9.04.2013

yarım yamalak bir hikâye

Benim adım Ahmet. Dün gece gördüm onu. Barın ortasında şaşkın bi halde etrafa bakınıp duruyordu. Tüm gece ellerinin ceplerinde olmasından anladım yalnız olduğunu, kimsesiz büyüdüğünü, birilerine tutunmadan ayakta kaldığını. Ama tüm bunlara rağmen neden özgüvensiz olduğunu anlayamadım. Oysa tek başına büyüyebilmek, tek başına elleri cebinde ayakta kalabilmek imkansızken, o bunu başarmıştı ve buna rağmen hâla özgüvensizdi.
Yırtık kotuna sıçramış kan lekesini çok sonra farkettim. Biraz geç kalmıştım.

Benim adım Yasin. Dün gece girdim bara. Elimde olmayan bir sebepten dolayıydı. İlk defa girmiştim böyle bir yere. Kimse beni davet etmemişti, kimse çağırmamıştı, kimsenin peşinden gitmemiştim. Sadece sokakta gezinmekten yorulmuştum ve sığanacak bir yere ihtiyacım vardı ve bende hafif aralık kapının ardından sokağa taşan renkli ışık topunun peşinden içeri girmiştim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Öylesine girdim içeri. Kaldım öylece. Oturacak boş yer aradım, ama artık nasıl bir bar ise, oturacak hiçbir şey yoktu. Herkes ayakta durmak zorundaydı. Çok sonradan anladım, burada insanlar yorulunca birbirlerine dayanıyorlar, oturacak yer olmayınca da zamanla birbirlerine daha bi ısınıyorlar.

Ben Ahmet. Yasin'in çenesindeki gamzeyi çok sonra farkettim. Kimseye çaktırmadan ona bakmak nasıl zormuş ilk defa farkettim. Oysa böyle değildim ben. Gayet rahatımdır ve bugüne kadar istediğimi elde ettim, istediğim benim oldu bende isteyenlerin. hiç ikiletmedim, hiç ikiletmem. Kısa bir hayatı yaşarken, bu kısalık yetmezmiş gibi bir de birilerinin beni tavlamasını bekleyerek yaşamak bana göre değildi. O yüzden apar topar yaşamaya alışkınım. Ama şimdi arkadaşlarımın beni Yasin'i gözlerken görmelerinden korkuyorum. Benim ona kitlendiğimi, gözlerimi ondan alamadığımı farketmelerinden ölesiye korkuyorum. Terlemeye mi başladım ne..

Ben Yasin. Bu kadar ihtiras dolu oldukları belli onlarca erkeği ilk defa bir arada görüyorum. Nasılda hoşlar bazıları, nasılda koruyucu gibiler, nasıl da rahat ve dimdik ayakta duruyor gibiler. Ama çekiniyorum, ya biri gözlerimin içine bakarsa, ya biri yüzüme 3 saniyeden daha uzun bakarsa ne yaparım. Sahi ne yaparım. En son kim baktı uzun uzun yüzüme hatırlamıyorum bile. Lütfen kimse bakmasın bana, ben bakarım yeter. Yüzünüzü bana dönün, ama bana bakmayın. Gözlerinizi açık tutun ama beni görmeyin, ben bakarım gözlerinizin içine.

Ben Ahmet. Yasin'in kirli sakalları arasında geziniyorum şimdi. Sahi kaç gündür traş olmadı acaba? Saçlarına en son ne zaman tarak değdi. Kimbilir belki de berbere gittiğinde yalnız taranan saçlara sahiptir. Kendisi bile saçlarıyla ilgilenmediğinin farkında değildir. Sahi yüzünden haberi var mı? Üst dudağının hemen üstünde, bıyığının arasına saklanır gibi duran ben'inden haberi var mıdır? Acaba hiç öptürdü mü ben'ini. Hiç öpen oldumu o kurumuş dudaklarını. ellerini tutup, gözlerinin içinde kaybolan oldu mu?

