19.03.2012

bana bir şeyler oluyor ihihihi

İhtiyar dedim dedim ne oldu? ha ne oldu. Tabiki yalan oldu. Aslında yalan olmadı, sadece hayatıma giren herkes gibi o da bi köşemde yerini aldı. Yani bi bok olmadı. Bazen buluşup bir şeyler yiyip işiyoruz. Bazende gecenin bi yarısında birbirimize cam açıp osbir falan çekiyoruz. Bundan daha fazlası yok. Hem tanımadığım adamların bedenlerine bakıp, onları siktiğimi düşünerek osbir çekeceğime, bir kaç ay boyunca yanıp tutuştuğum birinin bedenine bakıp sikini ağzımdan hiç çıkartmadığımı düşünerek osbir çekmek daha iyi.

İhtiyar'la arkadaş kalmakla iyi mi ettim, kötü mü bilmiyorum ve aslında şöyle eğri büğrü oturup, doğru dürüst düşündüğümde doğru yaptığımı düşünüyorum. Çünkü sonuçta adamın kendisinden başkasına zarar veremeyeceğinin fazlasıyla farkındayım. Bir de abi adamın kafası net, neyi neden istediğini gayet iyi biliyor. Ne istediğini bilen insanlardan zarar gelmez. Çünkü ne istediklerini sana fazlasıyla belli ederler ve sen de ona göre oyuna ya dahil olursun, ya  da işine gelmez oyundan çıkar siktir olursun.

Her neyse, ihtiyar'la ilişki, anlamına dönüp bakacak olursak zaten ondan bana bi bok olacağı yoktu. Adamın aklı fikri başkalarındaydı ve ben onun için sadece "iyi biri"ydim. "iyi biri" olduğum için de hala hayatında bir yerlerdeyim. Yalnız o beni hayatına almış gibi görünsede, aslında ben onu hayatıma almış gibiyim. Gerçi şimdi düşününce bunun hiç bir öneminin olmadığını anlıyorum. Sonuçta ikimizde bu konuda aynı şeyleri düşünürken, hangimizin kimin hayatında yer ettiğinin ne önemi varki? Bence hiç.
İşte bu yüzden onunla geçen aydan bu yana sadece iki arkadaş olarak kaldık.
Bi de "iyi biri" olmaktan nefret ediyorum. Çünkü ben aşık olmak istiyorum, iyi biri değil.

Zaten tüm sevgili adaylarımla arkadaş olup çıkarım. Yediğim boklar, hissettiklerim de yanıma kâr kalır. Sonradan dönüp ne kadar aptalca hislerle yanıp tutuştuğumu görünce, kendime o kadar kızıyorumki o an hemen bi hayvanat bahçesine gidip kendimi gergedanlara siktiresim geliyor. Ama hepten mundar olmıyım diye bunu yapmıyorum.
Neyse durum böyleyken, bende bu arada başkalarıyla görüşmeye devam ettim. Sonuçta aşk denilen şey, ilgiye bağlıdır. Birinden ilgi göremiyorsan istediğin kadar yan tutuş, geriye sadece küllerin kalır ve o yanından o kadar hızlı geçerki rüzgarı seni darmaduman eder. Bende hepten bitmemek için tutunacak başka bir yarrak aradım. Ve tabii buldum da. Zaten günümüz dünyası yarraklar sayesinde ayakta duruyor. Yarrak denilen şey olmasa yaşam son bulur, hayatımız alt üst olur.

