9.10.2011

Kafası nereye, ben oraya

    Önceki günden eve kapanıp bol bol nette gezindim. Sonra iyice sıkılınca six feet under'ın 2inci sezonuna başladım. Gün içinde kır saçlı'yla akşama buluşmak için sözleştik ve akşam da çıkıp ona gittim. Cadde boyunca bir iki tur attık ve sohbet arasında 2 gay arkadaşının daha geleceğini söyledi. Bende bu duruma biraz bozulduğumu söyledim. Neden olarakta "daha biz seninle birbirimizi tanımıyorken, daha doğrusu yeni yeni tanışıyorken arkadaşlarınla neden şimdiden tanışıyım" dedim. Hani aslında bozulduğum şey biraz da emri vaki eder gibi davranılmasıydı. Çünkü "ben istedim tanışacaksın" havalarını kabullenen biri değilim. Birde sanki onun arkadaşlarıyla arkadaş olmak, tanışmak zorunluluğum varmış gibi davranılmasını da sevemiyorum. Bir şey olacaksa benim içimden gelmeli, biri beni bunu yapmaya itmemeli. Bunun aksi olduğu zaman ise, direktmen savunma mekanizmalarım düşman askeri görmüş atatürk gibi hemen harekete geçip sağa sola saldırmaya başlıyor.

    Bunu ona da söyleyince o "yok yok seversin arkadaşlarımı, dünya tatlısıdırlar" falan deyip bildiğini okumaya çalıştı  ve bende boşverip "okey" falan deyip geçtim. Sonra aradan bi yarım saat geçince geldiler. Tanıştık ettik falan derken bi yerlerde gittik. İlk gittiğimiz yer, gaylerin takıldığı bi semtti. Burda bir sürü sağlı sollu pansiyon, irili ufaklı otel, bol bol kıraathane, çay ocağı falan vardı ve herkes gaydi. Baya bildiğin gay semti gibi bir şeydi. İstiklal caddesinin o laçka rahatlığı, nişantaşının götü kalkık havası, kanyonun kendini beğenmiş ukala insanları ve cevahir'in o ezik "bakın ben bi bok oldum, artık tamamım" adlı görünmez etiketli şuh kahkahalı yapay nidalarından eser yoktu. Herkes gayet rahat ve kendi arkadaş ortamında takılıyordu.

    Kıraathanelerde insanlar okey oynuyor, yancılar meyve sularını yudumluyor, cadde boyunca dilenciler ve götünü siktirmek isteyenler aynı bakışlarla insanları süzüyordü. Etrafta bir sürü ekmek arası yapan irili ufaklı dükkan olduğu için de, cadde boyunca herkesin elinde ekmek arası acılı adana ve ayran, bakışlar şuhsuz ama samimi, kendinden emin bir hava vardı. Sevdim açıkçası bu semti, ama işte kır saçlı ve arkadaşları biraz sıkıcıydılar. Arkadaşlarından biri şişman, biri zayıfdı. Şişman olan o kadar çok soru sorduki artık tersliyordum. Abii ne bu ya karakola mı düştük, arkadaş ortamındamıyız nerdeyiz anlamadım. Hayır işte sevmediğim şey de bu zaten. Mesela biriyle daha tanışma aşamasındayken ikinci kişilerle tanışırsın ve onlarla bi yerlere takılırsın ve bu ikinci, kişiler sık boğaz ederek sürekli soru sorarlar.

    Hayır, tamam anlıyorum daha iyi tanımak için soruşuyoruz ama yani birazda akışına bırakmak lazım, karşındakini böyle taramalı tüfek gibi ard arda sorularla baymak doğru değilki. Zaten bi yerden sonra bende kayış koptu, klibarlığı efendiliği kenara bıraktım,  her sorduğu soruya karşılık ters ters cevaplar verdim ve ardından da "yaa kusura bakma ben böyleyim" adlı ukala havalarımı takındım. Öfff adamda çok odundu ya, terslememe rağmen siklemedi bile hala soruyordu. En son dayanamadım ve "hadi kalkıp bi tur atalım" dedim de kalktık. Ben ve kır saçlı kolkola girdik böyle tin tin yürüyoruz, o anda kır saçlı bana dönüp demez mi "seni böyle tanımıyordum" bende "zaten hiç tanışmadıkki, daha yeni yeni tanışıyoruz" dedim "aslında haklısın, ama bu yönlerini bilmiyordum" dedi.

   Bilmediğini söylediği yönlerim de işte benim kirli sakallı ve terli erkeklerden hoşlanıyor olmamdan bahsedişim, ayakkabı ve koltukaltı fetişim, piç yüzlüleri çekici bulmam ve onların peşinden ebelerinin ammına gidecek kadar takıntılı oluşum falandı. Çünkü sohbet esnasında böyle şeyler konuşuyorduk. Hayır ben normal bunlar diye konuşuyordum ama işte kır saçlı'nın hoşuna gitmemişti.  Aslında hoşuna gitmemişti değil de, biz onunla hiç bu tür şeyler konuşmayınca adama tuhaf gelmişti. O böyle deyince de, bende onun iyice gerçekten çok düz bi adam olduğuna emin oldum.

