13.03.2012

hepimiz aynı beklentiler içine girip, aynı yalanlarla kandırılıyoruz..

Bloga bi şeyler yazmak için girip, sayfayı her açtığımda içimde; gay bi müslüm gürses, dişi bi gergedan, kızgın hetero bi bülent ersoy ve daha ne olduğunu çözemediğim bir kaç ağlak karakter daha ortaya çıkıp duruyor. Bende artık ağlak şeyler yazmaktan bıktığım için, yazmak yerine sayfayı açtığım gibi kapatıp duruyorum. Bıktım abi artık ağlak şeyler yazmayı, çünkü dışarda kocaman eğlenceli bir dünyam var ama buraya geldiğim an elinden mendil düşürmeyecek kadar sık ağlayan birine dönüşüyorum. Ne bu ya alla alla. Tamam hayatım dört dörtlük değil, ama yani bende bunu çok takan biri değilim ki? Valla böyle sikinin keyfine göre yaşayan biriyim. Ama işte buraya girip bir şeyler yazmaya başladığım an ağıt yakmaya başlıyorum. Sanki dersin benden başka hayatında kötü şeyler yaşayan kimse yok, sanki dersin herkesin hayatı dört dörtlük de, bi benimkinde sorun var. Öğğğğ kendimden bıktım yeminlen.

Hele bi de bazen dönüp önceki yazdıklarımı okuyunca kendi kendimi boğasım geliyor. Abi nasıl ağlak şeyler yazmışım öyle anam anam anam. Sanki dersin dünya da bi tek ben kötü şeyler yaşıyorum, sanki bi baltaya sap olamayan bi tek ben varım, sanki bir tek ben kazık yiyorum, sanki dersin benden başka kimseye "seni seviyorum" denilip götü sikilmiyor.
Yok biliyorum, oralarda bi yerlerdesiniz ve hep beraber aynı şeyleri yaşıyoruz. Saklanmayın anam, acılarınızla barışın ve bana acılarınızı anlatınki kendimi yalnız hissetmiyim. Acı çektiğinizi bana söyleyin ki, sizin acılarınız acılarımı hafifletsin ve ben bundan piskopatça bir zevk alıp "ehehehehe bi tek sikilen ben değilim" diye içten içe gülebileyim. Ama yok, kimse anlatmıyorki. Kimse anlatmayınca da bi tek ben yaşıyomuşum kafasına girip burda "ühühühühü dün gece adamın biri bana "seni seviyorum" dedikten sonra beni bi güzel sikti, sabah da bırakıp anasınına ammına gitti" gibisinden şeyler yazıp duruyorum.
Abi hayat bu, anladım. Ve şimdi hepimizin yaralarını daha iyi görüyorum. Çünkü hepimiz aynı beklentiler içine girip, aynı yalanlarla kandırılıyoruz..

24.02.2012

şey ıııımmmm şey

Şehrin en soğuk mahallesinde yaşıyordu. Çünkü burdaki insanların gülücüklerinin hepsi önceki yıl çıkan yangında yok olmuştu ve o günden bu yana kimse gülmediği için mahalledeki soğuk hava dalgası temmuzun ortasında bile kırılmamıştı. Aslında evlerden birine yeni gelin gelen 16'lık kadınlardan biri bi kaç ay önceki doğumda dünyaya getirdiği bebeğinin çığlıkları yüzünden biraz tebessüm eder gibi olmuştu ama ona çevrilen sert bakışlar, tebessümünün gülücüğe dönüşmesini önleyip anında yok etmişlerdi.

Şehrin diğer mahallesindeyse kimse ağlayamıyordu. Çünkü bi önceki yaz çıkan kuraklıkda herkes yağmur duasına çıkıp gözyaşlarını ekinleri yeşertmeleri için tanrıya ödünç vermişlerdi. Tanrı göz yaşlarını toplayıp yağmur olarak veriyordu onlara.
Mahalledeki küçük çocuklardan biri babasının onun başını okşamamasından dolayı bi ara ağlar gibi olmuştu, ama babası dönüp gülümseyerek ona baktığında çocuk susmak zorunda kalmıştı...

Not: Hikaye yazıyım dedim ama devamını getiremedim. Takıldım kaldım. Demekki hikaye yazmakla, aylardır yıkanmayan çiş kokulu yataklardaki sikişmelerini yazmak arasında dağlar kadar fark var.

17.02.2012

bla bla bla..

Artık bir şeyler yoluna girsin istiyorum. Yaşadığım kararsızlıklar, yediğim boklar, sıçtığım anlar artık bitsin istiyorum. Yalnızlık ne kadar zordur bilir misin? Hiç olmadık anda intihar'ı düşündürtür sana. Koca evde tek başına dolaştığın her an, dünyaya tek geldiğini ve tek başına yaşayıp, sonra da tek başına öleceğin korkuları teslim alır zihnini ve sonrasında da bedenini, beş para etmez bi bok çuvalından ibaret görmeye başlarsın.