Neyse ya ben neler diyorum. İşte baktım ihtiyarla bi bok olamıycaz, ben ona "seni seviyorum lan" dedikçe o götünü dönüp pişmiş kelle gibi "ihihihi" yapıyor, bende kararımı verdim ve geçen ay netten yazışmaya başladığım biriyle tanıştım. Hoş beş falan derken baktım adam baya düzgün ve efendi bi tip. "Hadi tanışalım" dedik ve böyle az romantik bi yerde buluşup gezinmeye başladık. O günde allahın en bereketli günlerinden birine denk gelmişiz, ufaktan ufaktan kar yağıyordu. Sadece kar değil, hava da öyle bi soğuktuki, anamın deyişiyle kâfir bile o soğukta müslüman olurdu. Yani o derece soğuktu. Bi yandan kar yağıyor, bi yandan biz onla konuşuyoruz, bi yandan benim botlar su çekiyor ayaklarım sırılsıklam olmuş, götüm dondu donacak, o ise giymiş montu, sarmış atkıyı, elinde eldivenler, başında bi örgü şapka, ben onun yanında kondomsuz sik gibi kalıyorum. Böyle adama da ayıp olmasın diye bir şey diyemiyorum, ama üşüdükçe de üşüyorum. En sonunda dayanamadım ve "ya ben yoruldum, şurda bi kahve içelim" dedim ve o daha gıkını çıkaramadan kafeye doğru yürümeye başladım. O da sağolsun düzgün efendi bi tip olunca ardımdan geldi, içeri geçip kahve istedik. Kahveler gelirken bende iyice yayıldım, ohh sanki dersin babamın mekânı.

Neyse, efendime söyliiyim; ben işte böyle yayılırken, o da konuşacak bir konu açma telaşıyla hemen farklı ülkelerdeki sikiş maceralarını anlatmaya başladı. Bende ağzım açık dinledim de dinledim. İçimden de "öff bu ne mal yaw" deyip durdum. Ama yani öküz, hayvanoğluhayvan insan böyle bi konu açacaksa bile biraz tanışır değil mi, ama yok bu benden daha mal çıktı. Mübareğin gitmediği ülke de kalmamışki. "niye bu kadar çok geziyorsun" diye sorduğumda da "ya akşama kadar çalışmaktan, gün boyu kazandığım parayı yemeye fırsat bulamıyorum, işte bu yüzden bende yılda 2 defa tatile çıkıp hepsini bitirip geliyorum" diyecek kadar da dürüst ve aptal. Ayy dur devamını sonra yazıyım. bu aralar yazarken sıkılıyorum.

15.03.2012

Sorunlu olan biri varsa o da; kendisine öğretilen her şeyi olduğu gibi kabul eden insanlarda

Geçen yıl sonbahar da; toprağın daha ilkbahar aylarındayken kökleri kendi içinde olan her bitkiyi yeşertmek için en uçlarına kadar hayat aşılayıp, sonbaharda ise; verdiği tüm hayat enerjisini içine çekip, tüm yaprakların dökülmesi için elinden geleni yaptığı günlerde, bende içlerinde ve içimde olan adamların yüzüne bakıp, bi yandan da kendi içime doğru siktiri boktan bi adım atmış ve sonrasında da sex bağımlısı adi pezevengin teki olduğumu farkedip hastanelerden birine gitmiştim. Sağolsun pisi pisikiyatrist hanım beni daha iyi bir devlet hastanesine yönlendirmiş ve onların yardımcı olacağını söylemişti. Bende öyle yapıp daha iyi bir hastaneye gitmiştim.

Orda da kurul murul derken bir pisikiyatriste göndermişlerdi. Pisikiyatristin sekreteri falan sağolsun "burasının türkiye olduğunu ve zaten halkın yüzde 69unun sorunlu olması bi yana, burasının devlet hastanesi olmasından dolayı randevuyu anca ilkbahara alabileceğimi, ama isterse bu arada özel pisikiyatriste gidebileceğimi" söylemişti ve dediğinde de haklı çıktı. Çünkü aradan aylar geçmesine rağmen arayan soran yoktu ve ben daha çok bekleyecektim. Beklerken aslında şunu farkettimki, ben pisikiyatriste giderken sadece konuşacak birilerim olsun diye gidiyordum. Hani tamam çok fazla sikiştiğimden rahatsızlık duyuyordum ama sorunum bi tek çok fazla sikişiyor olduğum değildi. Çünkü bilinçaltım beni; olduğum gibi, önyargısızca dinlemeye hazır  birileriyle konuşturabilmekti. Sonra bunu farkettiğimde, bi kaç gün bu konuyu düşündüm ve en sonunda "sikerim lan beni önyargısızca dinlemeye hazır birini bulabilme umutlarını, olduğum gibi, anladığım gibi, hissettiğim gibi konuşmaya ve yaşamaya başlıycam" dedim ve öyle yaptım.