   Sonra bi çay ocağının önüne oturduk. Burda da insanlar zift gibi demli çaylarını yudumlarken bi yandan sigaralarını tüttürüp, bi yandan da işte böyle 2li, 3lü oturmuş konuşuyorlar falan. Bazen kırık biri sallana sallana gelip pansiyonlardan birine giriyor, başka bi kırık elindeki telefona "tamam cınım" diye söylenip çay içenleri süzdükten sora boşta olan eliyle saçlarını kulak arkasına doğru itip havasını atmış olarak yürümeye devam ediyordu. Bende bu arada hala şişkoya cevap yetiştiriyordum, kır saçlı da ağzı yarı açık beni dinleyip arada sohbete katılmış olmak için "seni tanımaya başlıyorum" falan diyordu. Sohbet benim üzerimden gittiği için sıkıcıydı ve bende o anda içimden kararımı verdim. Çünkü kır saçlı'yla sevgili olma hallerinin gereksizliğine inandım ve sonra kalkıp caddede turlarken onun bana sorduğu "bu akşam ne yapcaksın" sorusuna "sıkıldım yaaa, sanırım bara gidicem" dedim. O da durdu, düşündü falan.

    Çünkü bara gitmemi istemiyordu. Zaten sırf onla tanıştık diye bi haftadır hiç kimsenin yüzüne bile bakmadım, hatta bara bile gitmedim. Ama şimdi onunla ilişki şeysine dönüp bakınca ve "ıııh bizden bi cacık olmayacağına" emin olunca bara gitmeye karar vermiştim. Sonra laf lafı açtı derken bende ona "ya sanırım biz senlen ancak çok iyi 2 arkadaş olabiliriz" dedim, o da "neden" falan dedi. Sorusuna karşılık "abi çok düzgün bi adamsın, bense arızalardan hoşlanıyorum"la başlayıp 2 dakika içinde, şu anda hatırlayamadığım onlarca neden saydım ve o da "aslında haklısın" deyip sustu..

    Sonra ayrıldık falan ve ben bara gittim. Bi kaç tanıdık gördüm selamlaştık derken o anda bara yeni girmekte olan yuri'yle bakıştık ve geri dönüp yanıma gelerek selam verdi, bende tanıştım. Yanında bir arkadaşı daha vardı, adı melani. Ama kızın "ya ben onca erkeğin içinde tek olduğum için herkes bana bakıyor" havalarından o kadar sıkıldımki "eğer cidden rahatsız oluyorsan çıkalım" dedim, o da "erkeklerin onu mıncıklamasının onun için rahatsızlık vermediğini" söyledi "okey" falan deyip biz yuri'yle sevişe koklaşa geceyi ilerlettik. Yuri de sadece karşısındakini memnun etme ve kendini beğendirtme çabasıyla meşgul olduğundan, samimiyettten yüzlerce kilometre ötede, kendi yapaylığı içinde boğulduğu için beni görmiyordu bile. Bende onun bu yapay hareketlerinden iyice sıkıldım ve offlaya poflaya dans edip durdum.

   Sonra gecenin bitimine yakın gençten bi adamla bakıştık ve onu anında yuriyle karşılaştırdım. Yuri bardaki herkesin aksine leonardo de caprio havasındaydı. Ama kendini beğendirtme halleri yüzünden bana o kadar itici gelmeye başlamıştıki anlamatam. öhhhğğ midem bulanacak gibiydi. Sonra melanie'nin "kadın olduğum için sürekli beni taciz ediyorlar yaaaee" havalarına bakıp "sizden bi sikim olmaz" deyip diğerine doğru gittim. Ona doğru geldiğimi görünce hafifçe gülümsedi. Gülümsemesine karşılık verdim ve biraz geride durup başka yönlere baktım. Aslında böyle yaparak onun yanıma gelmesini istiyordum ve zaten öyle oldu. Gelip sakin bi ses tonuyla ingilizce bilip bilmediğimi sordu ve tanıştık.

   O anda yuri gelip bir şeyler söylendi. Türkçe olarak "siktir git ya" deyip etraftaki açların bakışları arasında biraz ittim ve diğerine odaklandım. Ben böyle yapınca yuri, melanie nin elini tuttup kalabalıkta gözden kayboldular. Evet yuri bardaki herkesin bakışlarını üstünde topluyordu ama, herkesin bakışlarını ne yapıyım, adamda bi yapaylık, bi kendini beğenmişlik, bi benden başka güzel yok havaları varki öhhh artık yeter diyesim gelmişti. Bu diğeri ise gayet dünya sikinde değilmiş havasında rahattı. Hatta ben ona doğru gittiğimde onunla konuşmak için kulağına bir şeyler fısıldayıp duran birini reddetti. Sonra biz tanışınca çocuk onun yanına gelip gitti ama bu sorry falan filan deyip durdu.

    Hayır durum böyle olunca bende kendimi dünya yakışıklısı falan sandım. Sanki dersin bu akşam bara girmeden önceki o ezik ben değilmişim gibi hissettim kendimi. Sonra tanıştık ettik falan derken sıkıldım çıkalım mı dedim ve çıktık. biz çıkarken ona asılan diğer çocuk da peşimizden barın kapısına kadar geldi ve ben dönüp "artık gelmesen iyi olur" deyip dik dik gözlerinin içine baktım, çocuk özür dileyip bara geri döndü. Bizde istiklal'e çıkıp iş bankasının önünde oturduk. Oturunca o benim fotoğrafımı çekmek istedi, bende "hayır" dedim "neden" dedi "çünkü götürüp turkiş gay diye etiketleyip, porno sitelere yüklüyorsunuz" dedim. Güldü. Bende güldüm, ama söylediklerimde ciddi olduğumu yineledim. Ama o sonra bi kaç defa daha ısrar edince bende sadece burnum ve ağzım görünebilecek şekilde bi tane çekmesine izin verdim. En azından fotoğrafların altında "türkiş gay, ağzı çok iyi sikilir" yorumları yalnız gelir.

