küs gibiyiz. Çünkü 2 aydır kira vermiyorum ve birinin hakkı olan parayı vermediğin zaman, onun gözünde dünyanın en kötüsü oluyorsun. Tabii o da senin için dünyanın en kötüsü oluyor. Oysa cebimde para olsa, bana surat asmasına tahammül eder miyim? cık etmem.
Herkes sevgili ararken, neden bu kadar yalnızız anlamıyorum. Sorun acaba kafalarımızın içinde yarattığımız sikindirik romantizm duygusu mu, yoksa sorun "biz her şeyin en güzeline layığız, o beni hak etmiyor" duygusu mu bilmiyorum. Zaten yer yüzünde bu kadar çok insan varken, bu kadar çok yalnızlık yaşamak normalmiş gibi geliyor. Çünkü mutlu olmak için az olmalıyız. Seçeneklerimiz az olmalı. Ya da bizim bir an önce elimizdekiyle yetinmeyi öğrenip daha güzeline bakınmayı kesmemiz gerek.
Yukarıdaki cümleleri, sırf kalabalık etsinler de araya şunu katıyım diye söyledim; ben aslında dün yine Öküz Herif'e döndüm. Zaten gidecek başka yerim, sevişecek başka kimsem ve beni onun kadar anlamsızca anlayacak başka kimse de yok. Her defasında tekrar dönmek ve hiçbir şey olmamış gibi her şeye tekrar tekrar başlamak onunla o kadar güzelki.
Bana "ya yarın öbür gün yine sinirlenip 'olmuyor böyle ayrılalım dersen' ne yapıcaz" dedi. Ben de "bilmem, gittiği yere kadar gidelim, zaten "uzun süreli ilişki düşünüyorum" diye söylenerek sipariş verir gibi bi ilişki yaşamakla da olmuyor. Bi daha deneyelim. Bakalım ne yapcaz" dedim. Durdu baktı bana, tamam deneyelim. Ama bu son olacak dedi. Bu cümlesinden sonra bir kaç saniyelik sessizlik oldu aramızda, sonraysa küçük bir tebessümün ardından kopan bir kahkaha hükümranlığını sürdü. Sarıldı bana, sarıldım ona. Sanki hiç ayrılmamışız gibi. Sanki şu 4 aydır hiçbir şey olmamış gibi elimi tuttu ve ağzını açıp başını sallarken gözlerini dik dik, gözlerime tutarak derin bi nefes çekti ve sonra o nefesi burnundan bıraktı. Yorgunluk dolu bi gülümseme belirdi dudaklarımda, istemsizce güldüm, o da güldü. Sonra sahipsiz küçük bir çocuğu severmiş gibi sarıldı bana. Hoşuma gitti. Kokusunu çektim içime, ellerimi kucağımda bitiştirip bana uzun uzun sarılmasını, iki koluyla beni birazcık sıkmasını umdum, öyle yaptı. Sarılmışken sıktı beni.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi her şeyden konuşmaya başladık. En çok da bu hallerini seviyorum. Ona çektirdiklerime rağmen her defasında dön çağrılarımı ciddiye alıyor ve tekrar bana dönüyor. Ateşkes ilan edip, birbirimizi sevmeye başlıyoruz yine. Sonra bir kaç ay süren bu ateşkes ilanı, bedenlerimizin şiddetli bir şekilde başka bedenler arzulamasının ertesinde kopup gidiyor. Aslında koparan ben oluyorum. Neyse bu konuya girmek istemiyorum. Çünkü bazen haksız olan ben olsamda, kimsenin bunu bilmesini istemiyorum. Sadece ben bileyim, o bilsin yeter.
İşte böyle. Yani biz yine; ellerimizde kaşıklarla, bok dolu bi tabağın başına oturduk. Bu seferki konuşmalarımızın içinde bol bol "inşallah bir daha ayrılmayız, ölünceye kadar gideriz" cümlelerine yer verdik. İşte öyle yani.
Bedenim sanki 30larına doğru koşturmuyor da; sanki, sanki, sanki 60larındaymış gibi davranıyor bana. Onu da anlamıyorum artık. Oysa her şey bu kadar güzelken; yani hayatım olabildiğince sakinken, neden bir demir parçası gibi ağırlaştımki. Bedenim neden işe gitmemek için bu kadar çırpınıyor ki?..