Hani eskiden de öyleydim ama biraz daha çekingen, biraz daha içine kapanıktım. Söyleyeceğim şeyi biraz düşünüp derdim. Şimdi ise düşünmeyi tamamen bi kenara attım. Yanlış anlayan varsa da anlasın ammına koyim. Tabii durum böyleyken herkesle sorun yaşamaya başladım. Çünkü kimse seni olduğun gibi kabullenmiyor. Herkes seni yüzündeki maskeyle hayatına almaya hazır halde bekliyor. Elinde yüzüne takacak bir masken yoksa, sik gibi ortada kala kalıyorsun. Kimsesiz ve tek başına. İnsanlığın karşısında yalnızlık gibi onu darmaduman eden bir olay varken de, kimse maskesiz yaşamayı kaldıramıyor. Maskelerin yalnızlıklarımızı yok etmek için büyüdükçe büyüdüğü şu yüzyılda olmasa bile, belki bir sonraki yüzyılda insanlar yüzlerinde maskeler olmadan da yaşayabilmenin, yalnız kalmamanın bi yolunu bulucaklar. Ama o zamana kadar ben tahtalı köyü boylamış, cehennemde cayır cayır yanıp tüm günâhlarımdan arındığım için de cennette keyif çatıyor olucam..

Şimdi mi? artık birilerinin bana kırılmasını pek umursamıyorum. Siktir et kırılırsa kırılsın. Çünkü ben insanları kırmak için bi şey yapmıyorum. Ama onlar; kendilerine dayatılan şu sikimsonik ucuzluktaki hayat şartlarına kendilerini kaptırdıkları için çok sertler ve bende onların bugüne kadarki alışmış olduklarının tersine hareket etmeye başladığım için kırılıp dökülüyorlar. Suç benim değil, suç; kendilerine dayatılanı, kendilerinden bir şey katmadan olduğu gibi kabul ettiği için sertleşip kırılanlarda. Kendilerine bir şeylerin dayatılmasına ses çıkaramayanlarda. Durum böyle olunca da kırılganlıkları bana karşı değil, işlerine gelmediği için farketmeselerde; sadece kendilerine..

Neyse kırılganlık mırılganlık derken, sikiş bağımlılığı konusuna dönecek olursak; geçen hafta "acaba ne oldu" diye merak edip kalktım hastaneye gittim. Doktorun kapısında "tatildeyim" notunu görünce kızdım ve biraz fırçalarcasına bir not yazıp kapının altından içeri atıp geldim. Amcık tatil tabiki hakkın, ama 5 aydır aramıyorsan sikerim tatilini. Ben böyle rahatlamış halde 1 hafta ortalarda dolanınca bi baktım telefonum çaldı. Doktor hanım sabah 09:45de randevuya çağırıyordu. "Tamam" deyip ertesi gün patrondan izin aldım ve gittim.
Karşımda böyle gencecik, güleç yüzlü, bi deri bi kemikten oluşan hanım hanımcık bi karı buldum.
Selam sabah derken "bana kendini anlat" dedi. Bende "işte gördüğün gibiyim" deyip koltukta oturmakta olan bedenimi gösterdim. Gülümsedi ve konu başladı. En sonunda "artık sex bağımlılığını aştığımı ve artık eskisi gibi sikişmediğimi" söyledim. Tabii eskisi gibi osbir de çekmediğimi ekledim. Sonra bir şeyler daha konuştuk ve bu arada bana arkalı önlü bir kağıt doldurdu. Ordaki sorular sürekli eşcinsellikle alakalı olunca bende "eşcinsel olduğum için mi sorunlarım var" diye sordum ve o da bunun üstüne "sorunlu olduğunu mu düşünüyorsun" dedi. Bende "hayır sorunlu olduğumu düşünmüyorum. ama kağıtta çok fazla eşcinsel ibaresi geçiyor, bunun için böyle bir soru sordum" dedim. Bu sefer doktor hanım atağa geçti ve "peki kendini ne olarak tanımlıyorsun" diye sordu. Bende "kendimi bir erkekle yattığım için eşcinsel, veya bir kadınla yattığım için heterosexüel, veya her iki cinsle yattığım için bisexüel olarak tanımlamıyorum ve bu gibi tanımlamalardan da rahatsızlık duyuyorum" dedim. Bunun üstüne o "ama biz sizi bunlardan biri olarak tanımlıyoruz" dedi. Bende "sizin beni ne olarak tanımladığınızın bi önemi yok, ben kendimi her hangi bir şey olarak tanımlamıyorum ve bu gibi tanımlamaları da kabul etmiyorum" dedim, o da güldü =)