     Fotoğraf çekiminden sonra öpüşmeye başladık. Caddede yürüyen insan müsveddelerinden bazıları analarının ammı açıktaymış gibi bakıp yanlarındaki arkadaşlarını dürtükleyerek bizi gösterdiler. Ulan hala iki erkeğin öpüşmesini normal göremiyorsunuzya sizin ben ecdadınızı sikiyim. ammına koduğumun malları.

    Bu arada aslında belkide tuhaf olan şey ben ve yanımdakinin yanyana oluşuydu. Çünkü o bi karış uzattığı top sakalları ve yanlardan kesitirp sadece tepede bıraktığı horoz ibibiği gibi saç tarzıyla ben ise gayet bildiğin düz tiplemeyle duruyorduk. Belkide insanlar onun ve benim bu halime ve sonrasında da öpüşmemize şaşırıyorlardı. Çünkü yanyana duracak iki tipten çok, aslında birbirlerinden kaçmaları gereken tipleri andırıyorduk. O daha anarşist, ben ise daha düz ve sisteme ayak uydurmuş bir görüntü sergiliyordum. Sonra bu bakışlardan rahatsız olunca kalktık.

    O "benim otela gel" dedi, bende "bilmem belki sonra" dedim ve caddede bir iki tur attık. İstiklal işte bildiğin ipini koparmış insanların toplaştığı tek yer. Sıkıldım ve "hadi gel otele gidelim" dedim. Otele gittik, benim için oda ayırtmak için resepsiyona gittik ama adam uyumuştui, bende ona sessiz ol dedim ve üst kata çıktım. O da kendi odasının anahtarını alıp geldi. Böylece otel parası vermekten kurtuldum. Sonra yatağa girip seviştik. Sevişme esnasında hiç zevk almadım. aslında uzun süredir sexten hiç zevk almıyorum. Hani eskiden bakışsam tahrik olup sikişmek isteyen ben, şimdiyse bi tek götümü siktirmediğim kalmasına rağmen yine de zevk almıyordum.

    Zevk almadığımı görünce, oyalanmayı bıraktım ve adamın götünü parmaklayarak osbir çekerken bi yandan da öpüşmeye başladık. Ben onu parmaklarken o "no no no" dedi ve bende parmağımı çıkarıp, bi yandan taşşaklarını avuçlarken bi yandan da öpüşerek boşaldım. Bu esnada o da boşaldı ve üstümüzü silip uzandık. Dönüp adama baktım; yüzüne, bana bakışlarına, dokunuşlarına, surat ifadesine odaklandım.

     Şu anarşist, başına buyruk görünüşünün altında sadece birine sarılıp uyumak isteyen bi çocuktan başka hiç kimse yoktu. Böyle bi hava sezince dayanamadım ve kolumu başının altına atıp iyice kendime çektim, iki elimle sarıp başını çenemin altına, ibibik gibi saçlarını karıştırırken bi kaç defa başını öptüm.

    Ben onu böyle öpünce, o daha bi sıkı sarıldı ve derin bi nefes alıp rahatladığını hissettim. Sonra o şekilde uyuya kaldık. Sabah uyandığımda ağzımdan akan su yastığı ıslatmıştı ve yastık o kadar kirliydiki öğğğk yani. Ama gece bi ara öpüşürken adamın sünnetsiz sikini ağzıma aldığımı hatırlayınca yastığın aslında o kadar kirli olmadığını ve midemin de boş yere bulandığını söyledim kendi kendime. Böyle söyleyincede midem bulantım geçti. O ise götüme sarılmış vaziyette uyumaya devam ediyordu ve onu böyle görünce bende kendimi pipisine iyice yapıştırmıştım ve öyle uyumaya devam ettim.

     Birinin bana arkadan sarılmasını o kadar çok seviyorumki anlatamam ve bunu hiç kimseye söylemiyorum. Çünkü ben sevdiğim şeyleri söyledikten sonra birileri sırf ben seviyorum diye bir şeyler yapma çabası içine girince her şey yapaylaşıyor, inanılmaz itici gelmeye başlıyor. O yüzden sevdiğim şeyleri beraber olduğum insanlarla paylaşmamaya çalışıyorum.

    Bi ara uyanınca kalkıp duş aldım ve giyinip onu öptükten sonra "si yu leydır" deyip odadan çıkıp aşağı indim. Resepsiyona yakalanmıyım acelesi yapıyordumki adamı, masanın diğer tarafında çipil çipil gözlerle bana bakarken gördüm. Hiç çaktırmadan sanki otelin normal müşterisiymiş gibi havalı bi ifade takınıp direk kapının önüne çıkıp gökyüzüne baktım. Yağmur yağıyordu ellerimi kaldırıp avuçlarımı açtım ve sanki bu sabah istanbul'da ilk gününü geçirecek olan turistin yağmur yağdığını görünce takındığı bir ifade takınıp olduğum yerde yağmurun beni ıslatmasına izin verdim. O anda aklımdan geçen şey gerçekleşiverdi, çünkü resepsiyon "günaydın" dedi.