Ben Yasin. Ahmet haklı aslında. Saçlarımı hiç taramam. Sevmem saç taramayı. 3 ayda bir traş olurum ve sadece o zaman tarak değer saçıma. Sevmem kendime pek dokunmayı, kendimle ilgilenmeyi. Öğrenemedim kendime bakmayı.Üst dudağımın hemen üstünden, bıyığımın arasına saklanmaya çalışan ben'den haberim var tabiki. Çenemdeki gamzeden de haberim var. Çenemdeki gamzeden annem ve babamda da vardı. Diğer kardeşlerim de de vardı. Çok eskiden daha onlarlayken annem çenemi tutup burnumu öperdi. Babam hiç öpmedi beni. Çenemdeki gamzeden de haberi yoktur belki. Ben'imden bahsetmeye gerek var mı yine? Yok sanırım. Zaten o da benim gibi bir yerlere saklanmaya çalışıyor. Ben ortalıkta görünmeyince dünya daha sakin bir yer haline geliyor sanki. Ama ben ortalıkta olunca her şey içiçe giriyor. Herkes bana karşı çıkıyormuş gibi geliyor bana. İşte bu yüzden herkes baksın bana, ama kimse görmesin beni istiyorum. Yani garip bir şey, daha nasıl anlatabilirim bilmiyorum.

Ben Ahmet. Yasin'in yanına doğru gidiyorum. aramızda bir kaç adam kaldı. Sahi ona merhaba desem, karşılık verir mi? Ya kendisini umursamadığı gibi beni de umursamazsa ne yaparım?

Ben Yasin. Ahmet'in bana doğru geldiğinden haberim var. Daha önce görmediğim birinin gözlerinin sürekli olarak üzerimde olması çok tuhafmış. Biraz korku, biraz heyecan, biraz ne olacağını bilmemenin verdiği büyük bir anlamsızlıkla yüklüyüm. Sahi ne olacak şimdi?

-------

Not: Bu da yine devamını getiremediğim hikâyelerden biri oldu. Eşlik etmek isteyen var mı? Eğer eşlik etmek isteyen varsa, devamını yorum olarak yazın. Güzel olur bence :)

8.04.2013

yıl oldu 2013. lütfen artık unutkanlık ilacı diye bir şey icad edilsin

Yine yaptım yapacağımı. Dün gece evde kendi kendimi birazcık melankoliğe bağlayınca, kendimi tutamadım ve durup dururken Öküz Herif'e whatsapp'den "napıyorsun?" diye yazdım. O da hemen çevrimiçi oldu ve onun çevrimiçi olmasıyla kalbim küt küt atmaya başladı. Acaba ne yazacaktı diye bir kaç saniye düşünürken az kalsın kafayı yiyecektim. Acaba yine hiçbir şey olmamış gibi konuşacak mıydık? Sanki her gün saatlerce yazışıyormuşuz gibi, kendimizi klasik bir muhabbetin içinde bulacak mıydık?
Kafamda deli sorularla rahat bi 5 dakka geçti ve o çevrimiçi olmasına rağmen hiçbir şey yazmadı. Sonra ben aradan 10 dakika geçtikten sonra bu sefer de "nasıl gidiyor" diye yazdım ve o yine çevrimpiçi oldu, ama yine bir şey yazmadı. Öyle karşılıklı çevrimiçi bir şekilde bir kaç dakikanın ammına koyduk. Daha doğrusu bir kaç dakika benim ammıma koydu. Çünkü o yine bir şey yazmadı ve ben bu sefer de az önceki cümlenin arkasına koymayı bilerek unuttuğum soru işaretini "?" yazdım. Ama o yine cevap vermedi. Sonra çevrimdışı oldu, tahminimce anasının ammına gitti.

Sonra telefonu kanepeye atıp buzdolabından sıcak yenebilecek şeyleri çıkarıp soğuk bir şekilde atıştırmaya başladım. Bir kaç bardak su içtim, bir kaç defa tuvalete gidip klozetin tepesinde hayat muhasebemi yaptım. Gece yarısına kadar bir kaç slow şarkı daha dinleyip, aralarda da Öküz Herif bir şey yazdı mı diye telefonu büyük bir umutla kontrol edip durdum. Ama yok, tık yoktu. Sonra da uyuya kalmışım. Gerisini hatırlamıyorum.