Sonra da, şimdi hatırlamadığım bi şeyler daha konuştuk ve bana 1 hafta boyunca benim terapiye gelip gelmemem konusunda bir karara varmam gerektiğini söyledi. Bende bunu düşünemeyeceğimi, çünkü artık bu tür şeyleri pek önemsemediğimi ve önemsemediğim için de daha kapıdan çıkacağım an konuyu unutacağımı söyledim. Ben böyle diyince doktor hanım güldü, bende güldüm ve o "sekreterden telefon numarasını al, düşün beni ara" dedi. Bende gülümseyip "tamam" dedim ve teşekkür edip kalktım. Beni kapıdan geçirirken sekreteri de dışarı çıkmıştı, ona da teşekkür edip sırtımda çantayla seke seke merdivenleri indim ve binadan çıktığımda sekreterden telefon numarasını almadığımı ve doktorun da özellikle sekreterden telefon numarasını alıp almayacağımı merak ettiği için arkamdan baktığını anladım, ama siktir ettim.

13.03.2012

hepimiz aynı beklentiler içine girip, aynı yalanlarla kandırılıyoruz..

Bloga bi şeyler yazmak için girip, sayfayı her açtığımda içimde; gay bi müslüm gürses, dişi bi gergedan, kızgın hetero bi bülent ersoy ve daha ne olduğunu çözemediğim bir kaç ağlak karakter daha ortaya çıkıp duruyor. Bende artık ağlak şeyler yazmaktan bıktığım için, yazmak yerine sayfayı açtığım gibi kapatıp duruyorum. Bıktım abi artık ağlak şeyler yazmayı, çünkü dışarda kocaman eğlenceli bir dünyam var ama buraya geldiğim an elinden mendil düşürmeyecek kadar sık ağlayan birine dönüşüyorum. Ne bu ya alla alla. Tamam hayatım dört dörtlük değil, ama yani bende bunu çok takan biri değilim ki? Valla böyle sikinin keyfine göre yaşayan biriyim. Ama işte buraya girip bir şeyler yazmaya başladığım an ağıt yakmaya başlıyorum. Sanki dersin benden başka hayatında kötü şeyler yaşayan kimse yok, sanki dersin herkesin hayatı dört dörtlük de, bi benimkinde sorun var. Öğğğğ kendimden bıktım yeminlen.

Hele bi de bazen dönüp önceki yazdıklarımı okuyunca kendi kendimi boğasım geliyor. Abi nasıl ağlak şeyler yazmışım öyle anam anam anam. Sanki dersin dünya da bi tek ben kötü şeyler yaşıyorum, sanki bi baltaya sap olamayan bi tek ben varım, sanki bir tek ben kazık yiyorum, sanki dersin benden başka kimseye "seni seviyorum" denilip götü sikilmiyor.
Yok biliyorum, oralarda bi yerlerdesiniz ve hep beraber aynı şeyleri yaşıyoruz. Saklanmayın anam, acılarınızla barışın ve bana acılarınızı anlatınki kendimi yalnız hissetmiyim. Acı çektiğinizi bana söyleyin ki, sizin acılarınız acılarımı hafifletsin ve ben bundan piskopatça bir zevk alıp "ehehehehe bi tek sikilen ben değilim" diye içten içe gülebileyim. Ama yok, kimse anlatmıyorki. Kimse anlatmayınca da bi tek ben yaşıyomuşum kafasına girip burda "ühühühühü dün gece adamın biri bana "seni seviyorum" dedikten sonra beni bi güzel sikti, sabah da bırakıp anasınına ammına gitti" gibisinden şeyler yazıp duruyorum.
Abi hayat bu, anladım. Ve şimdi hepimizin yaralarını daha iyi görüyorum. Çünkü hepimiz aynı beklentiler içine girip, aynı yalanlarla kandırılıyoruz..