    Resepsiyon "günaydın" demişti, ama ben gözlerimi kapatmış gökyüzüne bakıyordum ve duruşumu öyle bi ayarlamıştımki sanki yağmurdan başka hiç bir şeyin sesini duymuyor gibi entel bi hava takınmıştım. Oysa öyle değildi ve götüm yusuf yusuf atıyordu. Resepsiyonun yeri kapıya çok yakındı o yüzden içimden geçen boş verip gitmek yerine, durdum ve aklımdan geçen ikinci ihtimal gerçekleşti. Adam yanıma gelip günaydın dedi, gözlerimi açıp ellerimi indirirken en şirin, en tatlı halimle günaydın dedim. Adam çıkıyor musunuz dedi bende evet ya kahvaltı falan yapıcam dedim. Kaç numaraydı sizinkisi dedi bende o anda sabah mahmurluğundaymışım gibi bi ifadeyler ımm sanırım 2inci kattı deyip başımı kaşıdım. Kaç numara deyince 4 dedim. Anahtar vermediniz deyince aa oda da unuttum dedim ve adam üstkata çıkarken bende aceleyle ordan kaçtım.

    Şimdi evdeyim az önce kır saçlı  aradı "ne yapıyosun" muhabbeti döndü aramızda. Sonrasında da "bara gittin mi" dedi "evet" dedim. O arada ben bi iki defa üst üste uzun uzun esneyince "uykusuzsun galiba" dedi. "evet birazcık" dedim ve o da "niyee hayırdır" diye sorunca bende, gece bardan 03:30 gibi tanımadığım bi adamla çıkıp otele gittiğimi söyledim ve "bu yüzden biraz uykusuz olabilirim" dedim. Ben böyle diyince sesi bi anda çatallaşır gibi oldu "hımffs" falan yaptı ve "tamam" dedi. Bende "tamam" dedim ve "kendine iyi bak"larla telefonları kapadık.

   Hayır abi olmuyor ne yapıyım. adama ısınamadım ve onunda zamanını çalmak bana pek doğru bir davranış  gibi gelmiyor. Bide olmayınca insan kendini zorlamamalı yaw. Çünkü ısınamıyorken kalkıp zaman geçirmenin ve karşındakine boş yere ümit vermenin bi anlamı yok. Bilmiyorum ben doğru olanın bu olduğuna inandım ve o yüzden aramızda onunla ilişki şeysi olmayacak. Öyle işte.

8.10.2011

Top olduğumuz için olsa gerek, yuvarlanıp gidiyoruz işte.

    Bir kaç gündür lades gibi aklımda olan deli doktoru randevusuna nihayet dün sabah gittim. Sıra bana gelmeden önce diğer rahatsızları izlemekten bıkıp hastaneden çıkıp bi tostçuya gittim. Ben tostu yerken sıra bana gelmiş ve ben olmayınca sırayı başkasına vermişler. Keşke sırayı kaçırmakla yetinseydim, ne yazıkki yediğim tostta avuç içime sığacak kadar olmasına rağmen 10 lira ödedim. Hayır yemeden önce sormak aklımda olsaydı dönüp koklamazdım bile. Ama siparişi verip tostu aldıktan sonra parasını sorunca göt oldum. Lan ben o 10 lirayla 2 gün 2 gece aksırınca, tıksırıncaya kadar yemek yiyorum. Helal etmiyorum lan paramı zalımlar.

    Sonra tostu yedim tıpış tıpış hastaneye döndümki, böyle önlüklü gençten bi adamla, yaşını başını almış bi adam "Hayat Erkeği burdamı" diye bağrışıp duruyorlar. "Benim" deyip onlara doğru gittim ve beni bi kapıya götürdüler. İçeri girmeden önce üstümde bi ağırlık, bi ne olcak hali vardıki sanki içeri girince bana işkence yapılacakmış hissine kapıldım. Ama benimle içeri giren beyaz önlüklü adamın peşinden girdiğim oda da eski sıkıntımdan eser kalmadı. Çünkü bunun yerine "burda neden 2 kişi daha var?" sorusu kafama takıldı ve bende durup, masanın öteki ucundaki top sakallı, burnunun üstünde 2-3 tane irili ufalı sivilce bulunan, yüzü uzun, saçları seyrek evden az önce apar topar çıkmış havasında olan kahverengi ceketli biraz olgunca adama baktım.

    Bu bakışmalar devam ederken bende jeton düştü ve nihayet anladım. Meğer beni çağıran çocuk öğrenciymiş, köşede oturan diğer genç kız da öğrenciymiş ve masanın diğer ucundaki kişi ise asıl adammış. Doktoru kafamda belirleyince öyle durup bana yer göstermesini bekledim, göz ucuyla "buyrun" eder gibi bir ifade takınınca solumdaki sandalyeye oturdum. Ben oturunca beni getiren beyaz önlüklü öğrenci de gidip, onun gibi beyaz önlük giyinmiş olan kızcağızın yanına oturdu. Ben onlara baktım, onlar bana baktı, doktor bana baktı, öğrenciler uslu uslu durup ellerindeki kalemlerle oynadılar doktor "evet seni dinliyorum" dedi, bende "yalnız konuşabilirmiyiz?" dedim ve doktor "ama onlarında kalması uygundur, çünkü onlar öğrenci ve ayda bir defa geliyorlar bla bla bla" falan dedi, bende "sadece 5 dakikalığına izin versinler bize, sonrasında tekrar içeri gelsinler" diye tatlı tatlı ısrar ettim ve doktor "hımfsss hımfss" falan yapıp öğrencilere "siz dışarda bekleyin ben sizi çağırım" dedi. Onlar ayağa kalkıp giderken bende onlara dönüp "çok teşekkürler" dedim ve onlar çıktığında doktora "umarım yaptığım şey kabalık değildi" dedim o da "yok yok normaldi" dedi.