Evin en sessiz köşesi dile gelir. Salonda yürüyen karıncaların ayak seslerini işitirsin, sivri sinekler vızıldamayı bırakıp seninle konuşmaya başlarlar, ibne hamamböcekleri sık sık sabunlarını düşürdüklerinden olsa gerek banyodan hiç olmadık sesler gelir. Mutfakta tabak çanak ne varsa, gecenin bi yarısı sebepsizce dile gelirler. Onlar dile geldikçe, sen korusa korusa sadece odanın soğukluğundan koruyacak olan, ama buna rağmen senin ona korkudan; bir zırhmış gibi davranmaktan geri kalmadığın yüzdeyüz pamuktan yapılmış olan battaniyeye daha bi sıkı sarınırsın.

Yaşın ilerledikçe daha bi korkarsın ölümden. Bazen osbir çekerken aklına "ya şu an ölürsem ve sikim elimde kaskatı kesilmiş bi halde beni böyle bulurlarsa ne olacak" diye düşünmeden edemezsin..

Zaman, hiç sormadan bir şeyler alıp götürür senden. Hiç farketmezsin. Bi sabah kendini 30'unda bulursun. "Onca sene nerde?" diye hesap soracak kimsende yoktur. Hayatına girip girip çıkanları düşünürsün, kimsesiz kalışının sebebini kendi huysuzluğuna bağlarsın.
Allah diye birini aramaya, bir şeylere inanmaya ihtiyaç duyarsın. Hiç bir şey bulamadığın için kendine sarılırsın..

Var'la, yok arasındaki gidip gelmelerin, tıpkı bir orospunun altına girdiği yakışıklının onu bu hayattan çekip kurtarması hayallerine dalıp gitmesi gibidir. Ne kurtulan olacaktır, ne de kurtacak kimsesi vardır. Zaten yakışıklının gözünde, altındaki orospunun bomboş bir çuval'dan başka bir anlamı olamaz. Orospunun sadece bir kaç dakikalık sultanlığı vardır. Boşaldıktan sonra biten ve bir çöp bidonuymuş gibi dönüp bakılan. İçine girip çıkan her erkek, ona sadece doğmayacak bir kaç piç bırakır.

Belki aynı orospuyu, aynı ailenin tüm bireyleri sikmiştir. Kimbilebilirki? Olabilir yani; sonuçta önemli olan orospunun amcığının ederini karşılayabilmek değil mi? abi dün sikmiştir, kardeşi bugün sikecektir, babası önceki hafta gelmiştir, amcası ayda bir, dayısı her 2 günde bir sikiyordur bu orospuyu. Aynı orospu akraba olduklarını bilmedikleri birbirinden yakışıklı onlarca kişiye umut bağlayıp durur. Bir mal olan orospunun canı yanmaz artık, çünkü sadece amı değil, canı da hissizleşmiştir. Gözyaşları da yoktur onun, duygularını kaybedeli yıllar olmuştur. Tıpkı susmayı öğrettikleri gibi, ağlama'mayı da öğretmişlerdir. Zaten onca ağlamadan sonra temizlenen ve sonra tekrar kirlenen gözler artık ağlayıp ağlamamak arasında gidip gidip gelir. Karasızlıkların en büyüğü de budur. Ağlasam mı, yoksa ağlamasam mı?..

Dışarda kocaman kahkahalar patlatırsın, mutluluğun kıskanılır. Oysa bilmezlerki eve dönüp kapıdan içeri girdiğin an yıkılıp kalmışsındır. Kimse bilmez nelerle savaştığını, hangi gülümselerinin gerçek, hangilerinin sahte olduğunu. Hayat sana sadece iyi rol yapmayı öğretmiştir, başka da verecek bir sikim şeyi yoktur zaten onun.


Her yalnız kaldığında gülümsemelerinin yerini asık suratın alır. Yalnız başına kaldığın her an da için kan ağlar. Ve sen ağlamamak için asla yalnız kalmak istemezsin. Denize düşen yılana sarılır misali herkesi iyi biri olarak görürsün. Belkide asıl kötü benimdir diye düşünürsün. Hem bu kadar farklı fikrin, bu kadar farklı bakış açısının olduğu bir dünya da kimi kötü diye etiketleyebilirsin ki, kim asıl kötü olabilir ki? Sen mi, yoksa seni "aşkım" diye sikip, boşaldıktan sonra prezervatifiyle beraber sokağa atan mı orospuçocuğu mu?