Sabah uyandığımda telefonum başucumdaydı. Büyük bir umutla telefonu açtım ama yok. Yine bir şey yoktu. Öylesine biraz uzandım. Neden ona yazdım ki, hatta neden telefonunu silmemişim ki? Sonra durdum her şeyi silmeye karar verdim ve whatsapp konuşmalarımızı silip, ardından da hiç numarasına bakmadan telefon defterinden onu sildim. Çünkü eğer bir an telefon numarasına bakarsam, amına koyduğumun fotoğrafik hafızam hemen numarayı kayıda alacaktı ve ben bugün sırf bana yanıt vermediği için telefon açıp küfür edebilirdim, hatta whatsapp'den ona ağzıma gelen tüm kötü küfürleri, ana bacı, kardaş yandaş demeden akşama kadar yazabilirdim.

Aslında yalan söyledim. Telefon numarasını, küfür etmekten korktuğum için değil, ona tekrar yazmaktan korktuğum için sildim. Çünkü ona karşı bir şey var içimde. Bitmek de bilmiyor, gitmek de bilmiyor. Hani numarasını sildim ya, artık bir şey yazaman. En son ne zaman çevrimiçi olmuş bakamam. Zaten şu son 3 haftadır her fırsatta birileriyle yiyişiyor olmama rağmen, sürekli onun en son ne zaman online olduğuna bakıp duruyorum. Anlamsızca geliyor. Anlamsız da zaten. Ki bende mantık aramak hata zaten.

Sahi neden cevap vermedi. Ben onun için neden bu kadar değersizim, ne yaptım ki ben ona. Kendim olmaktan başka bir şey yapmadım ona. O ise kendisi olmak dışında her şekilde davrandı bana. En son ayrıldığımızda bile bir reklam filmindeymiş gibi zoraki bir gülümsemeyle bakıyordu bana. Aslında haklı da. Sonuçta günümüz dünyasındaki her şey imaj üzerine kurulu ve insanlar zayıf görünmek istemiyorlar. Hep mutlu, hep güçlü görünmek zorunluluğuyla yaşıyorlar. Yaşamak zorundalar da. Tıpkı bir dağ kadar büyük ve güçlü. Oysa dağlar duygusuzdur. Öylece dururlar.

özetle: cık olmadı. ona yazmamalıydım. Güçlü olduğumu, onsuz ayakta durduğumu, durabildiğimi bilmeye devam etmeliydi. Yanlış yaptım.
Keşke biraz olsun; insanlara güçsüz görünmekten korksaydım. Keşke güçlü görünmek gibi bir takıntım olsaydı. keşke..

5.04.2013

Slm, nbr, anışalım mı?-5- (Final Bölümü)

Bu yazı şurdan geliyore: şuraya tıkla
İşte yalnızlık böyle bir şey. Aslında belki hiç sevmeyeceğin insanlarla tanışmak belki onlardan birinin canı, ya da belki onlardan birini alıp göğüs kafesinin içine sokup kendi canın yapma isteğiyle tutuşursun. Bu yüzdendir sokakta hiç tanımadığın insanların gözlerinin içinde kaybolup gitme arzusu, yoksa niye bakasınki elin yabancısının gözüne gözüne.

Ama olmadı. Zaten milyonlarca nüfusu olan bir şehirde canı olacağın birini bulamadıysan, ya da canın olacak birini bulamadıysan belki de pılını pırtını toplayıp siktir olup gitme zamanın gelmiştir. Zaten gitmekten başka elimden bir şey gelmez. Yani korkağın tekiyim. Kaçmayı çekip gitmeyi, herkesten daha iyi bilirim..

İşte geçenlerde; tanıştığım insanları yazıp durdum ve madem onları yazmıştım, bir de sonuç olarak ne oldu onu yazayım istedim. İşte sonuç olarak olanlar;


Sırık: Onunla zaten bi sik olmazdı bizden. Ben de hemen eledim onu. Hiç oyalanmadım, onu da hiç oyalamadım. Zaten kimseye umut vermeyi sevmem. Birde umut verilmesini sevmem.