    Öğrenciler çıkar çıkmaz bizde konumuza döndük ve ben işi uzatmadan, hemen ilk önce bisexüel olduğumu söyledim ve sex bağımlısı olduğumu düşündüğümü ekledim. Sonra olaylar gelişmeye başladı. Bi yarım saatlik konuşmadan sonra da pazartesi bir grubun karşısına çıkacağımı, hocalar falan olacağını söyledi ve "gelir misin" dedi. Bende "tamam" dedim ve sonra elimi uzatıp tokalaştım ve çıktım.

    Aslında doktorla konuşurken aklımda beni içeri getiren tatlı çocuğun suratı vardı. Bi yandan sorulara cevap verirken, bi yandan da acaba sadece kızı dışarı çıkartsaydım daha mı iyi ederdim diye düşünmeden edemedim. Çıkarkende koridorda gözlerim çocuğu aramadı değil. Hatta bi iki defa yolumu şaşırmış gibi yapıp yanlışlıkla girip çıktığım yerlerde de çocuğa bakındım ama ııh çocuğu göremedim. Hayır hani görsem de yapacak bir şeyim yok ama işte göt bu, can çekiyor. Ordan çıkıp işe gittim.

    Akşam kır saçlıyı aradım, amacım bu akşam dışarı çıkalım falan demekti ama o "ne zaman müsait olursun?" deyince kendime geldim ve "senin için ne zaman müsaitse o zaman buluşalım" dedim. O da "tamam yarın akşam buluşalım" dedi, bende biraz boynu bükük bi halde "aa evet çok güzel, tamam, yarın buluşalım" yalakalığına girdim. Ama yani adam evli zaten, karısının koynundan çıkarıp eğlenecek değilim ya. Ayarlamaları o yapsın biz öyle buluşalım. Bide aslında karısını çok merak ediyorum. Acaba nasıl biri falan diye. Hayır hayır rakibem olarak görmüyorum, sadece merak ediyorum o kadar. Bide sanki ona biraz biraz ısınmaya başladım. Çünkü onunla tanıştığımdan bu yana kimseye dönüp 2inci defa bakmıyorum ve bakmaya yeltendiğim anda aklıma o geliveriyor.

   Bu arada şu benim askerdeki piç vardıya hah işte o geçen ay evlendi. Hemde türk ama yurtdışında yaşayan evlenip boşanmış, 2 çocuklu bi kadınla. Hayır neye bozuldum biliyor musunuz; ben, onun gelip hayatımı alt üst etmesini beklerken, onun bi telefon konuşmamızda her zamanki sıradan mutlu haberlerden birini veriyormuş gibi böyle aniden evlendim demesi, kadının çocuklarının daha ilk buluşmalarında onun boynuna baba baba babacım diyerek sarılmalarına kadar olan detayları anlatması resmen sikti attı beni. Konuşma esnasında "aa negzel" falan diye yalan söyleyip durdum ama ne bileyim tuhaf oldum. Bunun nedeni aslında benim kendimi onun orospusu olmaya hazır etmiş olmamda olabilir. Ya da başka bir şey. Ama şimdi orospusu bile olamıycam, çünkü yurtdışına gidiyor. Geçen hafta konuştuğumuzda "bi kaç güne kadar hızlandırılmış dil kursları için istanbul'a gelebilirim" deyip duruyordu. Hatta ben onun için gidip dil kurslarına bakacaktım. Ama içimden mi gelmedi, nedir gidip bakmadım. Sikmişim onun öğreneceği dili bilenlerin hepsini. Orospuçocuğu. Onun söylediği tarihe göre, güya dün gelecekti ama gelmedi.

     Üff bu adamı tamamen hayatımdan silmeliyim, ama nasıl sileceğimi bilmiyorum. Çünkü sürekli kafamın içinde bi yerlerde en önemli anlarda kolum kadar büyük yarrağıyla karşıma çıkıp duruyor. Hayır "sadece sikinin büyüklüğünden dolayı mı onu takıntı haline getirdim, yoksa başka bir şey mi var" diye sık sık düşünmüyor değilim. Ama yok, bir şey bulamıyorum.

    Gerçi sadece sik büyüklüğü olsa, siki onunkinden daha büyük olanlarla da bi şeyler yaşamama rağmen hiç biri aklımda bu kadar yer etmedi. Bu adamda başka bir şey var. Belki de eskerde onca boku beraber yediğimiz içindir. Belki de sadece birbirimizden başka güvenecek, arkadaşlık yapacak kimsemiz kalmadığı için aklımdan çıkartamıyorumdur. Bilmiyorum. Çünkü aramızda o kadar çok "belki"ler varki, hangisi olduğuna karar veremiyorum.