İş yerimden nefret etmiyorum. Ama sevmiyorum da. Zaten hepimiz gibi bende zorunluluktan dolayı çalışıyorum. Gökten ekmek yağsa, kim çalışırdı ki? Çalışmak iyiki de var. Çünkü bu sayede dünyadaki tüm sorunların patronlarımız tarafından yaratıldığını sanıyoruz. Sanki patronlarımız ölse tüm sorunlar çözülecekmiş gibi hissediyorum bazen. İşte bu kadar düz'üz.
Ev sahibimle bu aralar küs gibiyiz. Çünkü 2 aydır kira vermiyorum ve birinin hakkı olan parayı vermediğin zaman, onun gözünde dünyanın en kötüsü oluyorsun. Tabii o da senin için dünyanın en kötüsü oluyor. Oysa cebimde para olsa, bana surat asmasına tahammül eder miyim? cık etmem.
Herkes sevgili ararken, neden bu kadar yalnızız anlamıyorum. Sorun acaba kafalarımızın içinde yarattığımız sikindirik romantizm duygusu mu, yoksa sorun "biz her şeyin en güzeline layığız, o beni hak etmiyor" duygusu mu bilmiyorum. Zaten yer yüzünde bu kadar çok insan varken, bu kadar çok yalnızlık yaşamak normalmiş gibi geliyor. Çünkü mutlu olmak için az olmalıyız. Seçeneklerimiz az olmalı. Ya da bizim bir an önce elimizdekiyle yetinmeyi öğrenip daha güzeline bakınmayı kesmemiz gerek.
Yukarıdaki cümleleri, sırf kalabalık etsinler de araya şunu katıyım diye söyledim; ben aslında dün yine Öküz Herif'e döndüm. Zaten gidecek başka yerim, sevişecek başka kimsem ve beni onun kadar anlamsızca anlayacak başka kimse de yok. Her defasında tekrar dönmek ve hiçbir şey olmamış gibi her şeye tekrar tekrar başlamak onunla o kadar güzelki.
Bana "ya yarın öbür gün yine sinirlenip 'olmuyor böyle ayrılalım dersen' ne yapıcaz" dedi. Ben de "bilmem, gittiği yere kadar gidelim, zaten "uzun süreli ilişki düşünüyorum" diye söylenerek sipariş verir gibi bi ilişki yaşamakla da olmuyor. Bi daha deneyelim. Bakalım ne yapcaz" dedim. Durdu baktı bana, tamam deneyelim. Ama bu son olacak dedi. Bu cümlesinden sonra bir kaç saniyelik sessizlik oldu aramızda, sonraysa küçük bir tebessümün ardından kopan bir kahkaha hükümranlığını sürdü. Sarıldı bana, sarıldım ona. Sanki hiç ayrılmamışız gibi. Sanki şu 4 aydır hiçbir şey olmamış gibi elimi tuttu ve ağzını açıp başını sallarken gözlerini dik dik, gözlerime tutarak derin bi nefes çekti ve sonra o nefesi burnundan bıraktı. Yorgunluk dolu bi gülümseme belirdi dudaklarımda, istemsizce güldüm, o da güldü. Sonra sahipsiz küçük bir çocuğu severmiş gibi sarıldı bana. Hoşuma gitti. Kokusunu çektim içime, ellerimi kucağımda bitiştirip bana uzun uzun sarılmasını, iki koluyla beni birazcık sıkmasını umdum, öyle yaptı. Sarılmışken sıktı beni.Sonra hiçbir şey olmamış gibi her şeyden konuşmaya başladık. En çok da bu hallerini seviyorum. Ona çektirdiklerime rağmen her defasında dön çağrılarımı ciddiye alıyor ve tekrar bana dönüyor. Ateşkes ilan edip, birbirimizi sevmeye başlıyoruz yine. Sonra bir kaç ay süren bu ateşkes ilanı, bedenlerimizin şiddetli bir şekilde başka bedenler arzulamasının ertesinde kopup gidiyor. Aslında koparan ben oluyorum. Neyse bu konuya girmek istemiyorum. Çünkü bazen haksız olan ben olsamda, kimsenin bunu bilmesini istemiyorum. Sadece ben bileyim, o bilsin yeter.
İşte böyle. Yani biz yine; ellerimizde kaşıklarla, bok dolu bi tabağın başına oturduk. Bu seferki konuşmalarımızın içinde bol bol "inşallah bir daha ayrılmayız, ölünceye kadar gideriz" cümlelerine yer verdik. İşte öyle yani.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