Yogi: Sanırım hayatımın erkeği kavramına uyan tek kişiydi o. Ya da ne bileyim onunla konuştuğumuz, görüştüğümüz zaman ben öyle hissediyordum. Zaten pek sık görüştük. Her gün saatlerce konuş, fırsat bulduğun her an yazış, haftada 3 gün buluşup saatlerce gez toz. Hı hı işte böyle. Ama sonra bir şeyler oldu, hareketlerinin çok yavaş olduğunu farkettim. Sonra da benden kaçtı gitti. Peşinden koştum yetişemedim. Nefessiz kaldım, durdum.
Sonra bi gün hiçbir şey yazmadım. İkinci gün de hiçbir şey yazmadım. O da yazmadı. Üçüncü gün "nasılsın" dedim "iyiyim sağol. sen nasılsın :)" dedi. "İyiyim ne olsun" dedim.
Hiçbir şey olmamış gibiydi. Bende bundan rahatsız oldum ve "sanırım zorlamanın bi anlamı yok. zaten öyle görünüyorki bizden bi sikim olmaz" dedim ve o hemen offline oldu.
Bir kaç saat sonra döndü geldi. Uzun cümleler arasına "evet bizden bir şey olmaz"ları sıkıştırmıştı.
"evet bizden bir şey olmaz"ları uzun cümlelerinin arasında kaybolmalarına rağmen, göze en çok da yine onlar çarpıyordu. Zaten uzun uzun yazılmış olan cümlelerin arasında oyalanmanın bi anlamı yoktu. Çünkü yalanları anlayacak yaştaydım. Onları okuyarrak zaman kaybetmemeliydim. Özetle "sen iyi birisin, ben ilişki istemiyorum. sex istiyorum" diyordu. Bende ona "ilişki yoksa, sex'de yok" dedim kısaca. O da bunun üzerine "ama hayatımda kal, senin gibi birini bulmuşken kaybetmek istemiyorum" dedi. Bende "istediğin zaman yaz, istediğin zaman söyle buluşalım. ama unutma hayatında kalıyor olmam; seni bi gün sikeceğim anlamına gelmesin." dedim, o da bana büyük harflerle "TERBİYESİZ" dedi.  Sustum. Cevap verip terbiyesizliğimi bozmak istemdim. O yazıncaya kadar da cevap vermiycem.

EdizHun: Adamın ayrıldığı her sevgilisi, en fazla 2 ay sonra ölüyordu. Bu yüzden onunla olmazdı. Çünkü henüz çok gencim. Birinin canımı almasını istiyorum ama o kişi azrail değil.

Kültür mantarı: Bu adam fazla akıllı. Oysa aptallık diye eğlenceli bir olay varken, neden akıllı birine bulaşayım ki?
Birde insan bazen cahil gibi dolanabilmeli. Her şeyi kitabına göre yaşamayı bi kenara atabilmeli. Ama bu adamda yok. Resmen bir çamaşır makinesi gibi yaşıyor. Her şeyi planlı programlı ve bu durum; midemi bulandırıyor. Zaten bende ona göre çok ipsiz sapsız biriydim. Hiç hoşlanamadık birbirimizden. Başlatmadık, bitirmedik. Öyle hayatlarımızdan gelip geçtik.

Engin Altan Düzyatan nickli adam: Adam tasarımcıydı, ama ikimizde aynı telden çalınca uyuşamadık ve bir daha görüşmedik. Aslında bana kalsa tekrar görüşmek isterim. Ama iş sadece bende bitmiyor :)

Çocuk: Aramızda büyük bir aşk olacak sandım. O da öyle sanmıştı, ama olmadı. Öyle arkadaş olduk, birbirimizin hayatılarnda kaldık.

Kır Saçlı: Hoş biriydi. Hatta allah'a sipariş versem anca bu kadar olurdu. Ama onun yaşı ilerde, benim ise yaşım geride. Hani yaş'a takan biri de değilim, ama yani o da yaşı itibariyle çok fazla mantıklı düşünüyor. Yani o bu kadar mantıklı düşünürken ona yetişmem biraz zordu. Zaten yapamadık. Öyle işte arkadaş gibi bir şey olduk. Arada bir mesajlaşıp, hal hatır soruyoruz.
Oysa benim yaşıma inse, her şeyi bu kadar doğru ve kusursuz yapmamı beklemese benden. Her şeye bir açıklama istemese, her şeyi allah gibi yönetmeye kalkışmasa; bence, biz onunla birbirimize çok yakışırdık. Ama olmadı,  yakışmadık.

Musevi: Keşke tanışmasaydık dediğim tek ibne. Salak ya, hala aklıma geldikçe küfrediyorum piçe.

Sarışınım: İnstagram güzeliydi. Ama işte instagram'ın efektrleri gerçek hayatta yoklar. Valla olsa bu adamlar her şeyiyle de uyuşur, güzel güzel yaşayıp giderdik. Naapalım, sağlık olsun.