6.10.2011

Emin değilim ama; sanırım ayaklarımı yerden kesecek birini değil, ayaklarımı yere sabitleyecek birini buldum

Dün kır saçlı'yla gün içinde telefonda bir iki defa görüşünce, en son dayanamadım ve "yaa ben telefon muhabbetlerine alışkın değilim, telefonla sürekli konuşacağımıza buluşalım. Valla açıkçası bi iki gün daha buluşmazsak da yüzünü unutucam" dedim. O da gülüp "tamam akşam iş çıkışı buluşalım" dedi ve akşama buluşmak için anlaşıp telefonları kapadık. Hani telefonda konuşurken o anda aklıma geldi diye öyle şıppadanak söylemiştim ama harbiden de adamın yüzünü unutmuş gibiydim. Çünkü adamın yüzünü hatırlamaya çalıştıkça bi türlü aklıma gelmiyordu.

Sanırım bunun nedeni ilk tanıştığımız gece, o bana her "canım, hayatım" gibi bana göre fazlasıyla basit sözler söyleyişinde bile, benim onun gözlerine bakmak yerine, sik kadar şirin çocuklar gibi utanıp, başka yönlere bakmam olabilir. Zaten şu iltifat edilirkenki anlara bi alışamadım gitti. Gerçi alışamamamın nedeni büyürken kötü sözler duymaya alışkın biri olduğumdan olabilir. Yoksa neden güzel sözleri yapay bulup kusacakmış gibi midem bulansın ve ben başka yöne dönüp bakayımki?

Bak şimdi böyle dedimya, geçen hafta duşta osbir çekerken daha fazla tahrik olup zevk alma işini 2 katına çıkarmak için sol omzumu dişlerken aklıma geldi de "ulan neden ailem beni hiç sevmedi lan?" dedim kendi kendime.
O duştan beri neden beni sevmediklerini düşünüyorum. Hayır işin daha kötü tarafı ne biliyo musun. Beni sevip sevmediklerini değil, aslında benim "onlar tarafından sevilmeme" konusunu neden hiç sorun etmeyişim takıldı kafama. Yoksa ekmek kur'an çarpsın sevilmemem sorun değil. Çünkü beni sevmediklerinin hep farkında olsamda, benim bunu sanki normal, çok sıradan bir şeymiş gibi kabullendiğimi hiç farketmemiştim. Yani burda her ne kadar evet sevmiyorladı desemde, demek istediğim şey; bunu kendi penceremden, kendi açımdan değil de, onların penceresinden bakıp kabullenişimmiş. Ve bunu farkedince, kendime bozuldum.

Ama işte osbir çekerkenki boşalma anında, beynimde çakan şimşek sonrası her tarafın aydınlanmasıyla beraber "benim neden sevilmemeyi kabullendiğim" soruları oluşuverdi küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk beynimde. Hayır sevilmediğimi anlıyordum tamamda, sevilmemeyi neden kabullenmiştim, nasıl kabullenmiştim bu kafama takıldı. Tabii kafama takılınca osbirin bile tadı kalmadı, kendime bir iki saniyeliğine acıyınca, sikim elimde pörsümüştü bile. Sonra askerdeki piçin kolum kadar büyük sikini ağzıma aldığımı düşünerek yarrağımı şaha kaldırdım, osbir çekip duştan çıktım. Sonrasını hatırlamıyorum ve zaten ondan sonrası da çok da önemli değil.

Ama şimdi düşünüyorumda; ulan bi çocuktum, en azından çocuklara has o yaramazlıklara başvurup, şımarıklıklar yaparak gidip başımı falan okşatabilirdim. Ama yok hiç böyle şeyler yapmıyordum. Sevgisizliği öyle bir kabullenmişimki sanki aslında yapmam gereken doğru şey buymuş gibi sorun etmeden 27 sene yaşamışım. Gerçi bak şimdi böyle diyince (şu postta yazdığım gibi) şımarmayı bile bilmediğimi başka bi piçin sayesinde öğrendiğim aklıma geldi. Düşünsene neden sevilmediğim düşünceleri de zaten osbir çekerken aklıma geliyor. Hayır işte insanın canını yakan şey bu oluyor. Neden ailem tarafından sevilme ihtiyacı duymadımki ve bunu normal karşılayıp öyle bir beklenti içine girmedimki? Kim bilir, belkide sorun kimse de değildir, sorun sadece bendedir ve ben siktiri boktan nedenler yüzünden düşüncelere dalıp hayatı kendime zehir ediyordumdur.

Neyse konumuza dönecek olursak; aslında sorun iltifatlara alışmamak değil, sorun hani bende özgüven eksikliği varya, işte o yüzden biri iltifat ettiğinde benimle dalga geçiliyomuş hissine kapılıyorum. Böyle bi hisse kapılınca da söylenen güzel sözlerin hiç birini ciddiye almıyorum ve bu yüzden kır saçlı da o gece bana iltifat ederken; ya başka yönlere dönüp; yarı kırıtarak, yarı sırıtarak "ihihihi" diye kendi kendime havalara giriyordum, ya da "sağol" deyip iyice yamacına yamacına yapışıp yüzüne bakmamaya çalışıyordum.

Ee tabii yüzüne bakmaya, bakmaya da yüzü aklımda kalır mı? Peehh aradan 2 gün geçince adamın yüzünü unuttum ve "acaba neye benziyordu?" diye düşünmeye başladım. Hani aklımda bi tek kır saçları ve pinokyodan biraz kısa burnuyla kalmış olsada, parça pinçik de göbeğini de anımsayabiliyordum. Hatta boy farkımız da fazla yoktu yani. Ama bunlar hep parça parça şeklindeydi. Yani adamı bir bütün olarak bi türlü aklıma getiremiyordum. Tam "ulan acaba burnu çok mu uzundu?" deyip burnuna göre yüzünü aklıma getirmeye çalışıyordumki bi bakıyordum, zihnimde burnundan arta kalan her yer karanlık olarak beliriyordu. Tam "ulan bakışları çok mu derindi?" derken bi bakıyordum, zihnimde; karanlıkta kedi gözü gibi sadece gözleri beliriyordu ve başka hiç bir şeyi anımsayamıyordum. Durum böyle olunca acil buluşma ayarlanmalı ve tekrardan yüzyüze tanışılmalıydı.

Akşam onun iş çıkışı 22:00'yi. Böyle olunca "bende ofisten geç çıkayım" dedim ve oyalana oyalana saati 21:00 ettikten sonra onun yönlendirmesiyle çıktım gittim iş yerine. Ben gittiğimde o da zaten çıkıyordu ve biz beraber cadde boyunca yürüyüp bir çay bahçesine gittik. O arada ona şöyle dönüp baktım da, abi adamda güzellik namına hiç bi şey yok, yakışıklılık namına bi şey yok, aradığım her şey adamda olmasına rağmen yine de tipim olabilecek biri değil. İçimden "o gece ona kahve içelim teklifi gönderirken sarhoş muydum?" diye kendi kendime sorup durdum ama alkol alan biri değilim ki sarhoş olayım. Sonra çaktırmadan çaktırmadan bi kaç defa daha iyice süzdüm ama ııh, yok abi adam hayatta ölüp bayıldığım tiplerin tırnağı kadar bile değil. Hatta hani erkekte karizma olur derler ya, bunda o bile yok. Adam çirkin değil, güzel değil. Ne olduğunu anlamadım. Sıradan vasat bi tip. Ama böyle bi dönüp alıcı gözle değilde, kalıcı gözle baktığımda ulan ben bunu kaçırmıyım demiyor değilim. Çünkü adamda bi mütevazi hava var, bi kendinden emin, ama hiç bir şekilde kasılmayan rahat bi hava var. Hatta o ilk gece ayrılırken, durakta onlarca kişinin içinde yanaktan öpüyorum numarasıyla dudağımdan 2 kere öpmüştü beni. Hani şimdiye kadar tanıştığım ipnelerden hiç biri bana bu kadar yakın davranmamıştı. Hele durakta onca kişinin içinde böyle sıcak sıcak yanaşıp dudağımdan öpmek ıııh, hiç olmamıştı.

Böyle bunları falan düşündükçe "acaba doğru kişiyle tanıştımda, görmemezlikten gelmek için bahane mi arıyorum" diye düşünmüyor değilim. Ama bilmiyorumki işte. Bide konuşmalarımızda, adamın aradığı tek şey de "hayatımda biri olsun,benim olsun" felsefesi olduğunu anladım. Başka bir şey de istemiyor. Ama tipsizliği aklıma geldikçe içimden "yok laaan, ben buna mı kaldım" diyorum. Hani çirkin olsa "tamam çirkin biri yaww" diycem ama çirkin de değilki, kendimi "adam yakışıklı çirkinlerden" deyip çirkin yönüne vurulayım. Böyle garip, çok fazla sıradan bi havası var.

Neyse işte biz çay bahçesinde oturup bol şekerli kahveleri yudumlarken ben herkese yaptığım "kahvem senin kadar tatlıymış" esprisini yaptım. O da güldü. Kahveleri içerken karısından falan bahsetti, biraz rahatsızlık duydum. Çünkü her ne kadar adamın bi karısı olduğunun farkında olsamda, yine de bu konuyu konuşmak biraz tuhaf bi durum. Hem düşünsene biz orda kakara kikiri yaparken allah bilir karısı onu bekliyordu. Sonra ona söyledim bu düşüncemi ve o da "yok yok beklemiyor. ona geç geleceğimi söyledim" dedi de rahatladım. Hani aslında bilmiyorum işte karısını takmamaya, kendimi 2inci sınıf insan muamelesi görmeye daha şimdiden alıştırmış olsamda, bi türlü rahat edemiyorum.

Bi ara "keşke karım ablasına gitseydi de, senlen eve kapansaydık" dedi. Doğrusu bu düşüncesi hoşuma gitmedi değil, ama sonra onu ve kendimi kadının yatağında düşününce biraz tuhaf oldum. Bu şekilde mutlu olmak ayıp geldi bana. Sevincim düşüncem sayesinde kursağımda kaldı. Sustum. O da sustu, sonra suskunluğu sevmeyen diğer yanım, yırtık dondan fırlayan yarrak gibi bi anda "eee anlat hele" deyiverdi. Ben kendime şaşırdım, o da bana şaşırdı. Sonra sağdan soldan falan konuş konuş konuş, saatler geçti ve "artık kalkalım sende çok geç kalma" dedim ve kalktık.

Ona kalsa gece yarılarına kadar sokaklarda sürtelim havalarında dolanıyor. Karısını boş vermiş gibi ama boş vermiyor. Sanırım sadece benden çok hoşlandı ve ayrılmak istemiyor. Sonra karısı ve onun bu hali hakkında biraz konuştuk. "Karım bana 'odunun tekisin' diyor" dedi, bende gülüp "cidden biraz öyle görünüyorsun" dedim ve cümlem biterken ne dediğimi henüz anlamış olarak içimden "allah belamı versin" diye geçiriverdim. Bu arada ben onun ufak bi taşlama sözüyle dahi olsa kızmasını beklerken o hiç takılmadı bu sözlerime. O takılmayınca daha bi hoşuma gitti. Durdum gözlerine baktım. Tebessüm ediyordu.

Sonra cadde boyunca yürüdük falan. Eve attığı eski sevgililerinden bahsetti, çok sevdiği ve uğruna hayatını bile kökten değiştirmeye niyetlendiği sevgililerini. Bende kursağımda kalan sevilme heveslerimden bahsetmek istedim ama sustum ve sadece gecelik ilişkiler yaşıyorum demekle yetindim. "Neden gecelik" dedi "bilmem" dedim. "Aslında uzun süreli olsun istiyorum, ama yattıktan sonra aptal olduğumu farkedip beni terkediyorlar" diye cevap verdim. "Zaten aptal değilsem ne diye terketsinlerki" diye de ekleyince, aklıma diğer ihtimal geldi ve "ya aptal olduğum içinde değil. belki de götümü siktirmediğim için beni terkediyorlar" deyiverdim. Yolun ortasında durup benim bu kendi kendime konuşma halime bakıp güldü. O gülünce yine çok konuştuğumu anladım ve alttan alıyım derken "bari sıçtım bide sıvıyım" babında "gülünecek bir şey yok, doğruya doğru" dedim. O da bunun üzerine "peki neden götünü siktirmiyosun?" diye sordu, bende "çünkü beni sevdiğine inandığım hiç kimse karşıma çıkmadı, o yüzden bende her karşıma çıkanla yatağa girip götümü elletsemde, siktirmiyorum" dedim ve kocaman bi sessizlik oluştu.

Abii öyle yani. Götümü her önüme çıkana elletsemde, her önüme çıkana siktirme düşüncesine sıcak bakamıyorum. Hani siktireceksem de; beni her halimle seven biri siksin, bedenimi yalnız seven biri değil. Bana her halimle tahammül eden, bana her zaman katlanacak ve yanımda olacak biri siksin bari. Zaten kaşı gözü güzel diye peşinden koştuğum her adamın sikinin üstüne oturacaksam, sexin kutsallığı nerde kalıyorki? Zaten her boku yanlışlıkla yiyip, şimdi ara sıra dönüp geçmişe bakınca pişmanlık duyuyorum, bari postu deldirme konusunda biraz seçici olayımda ilerde geriye dönüp baktığımda pişmanlık duymayayım. Hatta pişmanlık duymak yerine "ohh çatır çatır siktirmiştim" diyebileyim.

Neyse işte, dediğim gibi herkesin hayata bakışı farklı, benimkide işte böyle. Hani uğruna dağları delmeyi göze aldığım piçlerle tanışsamda, uğruma dönüp dağa bakmayı bile göze alan kimseyle tanışmıyorumki yatağa girdiğimizde postu deldireyim. Durum böyle olunca da saxodan ileri gidemiyorum. Gerçi saxo deyip basitmiş gibi söylüyorum ama yani adam ağzımı yüzümü sikiyor, bu da basit bir iş değil tabi. Neyse dur fazla kırmızı noktalı konulara girmeden konuyu toparlayıp noktalıyım. Zaten çok uzadı ve bende bu posttan sıkıldım.

Sonra işte ben "geç kalmayalım" deyince o beni durağa bıraktı, gelen arabaya binip eve geldim. O da, ben eve gelinceye kadar 3 defa falan arayıp durdu. Bi ara "öffff sıktın ammma haa" diyecektimki durdum ve "tamam eve gelince ben seni ararım" dedim. Sonra eve gelince onu arayıp eve geldiğimi söyledim. O da "keşke bi evimiz olsaydı" dedi. Sustum. O da sustu. Yani böyle şeyler duymak güzel de, "abi daha birbirimizi tanımıyoruz evi nerenden çıkarıyorsun" demek istiyorum ama diyemiyorum. Bide sanırım ben böyle şeyler duyunca biraz korkuyorum. Sebepsiz bir korku, nedensiz bir korku.

Bilmiyorum işte kafam karmakarışık. Daha kafamda onu tam bi yere oturtmadığımdan mıdır nedir, anlamadım ama işte böyle kafam karışık. Bide bana sürekli ben seversem sonuna kadar giderim diyor. Neyin sonuna kadar gidersin demeye korkuyorum. Ya bide hiç bu kadar önemsenildiğimi hissetmediğimden midir nedir işte, belkide sırf bu yüzden ne yapcağımı bilemez haldeyim. Yani adam "sana güvenirsem asla seni bırakmam" diyor, bende" ne bileyim güveneceksen güvenirsin, ben sana kendimi güvendirtememki" falan diyorum. Böyle nihat doğan felsefesi yapar gibi sohbet edip duruyoruz. Neyse işte böyle şeyler falan yani.